Bilsen de, yeri değilse susman gerekir.
Söyle hangi suskunluğunun ertesi pişman olmuşluğun var,
söylediklerinin ki kadar...?
Şefik Memedoğlu
Güzel Kadınları vardır
Anadolu'mun.
Nasırlı, çatlaktır elleri,
Çizgileri derin.
Yüzlerinde, yılların
Belirgin izleri..
Tut Ellerimden Perihan!
yine gel, yine tut ellerimden, kimse yok senin kadar sevgili, şefkatli...insan 40 a merdiven dayasa da, dünya başka ana başkaymış, geç anladım. okşasan saçlarımı, oğlum desen. hatalarımı bulsan düzeltsen. sen den öğrensen öyle gidersem eksik yanlarımı. oluk oluk ağlasam dizlerinde, hıçkırsam bir tek sen duysan.parıl parı ışısa saçlarının bir tutam akı gecenin kör karanlığında, gözlerimi alsa, sana doğru yürüsem, menzilimde bir tek sen olsan. oğlumun ne denli bana benzediğini eşime anlatsan. yaramazlıklarımı sıralasan. bartu acıktığını söylese sen hemen kalkıp bir çorba yapsan, kovboy elbiseleri diksen iki arada bir derede. koklasam öpsem ellerini, kapılarda vedalaşsak. kısacık boyunla erişmeye çalışsan atkımdan tutp eysen beni. kulağıma üzme gelinimi desen, of desem puf desem tamaaam anne diyip gitsem kucağımda yavrum. pencereden el sallasan, dualarla ALLAHIN BİR2liğine emanet etsen bizi içinden. olmaz mıydı, çok mu şey istemilşim acep. kimse yok mu yani şimdi bu dediklerimi her gece nerdeyse yaşayan. çokmu fazla istemişim ki olmamış. anlamadım ki... ne aklımla ne kendim yetemedim bu çaresizliğe... okkalı bir küfür edesim gelmiyor mu sandın içimden. ama kalsın... senin içimde sadece içimde kaldığın gibi çaresizce kalsın anasını satayım... birçok şeyin kaldığı gibi.
hadi gel, otur yanıbaşıma. al bu çay senin, cigaranı yakayım mı Perihan? çok severim bilirsin bu meydanı, bu söğüt altını... eskicileri, tespihçileri... hep seni anarım sahaflarda, bir kez geldim seninle, ama bin hatıra bıraktın benliğimde. hatırlarmısın, Sebahattin Ali' yi aradık durduk o gün... musolini ve hitleri hatta stalin'i konuşmuştuk o gün. söğüt altında bir çay ocağı masasında. yaşım daha 16-17, anlattıkların ağır gelse de, seninle beyazıt meydanında, camii kenarında olmak hafifletiyordu beni... ne güzel bir gündü Perihan! geri getirmenin imkanı yok değil mi, ikimizinde katili "zaman"! ! ! !
Perihan'a
hiç kimseyi seni özlemek kadar acılı özlemedim ben. yetmemiş 18 sene senle geçen bu benliğime. tam aklım erdi seni idrak edecektim, sensiz kaldım. dalından düşen elma gibi geri dönmeksizin düştün dalımdan. tutamadım seni. o sabah nasıl da aklımdan hiç çıkmaz. ağır bedenin iflasını açıklayan ağzındaki kanlar...kollarıma yüzüme bulaşan kanlar...üzerine dağ devrilmiş bir fidan gibi kala kaldım yığının altında... senelrce boşluk aralık aradım durdum günyüzüne çıkmak için. tam buldum derken bir daha devrildi üzerime hem de 5 sene sürdü devrilmesi, ezdi ezdi ezdi beni.. -babam-
oysa ki her doğan günde senin güneşinle uyanmaktı hayalim... yüzümü senin dualarınla yıkamak istedim ben, saçlarına kurulanmak, dizlerinde uyumak istedim ben. bir şiir okuyalım istedim beraber, şarkılar söyleyelim, gülelim ağlayalım istedim. banu lara ebrulara gidelim haftasonları, akşamları, şen şakrak dönelim istedim evimize.
pazar sabahları kahvaltı da gazetelerden politikacılara beraber sövelim istedim. pazara gidelim, torbalarını taşımak istedim.
vay anasını be ne çok şey istemişim öyle değil mi? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?
nasıl beter bir şeydir; özlemek seni
bıçak yarası, kalp sancısı, tırnak düşmesi...
hiçbiri değil, ne canla açıklanır, ne ten ile
bir yaprağın, geri dönmeksizin sararması, düşmesi gibi
kuş olarak doğup, kanadının olmaması gibi
nasıl beter bir şeydir özlemek seni.....
Eski bir otobüse binsem diyorum,/
Şöyle kırmızı,yanlarında meşrubat reklamı/
Beni sana getirse, sene bindokuzyüzseksenaltı/
Çocukluğum çantamda,Elvan gazoz içiyorum...
Galata köprüsünden geçerken görsem seni/
Ters yönden Fatih'e giderken/
"İlk benim" dedim,
Haykırılacak toprağa, güneşe ve aya...
Ardından belli belirsiz bir yağmur...
Dönüverdim kırık bir testiden bozma harca...oldum; çamur...
Kırılmaz sandım idi bu dal, bu gövde...
Kendince bir "yeri" olmalı insanın, içinde.
Ne vakit usansa birseylerden, takati kalmasa ayakta durmaya,
o yere sığınmalı, sere serpe uzanmali kendi içine.
Hani öğütlere, teskin edilmeye de lüzum olmayan o yere.
Kendiyle baş başa, kendiyle barışık...
bak oğul, bu dünya, bu su, bu hava, bu ağaç ve de bu toprak. Toprağı iyi bil, tanı, sev. Geliş ve Gidiş onun aracılığıyladır. Nurlu hamurunda o var, toprak. Dilerim ki Yaradandan her daim toprak gibi olasın. Bereketli, yaygın, Cenab-ı Hakkın verdiği tüm nimetleri üzerinde taşıyasın. cömert olasın, asla cimri değil. savurgan olmayasın, gerektiği kadar. Her mevsime, şarta dayanıklı olasın. Sudan havadan faydalanasın.
Gökten aldığını paylaşasın etrafındaki taze çiçek ve dallarla. İz sürdüresin ardından bırakacaklarınla. Bilgin toprağın sabitlediği dağlar, şefkatin ağaçların gölgesi gibi olsun inşallah oğul.
Benim beceremdiğim, Toprak gibi sabırlı olmayı, sen becerebilesin inşallah. O'nun gibi hep sağlam, yağmurda başka, karda başka kokasın. Birileri sana dokundu mu, yanaştı mı sana, onalar huzur veresin. Ve bu hayatta en çok seveceğin yarenini, evlatlarını toprak gibi sarasın kucaklayasın, koruyasın. Ve beni hiç ama hiç unutmayasın, çürütsen bile zihninde etlerimi, silüetimi kemiklerimi, gönlünde hatıramı hep saklı tutasın ey oğul! ! !
17/06/2011 11,29




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!