*Beni Bana GETİR yar TREN- 1 *

Süreyya Aktaş
157

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

*Beni Bana GETİR yar TREN- 1 *

Bölüm 1:

Beni bana getir, yâr trenin penceresinden dışarıyı seyrederken koşuşturan, dağlar, ağaçlar, ovalar yalnızdı. Nicedir kendisi de bu yolda yolcuydu.

Kalabalık yataklı vagondan çıkıp, etrafı dolaştı… Sonra yine pencereye ve etrafında ter koşuşturan doğa aldı götürdü… - Bazen son mola umut menzilidir…diye düşündü… Kendisiyle birlikteydi artık. Tren, doğa ve kalem ile iç içe:

- “ Ferhat’ı banyo yaptıran annem, aynı zamanda ablama keseceğini söylüyordu. Meraktan hem ağlıyorum, hem de kimi keseceğini öğrenmeye çalışıyorum…
Annem beni susturdu ve “sütten keseceğini söyledi”. Kendisini kesmiyorum. Dedi.

–Ferhat’ı Sütten keseceğim. … Anneme yalvarıp ağlıyorum… Hem de sular seller gibi. Ne olur Anne Ferhat’ı Kesme diye... – „Annem ise Ferhat’ı değil, Sütten keseceğim diyordu. Defalarca: ….

Beş yaşında ki bir çocuk ne bilecek Sütten Kesmenin ne oluğunu… Anne olmasam da sonraları anladım bir annenin evladını nasıl sütten kestiğini...

Amcamın annesi paşa hanım hep anlatırdı İbrahim oğlunu nasıl kurban verdi diye... Ve onun odasında resmi vardı İbrahim Peygamberin...

Beni bana getir yar tren güzergahında kimler yoktu ki… Fener alayı, sene de bir defa açılan ve bir ay boyunca süren 23 Temmuz fuarı, dönen salıncaklar, dönme dolaplar, çarpışan otolar ve çemberi at oyuncağı kap ile yolcululuğuna devam etmekte tam on vagon kapısından girip, çıkmaktaydı.

Yolluluğunun hangi memlekete ve nereye gittiğini kestiremeden o kalabalık sofrada ve pencerenin camından dışarı bakıp yolculuğuna devam ediyor ve paylaşıyordu kalem; trenin hızına ayak uydurarak:

- Bir gün, Hayatın Düğümleri olan Şehnaz ablamın Adana ilinden aldığı kırmızı apartman topuklu terliklerini giyinip rahmetli Bakkal Talat amcadan ekmek çikolata almaya gitmiştim. Karşıda ise Erzurum’un yerli ailelerinden olan Dengizek’lerin marangoz dükkanı. Benden Dört ve iki yaş küçük olan „Ferhat ve Murat“ odun talaşlarını alarak gözümün içine fırlatmışlardı da… „

Bir müddet ne olduğunu anlamadığı için gözleri kapalı uzun bir süre kaldı. Sonra:

- „Elimde ekmek, çikolata ve ayaklarımda benim olmayan kırmızı apartman topuklu terlikler ile eve dönüşümü hiç unutamam. O zaman anladım yürümenin ve görmenin ne kadar çok önemli olduğunu... „

Bir yandan Neyzen TEVFİK, ahenkle Ney’e devam ediyordu. Kalemi o ahenkle dans ediyordu beyaz sayfada vals edercesine… Yolculuğu neden ise İbrahim Peygamberin fotoğrafının olduğu odaya düşüyor. Amcasının annesinin odasına...

Ah şu Bayram ve Ramazan geceleri, Karşılıklı atışmalar ve kaybeden sofrayı kaldıracak şakaları ve bu manilerden fal tuttuk hepimize:

Erzurum evrilesen
Çarh ola çevrilesen
Yârim içinden çıhsın
Himinden devrülesen

Elma attım üzildi
Kervan yola düzildi
Canım çıhsın nazlı yar
Ağır topci yazıldi

Al at kapıda kişner
Altın gemini dişler
Gurban olim o yâre
Gapisi çok gür işler

Gözlerim yaşa gatlan
İş düştü başa gatlan
Her zaman bahar olmaz
Bir dem de kışa gatlan

İhramımı katlayın
Ceyizime katmayın,
Benim anam dertlidir
Anami ağlatmayın

Ses verdim yana yana
Ses verdim yar uyana
Nice bir yalvarayım
Gendinnen olmiyana

Yas odun kuru odun
Yanmam diyebilir mi?
Bekâr kız bekâr oğlan
Almam diyebilir mi?

Ay doğdimi doğdimi
Yıldız tamam oldi mi?
Aldiz gettiz yarimi
İşiz tamam oldi mi?

Ay doğar evimize
Gurban gelinimize
Galayli sini gibi
Yahişir evimize

Gehveyi bişirirem
Gorharim düşürürem
Yârin geldi deseler
Ahlimi şaşırıram

Dağlar siz ne dağlarsız
Gardan kemer bağlarsız
Gül sizde bülbül sizde,
Daha niye ağlarsız

Mektup yazdım garadan
Dağlar kalksın aradan
Beni yâre kavuştur
Yeri göği yaradan

Galadan indirdiler
Gırata bindirdiler
Üç günlük evli iken
Harmana gönderdiler

Sarı çitim sendedir
Bir ucu da bendedir
Cennetten huri çıksa
Yine meylim sendedir

Ve uzun süren çay sohbeti sonunda hala soframız toplanmamışsa, babam dönüp, mahallenin muhtarını çağırın çayımı doldursun…

Komşumuz Mukit Efendi’ye de söyleyin sofrayı toplasın…

Diğer günler sofraları toplanmadığında… - Mukit Efendi diyerek gülüşürlerdi ev halkı… ve bir keresinde de beni bana getir yar tren… koştu: Mahallenin Muhtarını ve Komşuları Mukit Efendiye gidip, Babam sizi çağırıyor çay dolduracaksınız, sofrayı toplayacaksınız? Demiş, her ikisi de çağrılan o eve gitmişti… - Saygılı, sevgi dolu, hoşgörü ile

– Sofrayı toplamaya geldik:diyerek gülüştüler:

Süreyya Aktaş
Kayıt Tarihi : 27.2.2008 22:11:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Süreyya Aktaş