Dost(kısa hikaye) Şiiri - Emrah Kısmetli

Emrah Kısmetli
121

ŞİİR


18

TAKİPÇİ

Dost(kısa hikaye)

Hiç parmağınıza kıymık battı mı bilmem, acı verir... Hele beyninizde bir kıymıkla dolaşmak ve uzun süre ona alışmaya çalışmak?
Yıllar önceydi...
Nasıl başladığımızı hayal meyal hatırlıyorum.
Dostum Salih; yaşı benden büyük olmasına rağmen ben ona hep dost diye hitab ederim.
O ise ismimle hitab ederdi...
Eşini kaybedeli yıllar olmuş. Yalnızlığımızı paylaşmaya başladığımızdan beri bunun ne demek olduğunu bugün daha iyi anlıyorum.
Ben de daha küçükken annemi ve babamı kaybetmiştim. Akıbetleri hakkında anlatılan farklı hikayelerden başka bir şey yok aklımda. Hangisinin gerçek olduğunu bugün bile bilmiyorum.
Bakım evinde kaldığım yıllar benim için çok zor geçmişti. Orada çok dostlar edinmiştim fakat gördüğümüz şiddet beni insanlıkla ilgili hayal kırıklığına düşürüyordu. Bu şiddet yuvasındaki eziyet, ansızın bir gece kaçana kadar devam etti.
Küçük bir çocuğun yaşadığı travmalar ve kadersizlik üzerine inşa edilen dostluklar... Onları bir daha göremedim.

Yıllar hızlıca geçiyordu, uzun bir süre sokaklarda yaşadım. Belediye parklarında yatıp kalkıyordum. Gururluydum fakat gurur karın doyurmuyordu. İnsanların verdiği yiyeceklere çekinerek de olsa hayır diyemiyordum. Keza iyi bir eğitim de alamamıştım o zorlu yıllarda.
Salih tanrının lütfudur benim için, babadır... dosttur...ailedir...
Kader çizgilerimiz o belediye parkında kesişti. Bir elinde simit diğer elinde çay...kül tablasında bir sigara...
Bana doğru bakıyordu ama sanki orada yoktum, belli ki daha uzaklara dalmış.
Açlıktan bakışlarımı kaçıramıyordum, bir köşeye oturmuş onu izliyordum. Yufka yürekli Salih... beni ancak o fark ederdi zaten. Kendimi farkettirmek için biraz hareketlendim, işte içimi ısıtan koca gülümsemeyi ilk defa o anda gördüm.
O gün bana kapılarını açtı...
Gerçek bir dost; korkularını, yalnızlığını, mutluluğunu, ekmeğini benimle paylaştı.

Lafı fazla uzatmayacağım. O kıymık nasıl geldi saplandı, anlatayım.
Sabah erkenden uyandık yine. Rutinlerimiz vardı, bir ihtiyaca dönüşmüştü bizim için. Evimiz şehir merkezinin hemen dışında bir dağ yamacında, orman kenarında bir sitenin içindeydi. Her sabah ormana doğru yürüyüşe çıkardık. Alacakaranlık, sabahın körü, loş ışık henüz etrafı aydınlatmaya yetmiyor. Biz her zamanki gibi, neşemiz yerinde, bir taraftan reçine kokuları bir taraftan henüz uyanan kuşların sesleri.
O da ne!
Karanlığı yırtan bir karga sesi, durup dururken içimiz gıcıklanmıştı.
Biraz daha ormanın derinliklerine doğru yol aldık. En çok sabahları severim, koskoca bir gün var önümüzde, hele döndüğümüzde bizi bekleyen o koca kahvaltı, gözlerim ışıldadı ağzım sulandı yine.
Derken bir hışırtı ve insan sesleri geldi. Konuşmalar normal değildi. Yüksek perdeden ve tehditkar...
Hemen bir çalının arkasına saklandık Salih’le.
Konuşmalar hiç hayra alamet değildi.
Bir küçük kız ve iki adam;
Adamlardan biri küçük kıza sürekli bağırıyor, ne dediklerini tam seçemesem de kalk dedim sana, gel buraya gibi sert emir cümleleri beynimi kurşun gibi deliyordu. Küçük kız da sürekli ağlıyordu. Kendimi zor tutuyordum, Salih’ e baktım gözlerindeki endişeyi okudum. Daha fazla duramayacaktım. Bakım evi günleri bir an gözümün önüne geldi. Keşke bize yapılanlara dur diyen birileri olsaydı. Ah dostum Cesur, o benim kadar şanslı değildi...Bunları başka birinin yaşamasına izin veremezdim. Bir an Salih’le göz göze geldik. Salih hamle yapacağımı farketti, “Sakın! Dur!” diyebildi...
Oysa ki ben çoktan koşmaya başlamıştım. Bağıran adamın boynuna atladım, gırtlağından tuttum, kıyasıya mücadele ediyorduk. O sırada bıçağını çıkartan diğer adam arkamdan hamle yapmak üzereyken Salih `hayııır’ diye bağırarak elinde kavun büyüklüğünde bir taşla geldi ve bıçaklı adamın kafasına sertçe vurdu. İki adamda kanlar içinde yerde yatıyordu. Kız ortadan kaybolmuştu, paniklemiştik, etrafa bakındık kızı göremedik, hızlı adımlarla ormandan çıktık.
Üzerimize bir kasvet çökmüştü, konuşamıyorduk. Hemen eve gittik, üzerimizi yıkadık, bütün gece birbirimize baktık ve konuyla ilgili tek bir kelime etmedik.
Ertesi sabah dün yaşadığımız olaydan dolayı ikimizde de hiç istek yoktu. Yürüyüşe çıkmadık. İzleyen birkaç gün daha böyle geçti. Bir sabah Salih, hadi artık gidiyoruz dedi. Nereye gideceğimizle ilgili hiç bir fikrim yoktu. Arabayla seyahati de severdim zaten. Anladığım kadarıyla pek uzun bir yolculuk olmayacaktı. Çünkü Salih yanına hiç eşya almamıştı. Yolculuk sırasında yaşadığımız birkaç günlük stresin etkisiyle arada kafamı camdan dışarıya çıkartıp rüzgarı hissediyordum. Bazen uyukladığımı hatırlıyorum. Ne kadar yol gittiğimizi kestiremiyorum. Deniz kenarına gelmiştik. Çam ağaçlarıyla çevrili yeşillikler içinde rüya gibi bir yer. Daha önce hiç tatile geldiğimizi hatırlamıyorum. Son birkaç günde yaşadıklarımız bizi çok zorladı, bence de kısa bir tatili haketmiştik. Arabadan indik, Salih yerde piknikçilerden kalma taşlarla çevrili daha önce ateş yakılmış küllerle dolu piknik barbeküsüne doğru yöneldi. Ben de etrafı kolaçan etmek için bir aşağı bir yukarı geziniyordum. Salih ateş yaktı, elinde evden getirdiği gazete vardı, parça parça kopartıp yakıyordu. Ateşsiz, pikniksiz tatil olmazdı zaten. Bir ara baktım gözünden yaşlar süzülüyordu, bir taraftan da lanet olsun diye söyleniyordu. Teselli etmek için “DOST! DOST!” diye bağırdım. Çok üzgünüm Kara dedi ağlayarak.
Gazetedeki haberi okumaya başladı, sesi titriyordu; Baba Halis Asil, oğlu Celil Asil ve kızları Duygu Asil orman yürüyüşüne çıktıkları gün eve dönmediler. H.A’ nın eşi olduğu bildirilen Sevilay Asil’ in ihbarı üzerine güvenlik güçlerinin jandarma İle beraber eş zamanlı yaptıkları aramalarda, uzun uğraş sonucu maktüllerin cesetlerine ulaşıldı. Yapılan tahminlere göre H.A köpek saldırısı sonucu, oğlu C.A başına sert bir cisimle vurularak öldürüldü. D.A’ nın cesedine ise olay yerine yaklaşık 500 metre uzaklıktaki bir vadide ulaşıldı. Kızın vadiye kendisinin mi düştüğü yoksa planlanarak mı öldürüldüğü konusundaki araştırmalar devam ediyor.
Salih haberi bitirdiğinde artık hüngür hüngür ağlıyordu. Son gazete yaprağını da ateşe attı.
Ağzından tek bir cümle döküldü; `Oğlum Kara burada kal.’ Ağlayarak ve sarhoş gibi adımlarla sahile doğru yürüdü ve denize girdi.
Gir Salih için rahatlar dedim içimden. Hala Salih’ i bekliyorum. Piknikçiler geliyor gidiyor, onlardan kalan artıkları yiyip içiyorum. Geceler ve gündüzler birbirini kovalıyor. Geçen gün arabamıza baktım, yerinde yok.
Dost! seni bekliyorum, sıkılmadın mı hala yüzmekten!
Ailemdin sen!

Emrah Kısmetli
Kayıt Tarihi : 2.8.2020 03:23:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!