Çorak Ülke (T.S. Eliot) Şiiri - İsmail A ...

İsmail Aksoy
1641

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Çorak Ülke (T.S. Eliot)

ÇORAK ÜLKE

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) .
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

“Nam Sibyllam quidem
Cumis ego ipse oculis meis vidi
in ampulla pendere, et
cum illi pueri dicerent:
Sibulla ti thelis;
respondebat illa:
apothanein thelo” (1)


Ezra Pound’a
il miglior fabbro (2)

I.
ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ

En zalim aydır Nisan, çıkartır
Leylakları ölü topraktan, karar
Bellekle arzuyu, karıştırır
Kasvetli kökleri bahar yağmuruyla.
Sıcak tuttu bizi kış, örterek
Yeryüzünü unutkan karla, besleyerek
Kurumuş yumrularla bir parça hayatı.
Şaşırttı bizi yaz, Starnbergersee dolaylarında
Bir kırkikindi yağmuruyla; sığındık sırakemerlere,
Ve çıktık gün ışığına, Hofgarten’e doğru,
Ve kahve içtik, ve konuştuk bir saat kadar.
Bin gar keine Russin, stamm' aus Litauen, echt deutsch. (3)
Ve çocukken, arşidüklerde kalmıştık,
Kuzenim, bir kızakla gezdirmişti beni,
Ve korkmuştum. Dedi ki, Marie,
Marie, sıkı tutun. Ve kaymıştık yamaç aşağı.
Dağlarda, özgür hisseder insan kendini.
Gecenin çoğunu okuyarak geçiririm, güneye giderim kışları.

Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür
Bu taş döküntüde? İnsanoğlu, [1*] (4)
Söyleyemezsin, ya da sezemezsin, çünkü bildiğin sadece
Güneşin kavurduğu kırılmış görüntülerin bir yığıntısıdır,
Ve ne ölü ağaç korunak, ne cırcırböceği huzur, [2*] (5)
Ne de kuru taş suyun sesini verir. Sadece
Gölge vardır bu kızıl kayanın altında,
(Gel gir bu kızıl kayanın gölgesi altına)
Ve hem sabah vakti uzun adımlarla arkandan giderken
Hem de akşam saatinde seni karşılamak için dikilen gölgenden
Farklı bir şey göstereceğim sana;
Bir avuç tozdaki dehşeti göstereceğim sana.
Frisch weth der Wind
Der Heimat zu
Mein Irisch Kind,
Wo weilest du? [3*] (6)
“Bana sümbüller vermiştin bir yıl önce ilk kez;
Sümbül kız diye çağırmışlardı beni”.
- Geri geldiğimizde fakat, geç vakit, sümbül bahçesinden,
Kolların dolu, ve saçların ıslak, konuşamıyordum,
Ve gözlerim güçten düşmüştü, ne diriydim
Ne de ölü, ve bir şey bilmiyordum,
Bakarak ışığın yüreğine, sessizliğe.
Oed' und leer das Meer. [4*] (7)

Madam Sosostris, o ünlü kâhin,
Çok fena soğuk kapmıştı, gene de
Avrupa’nın en bilge kadını olarak bilinirdi.
Meymenetsiz bir deste kartla. İşte, demişti [5*]
Senin kartın, boğulmuş Finikeli Gemici,
(Bunlar O’nun gözleri olan incilerdir. Bak!)
İşte üç asâlı adam, ve işte Çark,
İşte Belladonna, Kayaların Hanımı, durumların hanımı.
Ve işte tek gözlü tüccar, ve boş olan
Bu kart, görmemin yasaklandığı
Sırtında taşıdığı bir şeydir. Bulamam
Asılmış Adam’ı. Suda ölmekten sakın.
Kalabalık bir halk görürüm, yürürler halka halka.
Teşekkürler. Eğer sevgili Bayan Equitone’u görürseniz
Söyleyin zayiçeyi bizzat getireceğim:
Bu günlerde dikkatli olmak gerekli.

Hayali Şehir, [6*] (8)
Bir kış şafağının kahverengi sisi altında,
Bir kalabalık aktı Londra Köprüsü üstünden, sürüyle,
Düşünemedim ölümün sürüyle insanı heder ettiğini. [7*] (9)
İç çekişler, kısa ve seyrek, nefes almalar, [8*] (10)
Ve her adam dikmişti gözlerini ayaklarına.
Yamaçtan yukarı ve aşağı King William Caddesine,
Azize Mary Woolnoth’un saatleri ölçtüğü yerde
Ölü bir sesle nihayet vurduğunda dokuz. [9*]
Orada gördüm bir tanıdığı, ve durdurdum O’nu, bağırdım: “Stetson!
Benimle birlikte gemilerdeydin Mylae’de!
Geçen yıl bahçene diktiğin o ceset,
Filizlendi mi? Bu yıl çiçek açar mı?
Yoksa apansız ayaz altüst mü etti tarhını?
Oy, uzak dursun o Köpek, o insanların dostu, [10*] (11)
Yoksa tırnaklarıyla kazıyıp çıkarır yeniden!
Sen! Hypocrite lecteur! - mon semblable, - mon frère! ” [11*] (12)

II.
BİR PARTİ SATRANÇ

Oturduğu sandalye, parlatılmış bir taht gibiydi, [12*] (13)
Alazlanmıştı mermerde, altın bir Cupido’nun (14)
Gözetlediği yüklü asmalarla işlenmiş
Kaideler tutuyordu aynayı
(Kanatları ardında başka biri sakladı gözlerini)
Çiftleyerek yedi kollu koca şamdanın alevlerini
Yansıtarak ışığı masanın üstüne
Mücevherlerinin ışıltısı doğrularak karşıladı O’nu,
Atlas mahfazalardan döküldü bollukla bereketle.
Tıkaçsız fildişinden küçük şişelere ve renkli camlara
Sinmiş O’nun tuhaf suni kokuları,
Merhem, toz, ya da sıvı halinde – tedirgin, şaşkın
Ve kokularda boğmuş duyuyu; pencereden artarak esen
Havayla kımıldadı, semirerek
Bu yükselip uzayan mum alevlerini,
Savurarak dumanlarını altın tavana, [13*] (15)
Heyecanlandırdı oyma tavan süslerini.
Yeşil ve turuncuyla yanmış muazzam deniz ağacı
Doymuş bakırla, oyulmuş bir yunusun yüzüşü misali
Hüzünlü bir ışığı barındıran renkli taşla çevrili.
Kadim şömine üstünde sergilenmişti
Orman manzarası görünen bir pencere resmi. [14*]
Philomel’in dönüşümü, barbar bir kral eliyle [15*]
Öyle zalimce zorlanmış; gene de bülbül gibi [16*]
Doldurmuş bütün çölü bozulmamış bir sesle
Ve hâlâ çağırır, ve hâlâ peşine düşer dünya,
”Cik cik” rezil kulaklara.
Ve zamanın solan diğer kesilmiş gövdeleri
Anlatıldı bu duvarlara; bakakalan biçimler
Sarkmış dışarı, yaslanmış, susturmuş çevrilmiş odayı.
Adımlar süründü merdivende.
Ateşin ışığında, çalılık altında, saçları
Savruldu yakan noktalarda
Alazlanıp kelimelere dönüştü, vahşice dingin olmak adına.

“Asabım bozuk bu gece. Evet, bozuk. Benimle kal.
Konuş benimle. Niçin hiç konuşmazsın. Konuş.
Ne düşünüyorsun? Nedir düşüncen? Ne?
Asla bilmem ne düşündüğünü. Düşün”.

Ölü erkeklerin kemiklerini yitirdiği
Fareler sokağında olduğumuzu düşünürüm [17*]

“Nedir bu ses?
Kapı altında yel. [18*]
Nedir bu ses şimdi? Ne yapar yel?
Hiç, tekrar hiç.
Hiç bilmez misin? Görmez misin hiç? Anımsamaz mısın
Hiç? ”

Anımsarım
Onun gözleri olan incilerdi bunlar.
“Diri misin, değil misin yoksa? Kafanda hiçbir şey yok mu? ” [19*]

O O O O Shakespearevari Caz -

Ne de zarif
Ne anlayışlı
“Şimdi ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım? ”
“Olduğum gibi ivedilikle çıkmalıyım, ve yürümeliyim caddede
Saçlarım dağınık, böyle. Ne yapmalıyız yarın?
Ne yapıp etmeliyiz her daim? ”
Sıcak su saat onda.
Ve yağmur yağarsa, kapalı bir araba saat dörtte.
Ve bir parti satranç oynayacağız,
Yumarak gözkapaksız gözleri ve bekleyerek kapının vurulmasını. [20*]

Kocası terhis olduğunda, dedim ki Lil’e -
Tartıp biçmeden sözlerimi, bizzat yüzüne söyledim,
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Şimdi Albert geri geliyor, kendine çekidüzen ver biraz.
Bilmek ister dişlerini yaptırmak için
Sana verdiği parayla ne yaptığını. Parayı verdi, oradaydım.
Hepsini çektir, Lil, güzel bir diş takımı yaptır, dedi.
Yemin ederim ki, sana bakmaya dayanamıyorum.
Ve ben de dayanamıyorum, dedim, ve bir de zavallı Albert’i düşün,
Askerde dört yıl geçirdi, iyi vakit geçirmek ister şimdi,
Ve eğer O’na bunu sen vermezsen, başkaları verir, dedim.
Ah öyle mi, dedi. İşte aynen böyle, dedim.
O halde kime teşekkür edeceğimi biliyorum, dedi, ve bana dik dik baktı.
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Hoşlanmadıysan da bunları yapmalısın, dedim.
Başkaları işine geldiği gibi yapacaktır sen yapamazsan.
Fakat Albert alıp başını giderse, haberim yoktu deme.
Utanmalısın, dedim, bu kadar yaşlı görünmekten.
(Ve yaşı sadece otuzbir) .
Elimden bir şey gelmez, dedi, asarak suratını,
Çocuk düşürmek için aldığım haplar yüzünden, dedi,
(Beş tane çocuğu vardı şimdiden, ve neredeyse ölüyordu küçük George’da) .
Eczacı her şey yoluna girer dedi, fakat eski halime dönemedim hiç.
Büsbütün aptalsın sen, dedim.
Eh, Albert seni rahat bırakmak istemezse, yapacak bir şey yok, dedim,
Çocuk istemiyordun madem neden evlendin ki?
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Sonra, Albert eve geldi o Pazar, sıcak bir domuz jambonu yediler,
Ve benden yemeğe kalmamı istediler, tadını çıkarmak için sıcak sıcak –
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
İy’geceler Bill. İy’geceler Lou. İy’geceler May. İy’geceler.
Ta ta. İy’geceler. İy’geceler.
İyi geceler, hanımlar, iyi geceler, sevimli hanımlar, iyi geceler, iyi geceler. (16)

III.
ATEŞ VAAZI

Irmağın çadırı yıkılmış; yaprağın son parmakları
Kavrar ve gömülür ıslak kıyının içine. Rüzgâr
Aşıp geçer kahverengi toprağı, duyulmadan. Su perileri gitmişler.
Şirin Thames, usulca ak, şarkımı bitirene dek. [21*]
Taşımaz ırmak boş şişeleri, sandviç kağıtlarını,
İpek mendilleri, mukavva kutuları, sigara diplerini
Ya da yaz gecelerinin diğer kanıtlarını. Su perileri gitmişler.
Ve onların arkadaşları, Şehir müdürlerinin avare mirasçıları;
Gitmişler, adres bırakmamışlar.
Leman Gölü suları boyunca oturdum ve ağladım...
Şirin Thames, usulca ak şarkımı bitirene dek,
Şirin Thames, usulca ak, çünkü sesli ya da uzun konuşmayacağım.
Fakat ardımda soğuk bir solukla duyarım
Kemiklerin tıkırtısını, ve bir kikirdeme yayılır iki kulağıma.
Bir fare usulca emekledi bitkiler arasından
Sürükleyerek sümüksü göbeğini kıyıda
O kasvetli kanalda balık avlarken ben
Bir kış akşamı gazhanenin hemen arkasında
Düşünerek kral biraderimin deniz kazasını
Ve kral babamın ondan önceki ölümünü. [22*]
Ak bedenler çıplak, basık nemli zeminde
Ve kemikler savrulur küçük basık kuru tavan arasında,
Sadece fare ayağıyla tıkırdamış, yıllar yılı.
Fakat kornaların ve Sweeney’i Bayan Porter’a
İlkbaharda getirecek motorların sesidir [23*]
Ardımda zaman zaman duyduğum. [24*] (17)
Ah ay parlak parlak ışır Bayan Porter ile [25*]
O’nun kızı üstünde
Yıkarlar ayaklarını sodalı suyla
Et O ces voix d'enfants, chantant dans la coupole! [26*] (18)

Tvit tvit tvit
Cik cik cik cik cik cik cik
Öyle kabaca zorlanmış.
Tereu (19)
Hayali Şehir
Bir kış öğlesinin kahverengi sisi altında
Bay Eugenides, İzmir eşrafı
Tıraş olmamış, kuşüzümü dolu bir ceple [27*]
C.i.f. Londra: belgeler görünmekte,
Davet etti Yunan aksanlı Fransızcayla
Cannon Street Hotel’de öğle yemeğine
Sonra da Metropole’de bir hafta sonu geçirmeye.

O menekşe rengi saatte, gözler ve sırt
Doğrulurken masadan yukarı, insan motoru
Hırıltıyla bekleyen bir taksi gibiyken,
Ben Tiresias, kör olsam da, çırpınırım iki hayat arasında, [28*] (20)
Buruşuk kadın memeli yaşlı adam, görebilir
O menekşe rengi saati, akşam saati gayret ederken
Eve doğru, ve getirirken gemiciyi denizden eve, [29*]
Daktilograf evde çay vaktinde, toplar kahvaltı masasını, yakar
Sobasını, ve serer teneke kutulardaki yiyeceği.
Pencerenin dışında çok tehlikelice asılmış
Güneşin son ışınları vuran kuruyan kombinezonları,
(Geceleri yatağı olan) sedirde kümelenmiş
Çoraplar, pijamalar, külotlar, ve korseler.

Ben Tiresias, buruşmuş memeli yaşlı adam
Algılayarak hadiseyi, ve arta kalanı kehanet ederek –
Ben de bekledim beklenen konuğu.
Küçük bir emlâk bürosunda memur, gözü pek bakışlı
Aşağı kesimden biri, kendine olan güveni
Bir Bradford milyonerinin şapkası gibi oturan
Şirpençe yaralarla dolu o genç adam, ulaşır.
Tahmin ettiği gibi, şimdi elverişlidir zaman,
Yemek yenilmiş, kadın sıkılmış ve yorgundur,
İstenmemiş olsa da, henüz azarlanmamış okşayışlara
Dahil etmeye çalışır kadını.
Heyecanlanmış ve kararlı, saldırır aniden;
Araştıran eller hiçbir dirençle karşılaşmaz;
Kendini beğenmişliğinin karşılığı gerekmez,
Ve kayıtsızlıkla hoş karşılar.
(Ve ben, Tiresias, ıstırabını çektim önceden
Aynı sedirde ya da yatakta meşrulaştırılmış olan her şeyin,
Thebai surlarının aşağısında oturmuş
Ve en adi ölülerin arasında yürümüş olan ben) .
Himaye eden son bir öpücüğü ihsan eder,
Ve el yordamıyla ilerler yolunda, bulur karanlık merdiveni...

Döner kadın ve bakar bir an cama,
Güçbela farkındadır gitmiş aşığının;
Yarı biçimlenmiş bir düşüncenin geçişine izin verir beyni:
“Oh bu da bitti şimdi: ve mutluyum bitmiş olmasına”.
Güzel kadın budalalığa tenezzül ettiğinde ve [30*] (21)
Yalnız adımladığında odasını yeniden,
Düzler saçını eliyle gayrı ihtiyari,
Ve bir plak koyar gramafona.

“Denizlerde sokuldu yanıma bu ezgi”. [31*]
Ve Strand boyunca, Queen Victoria Caddesi’ne dek,
Şehir, ey Şehir, ara sıra duyarım
Lower Thames Caddesi’ndeki bir meyhane yanında
Bir mandolinin latif iniltisini
Ve balıkçıların öğle saatinde aylaklık yaparkenki
Patırtısını ve gevezeliğini: Magnus Martyr’in [32*]
Duvarlarının İyonya beyazı ve altınının
İzah edilemez ihtişamını barındırdığı yerde.

Irmak buğulanır [33*]
Yağla ve katranla
Sürüklenir mavnalar
Meddücezirle
Al yelkenler
Dolar
Boca yönünde, dönüverir ağır serende.
Mavnalar yıkar
Sürüklenen paraketeleri
Greenwich’in aşağı kısmına varırlar
Geçerek Dogs adasını.
Weialala leia
Wallala leialala

Elizabeth ve Leicester [34*]
Çarpan kürekler,
Teknenin kıçı biçimlenmiş
Yaldızlı bir kabuk
Kırmızı ve altın
Heyecanlı dalgalanma
Dalgalandırdı iki kıyıyı da
Güneybatı rüzgârı
Taşındı akıntıda
Kampanaların gümbürtüsü
Beyaz kuleler
Weialala leia
Wallala leialala

”Tramvaylar, tozlu ağaçlar
Highbury’de doğdum. Richmond ve Kew [35*] (22)
Bozdu beni. Richmond’da kaldırdım dizlerimi
Miskince dar bir kanonun zemininde”.

“Ayaklarım Moorgate’de ve kalbim
Ayaklarımın altında. Olaydan sonra
Ağlamıştı adam. “Yeni bir başlangıç” sözü vermişti.
Yorum yapmamıştım. Neye içerlemeliydim ki? ”

“Margate Kumları’nda.
Hiçi hiçle
Birleştirebilirim”.
Kirli ellerin kırık tırnakları.
Benim milletim mütevazi millettir, beklentisi
Yoktur”.

la la

Sonra geldim Kartaca’ya [36*]
Yanarak yanarak yanarak yanarak [37*]
Ey Efendim Siz çıkarın beni dışarı [38*]
Ey Efendim Siz çıkarın

yanarak

IV.
SUDA ÖLÜM

Fenikeli Phlebas, iki haftalık ölü,
Unutmuş martı çığlıklarını, ve derin denizin kabarışını
Ve kâr ile zararı.

Bir deniz altı akıntısı
Topladı kemiklerini fısıltılarla. Doğrulurken ve düşerken
Geçti kocamışlığının ve gençliğinin evrelerini
Kapılırken anafora.

Yahudi ya da değil
Ey sen dümeni çeviren ve rüzgâra bakan,
Bir zaman senin gibi yakışıklı ve uzun boylu Phlebas’ı düşün.

V.
GÖK GÜRLEYİŞİNİN DEDİKLERİ

Terli yüzlerde meşale kızıllığından sonra
Bahçelerdeki ayazlı sessizlikten sonra
Taşlık yerlerdeki ıstıraptan sonra
Bağırış ve ağlayış
Zindan ve saray ve ilkbahar gök gürleyişinin
Yankılanışı uzak dağlarda
O yaşamış adam ölüdür şimdi
Yaşayanlar da biraz sabırla
Ölmektedir şimdi

Burada su yok fakat kaya var sadece
Kaya var ve su yok ve yol kumludur
Döne döne tırmanır yol dağların arasında
Kayalıktır susuzdur dağlar
Su olsaydı dururduk ve içerdik
Kaya arasında ne durabilir kimse ne de düşünebilir
Ter kurudur ve ayaklar kumda
Su olsaydı bari kaya arasında
Çürümüş dişli ölü dağ ağzı tüküremez
Burada ne ayakta durulur ne yatılır ne de oturulur
Sessizlik bile yok dağlarda
Fakat kuru verimsiz yağmursuz gök gürleyişi var
İnziva bile yok dağlarda
Fakat öfkeyle büzüşen ve somurtan kırmızı yüzler var
Çatlak duvarlı balçık evlerin kapılarından

Su olsaydı
Ve kaya olmasaydı
Kaya olsaydı
Ve su da olsaydı
Ve su
Bir pınar
Bir gölet kayalar arasında
Suyun sesi olsaydı bari
Ağustosböceğinin
Ve kuru çayırın şarkısı değil
Fakat münzevi ardıç kuşunun çamda şakıdığı
Bir kayanın üstünde suyun sesi olsaydı bari
Şıp şıp şip şıp şip şıp şıp [39*]
Fakat su yok

Kimdir yanında yürüyen üçüncü kişi?
Saydığımda, yalnızca sen ve ben varız [40*]
Fakat baktığımda ilerdeki o beyaz yola
Hep biri yürür senin yanında
Kahverengi mantosuna sarınmış süzülür, kukuletalı
Kadın mıdır erkek midir bilmem
- Ama kimdir öbür yanında yürüyen?

Nedir havadaki bu yüksek ses
Anne yasının mırıltısı [41*] (23)
Sadece yassı ufukla çevrilmiş çatlak toprakta
Sendeleyerek, bitimsiz ovalar üstünde akın eden
Bu kukuletalı sürüler kimdir,
Nedir dağlar üstündeki şehir
Çatlatır ve ıslah eder ve patlatır erguvan havada
Düşen kuleleri
Kudüs Atina İskenderiye
Viyana Londra
Hayali

Bir kadın kavradı uzun siyah gergin saçlarını
Ve keman fısıltılı müziği kondurdu bu tellere
Ve yarasalar bebek yüzleriyle erguvan ışıkta
Islık çaldı, ve çırptı kanatlarını
Ve lekelenmiş bir duvarda sarktı baş aşağı
Ve ters dönmüştü kuleler
Hatırlatarak ağır ağır çalıp saatleri bildiren çanlar
Ve boş sarnıçlardan ve yorgun kuyulardan şakıyan sesler.

Dağlar arasında bu çürümüş delikte
Bu solgun ay ışığında, şarkı söylüyor çimen
Yıkılmış mezarların üstünde, şapel yakınlarında
Oradadır ıssız şapel, rüzgârın evidir yalnızca.
Pencereleri yoktur, ve kapı salınıp durur,
Kuru kemikler kimseye zarar veremez.
Yalnızca bir horoz durur damın tahtasında
Ku ku riku ku ku riku
Bir yıldırım parıltısında: Sonra nemli bir yel esişi
Getirir yağmuru.

Ganga batmıştı, ve bükülgen yapraklar
Beklemişti yağmuru, kara bulutlar
Toplanırken çok uzaklarda, Himavant üstünde.
Cengel çömelmişti, sessizlikte kamburlaşmıştı.
Sonra konuştu gök gürüldeyişi
DA
Datta: ne vermişiz? [42*]
Dostum, kan sarsıyor kalbimi
Sakıngan bir çağın asla geri alamayacağı
Müthiş cüreti bir andan feragat edişin,
Ve yalnızca bununla var olduk
Ölüm ilanlarımızda bulunmaz bunlar
Ne de cömert örümceğin sarmaladığı hatıralarda [43*]
Ne de o sıska avukat tarafından
Mühürleri kırılmış odalarımızda
DA
Dayadhvam: Duydum anahtarı [42*] [44*] (24)
Kapıda döndüğünü ve sadece bir kez döndüğünü
Düşünürüz anahtarı, herkes zindanında
Düşünür anahtarı, herkes doğrular bir zindanı
Yalnızca akşam karanlığı, göksel söylentiler
Diriltir bir an için umutsuz bir Coriolanus’u. (25)
DA
Damyata: Yanıtladı tekne [42*]
Neşeyle, yelken ve kürekte uzman ele
Durgundu deniz, kalbin yanıtlayacaktı
Neşeyle, davet edildiğinde, çarparken itaatle
Denetlerken elleri

Kıyıda oturmuş
Balık avlıyordum, çorak bir düzlük ardımda [45*]
En azından topraklarımı düzene mi koysam?
Londra Köprüsü yıkılıyor yıkılıyor yıkılıyor

Poi s'ascose nel foco che gli affina [46*] (26)
Quando fiam uti chelidon – Ey kırlangıç kırlangıç [47*] (27)
Le Prince d'Aquitaine à la tour abolie [48*] (28)
Bu kırık parçalarla yıkıntılarımı destekledim
Değil mi ki size yakışırım. Hieronymo delirdi gene. [49*]
Datta. Dayadhvam. Damyata. [42*]

Şantih şantih şantih [50*]

T.S.Eliot (1888-1965)
(1948 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) .
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Çevirenin notları:

(1) >>Ve Sibylla’yı kendi gözlerimle gördüm Cumi’de, bir cam kavanozda duruyordu, ve çocuklar “Sibylla, ne istiyorsun? ” diye sorduğunda “Ölmek istiyorum” diye yanıtlamıştı. (Petronius, Satyricon, XXVI) >[Zeus] şakalaşıyordu uzanıp dinlenmekte olan Juno’yla, / Dedi ki “Siz kadınlar, aşkta daha çok arzu duymalısınız erkeklerin hissettiğine oranla”. / Juno inkar etti; ve her ikisi de Tiresias’ı çağırdı, / (Sanki çifte bir arzuyu biliyordu da) yargıç olacaktı bu konuda. / Bir keresinde muazzam iki yılanın çiftleştiğini görmüştü bir ormanda Tiresias, / Ölümcül bir darbe vurarak bir değnekle ayırmıştı onları. / Anında erkek iken dişi olmuştu yılanın biri; / Dişi bir yılan olarak yaşadı yedi yıl boyunca (garip ama böyle!) / Sekizinci yılında da Tiresias aynı şeyi görmüştü / “Sana değnekle bir daha vursam / Bu vuruşun etkisi, karşıtına dönmen olur belki, / O halde tekrar vuruyorum” dedi Tiresias / Ve daha önceki gibi vurduğunda yılana, daha önceki biçimine ve cinsiyetine kavuştu yılan. / Bu gülünç çekişmeyi karara bağlayacak yargıçtı Tiresias. / Ah! Zeus’un tarafını tutmuştu, / Juno haddinden fazlasıyla öfkelenmişti. / Acıma bilmeden / Apansız indirdi sonsuz geceyi düş gören gözüne Tiresias’ın. / (Bir tanrının yaptığı işi yapılmamış gösteremez asla hiçbir tanrı) . / Bütün gücün babası yitirilmiş gözün avuntusu olarak / Kehanet gücü verdi O’na, / Bu bahtsızlığı biraz dindirsin diye”. (Ovid, Dönüşümler’den) .
(21) Goldsmith, the song in The Vicar of Wakefield. (“Wakefield Vekili”ndeki şarkı) : “When lovely women stoops to folly / And finds too late that men betray, / What charm can soothe her melancholy? / What art can wash her tears away? // The only art her guilt to cover, / To hide her shame from ev’ry eye, / To give repentance to her lover, / And wring his bosom is – to die.” (“Güzel kadın budalalığa tenezzül ettiğinde / Ve çok geç fark ettiğinde erkeklerin aldattığını, / Hangi cazibe teselli eder ki O’nun melankolisini? / Hangi sanat eseri yıkayıp yunar gözyaşlarını? // Tek çare suçunu örtecek bir şeydir, / Ayıbını bütün gözlerden saklayacak, / Aşığına tövbe ettirecek bir şey / Ve yüreğini buracak bir şey – ölmek”.)
(22) Dante, İlahi Komedya, Araf, V. 133: ”Ricorditi di me, che son la Pia; Siena mi fe', disfecemi Maremma.” (“Al beni, la Pia, yeniden aklına; / Siena hayat verdi bana, öldürdü beni Maremma”) . Ayrıca Dante’nin ”Gölgeler Diyarı”ndan geçerken yolgöstericisi Vergil’in mezar taşında da şunlar yazmaktadır: ”Mantua me genuit, Calabri rapuere…” (”Mantua doğurdu beni, Calabri yırtıp attı beni”) .
(23) Herman Hesse, Blick ins Chaos (Kaos’a Bakış) : “Şimdiden Avrupa’nın yarısı, en azından Doğu Avrupa’nın yarısı kaosa sürüklenmektedir. Kutsal çılgınlıkla sarhoş bir şekilde uçuruma doğru gitmektedir. Dimitri Karamazof’un şarkısını sarhoş ve esrime içinde söylemektedir. Bu şarkılara yurttaşlar acı acı gülmektedir, Azizler ve izleyiciler gözyaşları içinde dinlemekteler”.
(24) “Şimdi duydum, o korkunç kuleye mıhlarla sabitlenmiş / Kapının menteşesini”. Dante, İlahi Komedya, Cehennem, XXXIII, 46.
(25) Shakespeare’in bir piyesi: “The Tragedy of Coriolanus”, “Coriolanus’un Trajedisi”.
(26) >>”Ey, seni dağın yamacına çıkaran / Ne alazlanan ne de ayazlanan o güç adına / Rica ediyorum senden ki dindir acılarımı”. Sonra baktım alevde yitip gidişine.>”Ara vos prec per aquella valor / que vos guida al som de l'escalina, / sovegna vos a temps de ma dolor.” / Poi s'ascose nel foco che gli affina.<<
[47*] Pervigilium Veneris. Karşılaştırınız: Bölüm II ve III’de Philomela.
[48*] Gerard de Nerval, “El Desdichado” sonesi.
[49*] Kyd’in “İspanyol Trajedisi” (Spanish Tragedy) .
[50*] Şantih. Burada tekrarlandığı gibi, Upanishad’ın resmi bir bitimidir. “Anlamayı aşan Huzur” bu sözcüğün manasının cılız bir çevirisi olabilir.

İsmail Aksoy
Hikayesi:


The Waste Land
by T.S.Eliot


“Nam Sibyllam quidem
Cumis ego ipse oculis meis vidi
in ampulla pendere, et
cum illi pueri dicerent:
Sibulla ti thelis;
respondebat illa:
apothanein thelo”


For Ezra Pound
il miglior fabbro

I. THE BURIAL OF THE DEAD


APRIL is the cruellest month, breeding
Lilacs out of the dead land, mixing
Memory and desire, stirring
Dull roots with spring rain.
Winter kept us warm, covering 5
Earth in forgetful snow, feeding
A little life with dried tubers.
Summer surprised us, coming over the Starnbergersee
With a shower of rain; we stopped in the colonnade,
And went on in sunlight, into the Hofgarten, 10
And drank coffee, and talked for an hour.
Bin gar keine Russin, stamm' aus Litauen, echt deutsch.
And when we were children, staying at the archduke's,
My cousin's, he took me out on a sled,
And I was frightened. He said, Marie, 15
Marie, hold on tight. And down we went.
In the mountains, there you feel free.
I read, much of the night, and go south in the winter.

What are the roots that clutch, what branches grow
Out of this stony rubbish? Son of man, 20
You cannot say, or guess, for you know only
A heap of broken images, where the sun beats,
And the dead tree gives no shelter, the cricket no relief,
And the dry stone no sound of water. Only
There is shadow under this red rock, 25
(Come in under the shadow of this red rock) ,
And I will show you something different from either
Your shadow at morning striding behind you
Or your shadow at evening rising to meet you;
I will show you fear in a handful of dust. 30
Frisch weht der Wind
Der Heimat zu.
Mein Irisch Kind,
Wo weilest du?
'You gave me hyacinths first a year ago; 35
'They called me the hyacinth girl.'
—Yet when we came back, late, from the Hyacinth garden,
Your arms full, and your hair wet, I could not
Speak, and my eyes failed, I was neither
Living nor dead, and I knew nothing, 40
Looking into the heart of light, the silence.
Od' und leer das Meer.

Madame Sosostris, famous clairvoyante,
Had a bad cold, nevertheless
Is known to be the wisest woman in Europe, 45
With a wicked pack of cards. Here, said she,
Is your card, the drowned Phoenician Sailor,
(Those are pearls that were his eyes. Look!)
Here is Belladonna, the Lady of the Rocks,
The lady of situations. 50
Here is the man with three staves, and here the Wheel,
And here is the one-eyed merchant, and this card,
Which is blank, is something he carries on his back,
Which I am forbidden to see. I do not find
The Hanged Man. Fear death by water. 55
I see crowds of people, walking round in a ring.
Thank you. If you see dear Mrs. Equitone,
Tell her I bring the horoscope myself:
One must be so careful these days.

Unreal City, 60
Under the brown fog of a winter dawn,
A crowd flowed over London Bridge, so many,
I had not thought death had undone so many.
Sighs, short and infrequent, were exhaled,
And each man fixed his eyes before his feet. 65
Flowed up the hill and down King William Street,
To where Saint Mary Woolnoth kept the hours
With a dead sound on the final stroke of nine.
There I saw one I knew, and stopped him, crying 'Stetson!
'You who were with me in the ships at Mylae! 70
'That corpse you planted last year in your garden,
'Has it begun to sprout? Will it bloom this year?
'Or has the sudden frost disturbed its bed?
'Oh keep the Dog far hence, that's friend to men,
'Or with his nails he'll dig it up again! 75
'You! hypocrite lecteur! —mon semblable,—mon frère! '

II. A GAME OF CHESS


THE Chair she sat in, like a burnished throne,
Glowed on the marble, where the glass
Held up by standards wrought with fruited vines
From which a golden Cupidon peeped out 80
(Another hid his eyes behind his wing)
Doubled the flames of sevenbranched candelabra
Reflecting light upon the table as
The glitter of her jewels rose to meet it,
From satin cases poured in rich profusion; 85
In vials of ivory and coloured glass
Unstoppered, lurked her strange synthetic perfumes,
Unguent, powdered, or liquid—troubled, confused
And drowned the sense in odours; stirred by the air
That freshened from the window, these ascended 90
In fattening the prolonged candle-flames,
Flung their smoke into the laquearia,
Stirring the pattern on the coffered ceiling.
Huge sea-wood fed with copper
Burned green and orange, framed by the coloured stone, 95
In which sad light a carvèd dolphin swam.
Above the antique mantel was displayed
As though a window gave upon the sylvan scene
The change of Philomel, by the barbarous king
So rudely forced; yet there the nightingale 100
Filled all the desert with inviolable voice
And still she cried, and still the world pursues,
'Jug Jug' to dirty ears.
And other withered stumps of time
Were told upon the walls; staring forms 105
Leaned out, leaning, hushing the room enclosed.
Footsteps shuffled on the stair.
Under the firelight, under the brush, her hair
Spread out in fiery points
Glowed into words, then would be savagely still. 110

'My nerves are bad to-night. Yes, bad. Stay with me.
'Speak to me. Why do you never speak? Speak.
'What are you thinking of? What thinking? What?
'I never know what you are thinking. Think.'

I think we are in rats' alley 115
Where the dead men lost their bones.

'What is that noise? '
The wind under the door.
'What is that noise now? What is the wind doing? '
Nothing again nothing. 120
'Do
'You know nothing? Do you see nothing? Do you remember
'Nothing? '
I remember
Those are pearls that were his eyes. 125
'Are you alive, or not? Is there nothing in your head? '
But
O O O O that Shakespeherian Rag—
It's so elegant
So intelligent 130
'What shall I do now? What shall I do? '
'I shall rush out as I am, and walk the street
'With my hair down, so. What shall we do to-morrow?
'What shall we ever do? '
The hot water at ten. 135
And if it rains, a closed car at four.
And we shall play a game of chess,
Pressing lidless eyes and waiting for a knock upon the door.

When Lil's husband got demobbed, I said—
I didn't mince my words, I said to her myself, 140
HURRY UP PLEASE IT'S TIME
Now Albert's coming back, make yourself a bit smart.
He'll want to know what you done with that money he gave you
To get yourself some teeth. He did, I was there.
You have them all out, Lil, and get a nice set, 145
He said, I swear, I can't bear to look at you.
And no more can't I, I said, and think of poor Albert,
He's been in the army four years, he wants a good time,
And if you don't give it him, there's others will, I said.
Oh is there, she said. Something o' that, I said. 150
Then I'll know who to thank, she said, and give me a straight look.
HURRY UP PLEASE IT'S TIME
If you don't like it you can get on with it, I said.
Others can pick and choose if you can't.
But if Albert makes off, it won't be for lack of telling. 155
You ought to be ashamed, I said, to look so antique.
(And her only thirty-one.)
I can't help it, she said, pulling a long face,
It's them pills I took, to bring it off, she said.
(She's had five already, and nearly died of young George.) 160
The chemist said it would be alright, but I've never been the same.
You are a proper fool, I said.
Well, if Albert won't leave you alone, there it is, I said,
What you get married for if you don't want children?
HURRY UP PLEASE IT'S TIME 165
Well, that Sunday Albert was home, they had a hot gammon,
And they asked me in to dinner, to get the beauty of it hot—
HURRY UP PLEASE IT'S TIME
HURRY UP PLEASE IT'S TIME
Goonight Bill. Goonight Lou. Goonight May. Goonight. 170
Ta ta. Goonight. Goonight.
Good night, ladies, good night, sweet ladies, good night, good night.

III. THE FIRE SERMON


THE river's tent is broken: the last fingers of leaf
Clutch and sink into the wet bank. The wind
Crosses the brown land, unheard. The nymphs are departed. 175
Sweet Thames, run softly, till I end my song.
The river bears no empty bottles, sandwich papers,
Silk handkerchiefs, cardboard boxes, cigarette ends
Or other testimony of summer nights. The nymphs are departed.
And their friends, the loitering heirs of city directors; 180
Departed, have left no addresses.
By the waters of Leman I sat down and wept...
Sweet Thames, run softly till I end my song,
Sweet Thames, run softly, for I speak not loud or long.
But at my back in a cold blast I hear 185
The rattle of the bones, and chuckle spread from ear to ear.

A rat crept softly through the vegetation
Dragging its slimy belly on the bank
While I was fishing in the dull canal
On a winter evening round behind the gashouse 190
Musing upon the king my brother's wreck
And on the king my father's death before him.
White bodies naked on the low damp ground
And bones cast in a little low dry garret,
Rattled by the rat's foot only, year to year. 195
But at my back from time to time I hear
The sound of horns and motors, which shall bring
Sweeney to Mrs. Porter in the spring.
O the moon shone bright on Mrs. Porter
And on her daughter 200
They wash their feet in soda water
Et, O ces voix d'enfants, chantant dans la coupole!

Twit twit twit
Jug jug jug jug jug jug
So rudely forc'd. 205
Tereu

Unreal City
Under the brown fog of a winter noon
Mr. Eugenides, the Smyrna merchant
Unshaven, with a pocket full of currants 210
C.i.f. London: documents at sight,
Asked me in demotic French
To luncheon at the Cannon Street Hotel
Followed by a weekend at the Metropole.

At the violet hour, when the eyes and back 215
Turn upward from the desk, when the human engine waits
Like a taxi throbbing waiting,
I Tiresias, though blind, throbbing between two lives,
Old man with wrinkled female breasts, can see
At the violet hour, the evening hour that strives 220
Homeward, and brings the sailor home from sea,
The typist home at teatime, clears her breakfast, lights
Her stove, and lays out food in tins.
Out of the window perilously spread
Her drying combinations touched by the sun's last rays, 225
On the divan are piled (at night her bed)
Stockings, slippers, camisoles, and stays.
I Tiresias, old man with wrinkled dugs
Perceived the scene, and foretold the rest—
I too awaited the expected guest. 230
He, the young man carbuncular, arrives,
A small house agent's clerk, with one bold stare,
One of the low on whom assurance sits
As a silk hat on a Bradford millionaire.
The time is now propitious, as he guesses, 235
The meal is ended, she is bored and tired,
Endeavours to engage her in caresses
Which still are unreproved, if undesired.
Flushed and decided, he assaults at once;
Exploring hands encounter no defence; 240
His vanity requires no response,
And makes a welcome of indifference.
(And I Tiresias have foresuffered all
Enacted on this same divan or bed;
I who have sat by Thebes below the wall 245
And walked among the lowest of the dead.)
Bestows on final patronising kiss,
And gropes his way, finding the stairs unlit...

She turns and looks a moment in the glass,
Hardly aware of her departed lover; 250
Her brain allows one half-formed thought to pass:
'Well now that's done: and I'm glad it's over.'
When lovely woman stoops to folly and
Paces about her room again, alone,
She smoothes her hair with automatic hand, 255
And puts a record on the gramophone.

'This music crept by me upon the waters'
And along the Strand, up Queen Victoria Street.
O City city, I can sometimes hear
Beside a public bar in Lower Thames Street, 260
The pleasant whining of a mandoline
And a clatter and a chatter from within
Where fishmen lounge at noon: where the walls
Of Magnus Martyr hold
Inexplicable splendour of Ionian white and gold. 265


The river sweats
Oil and tar
The barges drift
With the turning tide
Red sails 270
Wide
To leeward, swing on the heavy spar.
The barges wash
Drifting logs
Down Greenwich reach 275
Past the Isle of Dogs.
Weialala leia
Wallala leialala

Elizabeth and Leicester
Beating oars 280
The stern was formed
A gilded shell
Red and gold
The brisk swell
Rippled both shores 285
Southwest wind
Carried down stream
The peal of bells
White towers
Weialala leia 290
Wallala leialala

'Trams and dusty trees.
Highbury bore me. Richmond and Kew
Undid me. By Richmond I raised my knees
Supine on the floor of a narrow canoe.' 295
'My feet are at Moorgate, and my heart
Under my feet. After the event
He wept. He promised 'a new start'.
I made no comment. What should I resent? '
'On Margate Sands. 300
I can connect
Nothing with nothing.
The broken fingernails of dirty hands.
My people humble people who expect
Nothing.' 305
la la

To Carthage then I came

Burning burning burning burning
O Lord Thou pluckest me out
O Lord Thou pluckest 310

burning

IV. DEATH BY WATER


PHLEBAS the Phoenician, a fortnight dead,
Forgot the cry of gulls, and the deep seas swell
And the profit and loss.
A current under sea 315
Picked his bones in whispers. As he rose and fell
He passed the stages of his age and youth
Entering the whirlpool.
Gentile or Jew
O you who turn the wheel and look to windward, 320
Consider Phlebas, who was once handsome and tall as you.

V. WHAT THE THUNDER SAID


AFTER the torchlight red on sweaty faces
After the frosty silence in the gardens
After the agony in stony places
The shouting and the crying 325
Prison and place and reverberation
Of thunder of spring over distant mountains
He who was living is now dead
We who were living are now dying
With a little patience 330

Here is no water but only rock
Rock and no water and the sandy road
The road winding above among the mountains
Which are mountains of rock without water
If there were water we should stop and drink 335
Amongst the rock one cannot stop or think
Sweat is dry and feet are in the sand
If there were only water amongst the rock
Dead mountain mouth of carious teeth that cannot spit
Here one can neither stand nor lie nor sit 340
There is not even silence in the mountains
But dry sterile thunder without rain
There is not even solitude in the mountains
But red sullen faces sneer and snarl
From doors of mudcracked houses
If there were water 345
And no rock
If there were rock
And also water
And water
A spring 350
A pool among the rock
If there were the sound of water only
Not the cicada
And dry grass singing
But sound of water over a rock 355
Where the hermit-thrush sings in the pine trees
Drip dropp drip dropp dropp dropp drop
But there is no water

Who is the third who walks always beside you?
When I count, there are only you and I together 360
But when I look ahead up the white road
There is always another one walking beside you
Gliding wrapt in a brown mantle, hooded
I do not know whether a man or a woman
—But who is that on the other side of you? 365

What is that sound high in the air
Murmur of maternal lamentation
Who are those hooded hordes swarming
Over endless plains, stumbling in cracked earth
Ringed by the flat horizon only 370
What is the city over the mountains
Cracks and reforms and bursts in the violet air
Falling towers
Jerusalem Athens Alexandria
Vienna London 375
Unreal

A woman drew her long black hair out tight
And fiddled whisper music on those strings
And bats with baby faces in the violet light
Whistled, and beat their wings 380
And crawled head downward down a blackened wall
And upside down in air were towers
Tolling reminiscent bells, that kept the hours
And voices singing out of empty cisterns and exhausted wells.

In this decayed hole among the mountains 385
In the faint moonlight, the grass is singing
Over the tumbled graves, about the chapel
There is the empty chapel, only the wind's home.
It has no windows, and the door swings,
Dry bones can harm no one. 390
Only a cock stood on the rooftree
Co co rico co co rico
In a flash of lightning. Then a damp gust
Bringing rain

Ganga was sunken, and the limp leaves 395
Waited for rain, while the black clouds
Gathered far distant, over Himavant.
The jungle crouched, humped in silence.
Then spoke the thunder
D A 400
Datta: what have we given?
My friend, blood shaking my heart
The awful daring of a moment's surrender
Which an age of prudence can never retract
By this, and this only, we have existed 405
Which is not to be found in our obituaries
Or in memories draped by the beneficent spider
Or under seals broken by the lean solicitor
In our empty rooms
D A 410
Dayadhvam: I have heard the key
Turn in the door once and turn once only
We think of the key, each in his prison
Thinking of the key, each confirms a prison
Only at nightfall, aetherial rumours 415
Revive for a moment a broken Coriolanus
D A
Damyata: The boat responded
Gaily, to the hand expert with sail and oar
The sea was calm, your heart would have responded 420
Gaily, when invited, beating obedient
To controlling hands

I sat upon the shore
Fishing, with the arid plain behind me
Shall I at least set my lands in order? 425

London Bridge is falling down falling down falling down

Poi s'ascose nel foco che gli affina
Quando fiam ceu chelidon—O swallow swallow
Le Prince d'Aquitaine à la tour abolie
These fragments I have shored against my ruins 430
Why then Ile fit you. Hieronymo's mad againe.
Datta. Dayadhvam. Damyata.

Shantih shantih shantih




NOTES

Not only the title, but the plan and a good deal of the incidental symbolism of the poem were suggested by Miss Jessie L. Weston's book on the Grail legend: From Ritual to Romance (Macmillan) . Indeed, so deeply am I indebted, Miss Weston's book will elucidate the difficulties of the poem much better than my notes can do; and I recommend it (apart from the great interest of the book itself) to any who think such elucidation of the poem worth the trouble. To another work of anthropology I am indebted in general, one which has influenced our generation profoundly; I mean The Golden Bough; I have used especially the two volumes Adonis, Attis, Osiris. Anyone who is acquainted with these works will immediately recognize in the poem certain references to vegetation ceremonies.

I. THE BURIAL OF THE DEAD


Line 20 Cf. Ezekiel 2:7.

23. Cf. Ecclesiastes 12:5.

31. V. Tristan und Isolde, i, verses 5–8.

42. Id. iii, verse 24.

46. I am not familiar with the exact constitution of the Tarot pack of cards, from which I have obviously departed to suit my own convenience. The Hanged Man, a member of the traditional pack, fits my purpose in two ways: because he is associated in my mind with the Hanged God of Frazer, and because I associate him with the hooded figure in the passage of the disciples to Emmaus in Part V. The Phoenician Sailor and the Merchant appear later; also the 'crowds of people', and Death by Water is executed in Part IV. The Man with Three Staves (an authentic member of the Tarot pack) I associate, quite arbitrarily, with the Fisher King himself.

60. Cf. Baudelaire:
Fourmillante cité, cité pleine de rêves,
Où le spectre en plein jour raccroche le passant.

63. Cf. Inferno, iii. 55–7:
si lunga tratta
di gente, ch'io non avrei mai creduto
che morte tanta n'avesse disfatta.

64. Cf. Inferno, iv. 25–27:
Quivi, secondo che per ascoltare,
non avea pianto, ma' che di sospiri,
che l'aura eterna facevan tremare.

68. A phenomenon which I have often noticed.

74. Cf. the Dirge in Webster's White Devil.

76. V. Baudelaire, Preface to Fleurs du Mal.

II. A GAME OF CHESS


77. Cf. Antony and Cleopatra, II. ii. 190.

92. Laquearia. V. Aeneid, I. 726:
dependent lychni laquearibus aureis incensi, et noctem flammis funalia vincunt.


98. Sylvan scene. V. Milton, Paradise Lost, iv. 140.

99. V. Ovid, Metamorphoses, vi, Philomela.

100. Cf. Part III, l. 204.

115. Cf. Part III, l. 195.

118. Cf. Webster: 'Is the wind in that door still? '

126. Cf. Part I, l. 37, 48.

138. Cf. the game of chess in Middleton's Women beware Women.

III. THE FIRE SERMON


176. V. Spenser, Prothalamion.

192. Cf. The Tempest, I. ii.

196. Cf. Marvell, To His Coy Mistress.

197. Cf. Day, Parliament of Bees:
When of the sudden, listening, you shall hear,
A noise of horns and hunting, which shall bring
Actaeon to Diana in the spring,
Where all shall see her naked skin...

199. I do not know the origin of the ballad from which these lines are taken: it was reported to me from Sydney, Australia.

202. V. Verlaine, Parsifal.

210. The currants were quoted at a price 'carriage and insurance free to London'; and the Bill of Lading, etc., were to be handed to the buyer upon payment of the sight draft.

218. Tiresias, although a mere spectator and not indeed a 'character', is yet the most important personage in the poem, uniting all the rest. Just as the one-eyed merchant, seller of currants, melts into the Phoenician Sailor, and the latter is not wholly distinct from Ferdinand Prince of Naples, so all the women are one woman, and the two sexes meet in Tiresias. What Tiresias sees, in fact, is the substance of the poem. The whole passage from Ovid is of great anthropological interest:
...Cum Iunone iocos et 'maior vestra profecto est
Quam, quae contingit maribus', dixisse, 'voluptas.'
Illa negat; placuit quae sit sententia docti
Quaerere Tiresiae: venus huic erat utraque nota.
Nam duo magnorum viridi coeuntia silva
Corpora serpentum baculi violaverat ictu
Deque viro factus, mirabile, femina septem
Egerat autumnos; octavo rursus eosdem
Vidit et 'est vestrae si tanta potentia plagae',
Dixit 'ut auctoris sortem in contraria mutet,
Nunc quoque vos feriam! ' percussis anguibus isdem
Forma prior rediit genetivaque venit imago.
Arbiter hic igitur sumptus de lite iocosa
Dicta Iovis firmat; gravius Saturnia iusto
Nec pro materia fertur doluisse suique
Iudicis aeterna damnavit lumina nocte,
At pater omnipotens (neque enim licet inrita cuiquam
Facta dei fecisse deo) pro lumine adempto
Scire futura dedit poenamque levavit honore.

221. This may not appear as exact as Sappho's lines, but I had in mind the 'longshore' or 'dory' fisherman, who returns at nightfall.

253. V. Goldsmith, the song in The Vicar of Wakefield.

257. V. The Tempest, as above.

264. The interior of St. Magnus Martyr is to my mind one of the finest among Wren's interiors. See The Proposed Demolition of Nineteen City Churches (P. S. King & Son, Ltd.) .

266. The Song of the (three) Thames-daughters begins here. From line 292 to 306 inclusive they speak in turn. V. Götterdammerung, III. i: The Rhine-daughters.

279. V. Froude, Elizabeth, vol. I, ch. iv, letter of De Quadra to Philip of Spain:
In the afternoon we were in a barge, watching the games on the river. (The queen) was alone with Lord Robert and myself on the poop, when they began to talk nonsense, and went so far that Lord Robert at last said, as I was on the spot there was no reason why they should not be married if the queen pleased.

293. Cf. Purgatorio, V. 133:
'Ricorditi di me, che son la Pia;
Siena mi fe', disfecemi Maremma.'

307. V. St. Augustine's Confessions: 'to Carthage then I came, where a cauldron of unholy loves sang all about mine ears'.

308. The complete text of the Buddha's Fire Sermon (which corresponds in importance to the Sermon on the Mount) from which these words are taken, will be found translated in the late Henry Clarke Warren's Buddhism in Translation (Harvard Oriental Series) . Mr. Warren was one of the great pioneers of Buddhist studies in the Occident.

309. From St. Augustine's Confessions again. The collocation of these two representatives of eastern and western asceticism, as the culmination of this part of the poem, is not an accident.

V. WHAT THE THUNDER SAID


In the first part of Part V three themes are employed: the journey to Emmaus, the approach to the Chapel Perilous (see Miss Weston's book) , and the present decay of eastern Europe.

357. This is Turdus aonalaschkae pallasii, the hermit-thrush which I have heard in Quebec County. Chapman says (Handbook of Birds in Eastern North America) 'it is most at home in secluded woodland and thickety retreats.... Its notes are not remarkable for variety or volume, but in purity and sweetness of tone and exquisite modulation they are unequalled.' Its 'water-dripping song' is justly celebrated.

360. The following lines were stimulated by the account of one of the Antarctic expeditions (I forget which, but I think one of Shackleton's) : it was related that the party of explorers, at the extremity of their strength, had the constant delusion that there was one more member than could actually be counted.

367–77. Cf. Hermann Hesse, Blick ins Chaos:
Schon ist halb Europa, schon ist zumindest der halbe Osten Europas auf dem Wege zum Chaos, fährt betrunken im heiligen Wahn am Abgrund entlang und singt dazu, singt betrunken und hymnisch wie Dmitri Karamasoff sang. Ueber diese Lieder lacht der Bürger beleidigt, der Heilige und Seher hört sie mit Tränen.

401. 'Datta, dayadhvam, damyata' (Give, sympathize, control) . The fable of the meaning of the Thunder is found in the Brihadaranyaka-Upanishad, 5, 1. A translation is found in Deussen's Sechzig Upanishads des Veda, p. 489.

407. Cf. Webster, The White Devil, V, vi:
...they'll remarry
Ere the worm pierce your winding-sheet, ere the spider
Make a thin curtain for your epitaphs.

411. Cf. Inferno, xxxiii. 46:
ed io sentii chiavar l'uscio di sotto
all'orribile torre.
Also F. H. Bradley, Appearance and Reality, p. 346:
My external sensations are no less private to myself than are my thoughts or my feelings. In either case my experience falls within my own circle, a circle closed on the outside; and, with all its elements alike, every sphere is opaque to the others which surround it.... In brief, regarded as an existence which appears in a soul, the whole world for each is peculiar and private to that soul.

424. V. Weston, From Ritual to Romance; chapter on the Fisher King.

427. V. Purgatorio, xxvi. 148.
'Ara vos prec per aquella valor
'que vos guida al som de l'escalina,
'sovegna vos a temps de ma dolor.'
Poi s'ascose nel foco che gli affina.

428. V. Pervigilium Veneris. Cf. Philomela in Parts II and III.

429. V. Gerard de Nerval, Sonnet El Desdichado.

431. V. Kyd's Spanish Tragedy.

433. Shantih. Repeated as here, a formal ending to an Upanishad. 'The Peace which passeth understanding' is a feeble translation of the conduct of this word.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!