BGG 024 Zeki Savcının kulağına “şair ols ...

Fevzi Günenç
551

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

BGG 024 Zeki Savcının kulağına “şair olsun” diye şiir üfler babası (Benim Güzel Gazianteplilerim)

24 Zeki Savcının kulağına “şair olsun” diye şiir üfler babası

“Yıllardır öksüzsün, biz de öksüzüz/Matemin büyüktür, ağla Çankaya/Bu defa kül öksüz kaldın düpedüz/Coşkun seller gibi çağla Çankaya.
Ata’nın diktiği çiçekler, güller/Sarardı kurudu hep birer birer/Bu kadar ıssızlık, öksüzlük yeter/Ağla, yürekleri dağla Çankaya.
Sen idin bir zaman mutluluk yurdu/Hastalar göğsünde şifa bulurdu/O büyük halaskar, ilahi nurdu/Bu işi kadere bağla Çankaya.”
Yıllar önce, Zeki Savcı’nın yazdığı şiire bakın. Sanki yıllar önce yazmamış. Dirilmiş de bugün yazmış… O, Çankaya 1966’da bir büyük Cumhur’u yitirdiğimiz için yazmıştı. Bugün ise…
Zeki Savcı şairdi. Bir şairin, Halil Rıfat’ın oğluydu. Doğduğun gün babası onu bir şiirle karşılamıştı:
Şiir eski dille yazıldığı için ben sadece anlamını vermekle yetineceğim. “Mevlâdan ne dilersen dile, seni mutsuz bırakmaz. Uygun bir evlat onun lütfudur. Çok zamandır isterdim hayırlı bir oğul, Tanrım esirgemedi onu benden.”
Aynı zamanda tarih düşürülmüş olduğu için son iki dizeyi bozmadan aktarıyorum:
“Çıktı bir tarihi cevher Rıfat’a miladına
Doğdu güna luf-i hakla Abdurrahman Zeki.”
“Türkmen kolunun Savcılı aşiretinden Hacı Halil Ağazâde Halil Rıfat Efendi ile Asiye Hanımın 11 Nisan 1891 yılında bir erkek çocukları olmuş. Adını Abdurrahmen Zeki koymuşlar.”
Böyle başlıyor babasını anlatmaya oğlu Halil Savcı.
Halil Beyin şair olan dedesi, doğduğu gün oğlu Zeki için yukarıya alıntıladığım şiiri yazar. Kulağına adı üflendiğinde belli ki yüreğine de şairlik üflenmiş olur böylece.
Şair Zeki Savcıyı o yıllarda yerel gazetelerde yayımlanan şiirlerinden tanıyan bir çocuktum.
Babamın gazeteci dükkânı ile postane arasında 100 metrelik bir uzaklık vardı. İstanbul’dan gelecek gazete postasını bu kaldırımlarda beklerdik. Yaşıtım olan arkadaşlar beklemekten sıkılır, ara sokaktaki Ömeriye Camisinin bahçesine top oynamaya giderdi.
Bense postanenin bitişiğindeki eczanenin kapısında durur, orada oturan Zeki Savcı’ya bakar bakar, “bir şair nasıl bir şeydir,” bunu anlamaya çalışırdım.
Savcı sık sık geldiği Şifa eczanesinde orada biriken üç beş arkadaşına son şiirlerini okurdu. Bu şiirlerin çoğunu sonraları yerel gazetelerde görürdüm.
Gaziantep’in önde gelen ailelerinden biri sayılıyor Zeki Çiftçi ailesi. şu düşüp kalktığı insanlara baksanıza.
Eczacı Asaf Erkılıç, Hüseyin Cemil Göğüş, Dr. Mecit Barlas, Zeki Savcı, İsmail Say, Abdullah Göğüş, Zihni Kutlar, Nafi Erkılıç Muammer Bozok…
Hepsini hiç biri zaman bir arada göremedim. hep bir ikisi eksik olurdu. Söyleşiye öylesine derin dalarlardı ki, “kapıdaki bu küçük çocuk kim? Neden hep oradan bize bakıp durur? Ne ister? ..” demediler hiç bir zaman?
Yeniden biraz daha geriye dönelim:
Üç yaşında babasını yitirdi Zeki Savcı. Amcası Dayıahmetağa’nın konağında kendini yetiştirdi. Nasıl mı? Şöyle:
Onun çocukluk yıllarında, Dayıahmetağa’nın konağına çağın valisi, paşa, hakim, gibi insanlar devam ederdi. Bu meclislerde siyaset, edebiyat konuşulurdu.
Zeki Savcı,15 yaşındayken babasından kalan Gaziantep-Kilis yolu üzerindeki Beşgöz köyünde çiftçiliğe başladı. Halep yolu üzerindeki bu köyde ünlü kişileri misafir ederdi. Böylece sevilen sayılan biri olarak tanındı.
Gaziantep Savunması’nda Şahinbey’le birlikte savaşmıştı. Şahinbey’in adı Mehmet Sait’ti. Onun bir şahin gibi avının üstüne yiğitçe atılışından esinlenerek Şahin adını ona Zevki Savcı vermişti. Ne yazık ki, o yiğit Şahin, toprağı, yurdu, halkı adına kendini feda etti. Düşmanı kente sokmamak için vuruştu, şehit oldu.
Onun nasıl bir insan olduğunu söz sözler ne güzel anlatıyor:
“Zevki Savcı, bağnazlıktan, iki yüzlülükten, yalancılıktan, evet efendimcilikten nefret ederdi. Mevkiiye, paraya pula değer vermezdi. Onurunu her şeyin üstünde tutardı. Yaşamı boyunca gerçekleri haykırdı. Kötülere, kötülüklere, geriliğe, gericilere aman vermeyen yürekli biriydi.”
Bu kişiliğini, bir şiirinin son iki dizesinde bakın ne güzel özetlemiş:
“İstemem sizin olsun, mevkii ve dünya malı
Koparılırken bile başım dim-dik durmalı.”
O, yaşamının her döneminde hep çağından bir adım önde yaşamıştı. Birlikte çekilmiş eski fotoğraflara bakın: Arkadaşları fesli, şalvarlı, uzun entarili poz verirken, onu, ütülü ceket, pantolon, kolalı gömlek, kravat, ceketinin döşünde mendil, yakasındaki çiçekle çiçek gibi giyinmiş olarak görürsünüz.
Koyu bağnazlığın egemen olduğu o dönemde, akrabalarının, yakınlarının tüm çabalarına, kınamalarına karşın o eşine, kızlarına çarşaf da, peçe de giydirmemişti.
1925 yılında İstanbul’dadır. Atatürk’ün Kastamonu’da şapka giymesi üzerine daha kıyafet yayasının çıkarılmamış olmasına karşın o Beyoğlu’ndaki bir azınlık mağazasına gider, oradan Borsalino marka bir fötr şapka satın alır. Bunu hemen başına getirip sokağa çıkar.
Taksim Alanı’na doğru yürürken Gaziantep eşrafından Mevlevi Tekkesi şeyhi Mustafa Ocak efendiyle karşılaşır. Mustafa Efendi onu başında şapkayla görünce gazaba gelip bağırarak onu azarlar. “Tuh sana zeki! ” der. Bu başındaki sandığında mı saklıyordun? ”
Eğitimde dayağa karşıydı. Nasılsa karşı olduğu şeyler de hep gelir kendisini bulurdu. 1924’te Sarımektep’te (Cumhuriyet İlköğretim Okulu) okumakta olan oğlunu Hocası kırbaçla döver.
Her babanın yavrusuna sahip çıkma güdüsüyle değil, çağdaş bir uygulama olmayan bu dayağı protesto amacıyla, çocuğunu kırbaçlayan Müdürü, oğluna da kendisine de pahalıya mal olacağını bile bile mahkemeye verme konusunda gözünü kırpmamıştır Zeki Savcı.
Siyası yaşamı boyunca, o hep muhalif olmuştur. Hep haksızlıklara karşı çıkmış, daima sesini yükseltmiştir. Bu tutumu, dünya nimetlerinden yararlanmasını elbette ki hep engelleyecektir. Devletin deniz olan malını yemeyi onuruna hiçbir zaman sindiremeyecektir Zeki Savcı.
1954 yılında çok sevdiği kentinden Gaziantep’ten ayrılır. Ankara’ya yerleşir. Başkentte yaşadığı yıllar boyunca o hep Gazikent’ini, orada yaşayan gerçek dostlarını özleyecek,. Onlar için “için için tutuşarak” teselliyi özlem şiirleri yazmakta bulacaktır.
“Özlerim Antep’imi, sevgili ahbaplarımı
Özledim bağlarımı, bahçemi topraklarımı
Özledim çiftliğimin mabed-i tapınağını
Özledim dostlarımın neşe veren sohbetini.”
Bu özleme daha fazla dayanamayacak altı ay sonra yeniden kentine dönecek, özlediklerine kavuşacaktır..
Köyü vardır,sulu susuz toprakları, tarlası tapanı vardır. Yarım da olsa ağadır, Ama yine de o her zaman yoklukla yoksullukla savaşmıştır.
Koca bir köyü vardır ama koca köyün koca sorunları vardır. Zeki Çiftçiyi bunaltmıştır hep bu sorunlar.
Örneğin salınan vergiyi ödeyemeyecek haldedir. Ama kime ileneceğini bilemez. Kime ilensin? Devletin başında çok sevdiği bir büyük insan var: İsmet İnönü… Ona da ilenmeye dili varamaz.
Yaşamının hep muhalefetle geçtiğini söylemiştik. Yakınları ona hep Bay Muhalefet gözüyle bakardı. O kadar ki, üç beş kuruş yolluğuyla belki geçimimi yoluna koyabilirim umuduyla sarıldığı İl Genel Meclisi üyeliği bile bu muhalif kişiliği nedeniyle, en sevdiği dostlarından biri olan Dr. Mecit Barlas’ın karşı çıkması sonucu reddedilmiştir.
Zevki Savcı, 14 kasım 1967’de, 76 yaşında yaşama esenleşti. Bu güzel Gazianteplimin yaşamıyla ilgili yazımı, kendisinin bir şiiriyle noktalamak isterim. Şiirin altındaki tarihe dikkat edin, Bugünden (2007) tam 75 yıl önce yazılmış.
“EKİNCİ DESTANI/Ne büyük beladır şu ekincilik/Bırakıp kaçması ar gelir sana/Her zaman züğürtlük hep dilencilik/El açıp gezmesi, kâr gelir sana.
Harmanı elinden el alır gider/Samanı yerinden, yel alır gider/Bağını bahçeni sel alır gider/Karpuzun keleği, nar gelir sana.
Bir avuç bulgurla, bir çuval unluk/Koydun mu içeri, bitti yoksulluk/Devlete eyvallah, Mevlaya kulluk/Samanlık köşesi, şar(şehir) gelir sana.
Bir topal merkeple bir aksak inek/Bir aba, bir postal, bir don bir gömlek/Buldun mu bir kaşık ayranla ekmek/Allahın yazısı (ova) dar gelir sana.
Çekilmez azabın, çobanın kahrı/Rüyada görürsün her gece şehri/Talihin kurutur bir koca nehri
/Kanını içersin kar gelir sana.
Düştün mü dostun da tutmaz elini/Dinleyen bulunmaz, derd-i serini/Satılsa soyarlar belki derini/ Yine de düşmanın yar gelir sana.
Bankaya mal koyup borca girersin/Aşkına zevkine harcayıp yersin/İnşallah bu sene veririm dersin/Kırk yılda bir defa zar gelir sana.
Yazmakla tükenmez hazin macera/Bir yanda tahsildar, bir yanda icra/Çekersin çaresiz kazaya rıza/Jandarma çavuşu Çar gelir sana.”
Beşgöz, 18.9.1932

Fevzi Günenç
Kayıt Tarihi : 25.6.2009 11:37:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Fevzi Günenç