Çökmüş Bir Kent İçin Sonnet

Hilmi Yavuz
105

ŞİİR


36

TAKİPÇİ

Çökmüş Bir Kent İçin Sonnet

ben kimden koptumdu, akşamlar depresşif, manik
bir aynayla beni bağladı bana... pis
bir kitap çöküntüsü: o, ben’im! kuğularla garanik
-i ulyá!.. sürüngen giysileriyle iblis;
alan da o’ydu
..........
..........

Hilmi Yavuz
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Cemal Şafak
    Cemal Şafak

    Bu hikayeler gerek yok. Okuyucu okduğundan ne anladığına aklında ne kaldığına ,aldığı tada ,lezzete bakar.Onun yazıklarında bunlardan hiç biri yok.
    Bence Hilmi Yavuz Yunanca ,fransızca gibi ecnebi dillerde yazılmış şiirlerden alıntılara yapıyor .Türkçeleştirmeye çalışıyor onuda beceremiyor. Ana fikir konu, kafiye falan darmadağın oluyor. kelimelerin karşılığı Türçe kelimeleri peş peşe takıyor. Sonunda bu oluyor. Eminim kendiside yazdığını anlattığını bilmiyordur. Biliyorsa bir kaç şiirine açıklık getirsin.Şiirin konusu ne . Neyi anlatmaı istiyor. Bizde anlayalım.Bunun gibi anlaşılamayan yazar lakablı bir şair de vardı.Rahmetli oldu. O vatandaşda bu taktiği uyguluyordu.Adı anlaşılamayan şaire çıkmıştı. Güya anlayabilmek için yüksek düzeyde kültürlü olmak gerekirmiş derler entel menteller kendileir gibi???. Yazdığı anlaşılmayan halka hiç bir şey veremeyen şaire şair denirmi bilemem. Hani bir yabancı müzik dinlersinde kulağına hoş gelir hiç olmazsa. Bir duygu katar bir sevinç hüzün. Bunlarınkinde buda yok. Ne diyeyim.Allah onları da hayranlarına bağışlasın.

  • Mehmet Özdemir
    Mehmet Özdemir

    Hilmi Yavuz büyük şairlerimizdendir.
    Şeyh Galip-Ahmet Haşim cizgisinde şiir yazar...

    'melâli anlamayan nesle aşina değiliz.'

  • Mehmet Binboğa
    Mehmet Binboğa

    ÖNCE USTAYI TANI; SONRA SALLA BAY ŞAİR.

    Lirik Şiir ve Hilmi Yavuz

    Muharrem Kaya, Modern Lirik Şiirin Ölçütleri ve Hilmi Yavuz’un Şiiri, Hürriyet Gösteri, sayı: 281, Haziran 2006, s. 38-41.

    MODERN LİRİK ŞİİRİN ÖLÇÜTLERİ VE HİLMİ YAVUZ’UN ŞİİRİ[1]

    Muharrem KAYA

    Hilmi Yavuz, çok yönlü entelektüel bir insan. Şair, düşünür, “anlatı” yazarı, hoca.
    Son elli yılın en iyi şiirlerini yazmış bir şair olduğunu iddia eden ve haklılık payı şiirle ciddi bir şekilde ilgilenen okurlar, incelemeci ve eleştirmenlerce toplu şiirleri okunduğunda anlaşılabilecek bir şair.
    Osmanlı kimliği, Türk felsefesi, Türk aydını, Oryantalizm üzerine yazdıklarıyla dikkatleri bu konular üzerine yoğunlaştırmış bir düşünür.
    Üniversitede uygarlık tarihi, felsefe, İslâm düşüncesi, çağdaş sanat, Türk edebiyatı derslerini veren, öğrencilerinin eğilimlerine göre kaynaklar öneren, onlarla elindeki kaynaklarını paylaşan bir hoca.
    Postmodern edebiyatın temel unsurlarını özellikle metinlerarasılık ve oyun kavramları çerçevesinde, Üç Anlatı’sında (Taormina, Fehmi K.’nın Acayip Serüvenleri, Kuyu) uygulamış; dünyada postmodern edebiyatın önemli örneğini vermiş bir “anlatı” yazarı.
    Çeşitli konularda çeşitli yazar ve gazetecilerle polemiğe girmekten hiç çekinmeyen, bir polemikçi.
    Milletçe artık nükte züğürdü olduğumuzu söyleyen ve İrfan Külyutmaz takma adıyla yazan bir mizahçı.

    Ben konuşmamda Hilmi Yavuz’un kendi poetikasında da kullandığı modern lirik şiirin ölçütleri üzerinde duracağım. Bu konu, şiirle uğraşanların, incelemecilerin işlerini bir hayli kolaylaştıracak belirli kavramların üzerinde yoğunlaşması açısından önemlidir.
    Hilmi Yavuz’un şiiriyle ve poetikasıyla ilgili pek çok yazı, makale[2], yüksek lisans tezleri[3] vardır. Ben Hilmi Yavuz’un özellikle son dönemde üzerinde durduğu, lirik şiirin temelini oluşturan kavramlar ve onların şairin şiirlerinden örneklerle açıklamak istiyorum.
    Hilmi Yavuz, “Türk Şiir Tarihini Okuma Konusunda Bir Kriter Önerisi: Retorik / Lirik Sorunsalı” başlıklı yazısında, retorik/lirik kavramları üzerinde durur. Aristoteles’in retorikle ilgili düşüncelerinden hareketle şunları söyler:
    “‘Retorik’ kavramını, Aristoteles’in kullandığına yakın (ama ondan farklı!) bir anlamda kullanıyorum. Aristoteles, Retorik’in Birinci Kitap’ının Birinci Bölüm’ünde, ‘Kanıtlarla inandırma tarzları retorik sanatının özüdür,’ der. Elbette Aristoteles, Retorik’i, şiirle doğrudan ilişkilendirmiyordu; – şiir, Poetika’nın konusuydu elbet. (...)
    Ben, bir kavram olarak Retorik’i, gene de hitabet sanatının değil de, şiirin, Aristoteles’in deyişiyle söylersem, ‘dinleyenlerin coşkularını uyandırma gücü’ne ve ‘bir hakikati, ya da sözde hakikati inandırıcı kanıtlar yoluyla tanıtlama gücü’ne başvurulması biçiminde anlıyorum; – her ne kadar ‘inandırıcı kanıtlar’ konusunda Aristoteles’in, meseleyi, diyalektikle ilişkilendirmesi, benim ‘Retorik’ tanımımla bağdaşmasa da! Bu bağlamda ele alındığında, mesela Namık Kemal’in
    Görüp ahkam–ı asrı münharif sıdk ü selametten
    Çekildik izzet ü ikbal ile bab–ı hükumetten
    beytiyle başlayan ‘Vatan Kasidesi’, dinleyenlerin coşkularını uyandırma’ya yönelik bir retoriği; Nazım Hikmet’in ‘Berkeley’ şiiri ise, ‘bir hakikati ya da bir sözde hakikati inandırıcı kanıtlar yoluyla tanıtlama’ya yönelik bir retoriği dilegetirir.
    Lirik ise, retorikten arınmış, bir düşünceyi dilegetirmeyen, anlamı geriye iten şiirdir. Mallarmé’nin o çok bilinen ‘! şiir kelimelerle yazılır; –fikirlerle değil! ’ sözü, belki de Lirik’in en kısa ve kestirme yoldan ifadesidir; – Haşim’in ‘Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar’ başlıklı yazısı ise, deyiş yerindeyse, ‘Lirizmin Manifestosu’! Lirik şiire, Rahip Brémond’u izleyerek ‘Saf Şiir’ veya ‘Halis Şiir’ (‘La Poesie Pure’) de diyebiliriz.
    Retorik/Lirik sorunsalı, ikili bir karşıolum olarak, bir ara–konumu da barındırır: Belagat (‘Eloquence’) ! Belagat’i de, ne tam anlamıyla Retorik ne de tam anlamıyla Lirik olamamış şiir türünü nitelemek için kullanıyorum. Belagat, şiirde düşüncelere yer veren, ancak, bu düşünceleri edebi formatlar içinde (mesela metaforlarla) dilegetiren şiirlerdir. Yunus Emre’nin ‘Çıktım erik dalına anda yedim üzümü’ diye başlayan Şathiyye’si, tasavvufi kavramların (‘Şeriat’, ‘Tarikat’, ‘Hakikat’) , sırasıyla ‘erik’, ‘üzüm’ ve ‘ceviz’ gibi, meyve metaforlarıyla ifade edilmişlerdir: Dolayısıyla bu Şathiyye’yi bir ‘Belagat’ örneği saymak yanlış olmayacaktır: Geçerken belirteyim: Rahip Brémond, ‘belagat’li şiirleri, şiir saymaz; onlarda ‘düzyazısal güzellik’ (‘beauté prosaique’) bulur.”[4]
    Lirik ve retorik arasındaki ayrım, Hilmi Yavuz’un Ferdinad de Saussure’den alıp kullandığı şekilde söylersek, dil’den söz’e ulaşmanın da yolunu belirler. Anlam geri plana itilerek, dilin sanatsal kullanımı olan metafor, metonimi ve imge ön plana çıkarılmalıdır.
    Hilmi Yavuz, gerek dört yıldır devam eden Tarık Tunaya Kültür Merkezi’ndeki “Poetik Yolculuk” konuşmalarında gerekse “Şiir İçin Küçük Tractatus”[5], “Türk Şiir Tarihini Okuma Konusunda Bir Kriter Önerisi: Retorik / Lirik Sorunsalı”[6], “Lirik Şiir”[7] “Şiir Dili ve Rüya Dili”[8], “Şiir Dili ve Reklam Dili”[9], “Şiir ve Düşünce”[10] başlıklı yazılarında, modern lirik şiirin temel kavramlarından bahsetmiştir. Bunlar metafor, metonimi, imge, müzikalite ve metinlerarasılıktır. Metafor ve metonimi kavramları dilin sanat işleviyle kullanılması sırasında oluşur. Şiir dilinin temelkoyucu kavramlarıdır. İmge, insanın bir kavram, duygu veya olayla ilgili zihninde kalan bir görüntüdür, bu sebeple psikolojik bir unsurdur. Müzikalite, ifadeyle, sunumla, harflerin, kelimelerin ses etkisiyle ilgilidir. Metinlerarasılık ise şiirde işlenen konu veya imgenin kendisinden önce yazılan metinlerle olan bağlantısıyla ilgilidir. Bir anlamda kültürel, edebî ortamla metin bağı kurması, ilişki içinde olmasıdır.
    Bunları tek tek açıklamak konuyu daha anlaşılır kılacaktır.

    1. METAFOR (İSTİARE, EĞRETİLEME, DEYİM AKTARMASI)

    Şiir sanatı, doğası gereği dile dayalıdır. Ferdinand de Saussure’den hareketle Roman Jacobson, dilin iletişim ve sanat işleviyle kullanıldığını belirtir. Dilin iletişim işlevinde kullanılması, kelimelerin temel ve yan anlamlarıyla bir konuyu, olayı, kavramı açıklamak için kullanılmasıdır. Dil, burada nesrin kalıplarına sokularak kullanılır.
    Dilin sanat işleviyle kullanılması ise Prag Okulu’dan dilbilimci Jacobson’un belirttiği gibi seçme ve birleştirme işidir. Anlam, dolayısıyla kavramlar geri planda kalır. Dilin unsurları dikey eksende bir seçme yapılarak kullanılırsa metafor (istiare, eğretileme, deyim aktarması) oluşur. Aralarında benzerlik veya karşıtlık bulunan kelimelerden birini seçip diğerinin yerine kullanmaktır. Bir bütünün yerine bir başka bütünü koymaktır. Güzel bir kız yerine, “hayatımın güneşi” veya “ceylan” demek gibi.[11]

    Hilmi Yavuz’un Zaman Şiirlerinde çokça geçen “erguvan” yine şairin açıklamasıyla “zaman” yerine kullanılmış bir metafordur.
    “erguvan
    ve
    zaman

    yolların yaprağa
    yaprağın yollara
    dönüştüğü zaman
    dili kuşatan erguvan
    olur, bekleyiş, bekleyiş...
    acının hangi yanından
    geldin, yollara belenmiş? ”[12]

    Şair, derslerinde metnin niyetinin ne olduğu sorusunun daha önemli olduğunu söylese de metinle, yazarın niyetinin örtüştüğü bu noktada onun şu açıklamaları önemli görünmektedir:
    “Erguvan çiçeğinin, Zaman’ın akıp gidişini imleyen (doğallıkla, bana göre!) bir gelip geçiciliği var... ‘Olan’ ve hemen ‘Ölen’ bir çiçek erguvan! Varolma ile yokolma arasındaki o çok kısa ânı; Tasavvuf deyimleriyle söylersek ‘Kevn’den ‘Fesad’a doğru o göz açıp kapayıncaya kadar süren göçüşü, bana Zaman’ı (büyük harfle!) anlatabileceğim bir şiirsel im gibi göründü.”[13] İstanbul Boğazı’nı süsleyen erguvan’ın kullanımı, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’daki İstanbul’un kültür, tarih ve tabiat açısından yüceltilmesiyle de örtüşmemektedir. Çünkü kent, modern şair için sıkıntı ve azap yeridir.

    “söylem” şiirinde de “ezilmiş erguvanlar” geçmişte yaşanmış aşkların metaforu olarak kullanılır.
    “ezilmiş erguvanlar! siz
    benim kalbimin
    söylemiydiniz
    nasıl başlasam bilmiyorum:
    belki uzak bir şiirin
    soğumuş küllerinden? ..
    sanki hâlâ sevdaları
    içerden
    yazan biri var – ya da siz
    öyle miydiniz? ”[14]

    “haziran” başlıklı şiirde haziran ayı “kıyıların göçmen fidanı” olarak kullanılır:
    “Seninle kıyıların göçmen fidanı
    Nehirlerdir ne bulanık ne de boz
    Gözlerinçin bir gül yontan marangoz
    Gelsin de onarsın o haziranı”[15]

    Aşağıdaki şiirde de “ölüm” kavramı, bir “çocuk” ve “mağrur” bir insan olarak kişileştirilir:
    “ve işte acılardan bir sur
    ölüm ancak bu kadar çocuk
    ve mağrur olabilirdi”[16]

    2. METONİMİ (MECAZ-I MÜRSEL, DÜZ DEĞİŞMECE, AD AKTARMASI)

    Dil yatay eksende ayıklama yapılarak kullanılırsa da metonimi (mecaz-ı mürsel, düz değişmece, ad aktarması) gerçekleşir. Bu da parça-bütün ilişkisidir. Parçayı söyleyip bütünü kastetmek ya da tam tersi. “O hilâl daima dalgalanacak” dendiğinde hilâlle, bir parçası olduğu Türk bayrağının kastedilmesi gibi.

    “ay doğar” şiirinde sevgilinin âşığa bakarken gözlerini açıp kapatması, ayın doğup batmasına benzetilerek mecazîleştirilmiştir.
    “ay doğar
    bir ay doğar umarsız gözlerinden
    bir ay batar bedir Allah
    karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime
    iflah olmaz bir silâh”[17]

    Metafor ve metonimi, dilbilim açısından dilin sanatsal kullanımının temel unsurlarıdır. Kısacası bunların kullanılmadığı şiirler belâgatin, retoriğin dolayısıyla nesrin alanına girer. Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif, Nazım Hikmet, Necip Fazıl’ın şiirlerinin büyük kısmının böyle olduğu da unutulmamalıdır. Divan şiirinde tahkiyeye dayalı türler çok sık kullanılmıştır. Mesneviler hem hikâye anlatmak hem de dinî, tasavvufî hatta gündelik bilgiler vermek için kullanılmıştır. Tekke şiirinin büyük bir bölümü tarikat kavramlarının kullanıldığı şiirlerdir. Bizim kültürümüzde, şiirin içinde hikemiyât yapıldığı da bilinen bir gerçekliktir.

    3. İMGE

    İmge, insan zihninde kalan görüntüdür. Hilmi Yavuz, gerek “Şiir İçin Küçük Tractatus”[18] adlı yazısında gerekse “Poetik Yolculuk” konuşmalarında imgeye birincil derecede önem verirken daha sonra imgenin lirik şiirin temelini oluşturmadaki önceliğini, metafor ve metonimiden sonraya bırakmıştır. Bunun sebebi ise metafor ve metoniminin dilbilimsel kavramlar olarak dil temelli bir sanatta taşıdığı önemdir. İmge ise psikolojik temellidir, kişinin ruhsal durumuna göre algılanır.
    İmgeye bir örnek: Ölüm kavramının “dört kolluya binmek” denilerek görüntüyle anlatılması gibi.
    Hilmi Yavuz’un şiirinden bir örnek:
    “Yeşil imgeli kız! İlkyazım!
    Hangi harf gül, hangi dal dize?
    Bu büyük ağaçtan her ikimize
    kalan hangimizdik...
    ey hayal hanım? ” [19]

    Burada “sevgili” için “ilkyazım” metaforu kullanılmış, bu metafor “yeşil imgeli kız” ibaresiyle de kuvvetlendirilmiştir.

    “doğunun sevdaları (II) ” şiirinde âşığın acı çeken hâli, ay kanaması, sevdanın akması, dağın kendini delmesi, yangın, şahinin kanadındaki çerağ, şehrâyin gibi yanan kalp imgeleriyle hissettirilmeye çalışılır:
    “doğunun
    sevdaları
    (II)

    ay kanar, sevda akar, bir dağ
    bir dağ kendini delerse

    sesini yangına verse
    o dağdır acıların külhanı
    ve usul uçan şahin
    kanadında bir çerâğ
    ve kalbim bir şehrâyin
    gibi kendinde yananı
    alıp hasrete giderse”[20]


    “ben için sonnet” şiirinde de İsa’nın çarmıhıyla şairin iç beni arasında, çarmıha gerilme imgesi aracılığıyla bağlantı kurulur.:
    “ben bana çivilidir, İsa’yla çarmıh neyse;
    aşksa bir iç kanama... gül, gülden içeri’yse...”[21]

    4. MÜZİKALİTE

    Müzikalite, Hilmi Yavuz’un şiirinde önemli bir role sahiptir. Hilmi Yavuz, has şairler dediği ve şairlik soy ağacında adlarını andığı Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Âsaf Halet Çelebi gibi kelimelerin, harflerin seslerinden, tekrarlanan ses unsurlarından ahenk oluşturur. Müzikalite, dilbilimde dilin sanatsal kullanımı açısından ön planda gözükmese bile şiirin müziğe yaklaştığı, etki gücünü artırdığı bir durumdur.
    Hilmi Yavuz, bir röportajda, kendisine yöneltilen şiirde içeriğin ve müziğin yeriyle ilgili bir soruyu cevaplandırırken şiirde müzik-ses etkisiyle ilgili şunları söyler:
    “Şiirde müziğin bir işlevi var. Bu işlevi gerçekleştiren araçlar da... Uyak gibi, alliterasyon gibi... Bunlar uyumlu ses üretme araçları. Asıl önemli olan şiirin temposudur. (...) Şiirde müzik sorununu ben, uyumlu sesler çıkarmaktan çok, şiirin disposition’unu (belki de ‘edâ’sını) veren bir ses ‘yapı’sı olarak anlıyorum. Yavaş/hızlı, uzun ses/kısa ses vb. gibi ikili karşıolumlardan oluşan biir yapı. Bunun da şiirde gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum”[22]
    Hilmi Yavuz, şiirde, Yahya Kemal’in deyişiyle edâ’nın oluşturulmasının, duyuşu deyişe dönüştürmenin, coşkuyu dile dönüştürmenin, lirizmin en önemli unsuru olduğunu belirtir.[23] Şair, Yunan mitolojisinde lirinin ahenkli ezgileriyle herkesi etkileyen Orpheus’a 2 şiir de yazar. Bu şiirlerde anlatılanlar, modern kentin insanı boğan, şiiri yok eden durumuyla ilgilidir. Belki bu durum Orpheus’un karısı Eurydike’yi kurtarmak için yer altına inmesi, tam kurtaracakken arkasına bakmasıyla onu tamamen kaybetmesiyle de ilgili olabilir. Şiirde Orpheus, boğucu kentte görünse de kaybolsa da artık etkisi kalmamış birisi olarak gösterilir.
    “aynalar artık sırsız olarak da
    gösteriyor göstereni; belki bir
    akrebe tırmanan duvar; yıkılan ölü
    sur sesleriyle dolan erguvan
    ve...len terâni! ...

    dili zebanî olan sen! şair, deccal,
    ya da neysen... artık sus, yeter!
    görünsen de bir, kaybolsan da, ey orpheus,
    ne farkeder! ...”[24]
    Bu şiirde modern kentten ve kentin insanı boğan hâlinden bunalmışlık, insanı “artık sus, yeter! ” diyecek bir edâ noktasına getirmiştir.
    Hilmi Yavuz’un şiirlerinde kelimelerin yapısı bölünerek bunların ses etkisine dikkat çekilir, yeni çağrışım alanları oluşturulur. “çökmüş bir kent için sonnet” adlı şiirinde kent leştir. Şiirde adeta kentleşme ve birleşme kelimeleri de leş kelimesiyle birlikte düşündürülür.
    “bir leşi bir leş tirirken yırtık, yarım;
    satan o giysileri benden önce de giymiş...”[25]

    Hilmi Yavuz’un şiirlerinde müzikalite şu şekillerde de oluşturulur: 1. Mısra tekrarları. 2. Kelime tekrarları 3. Kafiye. 4. Ses tekrarları.

    “hayal hanım” şiirinde,
    “Yeşil imgeli kız! İlkyazım!
    Hangi harf gül, hangi dal dize?
    Bu büyük ağaçtan her ikimize
    kalan hangimizdik...
    ey hayal hanım? ”[26]
    mısraları şiirin başında ve sonunda tekrarlanır. Ayrıca dört bentten oluşan şiirin her bendi “Yeşil imgeli kız! ” diye başlar, “ey hayal hanım? ” diye biter.
    “birinci mehmed”[27]adlı şiirde de“bedreddin yaşıyor mu hâlâ” dizesi şiirin başında sonunda, bent aralarında olmak üzere dört defa yinelenir.
    Hilmi Yavuz’un özellikle Bedreddin Üzerine Şiirler’inde abba, cççc, deed şeklinde birinci ve dördüncü, ikinci ve üçüncü dizelerinin ya da abab, cçcç, sistematik bir kafiye düzeni oluşturulduğu görülür.
    “feyyaz”[28] şiirinde “feyyaz, ey yaz! feyyaz ey yaz! fey” şeklinde ses tekrarları ritmi oluşturur.
    Hilmi Yavuz şiir okuduğunda, gözlerinizi kapatıp dinlerseniz, onun şiir okuyuşundaki müzikaliteyi de gayet iyi algılarsınız. Yeri gelmişken hatırlatalım. Hilmi Yavuz, en kötü şiir okuyanların, şiiri bir tiyatro metni oynar gibi okuyanlar olduğunu belirtir.

    5. METİNLERARASILIK

    Hilmi Yavuz, metinlerarasılığı, Michael Riffaterre’in üzerinde durduğu üzere edebîliğin gerekli şartlarından biri olarak ileri sürer.[29] Hatta Hilmi Yavuz için metinlerarası bağlantı kurmak has şairliğin de bir ölçütüdür.
    Kubilay Aktulum’un Metinlerarası İlişkiler[30] adlı kitabında sıralandığı gibi alıntı, gizli alıntı, anıştırma, yansılama, alaycı dönüştürüm ve öykünme yöntemleriyle metinler arasında bir bağlantı kurulabilir.
    Mesela “eşrefoğlu rumi’ye şiirler 1”de, Hasan Dede’nin
    “Eşrefoğlu al haberi
    Bahçe biziz, gül bizdedir” beytinin ilk mısraını kullanır:[31]

    “eşrefoğlu, al haberi!

    Zamanın oğlu! senden beri
    duy, gülün tesbih sesini...
    kim derse ki: ‘davete icâbet
    gerek! ’ –haklıdır! ...
    bir daha, bir daha....
    yoksa aşklar var mıdır
    göklerin külrengi kuşunda
    o bâz ül eşheb bakışında
    züleyha? ”[32]

    “baki’ye rubai” şiirinde şaire ve divan şiirinin rübai şekline göndermede bulunulur.
    “ey bakışlar ustası umutlar pehlivanı
    sen anlattın bir gülde anlatılmaz olanı
    biz bir hüzne başlarken sana çıraklık ettik
    uçurduğun kuşlardır şimdi Bâki Divânı”[33]

    Pek çok güçlü şair, tek başına bir örnek oluşturarak, şiir vadisinde hiçbir şaire, metne gönderme yapmadan da kendini kanıtlamış, şiir gücünü ispatlamıştır. Fakat bu şairlerin izinden giden, o şiir yolunu geliştiren kimse de çıkmaz. O hayal dünyası, imge oluşturma yolu, konuları, duyarlık tarzı o şairle başlar, biter. O metinleri çoğaltmak, aşmak, dönüştürmek imkânı olmaz.

    SONUÇ

    Kısacası tahkiye, felsefe, siyaset, ideoloji şiiri nesre yaklaştırır. Şiirin sanat gücünü sakatlar. Has şiirin ölçütleri yukarıda da belirttiğimiz gibi metafor (istiare) , metonimi (mecaz-ı mürsel) , imge, müzikalite ve metinlerarası ilişkilerdir. Bunların özellikle ilk dördü, edebiyat tarihçiliği anlayışının yaygın olduğu Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde de şiir diye adlandırılmış metinlerin sanat seviyesine yükselip yükselmediğini belirlemekte kullanılacak ölçütler olarak karşımızda durmaktadır.
    Bunlar Hilmi Yavuz’un hem şiirlerinde hem de şiir teorisiyle ilgili yazılarında kullandığı ölçütlerdir.

  • Cihat Şahin
    Cihat Şahin

    Sonnet'in Türkçe karşılığı, 14 mısralı şiir demekmiş. Meraklılarına duyrulur!
    Herkese ayırlı geceler.

  • Lara Açanba
    Lara Açanba

    bazı resimleri neden herkeZ görürde görmez..şiir diline aykırı olduğundan mı...yoksa çok mu var estetik kaygınız...nasıl arınacak şehir sularınız peki...yoksa öyle mi içerdiniz ...ben niye hiç anlayamam

  • Yüksel Balcı
    Yüksel Balcı

    Yaşam anlaşılmazken , işgal anlaşılmazken ve ırkımız yok olmak üzere iken sizleri şiirin anlamı veya anlamsızlığı rahatsız etmiş ... Bu şiir bir tükürüştür yüzlerimize ...

  • Orhan Balkarlı
    Orhan Balkarlı

    Tam on dört mısra olacak ne onüç ne onbeş yoksa mazallah

  • Lara Açanba
    Lara Açanba

    sonnet..i bana anlatın şairler o zaman neden olmamış bende anlayayım olmaz mı...ister..türkçe..italyanca..ister ingilizce..şiir biz de her işi görüyor ya..sonnet..yazın bana

  • Lara Açanba
    Lara Açanba

    çökmüş bir kent için...ruh için...gözlerdeki fer için...aile mevhumu için...adaletin saraylarındaki beş çayları için..başka nasıl anlatılır ise bana öyle anlatınız o zaman

  • Hasan Buldu
    Hasan Buldu

    Sevgili Akmetin, Ben gerekeni yazdım ama, kimin umurunda. Kendin çal, kendin oyna. Şiiri yazan adam profesör. Onun yazdığı şiirler, şiir. Boşversene sen. Ama ödüller ona...

TÜM YORUMLAR (28)