Çiselerdi yağmur ve de giderdi her şey

İlyas Kaplan
682

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Çiselerdi yağmur ve de giderdi her şey

zaman ardımızdan koşarak geliyor işte
masum bir çocuğun ürkek bakışları arasından
çığlık çığlığa ağlayan bir geçmiş portresi çoğu kere


içimizden günler geçerdi
tüllenen hayallerimizden huzmeler
kalbimizin yalın duygularından yalnız başına
belleklerimizin zembereklerinde kıvranan saatler son kez
terk edilen gölgeliklerde unutulur, uyuya kalırdı


öyle cılızdı ki çıldırışlara dayanamayan küçücük bedenlerimiz
hücrelerimizin köşelerine sinen korkularla ezilirdik
içimizde bir çocuk nasıl da kıvranırdı hıçkırırdı
dünyayı ayağa kaldırmak istiyormuş gibi
gözlerini açtığında kapanırdı gözlerimiz


yeni bir sabahtı kucağımıza dökülen
olgunluğuna ermiş akıl terini ortaya koymuş
kapılar, odalar, evler, sokaklar, meydanlar
toprağa dönüştürmüştü gurbeti
hüzünlü ikindiler, kızıl akşamlar, koyu geceler
yeni başlayan yolculuğun gittiği yerler


taze nefes savururduk sine ocağından
zamana kayıt düşürmek için
yer yok, gök yok
gölgesi düşerdi dökülürdü ayakuçlarımıza
közlerimize üfleyerek alazlanırdı ateş
sırrı ısınırdı muradına baş koyduğumuz her gecenin

vuslatlar asılırdı zülfünün kara kerpiçten duvarlarına
aynalarda hayat bulurdu güneşe nispet sevdalar
ışıklar saçılırdı yüzünden bahtımıza
hayallerimizin rüyalarımızın zifiri karanlığına
tutuşturulurdu ellerine kıyametten evvel bir kıyamet
yusuf diyarının hasretliğine eş
nehirlerce akardı ezeli özlemler zamanla

anlamlı vedalara terk edişlere alışmıştık
bir yolcunun sessiz uzun bekleyişleriyle birlikte
pencereleri küçücük evimizin camlarından sarkardı
bir gecenin arka sokağına ay
keşişlere has hüznünü de yanına alarak
çiselerdi yağmur ve de giderdi her şey


kar üzerine gül desenli hayaller çizebilmek için
sırlar sırrına bir nebze erebilmek için
kesik ritimli öksürüklerin mecalsizliğinde ince hastalıklarımız
taze sevdalara püfür püfür eserdi
eski aşklara sevinç sevinç rüyalar gösterirdi

ümidimizi yitirip pusatsız bırakırdık heyecanlarımızı
günahları gizlenmiş şeytanlara çaldırırdık ruhlarımızı
ecinni danslarından kıvılcımlar sıçrardı üzerimize
yıkardık eski ve yeni ahitlerimizi
kaybederdik zamanı eskirdik zamanla

kutsal vadilerde nalınlarımız olurdu
parlayan yıldızlarımızdan elif lam mimler düşerdi
yağmur suretinde yağardı tertemiz yüreklerimize
hep bir sancı saplanırdı hezeyanlardan
devşirirdik cennetlerin en nadide toprağını


yıldızlar ülkesinin ululuk burcundan
arzularımızın sadakları incilerle dolardı
nurlarla aydınlanırdı yüzlerimiz
sevinçle parlayan ışıklar vururdu hislerimize
şeref çınarlarımız yeşile boyanırdı zamanla

saçlarımızın kırık bir tarakla tarandığı zamanları özler dururduk
camlarından güneşin bolca sızdığı renkli cıvıl cıvıl evlerimizi
severdik en çok masallar ülkesinin o çok tatlı prensesini
o sevgilerin kucağında büyürdük zamanla

dengesiz dalgalar vururdu kıyılarımıza
zamansız fırtınalara tutulurduk sersefil
gelecek kervanları bekleye bekleye yitirirdik umutlarımızı
aysız gecelerde katran kazanlarına atılırdı
kopmayan ipiyle darağaçlarına asılırdı gençliğimiz

kırlaşan saçlarımızın ne olduğunu geç fark ettik
hakkında düşündüklerimiz ne kadar da yanılgılarla doluymuş
bir kıyamet zamanı kadar bir kıyamet dolusu
yarınsız hesapsız…şimdisiz sevmiştik
halbuki sitemler gecenin soğuğunda yıldızlar kadarmış
aslında ayrılıklar boşlukta kaybolmakmış

içimiz yanardı koca yanardağ gibi
ağaçta dal, ateşte alev sarsılırdı
acı bir zerre kadar yakıcıydı gerçekler
bir cehennemi yatağından bulup çıkaracak kadar

her şey ama hiçbir şeyle de aynı olmuyordu işte
zamanlardan farklı sadece geçmiş
sadece sonsuz bir anıymış yaşananlar
birbirine eşit her şey öncesi ve sonrası
bir varmış bir yokmuş gibi zamanla


perdeler bir açılıp bir kapanırdı hayaller sahnesinde
bütünüyle ruhumuzda izler bırakıp
siyah-beyaz bir filmin silik görüntüleri
her an yanımızda ellerimizle tutuşmuş sanki
hiç sönmeyen sıcaklığıyla kalbimizin içlerine işlerdi
öylesi zihnimize nasılda çökerdi zamanla

üst üste kaç kez güneş nereden doğardı
üst üste kaç akşam nereden batardı
unutmakla geçerdi vakit
bitmez geçmez denilen niceleri
karanlığa alışkın kendisini bekleyen kaç ışık
üzüm renkli dalların üzerinde kaç gök
bir adının da yalnızlık olduğu hayaller
üst üste kaç ölümle biterdi zamanla

ölümün ne anlama geldiğini bilemeyecek kadar cahildik
cahildik diyorum ya, değilmiydik yoksa
kaç dost kaç arkadaş kaç sevenimiz kaldı
onlarsız olmaz dediğimiz onlarsız uyuyamadığımız
yok olan her şeyle birlikte
çocukluk hakkımız da yok oldu zamanla

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 17.11.2016 22:06:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!