Demedim mi? Şiiri - Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana Celaleddin Rumi
87

ŞİİR


709

TAKİPÇİ

Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Mevlana Celaleddin Rumi
Kayıt Tarihi : 2.2.2001 12:13:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Berthan Çölgeçen
    Berthan Çölgeçen

    Türlü şeyler derler sana demedim mi?
    Kötü huylar edinirsin demedim mi?
    Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
    Yani beni kaybedersin demedim mi?
    Söyle, bunları sana hep demedim mi?

    Duygularıma tercüman Koskoca Mevlana anlatamamış gitme demiş dinletememiş ben ne bekliyordum sanki kalmasını mı

  • Ayşe Can
    Ayşe Can

  • ali üşenmez
    ali üşenmez

    Seni bildim bileli,
    ey balçık dünya,
    başıma nice belâlar geldi,
    nice mihnet, nice dert.
    Seni sırf belâdan ibaret gördüm,
    seni sırf mihnetten, dertten ibaret.

    İsa'nın yurdu değilsin sen,
    yayıldığı yersin eşeklerin.
    Nerden tanıdım seni bilmem ki,
    nerden parçası oldum bu yerin,

    Bana vermedin bir yudum tatlı su,
    sofranı yaydın yayalı.
    Elimi ayağımı bağladın gitti,
    elimin ayağımın farkına varalı.

    Bırak da bir ağaç gibi
    yerin altından çıkarıp ellerimi
    sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım,
    uzayıp gideyim bâri.

    Ey çiçek, dedim çiçeğe,
    dedim, bu küçük yaşta sen,
    neden ihtiyar oldun bu kadar,
    dedim, nasıl oldu bu böyle?

    Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek,
    sabah rüzgârını tanıyalı,
    hep yukarlara doğru çıkar
    yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.

    Şunu da söyledi çiçek:
    Madem aslımı tanıdım,
    madem yersizlik âlemi aslım,
    artık bana tek bir şey düşecek:
    Yücelip aslıma gitmek.

    Sus yerter artık,
    var git yokluğa haydi,
    yoklukla yok ol.
    Git, yokluklardan tanı
    yokluktan var olanı.

    Mevlana Celaleddin Rumi
    Kayıt Tarihi : 2.2.2001 11:46:00

  • ali üşenmez
    ali üşenmez

    akit seher?
    Zamanın rahmine sabahın nutfesi düştü az önce.
    Gün doğuyor yine ve yeniden.
    Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.
    Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.
    Hatırla ki, Rabbin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi.
    Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni.
    Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.
    Şimdi seher vakti.
    Sıyrıl gafletin gecesinden.
    Sehere aç gözlerini.
    Rabbine aç kalbini.
    Uyan.
    Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini.
    Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini.
    Herkesin O’nu unuttuğu anda an, kalk!
    Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin.
    Şimdi sabah namazı vakti...

    ÖĞLE NAMAZI

    Vakit öğle...
    Güneş göğün en yüksek noktasında.
    Tıpkı gençliğin gibi.
    Şimdi gün de bir delikanlı.
    Heyecanlı ve telaşlı...
    Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç akşam olmayacakmış gibi...
    Oysa, güneş şimdi batmaya başladı.
    Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı.
    Akşama akıyor ışıklar artık.
    Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazândır.
    Vakit öğle...
    O kadar gürültü var ki ortalıkta.
    Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.
    Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin.
    Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna.
    Kalbini sonsuzluğa bitiştir.
    Alnını secdeye değdir.
    Şimdi öğle namazı vakti.

    İKİNDİ NAMAZI

    Vakit ikindi.
    Gün ihtiyarladı.
    Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne.
    Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.
    Güneşin saltanatı bitmek üzere.
    Zevale akıyor ışıklar.
    Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun.
    Tenin soluyor.
    Gözlerinin feri çekiliyor.
    Öbür kıyısındasın artık nehrin.
    Güz yaprakları gibi.
    Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
    Rüzgârı bekliyor gibisin.
    İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın.
    Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.
    Şimdi ikindi vakti.
    Secdeye koy alnını.
    Zamanın Sahibini selâmla.
    O’na konuş, O’nunla konuş; dualarını fısılda.
    Sonsuzluğa tutun hece, hece.
    Şimdi ikindi namazı vakti.

    AKŞAM NAMAZI

    Vakit akşam.
    Gün ölmek üzere.
    Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.
    Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.
    Kara kefenini giyiniyor gün.
    Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
    Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün.
    Ömrünün ışıkları solacak.
    Hayatının perdesi çekilecek.
    Dudaklarında donacak gülüşün güneşi.
    Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak.
    Şimdi akşam.
    Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki,
    sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.
    Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.
    Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
    Hatırını yalnız O bilecek.
    Sen de O’nu an şimdi.
    Şimdi akşam namazı vakti.

    YATSI NAMAZI

    Vakit Yatsı.
    Gün çoktan öldü.
    Güneş ışıklarını topladı.
    Gece hükmediyor âleme.
    Güneşin saltanatı bitti.
    Işıklar tükendi ufuklarda.
    Renkler ellerini çekti eşyadan.
    Gül soldu, gün soldu.
    Göğe yöneldi gözler.
    Hatırla ki, sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın.
    Bir adın kalacak geriye.
    Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni.
    Belki o da unutacak.
    Düşün ki, unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine.
    Yokluğuna çoktan alışılmış.
    Unutuluşun hepten kanıksanmış.
    Kimsenin özlediği bile değilsin artık.
    Hatırla bunları.
    Hatırla ki, çoklarının seni unuttuğu bu gece, herkesi unutup sen de O’nu hatırla.
    Çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,
    Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.
    Evet işte.
    Şimdi yatsı namazı vakti.

    Mevlana Celaleddin Rumi
    Kayıt Tarihi : 23.1.2017 12:00:00

  • ali üşenmez
    ali üşenmez

    Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
    gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
    padişah bu acıyı duysaydı;
    göz gece demez gündüz demez ağlardı,
    gökler yıldızlara, güneşle, ayla
    gece demez gündüz demez ağlardı.
    padişah bakardı ününe,
    tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
    gece demez gündüz demez ağlardı.

    Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
    uçan kuş avlanacağını bilseydi,
    gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
    gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
    uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
    gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

    Zaloğlu bu zülmü görseydi,
    ecel bu çığlığı duysaydı,
    cellâdın yüreği olsaydı;
    Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
    ecel bakardı kendine ağlardı,
    cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

    Kumru, başına geleceği duysaydı,
    tabut, içine gireni bilseydi,
    hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
    kumru selviden ayrılır ağlardı,
    tabut omuzda giderken ağlardı
    öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

    Ölüm acılarını gördü tatlı can,
    koyuldu işte böyle ağlamaya.
    Olanlar oldu, gitti dostum benim.
    şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var.
    öylesine topraklar altında kalmışım.

    Mevlana Celaleddin Rumi
    Kayıt Tarihi : 26.1.2001 02:53:00

TÜM YORUMLAR (153)