Ben En Çok Sana Ağladım Sevgili...

Mustafa Yılmaz 4
629

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Ben En Çok Sana Ağladım Sevgili...

Ben En Çok Sana Ağladım Sevgili...
Ama Yüreğim En Çok Senin İçin Ağladı...

Geçmişin zaman dilimlerindeki anıları bu günkü an zamanlarına taşırken, farkındasızlıkla anılar bataklığına dolarken, pervasız kalamadı yine yüreğim...

Hangi tesadüf demetleri atmıştı beni yine bu ıssız beldenin dalga seslerinin kayalıklarda yankılandığı yamacın tepesinde otururken, yine senli anıların gölgesi yapışmıştı bedenimin gölgelediği otlukların üstüne...

Yalnızlığımın yankıları bedenimde dönüp dolaşırken, dağılmış bakışlarımın ardında kalan ruhum, yine otluklarda gölgesine sindiği çam ağacının buğulu kokusu ile senin oturduğun taşın üstüne sinmişti diz çökmüş halliğim...

Yine senli yaşıyordum kesik nefesler alarak düşünce çaprazlarında...

Her köşede sen, her dalga sesine yine sen sesi yapışıyordu...
Ve ben yine yalnızlığımı sen yokluğundaki hayaline yapıştırıyordum bakışlarımı...
Darmadağın düşlerin, düşünce girdaplarının merkezkaç gücünde yine senli her şey dönüyordu...
Ne kadar da kurtuluşuma sensiz ulaşacağımı bilsem de bunu başarmam mümkün değildi...
Zaman, yer, zemindeki gölgeleri, hareket ettirirken, yine kendi kaybolmuşluğum takılıyordu gölgelerin peşine...

Her şey sen kareleri ile tamlanıyordu düşünce şeridimde...
Uzaktan gelen tok sesli bir tınıdaki şarkının sözleri yine vuruyordu beni yerden yere...
Farkındasızlıkla adanmışlığıma yine kurban oluyordum...
Senden uzaklaşmak için çıktığım bu yolculuktaki ıssızlığım, yine senle kalabalıklaşıyordu. Galiba çok sevmek hep senle kalabalıklaşmak demekti...
Oysa,
Her şeyin akışı değişmiş, bir daha karşılaşmamızın imkânsızlaşmasına rağmen, bu yalnızlık çerçevemde niye hep sen oluyorsun ikiz bakışlarımla...

Niye hep ben?
Niye hep benlilikle dolu bu yalnızlık, niye hep ben bu yalnızlık bataklığında cebelleşiyorum?
Niye hep ben bu ayrılığın çilekeşliğini yaşıyorum?
Niye? Niye? Niye hep ben yalnızımsı rüzgârlardan dağılarak çıkıyorum?
Kahredici bir yakarış bu, çaresizliğe karşı... Dermansızlığın daniskası bu güçsüz yüzeysel düşüşler...

Niye... Niye... Ben hâlâ derinlerdeyim?
Niye ben, sadece ben ödüyorum bu aşkın bedelini? Niye?
Niye omuzlarım hâlâ çökük yaşıyorum?
Seni sevmenin dermansızlığı mıydı bu ki beni yüzükoyun kapaklandıran?

Sen beni yokluklara atarken, yalnızlığının keyfini sürüyorsundur belki ama unutma ki ağlatanların da bir ağlatanı olurdu...
Belki bu benim dermansızlığım ve benim çaresizliğim olmuştu bu sensizlik yaşamımdaki nefesler...

Bir türlü vedalaşamıyorum seninle... Bir türlü yok sayamıyorum yaşanmışlıklarımızı, bir türlü seni ve kendimi bu yaşanmışlıklarda yok sayamıyorum, adın ve çehren mıhlanmış beynime, sadece tek başıma benlik savaşımda ise etrafımda kimse yok, seni yok saymama yardım edecek... Kahredici düşler, rüyalar, her yerde seni arayışlar, her şeyde sen kokusunu içime çeker sanmalarım, her tanıdık kokunun ardında seni arayışlarım, her yolculuktaki yer ve zeminde sen beraberliğine kendimi saklamamın, her beldenin ardındaki güneş gölgelerinde seni sakınmamın ve her ses tınısında sen varmış, sen nefes alıyormuşsun gibi etrafıma bakınışlarımdaki hayal kırıklıklarım, senin yokluğuna damgalanmış çehrelerle kendimi sorgularken, iç acılarına doluşan sıkıntılarımın ardındaki tek isim sendin ki niye hâlâ devamlı benlesin?
Niye?
Niye yalnız ben yaşıyorum bu çaresizlikle dermansızlığı?

Niye?
Niye ben bu sevginin adanmışlıkla bedel ödeyeniydim, niye sen bu sevgideki pervasızlığının ağır ezici gücünü bende kullandırıyordun?
Yaşanmışlıkların tek kişiye bedel ödetilmesinin hangi kuralı ve ismi vardı?

Ne yazık ki yine kendimi senli zannederek o beldenin o tepesindeki rüzgara bizim şarkımızı söylüyorum, belki de farkındasızlıkla ama hoşuma gitti, belki de o eski anların ezikliğini yaşattığım yük taşıyıcılığım...

Ne seni itebiliyorum, ne de kendime doğru çekebiliyorum, kuvvetler dengesi belki de bu ruhsal barış sadece dengede kalan anılar...
Ama niye?
Niye hep ben, bu yük taşıyıcılığını yapıyorum?
Unutamamanın farkındasızlık bedeli bu olsa gerek, bir zamanların saygın aşkım dediğim, yaşam kesitimin...
Belki her şeyden, herkesten çok sevmekle kalmaktı bu...

Ben benden utanıyorum artık sevgili seni silip atamamamdan...
Sense sen ki, sinsi gülüşlerinlesindir yine yeni hayatına karşı...
Kelebek ömrüne yamanmış bir aşk zamanı adanmışlığıydı bu...
Oysa sevme zamanları çoktan geçmişti...
Oysa sevilme zamanlarını tekrar yakalamak imkânsızlaşmıştı...

Belki sadece bir avuntuydu bu geçiş zamanları,
belki de farkındasızlıkla avunmaktı bu istem dışı kalan heveslere...

Kaybedilmiş zamanların anı bekçiliğini yapmak belkisiz bir işkenceydi aslında...
İnsanın işkenceleri kendine yamarken, sevecen kalma isteği ile acıları taşırken farkındasızlıkla belki de geçmişe bir özlemdi ama hep kahırla biten özlemlerde yüreğim artık senden utanıyordu...

Yapma sevgili, yapma artık, eski günlerin hatırına, beni çok sevdiğini, sensiz ölürüm dediğin günlerin hatırına, yapma ve çek git artık ruhsal hayatımdan...

Bak yeni bir sevgiye gülümsüyor yüreğim artık...

Biliyorum şimdi hatırlamak istemeyesiye hangi beldenin, hangi tepesindesin, diye de soramayacaksın...
Burası acılarımın yarısını yamadığım Çandarlı’nın bir koyu, Deniz Köy ve o beldenin güneşinin battığı tepesi, hatırlarsın ki tarifime ne gerek var, orada hep mutluluğu yakaladığını haykırırdın...
Hani sana son güneş anı bu tepede biter derdim ve uzatmak için güneşin kumsalda uzadığı yere koşardık, günü uzatmak için...
İstersen yine de hatırlama, ama yüreğim en çok senin için ağladı bu tepede, bu kumsalda...

Diyordun ya sana hep geleceğim, yine geleceğim, yine de geleceğim hep, gelmelerim sende kalmalarım hiç bitmeyecek, hiç dönüşsüz gidişlerim olmayacak, hep sende kalacağım, hep seninle kalacağım, kalmayışım ölümümdendir diye ama kalamadın, gelemedin, gelemezdin de...

Beklenmiyordun çünkü, bir an geliyor bekleniyorsun, ama öyle anlar var ki gelişini düşünmek bile tiksindiriyor beni senden...

Kararsızlık değil bu, sevginin isteği, bu...
Yüreğim artık seni hiç beklemiyor, zaten de gelmem deme, gelemezsin artık sen son nefese olsa da...

Oysa yazılmamış cümlelerle, yazılamayacak kelimelerle o kadar çok öykümüz vardı ki hepsi şimdilerde demir bilyelerle boğazımın tıkanmasına sebep oluyor...

Galiba sevmenin hazmedilemeyecek bedeli yutkunamamak, nefeslenememek, tıkanmak, kendi kendine ıssızlaşmak, belki de içine kapanmak...
Hayat dar nefesler almam için belki de seni karşıma çıkardı...

Seni sevmekle ölmek arasına kurulan köprüde yalpalayarak yürümek de pek kolay olmasa gerek...
İçimdeki susuzluğumu hissetmem, bu yalpalayışın yangın yerine doğru uzanmasındandı belki de...
Kahredici kusmalarımın getirdiği acıları yaşamak belki de bu sevginin son öyküsüne uzanıyordu...

Artık kendi kaderime sığınmak belki de bir çaresizliğimdi...
Seni yazarak da ölmek istemiyorum, bitmeli bu bedenime vurulan kırbaç izlerinin acıları...

Ben masumdum, sen masumdun, peki suçlu kimdi be sevgili?
Kararı verilmemiş bir yaşam sonu bu...
Güneş çoktan uzayıp gitti bu karanlık geceler daha çok uzayacak, şüphesiz, ama artık bende bitmelisin...
Pervasız ruhların sulh zamanı başladı yorgun bedenlerde...

Gözlerimin sevdalısı sevgili, çağırdığın yere gelmek için yüreğim hızlı hızlı çarpıyor demek isterdim sana eski günlerlerde olduğu gibi, ama artık o güzel günler çok uzaklarda kaldı ve ben en çok sana ağladım sevgili...

Mustafa Yılmaz

Mustafa Yılmaz 4
Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Çandarlı'nın ıssız koylarında kaybolmuşlukla geçmişe dönük iç döküşlerdir bunlar...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • İlhan Koruyucu
    İlhan Koruyucu

    Kararsızlık değil bu, sevginin isteği, bu...
    Yüreğim artık seni hiç beklemiyor, zaten de gelmem deme, gelemezsin artık sen son nefese olsa da...


    Yüreğin derinliklerinde bırakılan keskin izlerde anlam, duygu, sevda yüklüydü.Kutluyorum usta kaleminizi.Saygı, sevgi ve selamlarımla.

  • Gülhan Çeliktaş
    Gülhan Çeliktaş

    Hafızaya yapışmış bir ökseotunu söküp atamazsınız...

    tebrikler...10*ant.

TÜM YORUMLAR (2)