D Şıkkından Daha Şık bir Şık Bulunana Ka ...

Baha Öztop
22

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Gidip gelmelerimiz var elbette ama sen gitme
Kal ki bir deli gömleğini kaptığı gibi uzaya çıksın
Ve bir kelebek zamana karşı devrim yapıp
Kanatlarını daha ağır makamdan satsın.
Yoksa gayet makyajlı bir gezegendir
Venüs ama o kadar uzağa gitme
Gitme kal bütünlemelerimi emzir.

Tamamını Oku
  • Füruzan Babaoğlu
    Füruzan Babaoğlu 18.03.2018 - 19:19

    Tebrikler.

  • Maria Straçkow
    Maria Straçkow 25.12.2011 - 12:54

    gitme kal demek çok şıklı olmuş :)

    ''
    Kararan havayla,
    çiyin avuntusu olmaktayken
    yeryüzüne doğru,
    görülmezce, işitilmeden
    -çünkü yumuşacık patikler giyinir
    avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi-
    anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın,
    bir zamanlar nasıl susadığını,
    kutsal gözyaşı ile çiy yağmurlarını özleyerek
    yanıp tutuşurken, bitkinlikle susadığını,
    kem gözlü akşamüstü güneşinin bakışları
    sararmış otlu patikalar üzerinde
    kararmış ağaçların içinden geçip dolaşırken
    çevrende,
    güneşin kör edici kor bakışları, acı vermekten haz
    duyan.
    'hakikatin yavuklusu -sen ha? diye alay ederlerdi-
    hayır! bir şair sadece!
    bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,
    yalan söylemesi gereken,
    bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,
    av arzusunda,
    elvan elvan maskelenmiş,
    kendine maske,
    kendine av
    buha -hakikatin yavuklusu?..
    Sadece deli! Sadece şair!
    Sadece parlak parlak laf eden,
    deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,
    yalancı söz köprülerine tırmanan,
    yalandan gökkuşakları üstünde
    kalp gökler arasında
    dolanıp duran, sürünüp duran-
    sadece deli! sadece şair!..
    Bu ha -hakikatin yavuklusu?..
    Durgun değil, dik donuk soğuk değil,
    tasvirleşmemiş,
    heykelleşmemiş,
    tapınakların önüne dikili değil,
    bir tanrıya kapı bekçisi değil:
    hayır! bu çakılı erdem tasvirlerine düşman,
    yabanlar ona daha rahat tapınaklardan,
    kedi haylazlığıyla dolu
    her pencereden zıplayıp
    hop! her rastlantının peşinden
    koklaya koklaya her yabanıl ormana dalansın sen,
    yabanıl ormanlarda
    renkli tüylü yırtıcı hayvanlar arasında
    günahkarca sağlıklı, güzel, elvan gezinirsin,
    arzulu dudaklarınla, kutluca alaycı, kutluca şeytani, kutluca kan emici
    yırtıcı yırtıcı, sinsi sinsi, yalancı yalancı gezinirsin...
    Ya da kartal gibi, uzun,
    Uzun dikdik uçuruma,
    Kendi uçurumuna bakan kartal gibi...
    -nasıl da yukarıya,
    aşağıya, içeriye,
    hep daha derin derinliklere halkalanıyor uçurum!-
    sonra,
    ansızın,
    düz uçuşla
    aniden dalarak
    kuzuların üzerine çullanmak,
    birden aşağıya, yırtıcı açlıkla,
    kuzu arzusunda,
    bütün kuzu ruhlara kızgın,
    öfkeli bütün erdemlice,
    koyunca, kıvırcık kıvırcık
    göz kırpıştıran, koyunsütü iyilikle alıklaşmışlara...
    Böylesine
    kartalcadır, parscadır.
    şairin özlemleri,
    senin özlemlerin,
    binlerce maske altında,
    sen ey deli! sen ey şair!..
    Sen ki bakarken insana,
    tanrı bakar gibidir koyuna-
    insandaki tanrıyı paralamak
    insandaki koyunu paralar gibi
    paralarken de gülmek-
    bu, işte senin kutluluğun,
    bir parsın, bir kartalın kutluluğu,
    bir şairin, bir delinin kutluluğu!..
    kararan havayla,
    ayın orağı
    mor kızıllıklar arasında yeşil yeşil,
    hasetle, sinsi sinsi dolanırken,
    -güne düşman,
    her dolanışta biçerken
    gülden döşekleri gizlice,
    çökertene dek,
    gecenin derinliğine uçuk uçuk gömene dek:
    ben de öyle düştüm bir kez
    hakikat çılgınlığımdan aşağıya,
    gün özlemimden aşağıya,
    günden yorgun, ışıktan bıkkın
    -aşağıya, akşama, gölgeye çöktüm
    bir hakikatten
    bağrı yanık, susamış
    -anımsıyor musun hala, anımsıyor musun, sıcak gönül,
    nasıl susadığını? -
    sürülmüştüm tüm hakikatten!
    Sadece deli! sadece şair!...''

    karman şıkı şeçtim şair :)) fazla yazmadığm için için öpüldün

  • Hasan Büyükkara
    Hasan Büyükkara 24.12.2011 - 22:14

    Sayın Ülkü Şahin 1

    Buraya dercettiğim tahriratımı dikkate alarak tashih cihetine meyletmenize ziyadesiyle teşekkür ediyorum..

    Ancak tahsisinizi muhtevi hususatın galib ekseriyetine iştirak etmediğimi arz etmek isterim..

    tashihe dair şerhinizi safha safha tetkik ve suallerinize cevabım şasınız nazarında bu foruma iştirak edenlere aşağıda arz edilmiştir



    -Sayın Sinyali; Keşki yorumunuzu yaparken; 'Bana göre' demeyi unutmasaydınız! Zira size göre orijinal tespitler olarak zahire çıkan düşünceler başkaları için çok marjinal ve itici olabilir!

    -Bu meydanda ve bu meydanda kaleme alınarak umumun nazarına celbedilen her mevzu esasen celbeden şahsın şahsi tefekkür ve kanaatlerine mebnidir..Muhal farz bu yazılarda bir nas hükmü bile dercedilse o nas o şahsın ya verdiği bir cevaba müstenittir. Veya kendi te'lifatında iddia edilen bir hususu pekiştirmek maksadıyladır ki o nas hükmüne bu babta o şahsın indi hükmü bulaştığı ve bulandığı için artık nas hükmünün asıl manası mahfuz olmakla birlikte naşirin kari e meylettirmeyi arzu ettiği mana hüviyetine intikal etmiştir.

    Hasılı burada her kim bir fikir beyan ediyorsa aslında kendine göre bir fikir beyan ediyordur ve bu malumu her yazısının başında ilâm etmesi icap ve lüzum etmez..

    Evvela; 'Alleme'; İlim demek değil, bir fiildir ki; Öğrendi, talim etti demektir!

    Saniyen; Arefe; İrfan demek değil, Arif oldu, irfan öğrendi demektir ki bu da bir fiildir!

    -Elbette sözleriniz doğrudur..Ama naçizane ve çoğu dar zamanda irticalen kaleme aldığım yazılarda gerek gramer ve gerekse imla birinci meselem olmamaktadır..Hatta olamamaktadır. Buraya yazılan yazılar şiire dair bir mukabele ve hissiyatımı belki de şimşek hızıyla ifade gayreti gütmektedir..esasen orada kastedilen ilim ve irfanın kardeş manaları muhtevi olmakla beraber nüanslarının mevcut olduğunu hatta bu nüansın nesir ile nazım üsluplarına tekabül edecek derecede bir inceliği bulunduğunu söylemekti..Merhum ömer seyfettinin bir hikayesinde dediği gibi ilim bşka , irfan başka cancağazım demekti ki...bunu size yine de söylemiş olayım...Zira o yazının bütünündeki meramı ve maksadı ıskalayarak şekil şartlarında boğulup kaldığınız için..

    Elbette arapçada her kelimenin bir sülasesi vardır..Arapça osmanlıcaya birebir değil bazı hususi mana yüklemeleri ile istihale olmuştur..

    gerek ilm ve gerekse irfan sözcüklerinden akraba ve türeme nice kelime lisanımızda yer almaktadır.araf, arif, arife, irfan, itiraf, maarif, marifet, maruf, örf, tarif, tarife ve daha bir çok..ilim için de keza alaimsema, alamet, alemdar, alim, alimallah, allame, allem kallem, eleğimsağma, ilam, ilim, ilmihal, ilmühaber, malum, , muallim, talim, ulema, ulum gibi..

    Bir de malumatfuruş kelimesi vardır ki aslında o yazımda bu hususun üzerinde hassaten durmuştum..İşin esasını kaçırarak bir takım medrese mugalatası ile vakit geçiren ansiklopedik zatları murad eden bir kelimedir ki...Bu hususa özellikle bir kez daha dikkatinizi celbederek hele şiir gibi bir mevzuda asl meselenin bu malumatfuruşluktan kurtulmakla mümkün olacağını darb etmek isterim


    Salisen; Hz. Ali (ra) nin (özel isim olması hasebiyle) ismi küçük 'a' ile başlamaz! Zira her özel isim büyük harfle başlar!

    -Elhak doğrudur..

    Rabian; 'İlim bir nokta idi onu cahiller çoğalttı' sözü Hz. Ali (ra) ye ait olamaz! Çünkü o, Şanlı Nebi (sav) nin lisanında; İlmin kapsıdır ve şu meşhur söz o Bab-ı ilme aittir; 'Eğer savaş işleri beni çok meşgul etmesey di, Besmelenin B harfıinden Kırk deve yükü kitap yazardım! '

    Bir insan sözü çoğaltmanın abes olduğuna inansa böyle bir beyanda bulunabilir mi?

    Rvayete dayalı her bilgi sizin sözünü ettiğiniz mütalaalara duçar olabilir..Kaldı ki rivayet usul ve esasları yönünden eşi benzeri görülmeyecek bir titizlik tatbik edilen Peygamber Hadislerinde dahi ihtilafın mevcut olduğu malumdur..Googla bakıldığında bir çok mümtaz eserde bu sözün Hz Aliye ithafı görülür..

    Hatta Sadık Yalsızuçanlar bahse mevzu kelam ı kibarı mehaz gösterek Saidi Nursi nin mana ve hüviyetine dair bir çerçeve gayrati içinde bulunmaktadır..

    Şöyle ki;

    ‘Risale-i Nur, tefekkür değil, tagaddidir; marifet değil şuhuttur’ deyişinden de anlıyoruz ki, bu, varlığın tek bir varoluş sırrı içinde algılandığı birlik ilmi idi. ‘İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı’ sırrının merkezine sızdı, ilmi bir noktaya odakladı, o noktayı gülün yaprakları gibi tek tek açarak bizi yeniden kalbimizle, Hakikatle buluşturdu

    Nihayet derim ki; yine Hz Ali (Kv) ye atıf bir kelam ı kibarda da şu buyrulmaktadır..

    -Kimin söylediğine değil , ne söylediğine bakınız..


    Hürmetlerimin kabulünü istirham ile...

  • Nazır Çiftçi
    Nazır Çiftçi 24.12.2011 - 21:18

    Düşünen beyine ve emeğe sağlık.Kime özgü bir şiir olduğunu pek anlayamadım.Saygılarımla.

  • Feyzi Kanra
    Feyzi Kanra 24.12.2011 - 20:56

    sevirem acıyı, çünki bütün yaxşı elaclar acı dadır.....
    Terlan Ebilov

    öle öle yaşamıyaq yaşıya yaşıya ölek...
    Xalide Efendiyeva

  • Mehmet Binboğa
    Mehmet Binboğa 24.12.2011 - 20:05

    Şiir ne güzel bir aynadır şairine...

    Geçen ay Kronik Muhalifler ziyaretimize gelmişti Eskişehir'e.Şükrü Özmen,Ünal Akbulut,Ahmet Gözübüyük,Mehmet Özdemir ve Baha Öztop kardeşlerim sağ olsunlar bizi onurlandırıp misafirimiz olmuşlardı.

    Anlattıklarına göre nostaljik bir tren yolculuğunun ve Eskişehir'in değişen modern yüzüyle buluşmanın tadına varmışlardı.

    Efendim neyse erenlerle buluştuk.
    Özdemir hariç diğerleriyle ilk kez yüz yüze geliyorduk.Ünal Ağabey'in bilge kişiliğine, Mehmet Özdemir'in durgun bir göl ağırlığında
    ki filozof duruşuna,bu dünyadan çoktan geçmiş Ahmet Gözübüyük'ün mistizmine hayran kalmıştım.Şükrü Özmen ki tanıdığım en zıpır,en yaramaz,en zeki adamlardan biriydi.Mahşerin bu dört atlısıyla sanal âlemde sohbetlerimiz olmuştu kuşkusuz.(Tabii bu arada Arap Naci
    ve Osman Tuğlu Ağabeylerle tanışamanın ukdesi de kalmıştı içimizde.)
    Benim asıl merak ettiğim, şiirlerindeki absürt söylemle dikkatimi çeken Baha Öztop'tu.Gerçi zaman zaman face'de yayımladığı yağlı boya resimlerinden iflah olmaz bir gönül adamı olduğunu tahmin ediyordum; ama bu denli adam gibi bir adamla karşılaşacağımı da öngörmemiştim.

    Şiirlerindeki o asî ruh ete kemiğe,hatta bayağı bir ete kemiğe (Boyu iki metre vardı galiba :)) bürünmüş olarak karşımızdaydı.Türküler söyleyip sohbetler üleştik dostlarla,şiirler okudu şairler.Ünal ağabey'in damardan giren davudî sesi şiirlere hayat veriyor,naçizane karalamalarımızı ciddi ciddi şiire dönüştürüyordu.

    Ha Baha diyordum,sanki başkaca bir gezegenden gelmişçesine hayatı tiye alan bir tavrı vardı.Hepi topu üç beş saatlik bir muhabbette sanki yüz yıldır tanıyormuşum intiba edinmişti bu güzel insanları.

    Gerçi bu Baha denen âdemin biz kelleri çıldırtacak kadar gümrah saçları biraz sinirime dokunmadı da değil hani; ama Allah'ı var, gerek şiire gerekse insana verdiği azami değer bizleri ziyadesiyle memnun etmişti.Ne güzel bir dost kazanmıştık.En güzeli de şiirlerindeki o sıra dışı haykırışın, esasında ruhundaki tanrısal çırpınışlar olduğunun ayırdına varmıştım.'Küp içindekini sızdırır.'dedikleri doğruymuş demek...

    Gelelim şiire:

    Baha Öztop kabul edelim ki modern şiiri biliyor.

    Mısra ve ölçü kalıplarını berhava eden bir üslup anlayışı var.İstanbul'u dibine kadar yaşaması,hem sosyalist hem de muhafazakâr çevreleri,yaşantıları çok iyi tanıması şiirindeki ironiyi derinleştiriyor.
    'Şiire şu sözcük girer,bu sözcük girmez.' klişelerini yaşayan bizcileyin edebiyatçıların yaya gittiği yollarda, o uzay mekiğiyle dolaşıyor,aşkı ve hasreti kaf dağında bir nen olmaktan çıkarıp dokunulası bir gerçekliğe dönüştürüyor.

    Klasik şiir kalıplarıyla dalga geçmesi anlaşılabilir belki,ama içerikte kullandığı kimi göstergeleri anlamak için epeyce bir kafa yormak gerekiyor.
    Zira Baha Öztop şiiri 'an'ın şiiri değil,uzun demlemelerden sonra tavşan kanı bir çayın tatlı nefasitini barındıran bir aroma.Ya da hep hayallerde kalan boz bulanık bir aslan sütünü çakırkeyf şereflendirirken yaşamanın dayanılmaz hafifliğini hissettiren acı tatlı bir söz düğünü...

    Var olasın şair.

    Biliyorum ki Türk edebiyatı bu adı bir kenara not edecek ve gelecek nesiller Baha Öztop şiirinin tadını ders kitaplarında da duyumsayacaktır.

    Tebrik ediyorum.

    İyi ki varsın şairi yi ki varsın...

  • Feyzi Kanra
    Feyzi Kanra 24.12.2011 - 19:31

    Kemal hocama fazla yüklenmiyelim.O beğendiyse beğenmiştir.Beğenmese beğenmedim derdi.Asla yalan söyleyeceğini sanmıyorum,ahbap hatırı için asla sahte yorumda bulunmaz,şikeye ise hiç bulaşmaz.Şurasıda bir gerçek ki hocamızın beğenmesi de beğenmemesi de kimseyi yağlı urganla bağlamaz.Beğendirmek gibi bir derdi de olamaz.Şurası birgerçek ki galiba hepimiz Kemal hocamızı canı gönülden seviyoruz.Vesselam.

  • Melahat Demir
    Melahat Demir 24.12.2011 - 18:56

    İnsan niye şiir yazar,anlaşılmak için mi?
    Yoksa anlaşılmamak için mi?

    Şiir yazmasının sebebi zaten yeterince anlaşılmadığı değil mi?

    Bilinç altında kendini ifade etme yatar.Karmaşıklığa sürüklemesinin sebebi nedir? diye düşünüyorum.

    Ayrıca elinde bir kalemi varsa,bu sorumluluğu da beraberinde getirir.Benim yazdığım üç-beş cümleyi kimse anlayamayacaksa sırf kendi egomu tatmin etmek için yazıyorsam,sadece kendim için yazıyorum demektir.

    Bence şiir anlaşılırlığının yanında düşünme payı da vermelidir.

    Kemal İspir Hocam nasıl beğenmiş....hiç anlamış değilim.Sabah yazsa idi yorumlarını daha iyi olurdu.Gecenin mahmurluğundan pek iyi değerlendirememiş.Buradan da kendisine duyrulur.

  • Hasan Buldu
    Hasan Buldu 24.12.2011 - 18:19

    'Gitme gidersen iki yaka bir araya gelmez
    Bir kedi köpekten korkmadığına ürkür
    Gemiler gemi olmaktan inip
    Balıkhaneler morga dönüşür.'

    Günün Şiiri'nden aldığım bu dizeleri anlayan varsa, beri gelsin. Arkadaşlar biribirimizi kandırmayalım. Sayın Baha bu şiiri yazarken, dadaistlere özenerek yazmış. Yani bu şiire anlam ve melodi yüklememiş. Gelişi güzel sözcükleri sıralamış. Ve ne yazıktır ki, bizler de bu saçmalıklardan anlam çıkarmaya çalışıyoruz. Boşuna yoruluyoruz. Şiir hakkındaki kanaatim bu.

  • Hasan Buldu
    Hasan Buldu 24.12.2011 - 18:11

    Günün Şiirine en güzel örneği sayın Temur yazdığı şiiriyle vermiş. Sayın Temur'un aşağıya aldığım şiiri, sayın Baha'nın ne denli şair olduğunu ortaya koymuş.

    'Heyacandan düğümlenir
    Notaların kalbi tekler
    Sazındaki kirişler yanlış bağlanmış galiba
    Koordinat hatası veriyor
    Denizin ta ortasında
    Devingen yıldızlarda gözleri
    Gökyüzünün akkor gibi dudağı
    Tüm hüclerini çeker özüne
    Yapraklar bile kımıldamaz
    Soluksuz öpüşler nefesini keser
    Aristoteles fiziği hakim olur bedene
    Eksentrik bakışı ilmek atar boynuna
    Temaşe eder elleri



    Katoptrik ışın,
    Pozitif çekime dayanamaz
    Çözülüverir buz parçalarıyla aniden
    Rakseder dolunay'da tutku
    Önüne şafak serilir
    Perdeler çekilir aşk bağına
    Beyaz kanatlılar imrenir
    Yedi iklim ince ince yağar gönlüne
    Mavi sulara resmi çıkar aynadan
    Allara bulanmış dudağına arılar konar


    El değmemiş düşler
    Diopriğe inatla yer değiştirmez
    Elips bir dairede rüzgârın eteğine tutunur
    Spiral bir yol izler
    Olurda kasırgalar savurur diye
    Doldurur heybesini tepeden tırnağa aşkla

    Gözleri bulut kesilmeyecek....

    O kadar heybetli ki,sarmaşık düşler

    Melahat Temur

Bu şiir ile ilgili 62 tane yorum bulunmakta