Enfal Suresi Şiiri - Osman Erdoğmuş

Osman Erdoğmuş
528

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Enfal Suresi

ENFAL SURESİ

Sure adını ilk ayetinden alıyor. Kök anlamıyla ganimetler, hatta çağrışımlarını da dikkate alırsak, bahşiş, lütuf, ihsan, nimet, savaş gelirleri anlamına geliyor.
Tedvinde, yani resmi sıralamada bu sure 8. sırada yer alıyor. Ama nüzul sıralaması tabii ki daha farklı. Bedir sürecinde iniyor bu sure. Onun içinde sahabeden ve tabiinden bu sureye bedir suresi diyenlerde var. Çünkü sure baştan sona savaş hukukuyla, bedir süresi çerçevesinde savaş hukukuyla ilgili bir takım hükümler ve ahlaki kurallar içeriyor.
Hatırlayacaksınız bu sureden önceki sure, yani A’raf suresi peygamberlerle onların inkârcı kavimleri arasındaki o bitimsiz, o insanlık tarihi boyunca süren Hakk – Batıl savaşını işliyordu. Ve hassaten Musa peygamber ve firavun arasındaki mücadeleye daha fazla yer veriliyordu.
Enfal suresi, Bedir sürecinde nazil olması hasebiyle konu olarak şu başlıklar altında inceleyebiliriz bu sureyi.
1. Yevmül Furkan: Hakkın batıldan ayrıldığı gün. 1. çıkaracağımız ilke bu sureden, savaş ahlakı. Savaşta bir ahlaka dayanır, kuralıdır. Yani savaş yapmak, birileri ile düşman olmak, ahlaksız olmayı gerektirmiyor. Savaşsanız dahi bunun bir ahlaka, bir ilkeye dayanması gerekiyor. İman insanı düşmanına dahi bir ahlak götürmek zorunda.
2. Sebebe değil, müsebbibe bakın mesajıydı bu surenin verdiği mesaj. Kazandığınız tüm başarı size ait değil. Onun için siz başarınızı Allah’a borçlu olduğunuzu unutmayın.
3. Hakk batıl savaşıdır tüm mücadele, mal ve dünya, ikbal ve iktidar mücadelesi değil. Onun için adını doğru koyup, koyduğumuz bu ada yakışan bir mücadele sergilemezseniz, çok ucuz gitmiş olursunuz.
4. Hayat tasavvurunuz, hayatınızın dayandığı tasavvur; şeytanın gör dediği yerden bakarsınız farklı görürsünüz, Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız farklı görürsünüz.
1. Enfal: Kişinin alacak olduğundan fazlasını alması, yani hak ettiğinden fazla aldığı şey. Ya da verirken, vermekle yükümlü oldu şeyden fazlasını vermesidir. Veren için fazla vermek bahşiştir, lütuftur, ikramdır. İşte Enfal budur. Allah’ın bahşişi lütfu, yani ganimet kelimesi ile gelmeyip te Enfal sözcüğünün kullanılması, Ahlaki kaynağına dikkat çekiliyor. Yani ganimet, salt elimize düşmüş bir savaş geliri değildir. Unutmayın Bedir’in size getirdikleri, Allah’ın size bir bahşişidir, bir lütfudur, bir nimetidir.
Allah’a ve resulüne ait demek, kamu malı demektir. Çünkü Allah adına kamuyu temsilen resulün tasarrufunda demektir. Çünkü bu gibi tüm kamusal tasarruflarda hep Allah’a atıf yapılır Kur’an da. Hep Allah’a atıf yapılır.
Ey müminler can sınavını verdiniz, mal sınavında sınıfta kalmayın diyor. Hedefi saptırmayın diyor. Ey müminler, Bedir savaşını kazanmaktan daha zordur, yürekteki savaşı kazanmak. Düşmanınızı yendiniz ama içinizde ki ayartıcı duygulara yenilmeyin diyor.

2. O halde Allah hatırlatıldığında hala tınmayanlar, şeytanın bile yanına yaklaşırken besmele çektiği şeytandan beter adamlardır demek lazım.

3. Salâtı ikame ederler, çünkü namaz esas duruşun sembolüdür. Namazı tabii ki kılarlar. Ama namazı daha büyük bir amacı gerçekleştirmek için kılarlar. Nedir o; Allah’a karşı esas duruşlarını bulmak için. Allah’a desteklerini ayaklandırırlar. Var güçleri ile hakikate verirler desteklerini, hakikati ayağa kaldırırlar.

4. “hümül mu’minune” Hakka İman eden çok insan var ama hakkıyla imanın hakkını veren bunlar içerisinden yüzde kaçtır.
Razi, “rizkun keriym’i”, imanın insana verdiği bitimsiz iç huzur olarak tefsir etmiş. İşte imanın insana verdiği en büyük rızık. Harcadıkça çoğalan, verdikçe büyüyen ve bitimsiz bir sermayeye dönüşen imkan budur. Ey o küçük ganimetlere, Bedir’in getirdiği küçük mallara göz dikenler, siz büyüğünü kaçırıyorsunuz.

5. 6. Bu ayetler sır veriyor. O günün tarihine ışık tutuyor. Ebu Süfyan’ın kervanı geliyor. Kervana doğru bir operasyon yapılacağı haberini peygamber zaten haftalar önceden yaymış. Resulullah’ın savaş sitiline aykırı bu. Bir ömür boyu hep operasyonları gizlemiştir Resulallah. Ama orada çok farklı davranıyor. Demek ki maksadı farklı. Allah’ın gör dediği yerden bakıyor ve Mekkeliler ordu topluyorlar. Fakat ganimet sahil yolunu takip edip kurtuluyor. Zaten ganimetin peşinde değil Resülullah.
Yüce değerler uğruna mücadele etmek, mal uğruna mücadele etmek. İki ayrı bakış açısı. Bu bakış açılarını ayetler devam ettikçe göreceğiz.

7. Bir Allah’ın gör dediği yer. Ne istiyordu Allah, iki topluluktan birinin, sizin elinize geçeceğine ilişkin vaatte bulunmuştu zaten. Böyle bir vaat peşinen bir ödül demekti. İki topluluktan biri ama siz hangisini tercih edeceksiniz. İşte irade burada gündeme geliyor. Tercihinizi hangisinden yana kullanacaksınız. Ganimet mi yoksa imanla insanın arasındaki engeli kaldırmak mı? Bu çok önemli.
Ganimete bakanlar kârı onda görüyorlar. Oysa Allah’ın gör dediği yerden bakanlar en büyük ganimetin cennet olduğunu görüyorlar.

8. Neden “ve lev kerihel Kâfirun” değil de “mücrimun” geldi sorusuna; Buradaki mücrimler sadece imanın karşısında savaşanlar değil, aynı zamanda gözü ganimette olanlar da bunun içindedir gibime geliyor. Onlar da suça iştirak edenler çerçevesinde algılanıyor diye düşünüyorum.

9. Yardım çağrısında haklılar. Bir yanda 1.000, öbür yanda 300. Bir yanda 700 deve, bir yanda 70 deve. Bir yanda 100 at, bir yanda 2. Rakamların iflas ettiği bir yerdeyiz. Güç dengesi yok. Güçler dengesinden söz edilemez.
Ellerini açıyor sevgili nebi, yaşlı gözlerle orada tam o anda yaptığı bir dua var. İlahi, Eğer şu iman erlerini helak edersen, onlara zafer ihsan etmezsen, eğer onlar bu savaşı kaybederlerse bu topraklarda bir daha senin adına ibadet edilmeyecek. Derdi bu, endişesi bu, kaygısı bu. Bunun için yalvarıyor.

10. Bu 1.000 melekle yardımın nasıl anlaşılması gerektiğini tefsire ihtiyaç duymayacak şekilde açıkça buyurmuş. Çünkü Allah bunu yalnızca bir müjde olsun için, bu vesile ile içiniz ferahlayıp moraliniz yükselsin için yaptı. İşte yardım bu.
İnsan inanır ve zor durumda kaldığında tüm gücünü o bölgeye verirse, normalde 20 30 Kg. kaldırabilen bir el, 200 Kg. kaldırabiliyor. Çanakkale de Seyit çavuşun 300 Kg. lık mermiyi tek başına omuzlayıp kızağa sürdüğü gibi. Bir efsane değil, bir gerçek. Nasıl olabilir sorusu işte böyle cevaplanır. Demek ki gücün kaynağı kas değil.
Elbette Allah her şeye hâkim, yani her şeye hâkim, her işinde hâkimdir diye çevireyim. Her şeye hâkim, aziz O’dur. Her şeyden yüce, her şeye otorite eden. Hâkimdir, her şeyi hikmetle yapandır.

11. Bu maddi ve manevi yardım sağanağı, hem maddi arınmayı, hem de manevi arınmayı getirmişti. İçlerine gönderdiği o güvence kalplerinde öyle bir esinti estirmişti ki, bahar açmıştı içlerinde adeta ve bu içlerine doğan bu iman rahmeti, dışarıda yağmura da dönüşmüştü. Bu yağmur 3 şey yapmıştı;
1 – Gönüllerini ferahlatmıştı.
2 – Susuzluktan korkuyorlardı, Muhtemelen Taberi’nin rivayetine göre önceden gelip kuyuları tutan müşriklere karşı susuz kalmaktan korkuyorlardı kaplarını doldurdular.
3 – Bir başka şey ise, kendileri yüksekte duruyorlardı, Müşrikler, Mekkeliler ise daha aşağıda duruyorlardı. Yüksekte durdukları için durdukları yer, zemin çok yumuşaktı, o zemini sertleştirdi yağmur. Ama aşağıda duran müşriklerin zeminini de çamur etti. Dolayısıyla hem maddi, hem manevi Allah böyle yardım ediyordu. Yani Allah mahlukatını kullanarak, yarattığı eşyayı kullanarak, onlara verdiği yasaları çerçevesinde o yasaları harekete geçirerek yardım ediyordu.

12. Burada işte, rabbimizin yaptığı yardım, onlara direnç ve moral vermeleri. İman gücünü potansiyel halden kinetik hale getirmeleri. Size cesaret biçiminde iman, iman sizde cesarete dönüşürken, karşıda küfür korkuya dönüşüyor.

13. Hakka karşı batılın yanında mı? Batıla karşı hakkın yanında mı? Aslında tüm problem bu. İnsanla İslam arasında ki engeli kaldırın. Çünkü İslam mutluluğun öbür adı. Felaket; insan İslamsız, İslam’da insansız kaldığında başlar demek istiyor. O halde insanı İslam’a, İslam’ı insana taşıyın, arasındaki engelleri kaldırın. Bu işte bir aşk taarruzudur demeye getiriyor.

14. 15. İman mücadelesinde firara yeltenmeyin. Allah ordusuna yazıldıktan sonra firar etmeyin. Komutanı peygamber olan bir ordunun firarisi olmak gibi bir cinayet işlemeyin.

16. 17. Ey insan Allah’tan bağımsız kendine bir alan seçmeye kalkma. Allah’tan bağımsız bir başarı yorumlama. Allah’tan bağımsız ayakta duracağını sanma. Allahsız bir hayat tasavvur etmeye kalkma diyor. Budur aslında burada söylenen. Sen değildin atan, Allah attı. Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü ifadesini, cümlelerini daha güzel nasıl anlayabiliriz. Budur, kendine yontma, kendine değil Allah’a pay çıkar. Unutma Allahsız bir hayat düşünülemez. Allahsız bir başarı tasarlayamazsın, Allahsız bir mutluluk planlayamazsın. Onun için sebebe değil, müsebbibe bak.

18. 19. Müfessirlerin yarısı Müminler demiştir bu ayetin muhatabı, yarısı da kâfirler. Siz ey müminler fetih istiyordunuz değil mi? İşte fetih. Zafer istiyordunuz. Bir avuç olmanıza rağmen zafere kavuştunuz. Dönüyor kâfirlere, müşriklere, siz ey müşrikler fetih istiyordunuz, kazanmak istiyordunuz değil mi, asıl kazanmak işte budur. Gururunuz büyük fethe engeldi, gönlünüzün imanı fethetmenize engeldi. Gönlünüzün önündeki o büyük perde yırtıldı. İmanla buluşacaksınız, işte fetih ayağınıza geldi. Siz yanlış koydunuz fethin adını, zaferin adını. Bu bir gönül fethi için size sunulmuş bir ödüldür aslında. Ayağınıza geldi, içeri alın. İman yüreğinizin kapısına dayandı, açıverin girsin.

20. 21. 22. Akletmeyen, aklını kullanmayan ne anlama problemini çözebilir, ne anlatma problemini demek istiyor. Aklını kullanmaya bağlı hepsi de. Eğer anlamak istiyorsanız, öncelikle aklıseliminizi kullanın. O zaman anlatma probleminiz de çözülür demek istiyor.

23. İnsan psikolojisi hakkında müthiş ifadeler. Yine yüz çevirirlerdi işitmelerini sağlasaydı. Özgür iradeleri ile yanlışı seçerlerdi diyor. Yine yanlışı seçerlerdi. Onların sapması kadar, yani onların sapması aslında kader falan değil, tercihlerinin bir sonucu. Kulaklarını tıkamayı tercih ettiler,

24. 25. Fitne; Altın’ın hamını hasından, madenini posasından ayırmak için yapılan işleme deniliyor. Aynı zamanda mihenk taşının bir diğer ismidir fitne. Kur’an birçok yerde ki her yerde aynı anlama kullanmaz fitneyi, fitne derken insanın gerçek madenini ortaya çıkaran. İnsanın hamını hasından, altınını posasından ayıran bir işlen olarak görüyor. Onun içinde bu işlem sadece kendi kendisine kıyan zalimlere ulaşmakla kalmaz diyor, herkes sınanır. Herkes bir yürek sınavından geçer. Bu yürek sınavı sadece zalimleri değil, âlimleri de kapsar. Sadece Ebu Cehilleri değil, Muhammed’leri de kapsar. Sadece firavunları değil, Musa’ları da kaplar. Onun için bu yürek sınavı herkesin, şaki ya da veli, asi ya da muti herkesin ama herkesin başına gelecek bir denemedir, bir sınamadır, onun için herkes buna kendisini buna hazırlıklı tutsun diyor.

26. Tabii ki ayette anlatılan zaman diliminin, Müslümanların Mekke de çektikleri sıkıntılara tekabül ettiğini anlamışsınızdır. Zor zamanlar, onu hatırlatıyor ayet. Hani hatırlayın diyor bir zaman böyle idiniz. Bir zaman şimdi, şu Bedir kuyusunun yanında yerde cesetlerini izlediğiniz insanların işkenceleri altında inliyordunuz. Allah alt üst etti. 26. ayetin anlattığı sınav yokluk sınavı. Güç yok, iktidar yok, madde yok, imkân yok, para yok, yiyecek yok, en temel ihtiyaçlar yok. Yokluk sınavından başarıyla çıkmıştılar. Onu hatırlatıyor. Ve tabii ki varlık sınavıyla sınandılar.
Yokluğa direnmiştiniz, imanınızı imkâna dönüştürmüştünüz ve o vartayı atlatmıştınız. Şimdi varlıkla sınanıyorsunuz. Ganimetleri gördünüz. Düne kadar sizi bir hiç yerine koyanlar, şimdi bir hiç oldular. Asıl şimdi sabredin. Onurunuzu, imanınızı, ahlakınızı, direncinizi şimdi de koruyun.

27. “Emanatiküm” korumanız gereken değerler. Korumamız gereken değerler. Ki bunların toplumsal olanları, özellikle fiziki olanları 5 başlık altında toplanmış. 1 – Can emaneti,
2 – Mal emaneti, 3 – Nesil emaneti, 4 – Akıl emaneti, 5 – Din emaneti. Bunlar bize Allah’ın korumamızı istediği, korumakla bizi mükellef kılıp bize teslim ettiği 5 temel emanettir. Bu emanetlere ihanet en büyük hainliktir.
Allah’a ve resulüne ihanet, iradeye ihanettir, fıtrata ihanettir, akla ihanettir. Bu, bu demektir. Yani bir insan aklı ile çatışmadan Allah ile çatışmaz. Bir insan iradesine karşı savaşmadan peygambere karşı savaşamaz. Bir insan fıtratı ile savaşmadan Allah’a savaş açamaz. Onun için bunlar birbirinin aynısıdır. Bir insan kendisine karşı yabancılaşmadan Allah’a karşı, Allah’a karşı yabancılaşmadan kendisine karşı yabancılaşamaz demektir bu.

28. Mal ve çocuğun sınav aracı olması yeryüzünün hangi zamanıyla sınırlıdır ki. Her dönemde böyledir. Her çevrede böyledir, her zaman böyledir, her uygarlıkta böyledir. İnsanoğlu yeryüzündeki varlığını sürdürdüğü sürece sahip olduğu her bir şey bir sınav aracı olmaya devan edecektir. Öncelikle ayet bunu söylüyor.

29. Eğer Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile davranırsanız, Allah işte bu ikisini ayıracak bir güç verir size. Furkan gücü. Farkı fark etme gücü. O zaman hamını hasından, altınını posasından ayırabilirsiniz. O zaman altın suyuna batırılmış tenekeleri fark edebilirsiniz. O zaman bir mihenk taşı gibi davranırsınız. Tüm size verilmiş sınav araçlarını o mihenk taşı ile tespit edersiniz.

30. Burada onların kurduğu tuzak insanın hep şerrine, kötülüğüne, Allah’ın kurduğu tuzaklarsa insanın hep hayrına daima lehine olur anlamı da çıkar. Ayetin ayakları Mekke de duruyor, ama ayetin parmağı tüm zamanları gösteriyor, tüm insanları gösteriyor, tüm çağları gösteriyor.
Unutmayın bir tuzağın tuzak olması için mutlaka hile ile kurulması, mutlaka görülmez olması, mutlaka sizi atlatması gerekir.

31. Mekkeli putperestlerin vahye karşı gösterdikleri tepkilerden biri bu. Böylesine küstahça bir karşı çıkış. Hep bir iddia olarak kalmış, hiç ispat edilememiş bir karşı çıkış bu.
Eskilerin masalları diyorlar. Oysaki ebedi hayatın ilkeleri idi fark edemiyorlar. Çünkü duruşları yamuk, yamuk balkıyorlar, nasıl doğru görsünler.

32. Bu Kur’an a, vahye karşı küstahça bir meydan okuma. Eğer Allah’tan geliyorsa, işte biz karşı çıkıyoruz, neden cezalandırılmıyoruz diye bir meydan okuma. Neden Mekke’de olmuş, gerçekleşmiş bir hadise, tam da bu surenin içinde yıllar sonra dile getiriliyor? Enes Bin Malik’e göre bunu söyleyen Ebu Cehil. Bedirde yerlere yıkılan, cansız düşen Ebu Cehil. Yani Allah nasıl helak eder, nasıl gazap eder, nasıl taş yağdırır işte böyle denilmek isteniyor.

33. Yani af dileme imkânını tüketmeden Allah onları cezalandırmak istemezdi. Neden, çünkü rahman ve rahim. Af dileme imkânını tüketmeden, artık af dilemeleri mümkün olmayacak bir noktaya gelmeden Allah cezalandırmaz. Çünkü dediğim gibi şefkati ve rahmeti sınırsız olan bir rab.

34. Burada Velayetten söz ediliyor bu ayette. Mescidi haramın velayetini üstlenmek; onun bakımını, onun hizmetini, onun koruyuculuğunu üstlenmek..! Boşuna değil sözün buraya getirilmesi. Çünkü Mekke müşrikleri, putperestleri Hz. İbrahim’e nispet ediyorlardı kendilerini ve bundan bir pay çıkarıyorlardı. Onu, kurulacaklarına dair bir belge olarak sunuyorlardı. Hz. İbrahim’in çocuklarıyız diyorlardı. Üstelik biz kutsal evin bakıcılarıyız. Bizim böylesine bir imtiyazımız var diyorlardı. Yahudiler gibi üstün olmakla, diğer kabilelere üstün olmakla övünüyorlardı.

35. Islık çalmak ve el çırpmaktan öte gitmiyordu ifadesi aslında onların Allah ile ilişkileri böylesine cıvıktı. Böylesine laubali idi. Allah ile ilişkisini böyle laubalileştirmiş insanların Kâbe ye muhafız olmaları, Kâbe’yi korumaları ne mümkün. Kaldı ki Kâbe onları koruyor, onlar Kâbe yi korumuyor. Kâbe onlara bakıyor, onlar Kâbe ye bakmıyor. Çünkü Kâbe nin yüzü suyu hürmetine ticaretleri, refahları, hayatları en yüksek gelir seviyesinde. Onun için Kâbe onlara değil, onlar Kâbe ye teşekkür borçlu.

36. Onlar İmanın ne demeye geldiğini bilmiyorlar. Onlar mümini de kendileri gibi satın alınabilir sanıyorlar. Onlar servetlerinin iman satın alabileceğini düşünüyorlar. Ya da onlar Allah’ın verdiği nimetlerle, Allah’a karşı konulabileceğini düşünüyorlar. Onun için de daha çok harcamaları gerek onların. Yetmez yani. Servetlerini Allah!’a karşı savaşta ortaya koymaları yetmez, daha fazlasını harcasınlar diyor Kur’an.

37. 38. Allah’a karşı savaşanların önce başına neler gelmişse, gelecekte Allah’a karşı savaş açanların başına hep aynı şey gelecek. Bu sünnettir. Yani bir yasadır. Allah’ın bu yasası değişmez.

39. Buradaki fitnenin anlamı, inanç üzerinde ki tüm baskı ve zulümler. İşte o kalkıncaya kadar mücadelenizi sürdürün diyor. İnanç özgürlüğünü sağlayıncaya kadar. Tam ve kesin olarak imanınızı yaşayacak bir özgürlüğü elde edinceye kadar mücadeleyi sürdürün diyor ayet.
Demek ki dinin yalnızca bütünüyle Allah’a has kılınmasından maksat; İnsanın hayatını Allah’a adamasının önündeki engellerin tamamıyla kaldırılmasıdır.

40. 41. Allah’a ait olan beşte bir, “Allah ne yapacak”. Allah’ın velisi olduğu yetimler, dullar, yoksullar, kimsesizler, yolda kalmışlar, yola terkedilmiş çocuklar. Yani bugünkü ifadesi ile köprü altı çocukları, sokak çocukları. İşte bütün bunlar Allah’ın velisi olduğu kimsesizlerdir. Velisi olmayanın velisi Allah’tır çünkü. İşte Allah’a ait olan o beşte bir de bunların hakkı vardır.
Resul, kamuyu temsil ediyor. Kamunun hukukunu Allah adına koruyor. Onun içinde burada 1/5 i Allah’a ve resulüne diyordu. Ki aslında peki 1/5 öyle ayrılıyorsa geriye kalan 4/5 ü ne oluyor diye akla gelebilir, o da mücahitler arasında pay ediliyordu.
Yevmel Furkan deniliyor burada, özellikle bedir savaşı için. Çok önemli. Bir çağ kapanıp bir çağın açıldığı bir gün o gün. O gün indirilen vahiy biraz önce söylediğim gibi artık müminlerin muhalefet olmaktan çıkıp, iktidar olacaklarını müjdeleyen bir vahiy. Onun içinde tarihi değişiyor Kıtanın, tarihi değişiyor yeryüzünün ve o günden bu güne kadar bölgede bir daha hiçbir put başını kaldıramıyor. Ebedi olarak putlar gömülüyor.

42. Dünya yakın demektir, yakın olan demektir. Aynı zamanda cazip olan, Yakın olan cazip. Aynı zamanda aşağı olan demektir, alçak olan demektir, adi olan demektir. Yani siz vadinin aşağı ucunda onlar da yukarı ucundaydı. Siz Medine tarafındaydınız Bedir vadisinin, onlar da Mekke tarafındaydı.

43. “ve lakinnAllâhe selleme” Fakat Allah sizi bundan korudu. Nasıl neden korudu? Yapılması gereken iş hususunda anlaşmazlığa düşeceksiniz diyor. Çünkü yılgınlığa kapılacaktınız. Bakınız, sonuç yılgınlığa kapılmak. Ondan bir evvelki o sonucu getiren şey nedir? İş hususunda anlaşmazlığa düşmek. Onun getiren şey nedir? Rüyanın görülmediği bir hal ki, insanın tasavvuru. Rüya neyi değiştirdi? Kalbin duruşunu. Eylemi değil. Kalbin duruşu değişince eylem de değişti. Kalp bir şeye karşı korkarak durursa, başarısızlık oradadır. Sonuç, eylemsizliktir. Sonuç; Başarılı olmayacağına inandığınız bir şeyde, gücünüzü sarf etmezsiniz. Başarılı olacağına inanırsanız o şeyin üzerine gidersiniz.

44. Resulullah’ın savaştan önce onların kaç kişi olduğunu, bir gün 10 deve, bir gün 9 deve kesip yiyorlar bilgisiyle öğrenmişti. Onların 900 ile 1000 kişi arasında olduğunu Resülullah kesin bir biçimde o günlerin ölçüsü ile öğrenmişlerdi. Onun için de bu onların az gösterilmesinden maksat, gözünüzde büyütmemenizi sağlamıştı. Yani artık onların sayıca çokluğu sizin için hiçbir anlam ifade etmiyordu, sizi korkutacak unsur olmaktan çıkmıştı. Çünkü sayılara bakmaz olmuştunuz. Demektir.

45. Tabi ki burada Allah’ı anmak, yürekte Allah’ı sürekli tutmak, Allah ile sürekli ilişki içinde olmak, gücünü insanın imandan alması anlamına gelir. Ama Müslümanların tarih boyunca savaşta Hücuma geçerken Allah Allah nidalarıyla hücuma geçmesi bu ayetin zahirine ittibaen yerleşmiş tarihi bir gelenektir.

46. “Vasbiru” direnin. Sabredin, evet, tam da o dur karşılığı burada.
Sabır direniştir.
Sabır zorluğa karşı direniştir.
Sabır gücünüze giden şeylere karşı göğüs germektir.
Sabır, ayaklarınızı bastığınız hakikati terk etmemektir.
Sabır, yüreğinizin üzerinde ki baskıya rağmen yüreğinizi hakikat üzerinde sabit tutmaktır.
Sabır onun için direniştir.

47. Tabii ki Mekkelileri, Mekkeli putperestlere işaret ediyor. Hani onlar kasıntı kasıntı çıkmışlardı şehirlerinden, Mekke den, yeneceklerdi. Onlar bir avuçtular onların gözünde. Neydiler ki sayılara iman etmişti Mekkeli putperestler. İmanın gücünü bilmiyorlardı. Onlar kelle sayısına bakıyorlardı, yüreğe değil. Allah ise; “Bi zatis sudur” yüreklerin özünü biliyordu.

48. Şeytan ben Allah’tan korkarım diyor. Allah’tan korkmayan insanların yanına şeytan bile besmele çekerek yaklaşır demek ki. 47. ayetle ilişkilidir bu ayet. Gurur, kibir, caka, tafra, kasıntılık hep şeytani güdülerin aldatıcı bir eseridir. Yani söylenmek isten şu gerçektir. Eğer Allah’ın gör dediği yerden bakmaz da, şeytanın gör dediği yerden bakarsanız sonuçta aldanırsınız.

49. Şeytanın bak dediği yerden, bakan bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Sayılara iman eden, güç dengelerinden yola çıkan, ama imanı hesaba katmayan, bilinci hesaba katmayan, iradeyi hesaba katmayan, direnişi, yani sabrı hesaba katmayan yamuk bir bakış açısı var. İşte bu hastalıklı bir yürekten çıkan bir bakış açısı münafıkların içini yakıyordu.
Güç ve kuvvet yalnızca Allah’a aittir. Ben de sıfırım ama değerimi ondan alırım eğer yerimi bilirsem. İşte bu bakış açısını veriyor, vermeye çalışıyor Kuran.

50. Hemen Kuran böyle yamuk bir bakış açısının akıbet ve ahiretine sözü getirdi, bir pencere açtı. Şeytanın gör dediği yerden bakan yalnızca başarıyı kaybetmekle kalmaz, istikbali de kaybeder demeye getirdi işi.

51. Yani bir başkasının size verdiği bir ceza değil. Aslında siz cezayı kendi kendinize veriyorsunuz. Onun için Allah sadece ödüllendiriyor. Kendi kendinizi, cezalandıran sizsiniz. Onun için Rahman ve rahim isminin tecellisi işte böyle gerçekleşiyor. Allah herkese rahmet etmiştir, kafirlere de. Sadece güllere değil, dikenlere de. Sadece kuzulara değil kurtlara da rahmet etmiştir. Ama insan eğer ceza ve bir belaya uğruyorsa, bu kendi eli ile kazandığının karşılığıdır. Yani onu kendisi, kendisine karşı yapmıştır.

52. Kuran olayı geçmişte yaşanmış tarihi bir hadiseye benzetiyor ve tarihsel bir pencere açıp muhataplarına seyredin diyor. Akıbetinizin geçmişteki kimlerin akıbeti ile örtüştüğünü görmek için izleyin.
Mesaja direnenlere firavunu, mesaja inanıp ta mesajı bulandıran, inancını tam uygulamayan, mesaja karşı ihanet edenlere de Yahudileşen İsrail oğullarını. Kuran sürekli örnek gösteriyor, ibret gösteriyor.

53. Sosyal değişmenin, toplumsal dönüşümün, tüm insanlık tarihi boyunca değişmeyen yasası bu ayet.
Neden böyle bir ayet böyle iki isimle geldi. Eğer siz kendinizi değiştirmek gibi bir irade sergilerseniz Allah bunu işitir. Onu bilir ve size kendinizi değiştirecek güç verir. Yardımcı olur. Önünüzü açar. Aklınızı açar, kalbinizi açar, ruhunuzu açar.

54. Zalim olabilmek için zumlu bir kere yapmak değil, zulmü içselleştirmek, zulmü sabit ve değişken bir özellik olarak almak lazım. Onun için zulüm onların tabiatı haline gelmişti diyor.

55. En şerli canlı, bilinçsizce, tercihinden dolayı değil, her nasılsa bilinçsiz bir biçimde inkârcı olmuş. Babadan anneden öyle görmüş, toplumdan öyle görmüş. Ondan dolayı değil en şerlisi olması. Ama daha sonra kendisini bilince çağıran bir vahiy bir hakikat iletildiğinde Yani gerçek kendisine ulaştırıldığında bu kez ona karşı bilinçli bir direniş sergilemiş, işte bu ikinci tavrı yüzünden canlıların en şerlisi olarak nitelendiriliyor Kuran tarafından.

56. Burada bahsedilen anlaşma Medine de ki Yahudilerle hicretin 1. yılında yapıldığı söylenen, Medine sözleşmesi diye bilinen ünlü anlaşmadır ve bu anlaşmaya göre Müslümanlarla Medine de ki Yahudiler, müttefik olmuşlar, bir tevhit federasyonu oluşturmuşlardı. Müslümanlara saldırılırsa eğer onlara olan saldırıyı Yahudiler de karşılayacak, eğer onlara saldırılırsa Müslümanlar onlara destek çıkacaktı. Ehli kitapla yapılan bu tevhit esaslı federatif anlaşma Bedir’in arkasından bozuldu. En azından bazı Yahudi gruplar ve kabileler bozdu ki bunların başında Ka’b bin Eşref geliyordu.

57. 58. Kuran. Savaşta dahi olsa bir ahlaki norm getiriyor. Savaşmak, birileri ile düşmanlık yapmak, birileri ile savaş halinde olmak, ahlaksız davranışın gerekçesi, mazereti olamaz diyor. Savaş ahlakı. Barışta herkes ahlakı gözetir. İş ki savaşta gözetebilmektir. Dostuna karşı herkes ahlaki davranır. İş ki düşmanına karşı ahlaki davrana bilmektir. Kuran işte o çok az insanın, çok az toplumun, dünyada çok az uygarlığın becerebildiği bu standarda dikkat çekiyor ve çizgi koyuyor.
Uluslararası ilişkilerde ahlaki kuralları bundan 1400 yıl önce Kuran işte böylesine sistematik bir biçimde oturtuyordu.

59. 60. Yani hazırlıklı olun. Caydırıcılık için hazırlıklı olun. Barışı korumak için savaşa hazır olun. Güçlü olun. Gücünüzü her fırsatta kullanmak için güçlü olmayın, gücünüzü kullanmaya ihtiyaç duyulmamak için güçlü olun. Güçlü olun ve affedin, zayıf olursanız affetmiş olmazsınız, aslında korkmuş olursunuz. Zayıfın affı korkaklık, güçlünün affı merhamet, şeref ve izzettir. Onun için güçlü olun.
“adüvvAllâhi ve adüvveküm” Allah’ın düşmanları ve sizin düşmanlarınız. Burada bir hakikat dile getiriliyor. Allah’ın düşmanı olan herkes öncelikle tüm müminlerin düşmanıdır. Bir düşman tanımı, bir düşman çerçevesi çiziyor. Sizin düşmanınız, basit menfaatlerinize dokunan değil, Allah’ın düşmanı olanlardır. Çünkü Allah’a karşı savaş açanlar, insanın mutluluğunu yok etmeye çalışanlardır. O sebeple Allah’ın düşmanlarını doğal düşman kabul edeceksiniz. Ayetin zımnen ifade ettiği gerçek bu.

61. Burada da ifade edilen hakikat budur. Barış esastır, eğer barışa yanaşırlarsa sende yanaş diyor, sen de barışa uy, esastır. Neden, Çünkü ebedi risaletin, vahyin amacı İnsanı yok etmek değil, insanı var etmektir. İnsanı öldürmek değil, insanı diriltmektir.
İman, insan mutluluğunun öbür adıdır. İnsanın mutluluğunun öbür adıyla insanın buluşmasına kimse engel olmamalıdır ve cihad; imanla insan arasındaki engelleri kaldırmaktır.

62. 63. Sevmek servetle olmaz. Ne kötekle olur, ne servetle olur. Ancak yüreklerin sahibi olan Allah sevdirirse sever. Onun için baksanıza sistemler, sultalar tarih boyunca hep birilerini sevdirmeye çalışmışlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar insanlar eğer sevmiyorlarsa, sevmemişler. Onun için yeryüzünde hiçbir yasa hiçbir güç, hiçbir kanun bir insanın bir başkasını sevmesine yetmez. Bunu sağlamaz.

64. 65. Bilinçli, iradeli ve dirençli azınlığın, bilinçsiz, iradesiz, yığınlara, uydum kalabalığa diyen çoğunluğa galibiyetinin kesin olduğunu söyle demektir. Bu yığınlar, kelle sayısına vurulduğunda belki sayıca fazla gelir ama eğer bilinçli ise, eğer iradeli ise, eğer şahsiyetli ise, eğer dirençli ise, onlardan çok çok az topluluklar

66. İman kendi başına senin kadar bir değerdir demek istiyor. Onun için bir kendini sayacaksın bir de imanı dercesine adeta. Evet, iman bir katma değerdir. Senin değerini eğer iyi kullanırsan esbaba tevessül edersen, sebeplerine sarılırsan, sebep sonuç ilişkileri içerisinde Allah’ın yasalarını doğru okursan bazen iman 1 e 2 den tuta, 1 e sonsuza kadar insana bir güç verebilir diyor. İman sınırsız bir imkândır diyor aslında.

67. 68. Adeta bu surenin baştan sona bir dip akıntısı gibi akan o leyt motifi, o ana ekseni hep bu çerçeve de geçiyor. Yani siz savaşı, dünya iktidarı elde etmek için değil, ancak ve ancak insan yüreğini İmana kazandırmak için yapabilirsiniz. Savaşı meşru kılan tek şey budur demek istercesine bu sure baştan sona böyle bir akıntı ile akıyor.

69. “Vettekullah” Allah’ a karşı sorumlu davranın. Savaş ahlakı. Savaş yapıyor olmak ahlaksız davranışı mazur göstermez diyor. Onun için düşmanına karşı dahi olsa, senin misyonun olan ahlaki ilkeleri korumak durumundasın. Savaşa bile ahlakı taşımak zorundasınız dercesine.

70. Eğer Allah yüreklerinizde hayra, iyiye ve güzele yatkınlık bulursa size, sizden alınanın daha güzelini bahşedecek diyor. Evet çok bağışlayan ve merhamet eden Allah sizi de bağışlayacak, bundan büyük fetih mi olur, zafer mi olur, başarı mı olur diyor. Allah bağışlarsa ondan büyük zafer mi olur diyor.

71. Allah’a ihanet eden sana ihanet etse ne olur. Fakat ihanet edecekler diye Beraat-ı zimmet asıldır ilkesini çiğneme. Yani ilerde ihanet edebilirler hesabıyla önceden kapını kapama, bırak ihanet ettikleri zaman düşünelim. Ki bu sürpriz olmaz, Allah’a ihanet eden sana ihanet etse ne yazar.

72. İmkânların bittiği yerden, imkânların üretildiği yere göç etmektir hicret. Hicret tek boyutlu bir şey değil. Sadece bedenin mekân değiştirmesi değil hicret. Hicret manevi olabilir, küfürden imana hicret. Hicret siyasi olabilir, muhalefetten iktidara hicret. Hicret sosyal olabilir, bireyden ümmete, topluma hicret gibi.
En ulvi bağ olarak. Din bağı fazilet ve erdem ölçüsüne göre ölçer insanı. Haklı mı; Kim olursa olsun haklıdan yana, kim olursa olsun zalime karşı ilkesi işte din bağı ile mümkün olan, yaşanması, tatbik edilmesi mümkün olan bir ilkedir.

73. Müslüman toplumun siyasal hedeflerini bu ayet harika bir biçimde gösteriyor. Yani bu amaçları gerçekleştirmek için yeryüzünde Müslüman toplum var olur. Müslüman toplumun yeryüzündeki var oluşu neye mebnidir dersek eğer,
1 – Yeryüzündeki zorbalığa engel olmak,
2 – Anarşiye, kargaşaya engel olmak.
Yeryüzünde Müslümanların en büyük görevleri bu olmalıdır. Eğer bunlara; zorbalığa, kargaşaya engel olursanız zaten tohumla toprağın, su ile toprağın buluştuğu gibi imanla insan birbiri ile buluşacaktır.

74. 75. Kuran ülkesinin bir sitesinin daha sonuna geldik. Çok şey söyledi hiç şüphesiz. Eğer dinleyen bir kulağı olan varsa çok şey söyledi. Anlayan bir zihni olan varsa çok şey anlattı. Duyan, hisseden bir yüreği olan varsa çok şey duyurdu bu sure.
Bunların içerisinden başlıklar halinde bir kaçını hatırlayacak olursak;
1 – Allah’tan bağımsız bir hayat tarzı tasavvuru olamaz. Allah’tan bağımsız bir başarı da planlanamaz. Onun için ey iman ettiğini iddia edenler, başarıyı Allah’tan bağımsız planlamayın.
2 – İman en büyük imkândır. İmanı bir imkân olarak kullanın, istihdam edin. Yüreğinizde bir mahkûm olarak değil. İmanı imkâna dönüştürmemizi istedi.
3 – Üçüncüsü; Gerçek zafer, Bedri, Yevmül furkan’ı yürekte de yaşayabilmektir dedi.
Yani herkes topraktaki bedir zaferini kazanabilir ama yüreğindeki zaferi kazanmakta o kadar kolay olmayacaktır.
4 – Dördüncüsü, herkes, ama herkes içinin ayartmalarından korksun ve tetikte olsun. Kimse şeytanın ve öz benliğinin kendine fısıldayacağı o yanıltıcı duygulardan kendisini masum görmesin.
5 – Beşincisi, iman savaşı, dost içinde düşman içinde fetihtir. Yani bir savaş ki iman uğruna yapılıyorsa o savaşın kaybedeni yoktur. Herkes için fetihtir, herkes kazanır dedi.
Bu dediklerine eyvallah diyoruz, Amenna ve saddakna ya Rabb diyoruz, bu dediklerini hayatına aktaranlardan kılmasını niyazlıyoruz

Osman Erdoğmuş
Kayıt Tarihi : 3.7.2020 00:09:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!