Eski bir İstanbul efsanesi

İlyas Kaplan
682

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Eski bir İstanbul efsanesi

İstanbulu bir altın külçesi halinde seyretmek,
o kadar tatlı o kadar lezzetli bir sarhoşluk ki...
bütün kainat bütün insanlar adeta efsunlu gibi
her şey bu mukaddesliğin takdisine uğramış

*

kabuslu bir rüyadan dev gölgeler arasından doğardı güneş
ışığında hayran bırakan manzara türleri
kızıl balçığa bulanmış yağmur yağardı zerre zerre
sonsuz zamanın içinden gelmiş gizli sembollerle

*

bir debdebe bırakılırdı boğazın solgun yüzüne
kaç zamandan aşkın erişilmez iklimlerinden
tecrit aynasına girmiş rıhtımlarında gezinen
poyrazın delilikleriyle didişirdi yelkenler
sırtüstü yüzen sandalların suratını tokatlardı dalgalar

*

her ağacın dallarında cıvıl cıvıl öterdi serçeler
erguvan çiçeği, hanımeli,akasya kokuları arasında
güneş alevden bir ejder gibi kaynardı
yürekleri kurşun gibi eritip kendi cevherine benzeterek

*

büyükçe bir şimşek parıltısı şehrin yarı harap sokaklarını
caddelerin her cihetini doldururdu
ufkun çizgisine kadar uzanan her dalga boyu
her kıvrımını kendi rengiyle gözlere nakşederdi
mistik ilhamların huzuruna çıkardı istanbul
kim bilir hangi ihtirasların mahiyetini öğrenirdi

*

sonbahar mevsiminde eflatundan boncukları vardı
parlak yelelerini sallayarak koşardı bulutlar
geniş kanatlı martılar açlıktan havalanır
ağlayan seslerinden başka hiçbir ses duyulmazdı
sesini bir daha işittirmenin yanılgısıyla uçuşurlardı


*

sürüp giden tesadüflerinde ayrı bir merasim
her gün yeni bir havadisle çalkalanırdı sokaklar
büyük bir isyanın öncesi münakaşalar
geceleri oteller her gün yeni baştan dolup boşalırdı
gündüzleri elmas kadar parlak bir güneşin altında
bin türlü hiddetle beraber yürürdü kalabalıklar

*

hulasa varlıkların aşk fısıltıları, kanat çırpışları, şıpırtıları
kim bilir hangi sedef kabuğunda, balık pulunda, kaya çukurunda
uyuyan ay ve yıldız binlerce varlığın sesleriyle uyanırdı
bir ev sahibi gibi hoş geldin derdi elini uzatarak
dost hayallerin kentine han odasında köylü kızına

*

mesut uykusundaydı saray
yosun bakışlı uçurumun kenarında bir fener gibi
akşamın son ganimetlerine ışık tutardı
yavaş yavaş üstünün kapanışını, örtülüşünü seyrederdi istanbulun
ta haliçe ilerleyen ve gerileyen dalgaların sağır gürültüsüyle

*


yağmurun sünger gibi delik deşik ettiği kaldırımlar
cüsseleri üstünde aksiyle konuşurdu bir yığın hayali varlık
kökü çok derinlerde çınarların rüzgarla dağılan yaprakları
dalga seslerinin tiziyle derinleşen devası bir su kütlesi
sıcaklığını kaybeden göklerin altında namütenahiye doğru akardı

*

deniz kenarında iskelede vakit geçirirdi
bank üstünde oturup akşamın saatleri
dağların ötesinde güneş kendi ölümünün ayinini
koyu lacivert gölgelerden lahdini hazırlardı
ufkun kıvrımlarına gümüş zırhlar geçirip
altın bir yelpazeden yayılırdı ışık parçaları
ateşten yarasalar şuraya buraya uçuşurdu
gurubun her bereketi yağardı gökten

*

her gün birkaç geminin taşıyacağı yükler indirilirdi
tekrar yüklenir, çivilenir tahta sandıklara
yolcular güvertede kimi pencerelerde konuşurdu
sadece ağlayan kadınların bakışları uzanırdı uzaklara
kızlı, erkekli çocuklar ay ışığında oynaşırdı
alaca karanlıkta evlerin bahçesinde

*

iki dizini altına alıp sandalyesinde öylece otururdu kız kulesi
her lehçesiyle hurilere benzeyen çehresiyle
yalılardan gelen boğazı bir altın filizi gibi tutuşturan ışığın altında
eski istanbul kızlarının edalı bakışlarına nazire ederdi

*

ayın erişemediği gölgeler içindeydi evlerin ışıkları
sokak fenerleri daha çok trajik şekilde kırmızı görünürdü
gecenin tılsımlı yekpareliğinde kendi kendilerini yakarlardı
açık pencerelerden dışarı vururdu yaldızlı karanlıklar
bir çok ressamın peşinden koştuğu muhteşemlikte
latif bir manzaranın kadim ihtişamını hatırlatırlardı


*

bütün geçmiş zamanları anlatan bir masaldı istanbul
asırlar boyunca her efsaneden her şeyden bir tat
çok az maceracının bir kaç haliyle yaşadığı bir büyü
bir yığın ecdat mirası camilerde davudi ezan sesleri

*

bir vahdet-i vücut içinde buğulu mavilikler
derin ve erişilmez sırların giziydi
aşkın başka bir nevini keşfeder gibi
bir tükenişten sonra yeniden doğuş gibi

*


suda kavisler çizerek yanı başlarından geçerdi
bir kayığın ala bulaca aydınlığı
çok eski bir metni tefsir eder gibi müphem parıltılarla
onlarca gece kuşu bir akıntıya kapılmış
karanlığın girdabında kendi musikilerini icra ederdi
çalan söyleyen dinleyen sadece kendiriydi
görünmeyen neylerden yaprak yaprak dökülürdü nağmeler

*


bir masal meyvesinin yarım dilimine benzerdi ay
müptelaydı tepelerin üzerinde kızarmış ince parıltılara
koyu bir aşkın diğer unsurları gibi
kendi kendine icat ettikleri ışığın değişik hazlarını yaşarken
mücevher değerinde mor, pembe, eflatun kıvılcımlar
değişken parıltılar asil sırlarını taşırdı geceye

*

adeta bir rüyanın içindeydi istanbul
çılgın bir hayalin düşündeydi mehtap
perde perde açılan bir sonsuzluğun
gümüşten yontulmuş dalga kıvrımlarıydı

*

yeni bir ahengin sıcak kokularını saçardı
tadılmayan arzuların hasretiyle her zerre
bir aynanın içinde hepsinden başka çehre
ışıklar eski masallardan süzülmüş
sesi duyulan rengi görülen her ne varsa
hepsi bir arada hasılı hayallerin büyüsünde

*


billurdan külçelenmiş karanlığın derinliğinde
henüz son kıvamı bulunamamış
daha cazip seslerden üflerdi rüzgar
ince kadehlerden iksirler çekip
bir duanın sonucu gibi denizin üstüne fırlatırdı nefesini

*

bir kudretin etrafında tennurelerin dönüşleri
niyazında hiç dinmeyen enfes nağmeler
çehresinde altın sırmalar
faslı baharın bambaşka ufuklarından taşınmış
arap atları üzerinde cenge giden akıncılara benzer
hepsi hoş duyguların cezbinde zamanı unutmuşlar

*

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 15.11.2016 19:32:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Reyhan Altaş Şairler Dünyası Grubu
    Reyhan Altaş Şairler Dünyası Grubu

    Yüreğinize sağlık şiirinizdeki emeğinizi kutlarım duygu ve düşüncelerinizi yüreğinizi ve yürek sesinizi yansıtan kaleminizi candan kutlarım.Saygı ve sevgilerimle.+10

TÜM YORUMLAR (1)