(GÜLCE-Bahçe) (Gül Tufanı) -Lut Peygamber

Ali Gözütok
153

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

(GÜLCE-Bahçe) (Gül Tufanı) -Lut Peygamber

Be(L) a feyzine eren, Rab katında sevilir,
Kul(U) nun mutluluğu, onu da sevindirir,
Ahire(T) yurdunda lutuf,
Biliniz ki, Allah ehli içindir.

Peygamberler zincirinde,
Nurdan bir halka,
İbrahim peygamberin,
Yeğeni,
Kardeş kuzusu,
Haran’ın oğlu,
Lut aleyhisselamdı.

Uzuna çalar, orta boylu,
Beyaz tenli güzel yüzlü,
……İnce burunlu,
………Küçük kulaklı,
………….İnce parmaklı,
……………Güzel gülüşlü,
……………..İnci dişli,
…………………Bir peygamber.

Hazreti İbrahim’e ilk
İman eden,(Akebut 26)

Onunla hicret eden,
Onun yolundan giden,

İbadet ehli, cömert mi cömert,
Sabırlı, ehl-i takva,
Konuk sever, mert mi mert.

………..Çiftçilikle uğraşan,
……………Ekin ekip biçen,
……………….Elinin emeğiyle geçinen,
…………………..Muhterem bir zat…
……………………..Lut Aleyhisselam.
Peygamber zincirinde,
Doğdu hidayet güneşi,
Nebi babası oldu
İbrahim’in kardeşi.

Geçtiği yol, kanlı yaştan, kırmızı gül bahçesi,
İçtiği gam, yoksun olmuş yoldaştan, boyun bükük,
Kılavuzu göz yaşları, göç davulu ah sesi!
Gözün rengi kanlı gülden, gönlü mahzun kör kütük.
Gecelerde çöker oldu, omuzlara büyük yük,
Perişandı geçen günü, uykusuz her gecesi,
Loş akşamlar, sardı azap, bilmem daha nicesi,
Ecel şalı olmuş gece, püskülleri dökülük,
Dipsiz kuyu bir işkence, karanlık her gecesi.

İbrahim,
Muhacirlerle
Harrandan göçüp gitti,
Doğruca Ürdün’e,oradan
Mısır’a,sonra da Şam’a gittiler.
Filistin’le Kudüs arasında bulunan,
Şam çölünde Seb’ diye anılan yere varıp çöktüler.

…………….Seb’e halkı sapıtmış,
…………………..Ahlaksızlıklar
…………………………O hale gelmişti ki,
……………………………….Anlatılması,
…………Mümkün değil dil lie….

Diz boyunu aşmıştı.
………………Uygunsuz tutum
………………..Arş-ı ala’yı sarmıştı.
……………………Bu yüzden göçüp gelen
………………..Oradan ayrılıp,
……………..Rem’le Kudüs arası,
………Katt denilen yere varıp,
Mekan tutup yerleşmiş.

Arttı zulmün ey felek,
Haddi aştın insaf et.
Yücelttiğin nebiye,
Kolaylığı ihsan et.

Ah, ne yazık ki yaktı, kavmi ateş-i veda,
Yüz kızartan hatıra, oldu geriye kalan.
Helak etti halkını, edep dışı tüm sefa,
Kapkara bir lekedir, şimdiki hatırlanan.

Deyip yolumuza devam ediyoruz! ...
…….Rabbül alemin,
…………Kısa zamanda,
…………….İbrahim’e bolluk,
……………….Bol rızık ve servet,
………………………..İhsan etti.

Lut peygamber’in de orada,
Malı mülkü çoğaldı,
O da zengin oldu.

O zaman İbrahim,
Ona dedi ki;

“ Ey
Benim
Yeğenim,
Kardeşimin,
Oğlu sevgili Lut….
Yüce Allah bizim de,
Malımızı mülkümüzü,
Hayvanlarımızı çoğalttı,
Sen aramızdan ayrıl git artık.
Sedum ve Amure’ye yerleş dedi…

Lut
Gidip
Oraya
Yerleşerek,
Yurt yuva kurdu.
Amcasına yakın
İdi buralar.

İpek gömlekten bile, incinen nazik beden,
Zalime savaş açıp, nasıl orda kan döksün! ..
Amcasının sözüyle, ordan ayrılıp giden,
Savaş meydanlarında, nasıl demir zırh çeksin!

Gün oldu harman oldu,
Buğdayla ambar doldu,
Oradan geçen kral
Gelip onları buldu.

Zulmün girdabına düştü,
Kral ile çarpıştı,
Malı mülkü alındı,
Kral’a esir düştü.

…….Haberdar olan amca,
………..Tam üç yüz on sekiz kişi ile,
……………..Lut’un imdadına koştu!
………………….Kral ile savaştı.
…………………….Kurtardı malı mülkü,
………………....Kurtardı hem de Lut’u.
…………….Çoğunu öldürdü,
………....Kaçanları kovaladı,
……..Ta Dımışk’a kadar.
…Onları takip etti.

Peygamberlik bağının, o ay yüzlü gülünü,
Koruyarak kolladı, ölümün bulutları,
Vuslat ateşi yaktı, o yaralı gönlünü,
Yüzünün ışığında, parladı umutları.
Ol nebi ki,
Peygamberler çerağı,
Himmet tepesinin güneşi,
Hakikat erbabının gümüşü,

…….Haya evinin nuru,
…………..Cebrail kanadıyla korunan,
…………………..İsmet evinin duvarı.

…..Lut kavmi,
………Çok mu çok ahlaksız bir halktı.
………….Şehir dışında,
……………Bağ ve bostanları vardı.
………………Yağmursuzluktan sık sık,
……………………….Kuraklığa uğrardı.

İşte böyle bir zamanda,
Birbirlerine şöyle diyorlardı! ..

Geçimliğimizi sağlayıp, yiyip içtiğimiz,
Meyve bahçelerimizi, dışardan gelen,
Yolculardan çok iyi koruyalım.
Hiç birisini sokmayalım,
Sokmayalım buraya,
Kim geçmek için,
Zorlarsa,
Onları
Soyalım.
Her kim olursa,
Kadın erkek demeden,
Irzına geçelim onların!
Bunu adet edindiğimiz zaman,
Buraya gelemezler bir daha dediler,
Dediklerini de yaptılar.

Lut
Kavmi,
Öyle bir,
Öylesine
Bir millet ti ki,
Hayasız edepsiz,
Hayvanlar gibi, hatta
Onlardan bile ileri…
Yoldan geçenlerin ırzına
Namusuna geçip, hem de üste,
Ücretini isteyecek kadar ahlaksızlardı! ...

Peygamberimiz,
Muhammet Mustafa,
Lut kavminin bu ahlaksızlığını,
Bu iğrenç işlerini işleyenleri,
Şöyle lanet etmiştir:

“Lut kavminin amelini,
İşleyen kimseye,
Allah, lanet etsin.”
Bu suçu işleyen kimse lanetlenmiştir.”

Lut kavminin erkekleri kadınlara da,
Arkalarından,yaklaşır olmuşlar.
Evliliği bırakmış,
Lut’u dışlamış,
Ahlaksız
Bir millet! ...
Olmuş…….

İşte Lut peygamber,
Böyle ahlaksız,
Ahlaksızlıkları,
Nesilden nesile,
Kıyamete dek,
Lanetlenecek olan;
Sedum ile,
Diğer dört şehir halkına,
Peygamber gönderildi. (Saffat 133)

Kendisine yüksek meziyetler verilmiş,
Bir peygamber idi.”(Embiya 74)

Bu kavimleri yirmi dokuz yıl,
Durmadan uyardı.
Vazgeçmezlerse,
Kendilerini büyük bir felaketin,
Beklediğini söyledi durdu.

Ne günlerdi o günler, saldırırken mihnetler,
Zevk-i sefa sundukça, yenisini tetikler,
Halini bildirmeye, padişah’ı var iken,
Sapıtmak için her an, iblis onları bekler.

Kur’anı kerim Lut kavminden,
Şöyle bahseder:

“Şüphesiz ki, ben size,
Gönderilmiş emin bir
Peygamberim.
Artık Allah’tan korkunuz,
Bana itaat ediniz!
Ben buna karşılık,
Sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükafatım,
Alemlerin Rabbinden,
Başkasına ait değildir.

Siz, Rabbinizin,
Sizin için yarattığı zevcelerinizi
Bırakıp ta, insanların içinden,
Erkeklere mi gidiyorsunuz? ! ..
Hayır! Siz helalden harama,
Tecavüz eden bir milletsiniz! (Şuara 162)

Onlar:
“Ey Lut,
Sen bu davadan vaz geçmezsen,
And olsun ki,
Mutlaka memleketimizden,
Seni sürüp çıkaracağız.”(Şuara 163-167)

Lut:
“Gözünüz göre göre,
Hala o kötülüğü yapacak mısınız?
Siz, beyinsizlikte,
Devam ede gelen,
Bir kavimsiniz! (Neml 54-55)

Buna karşılık;
Kavmi birbirlerine,
Şöyle uyarmaya çalışıyordu:

“Ey kavim,
Uyanın!
Lut hanedanını,
Memleketinizden sürüp çıkarınız!
Çünkü onlar, temizliğe zorlayan,
İnsanlardır.”(Neml 56)

Bu ne vahşet, bu nasıl ahlâksızca bir iştir!
Zevk-i sefa içinde, erkek erkeğe ediştir,
Peygamberi dışlayıp, cehenneme gidiştir.
Kimse etmez kul’un kul’a ettiğin…

“Eğer doğru söyleyenlerden isen,
Allah’ın azabını getir,
Getirebilir isen,”
Diyerek meydan
Okudular! ...
Bunun üzerine,
Lut aleyhisselam:
“Ya Rab,
O fesatçılar güruhuna karşı,
Bana yardım et, (Ankebut 30)
Diye dua eyledi.

Yüce Allah,
Lut aleyhisselamın,
Düasını kabul etti.
Resulüne yardım,
Sedum halkını helâk etmeyi,
İrade buyurdu.

İkbalin kem yüzüne, kara perde indirdi,
Şerrin sefa evini, yıkıp viran eyledi.
Gören göze mil çekip, ışığını dindirdi,
Gam üstüne gam verip, derde giryân eyledi.
Kararttı göklerini, dide nihan eyledi.
Aydınlık gündüzleri, kara güne döndürdü,
Taş yağmuruna tutup, hem huruşan eyledi.
İnanan kullarına, melekleri gönderip,
Düşmanları perişan,gönülleri şan eyledi.

O zaman, Cebrail ile,
Mikail ve İsrafil aleyhisselamı,
Genç ve güzel delikanlı kılığında,
İbrahim peygambere gönderdi.

Onlar İbrahim’e hem,
İshak adında bir oğul,
Müjdesi,
Hem de, Lut kavminin helak haberini,
Vereceklerdi….

Melek olduklarını
Nereden bilsin,
Misafirperver olan,
Resul İbrahim.
Kızarmış bir buzağı,
Kebabı ikram
Etti, o üç delikanlıya.
Ama delikanlılar,
Ellerini bile uzatmadılar.

Bir korku sardı,
O anda İbrahim’e,
Endişelendi,
Onların gelişinden.
Melekler farkındaydı,
Korkma bizden dediler.

“Biz Lut kavminin helakı için,
Bir de sana bir oğlan,
Müjdesi için gönderildik.(Hud 69-70)

Çünkü o belde ahalisi,
Hem zalim,
Hem ahlaksız oldular.(Ankebut 31)

İbrahim telâşa düştü,
Bu nasıl bir işti! ?
Lut ile birlikte,
Bu kavim içinde,
İnanmışlar da vardı.
Onlar da mı helâk olacak?
Diye merakla sordu.

Melekler hayır dediler.
Onların içinde on kişi bile,
İman etmişse eğer,
Helâk edilmezler,
Diye rahatlattılar
İbrahim Peygamberi…

Şükür şerefe erdim, saadetli yüzünden,
Kaybolmadı varlığı, ayağının tozundan,
Gördüm gül yanağında, nur yağdıran gözünden,
Göndermiş bana Rabb’im, melekler âleminden.

Ayrılırken melekler,
İbrahim’in yanından,
Yüce Rabbim onlara,
Şu sözleri duyurdu,

“Eğer Lut,
kavmi için,
Üç kere şahadette bulunursa,
Kavmini helak edin! ”buyurdu.

…………..Elçi melekler,
………………Lut’un beldesine,
………………….Gündüz vakti vardılar.
……………………Sedum ırmağına vardıkları zaman,
………………………Lut’un kızını,
…………………….….Su doldurur buldular.
…………….Ey genç kız,
…………………Konuk olacak yer var mı?
……………………..Diye ondan sordular…
………………….Genç kız;
………………Elbet var amma,
…………..Ben dönene kadar,
…………Oraya girmeyin ha….
………..Diye uyardı.
…….Sonra koşup
Babasına yalvardı.

……Babacığım,
……….Şehrin kapısında,
................Üç yiğit,
……………Görmek için seni,
………………..Bekliyorlar orada,
…………………Haydi koş onlara,
Haydi git…

…….Şimdiye kadar,
……….Böyle yiğit görmedim.
…………..Yüzleri nur,
……………….Gözleri ışıl ışıl,
…………Sakın kavmin onlara,
……….Sarkıntılık yapmasın.
…..Onlara bir zarar vermelerinden,
Korkuyorum dedi.

Çünkü kavmi Lut’a;
…………..Hanene hiçbir yabancıyı,
……..Almayacaksın,
…..Gelen erkekleri biz,
.Konuklayacağız demişlerdi…

Lut aleyhisselam;
……………………..Kimsenin haberi olmadan,
…………………Onları da içeri almadan,
……………….Sordu?
…………..Siz bu karye halkının,
……….Neler yaptığını duydunuz mu?
..Biliyor musunuz? Dedi.

Melekler;
………“Ne imiş onların işi,
………….Ne yapıyor muş onlar?
…………………Diye sordular..

Lut aleyhisselam;
…………İnsanlar içinde,
……………….Onlardan daha kötüsü,
……………………..Yer yüzünde olar gibisi,
……………………………..Yoktur asla! ..
Ben buna şahadet ederim dedi.
……………………..Bu sözünü hem de,
………………Üç kez tekrarladı.
…………Onları da aldı içeri..

Lut’un işrete düşkün,
Bir karısı vardı.
Koştu o an kavmine,
Onlardan haber saldı.

Koşun koşun,
Lut eve üç delikanlı aldı.
Güzel mi güzel,
Eşi enderi yok,
Ben böylesini ne gördüm,
Ne de duydum.
…………Kendilerinden öyle bir,
………………Koku yayılıyor ki,
…………………..Koklamaya doyamadım.
……………………….Şehir halkı sevine sevine,
…….. Lut’un evine gelip.(Hicr 67)
…..Dört taraftan kuşattılar! ......

……..Lut korkusundan,
…………Gelenleri uyarıyor,
……………..Hatta aman diliyordu….
…………………..Sakın içeri girmeyin,
………………………Diye and veriyordu,
…….Yalvarıyordu! ...

……………………..Sedumlular,
………………...Onu dinlemiyor,
………………Eve girmek için direniyor,
…………..Kapısını zorluyor,
…….Göz dağı veriyordu.

Lut ise;
………….Ey kavmim,
……………..Bunlar benim konuğum,
………………….Beni mahçup etmeyin,
…………………………Allah’tan korkun,
……………………………..Beni üzmeyin,
……………………….İşte kızlarım,
….…..Alın onları onlarla evlenin!
…………Onlar daha temizdir, dedikçe…
……………….Biz sana demedik mi?
…Bize, bizim halimize,
………Bizim işimize karışma!
………….Bizim niyetimizi biliyorsun,
………………..Senin kızlarınla işimiz olmaz! ...
……………………………..Diye tehdit ediyordu…

Lut,
Çaresizlik içinde,
Ya üstenizden gelmeye,
Ya da sarp bir kaleye sığınmaya
bir gücüm olaydı.! ..(Hud 79-80)

Yaptıklarınızdan dolayı,
Sizi ayıplıyor,
Sizden nefret ediyorum! Dedi.

Ey Rabbim;
“……..Sana sığınıyor,
…………..Senden yardım diliyorum.
…………………Sen güçlüsün,
………………………Sen hakimsin,
Bunu ben biliyorum.”

Merhaba ey ihtişam, erbabının kıblesi,
Gönderildim bu kavme, hakka davet etmeye.
Saygı duyanlar şahı, benim kavmin elçisi,
Geldi bana melekler, gerek yok gizlemeye.

Melekler;
Lut’un sıkıntıda olduğunu görünce,
Biz Rabbinin elçileriyiz.
Onlar sana kat’iyyen dokunamazlar!
Sen, gecenin bir vaktinde,
Ailenle birlikte çık,
Hiç biriniz geri kalmasın,
Hem dönüp bakmasın! ..
Karın hariç! ...(Hicr 65)

Helak vakti sabahtır,
Henüz sökmeden şafak,
Kapıyı aç!
Bizi onlarla baş başa bırak!
…………Lut kapıyı açınca,
…………….Azgın halk,
………………..İçeri dalıp,
……………………Meleklere yaklaştılar,
…………………………..Hemen de,
Kötülük yapmaya kalkıştılar.(kamer 37)

İzin çıkmıştı,
Cebrail kanat çırptı,
Hepsinin gözü
Yuvalarından çıktı.
Görmüyorlardı,
Dünyaları karardı! ..
Ey Lut, sen bize,
Nasıl bir sihir yaptın?
Gözümüzü kapattın diyorlardı.

Hele bir sabah olsun
Sana gösteririz diye,
Tehdit etmekten de,
Geri kalmıyorlar,
Çıkmak için oradan,
Duvarlara tutunup,
Yol arıyorlardı..
Kör olduk, biz kör olduk,
Diye bağırıyorlardı.

“İşte, azabımızı,
Tehdidimizi tadın dedik,
Şehirlerinin altını,
Üstüne getirdik.
Üstlerine azap yağmuru,
Balçıktan pişirilmiş,
Taş yağmuru yağdırdık.(Hicr 73-74)
Görün günahkarların sonunu,
Bakın nice olmuştur.

Lut’un karısı Vaile,
Korkunç gürültüyü duyunca,
Dönüp geriye baktı.
Vah kavmim diye acındı.
Yüce Allah,
Onu da taş eyleyip,
Kavmine ulaştırdı.

Allah küfredenlere,
Lut’un karısı ile Nuh’un karısını,
Misal olarak gösterir.
Açın bakın Kur’ana,
Daha nice böyle örnekler verir.

Böyle hain kullara, devlet bahtı yâr olmaz,
Peygamber zevci olsa, asla bahtiyâr olmaz.

“And olsun ki,
Aklını kullanan bir,
Kavim için, biz oradan,
Bir nişane bırakmışızdır.”(Ankebut 35)

Velilerin şahı ki, hangi ere baş ola,
Hiç şüphe edilmesin, her yerde zafer bulur.
Dilerse o Rabb’inden, şu hainler taş ola,
Bela bulutu gezer, mamureler helâk olur.
Seher vakti,
Yüce Allah,
Lut aleyhisselamla,
Ev halkını,
Şam’a doğru yolladı.
Orada ölene kadar amcası,
İbrahim ile oturdu.
Amcası Lut’un kızını,
Medyenli İbrahim ile evlendirdi.
Meyden halkı onlardan üredi.
Yedi yıl sonra Lut vefat etti.

Şu aşk’ın kıskacında, zamanın belasından,
Yola çıktım dünyanın, mihnetli odasından,
Nasıl avare kılsın, beni şu dönen devran,
Gönlüm nasıl el çeksin, cihanın cefasından.

….İşte şimdi geldi, selam sabah sırası,
……….Çok açıldı gitti, başlangıçla arası.
………….Söylenecek son söz, artık burası,
………………Dinleyin dostlarım, beni dinleyin
Ey saba yeli,
…….Başın alıp nereye,
……………Gidersin böyle,
………………..Eğer yolun düşerse,
…………………… Kutsal toprağa,
………………………….Ademden son resule,
............................................Selâmım söyle...

Ali Gözütok
Kayıt Tarihi : 15.7.2010 17:23:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


GÜLCE EDEBİYAT AKIMI-2010 Yılı Projelerinden

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ali Gözütok