Göçüğe Beleli Beşiğe Maviş Ninniler Betik 4

Muzaffer Koç
45

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Göçüğe Beleli Beşiğe Maviş Ninniler Betik 4

Betik 4

Kökünde Işıklı Bir Gülümseme
İkiz Tomurcukların Dikenli Terleyişi

Uzun bir temmuz gecesi.
Anasının son beşiği bal kaşığı mayıs çiçeği
doğa doğa minik bir kırlangıç.
Gözlerim, yaman çocukluğumu ektiği
gökten almış rengini.
Biraz mavice, biraz yeşilce
birazcık da turkuaz.
Dört satır maviş ninnim
gagamda akşamdan yakılmış kınam
yalağımda yalım var.
Beynimde kelim
dilimde sakalım var.
Çocukluğumun uçsuz tarlası,
güzden hergedilmiş
bağrı kara; kapkara.
O kara tarlada
içimi ta çocukluğumdan saran
akşamın ipsiz çiçekleri.
Açsan kucağını
siğem siğem doluverecek
yıldızlarlarım var.
Ah, kime bir demet sunabilirsin ki!
Baksanıza zamansız göçe hazırlanan
ağrılı kuşlar,
azgın suların girdabında çırpınan
papatyalarımı bile
almayı unuttular!
Kim n’etsin ipsiz yıldız demetimi!

Hani, masallarda herkesin birer yıldızı varmış.
Ara sıra kayıyor yıldızlar
göğüslerini gere gere;
kuyruklarında ince, ipince
sarı papatya incinmesi.

Hamağımda rakımı yudumlarken ben
hızma hızma ateş silkeliyorlar
turuncu eteklerinden,
ıssız bir kör karanlığın dibine doğru.
Ama nedense hep tek tek...
Sanki sek sek oynuyorlar, kışlığıma pusunmuş
serçeler gibi;
birer birer sek sek!
Şöyle eşleşip de dengi dengine
uyuşup da rengi rengine
tutuşup da elele
yanyana kolkola kayan bir çift yıldız
hiç görmedim ömrümce...
Ömrünce ömrünü gören var mı ki!

Hani, masallarda herkesin birer yıldızı varmış.
Kiminin bebekliği ışıklı ve cimcime
çocukluğu susuz ve kurak
yeniyetmeliği ateş ve barut...
Kiminin gençliği uzun bir ırmak
kostak olgunluğu kısır bir dere
yaşlılığı ürkek saksıda acıbiber,
ipe ser kurut!
Kimi ise senliğini benliğini
yorgunluğunu dinçliğini bile
yıldızlardan sağarmış.
Bense ömrümce ömrümü çapaladığım
tarlaların çocuğuyum!

Uzun bir temmuz gecesi
ne sazı var ne sözü, ne de hecesi!
Aklımı çekip alamıyorum bugün
çocukluğumun o sergüzeşti
yavşanları arasından.
Ah, anam göstermişti,
zühre yıldızı
şu firari çiçeklerden hangisi!

Sıcak temmuz neşe yarısı.
Ortalık dalgasız gülücüklerin
çisemsiz yaz sarısı.
Ateş içiyor Aşık Veysel emektarı toprak;
uçuk dudakları değil yalnız
yüreği kahrından çatlak!
Aman ki, aman
güller gürlüyor ılık ılık
aşk tanrıçası Afrodit’in
kısrak karınlı bahçelerinde.
Yediveren tomurcuklar sunuyor seherin titiz ellerine.
Sanmayın, içimdeki şu sütliman sessizlik
yok-zamanda yok oluşu çağıran
yoz bir zeytindalı kurusu.
Sanmayın, yaşamın şıvgın dalında
taşınca alköpüklü haznesinden
afbilmez volkan,
çalıverir hemen azrail imansızının
kalleş borusu...

Şu sessiz mavi susuş hey,
yangın pınarlarının
delişmen akarlarında
ayışıklı gül gürleyişi.
Biraz karlı biraz korlu
başı şallı yeşil dallı
dibi karalı içi yaralı
dili damağı tuzlu
aklı dimağı ballı...
Avucuma bordo gülen yedi ikiz tomurcuğun
gözümde, etimde, tenimde
hayır hayır göğsümde
dikenli terleyişi...

Sıcak temmuz kusuyor güneş kardeş.
Güller gürlüyor
tanrıça Afrodit’in
kahpe karınlı
yok-zaman bahçelerinde...
Al yüzünde susuzluk
kökünde ışıklı gülümseme!
Bir gülümseme altı üstü
hangi iççekişlere umar olur ki!

Dalımın dayandığı dal görkemli İda.
İda dediysem;
babadan kaçma Girit sürgünü Zeus’u
besleyip büyütmüş destanlarda,
ayırmadan kendi çocuklarıyla.
El içine salıp sonra
“tanrılar tanrısı”.rütbesi takmış
insanlar arasında.
Kütür kütür suları
yemyeşil ormanları...
Ve zengin türkmen ve yörük destanları.
Kuş uçmaz kervan geçmez kanyonundan
küfsüz soluğunu içiyorum
yıllanmış köknarların
kepçe kepçe.
Aldım karşıma Midilli’yi
rakıyla uzoyu tokuşturuyorum
karşılıklı kardeşliğimiz aşkına,
duble duble.
Taptaze bir anı belleğimde: “Uzo-Fisch guuut...”
Önümde deniz; kaytan kaytan dalgası
ipek ipek hışırtısı...
Solumda ay
kıvıl kıvıl gözlerime dolduruyor
meneviş yakamozlarını.
Sağımda güneş korlu ateşe vermiş
Poseidon’un üçlü yaba parmaklarını;
tek fırça darbesiyle
kızıl damga vurmuş ufkun batı yakasına.
Bir hazlı şıklık, bir nazlı güzellik...
...ki evlere şenlik!
Aklına yanayım doğa ana!
Bunca verim, bunca nimet
onca hasat, onca bereket
değer mi çiğsüt emmiş
insanoğluna insankızına!
Mayalardan da mı öğrenmedin,
“sen insana değil, insan sana aittir! ”
Acılı bir maviş ninni,
bu arsız göçüğe beleli beşiğe
yeter de artar bile!

Ah, anam göstermişti,
zühre yıldızı
şu firari çiçeklerden hangisi!

Muzaffer Koç
Kayıt Tarihi : 27.4.2008 09:38:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Muzaffer Koç