Atakan Kartaltepe: Hayatı, Biyografisi, ...

(Tüm şiirler Antoloji güvencesi altındadır)
841

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

ATAKAN KARTALTEPE HAYATI

Atakan Kartaltepe Ben Atakan KARTALTEPE

Doğum tarihim 26.09.1941 dir. İstanbul - Üsküdar (Zeynep/Kâmil) 26 Eylül Türk Dil Bayramıdır. Bu denk düşmeden kıvanç duyarım. Zira Türkçeyi çok severim. Türkçe, Türkiye, Türk, Atatürk, Türk Bayrağı...

İlkokulu Kocaragıppaşa ilkokulu(İstanbul-Koska) nda okudum. Orta okulu bababım kulağımdan tutup (tabii aslında elimden tutup) sormadan etmeden götürüp kaydettirmesi ile Sultanahmet Ticaret Lisesinin o tarihte var olan Orta kısmında okudum, sonra da Lisesiyi okudum. Ve çıkınca bir de baktım ki önümde duvar var... Herhangi bir fakülteye Meslek Lisesi çıkışlı olduğum için gidemiyorum. Mecburen ve de ne var ki sınava girerek sadece İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi'ne (İstanbul/Sultanahmet) gidebiliyorum, öyle yaptık... Bu arada Lisede Yapı ve Kredi Bankası Fatih Şubesinde, Yükseği okurken Korçelik Çelik Eşya Sanayii (Bürodekor) nde ve Gümüşsuyu Türk Philip's de çalıştım. Yedeksubaylığımı Tuzla Piyade Okulu ve sonra Ankara 4. Kolordu Karargâh Komutanlığında tamamladım, Aslında kur'am Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyade kitabında (hayalen anlattığı olayların) geçtiği Askerî Ceza Evi Astteğmeni idi... ama oradan sadece maaşımı, iznimi ve de teskeremi aldım, görev almadım.

Ve de Akademi öğrencisi iken önce Cağaloğlu Özel Türk Musıkisi Konservatuarında 1/2 ay, sonra da İstanbul Belediyesi Konservatuarı Türk Musıkisi Bölümününde 2 yıl kadar (hazırlık ve 1. sınıf) öğrenim gördüm. Aynı süre içinde İst. Üniversitesi Talebe Birliği Korosuna da devam ettim. Bazı aksilikler bu çalışmalarımı akîm bıraktı ama gönlüm halâ orada bir yerlerde, biliyorum. Oradaki arkadaşlıkları hiçbir tahsil kademesinde bulamadığımı söylemem sanki bir borç bana.Ve de hocalarımdan hayatta olmayanlar Şefik Gürmeriç, Naime Batanay için Allah'tan rahmet, şükürler olsun ki hayatta olan Devlet San'atçısı Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca, Teganni hocam Melâhat Pars hanımefendi, Solfej hocam Süheylâ Altmışdört hanımefendi, Edebiyat hocam Muazzam Sepetçioğlu hanımefendi için Allahtan uzun ömür ve sıhhat, afiyet dilerim. Ve benim Türk San'at Musıkisi eğilimimi farkedip İst. Belediye Konservatuarına girmemi teşvik eden dostum-arkadaşım Tanburî Abdi Coşkun'a da şükranlarımı sunarım. Malûm ne diyor Sadettin Kaynak bir şarkısında: 'Hızıra komşu olsun beni yâre dost eden'

Gelelim şiir yazmama...
Aslında şiir yazılmaz! Bu kanaatteyim. Yazılmaz... söylenir! Yunus Emre, Karacaoğlan, Emrah, Aşık Veysel ve diğer ozanlar şiir mi yazdılar? Hayır! Söylediler... Söyledikleri kafalarında oluştuğu için de aynı zamanda ezberlediler. (vahiy gibi) Ve söylediklerini dinleyenler ezberlediler(dillerinden düşmediğinden) ve zaman geldi kalem kâgıt, kayıt ve kitaplara geçti. Onlar söyledi bize kadar geldi biz yazdık...

Kim derse ki şiir yazıyorum, o şiir prematüredir...Şiir yazılmaz, söylenir! Söylemek de iki şekilde olur kanaatindeyim. 1 - şiir hapşırık gibi gelir, 1 beyit, 1 dörtlük gibi bir şeyler dökülür dilimizden... 2 - Öksürük krizi gibi gelir, ard arda artık ne çıkarsa...Bütün mesele bu uzunluktaki (ne uzunlukta ise) şiiri zaptedebilmekte, kaydedebilmektedir. Ben ya kalem kağıt ile yakın oturuyorum veya cep telefonunun mesaj bölümünü kullanıyorum, alel acele yazıp (yani zaptedip) kriz geçtikten sonra tekrar göz atıp düzeltiyorum ve temize çekiyorum. Bu hapşırık veya öksürük krizinin ne zaman geleceği de Allah'a kalmış...Gece birden uyanıp acele ile kâğıda döküp yattığımı bilirim. Tabii bunlar şiirse... Şiirse, eh ben de şairim demek ki. İşte nasıl yazdığım (yazmıyorum da) bu! Gelelim neden yazdığıma (yani söylediğime) İşte açıklaması aşağıda:

Olmasaydı yanmazdım, yanmasaydım olmazdım
Olmasaydım yazmazdım, yazmasaydım anmazdım
Anmasaydım bu dünyada, bir an bile kalmazdım
Bir tek soluk almazdım, yandım da öyle yazdım
Yazdım da hep o'nu, hep o'nu hep o'nu yazdım! ..
İlk OLMAK var olmak, ikinci OLMAK yanmak-pişmek anlamında...
Yanmadan tütmezsiniz (öyle ya ateş olmayan yerde duman tütmez) tütmezseniz duman, kül bırakmazsınız. Şiirler bu dumanlar ve küllerdir...Şiir duygudur, hisdir, acıdır, hüzündür, coşkudur, sevgidir, ağlamakdır, gülmektir... şiir herşeydir, hayatın ayna'sıdır. Şair de bunları duyan ve duyurabilendir, eğer duyurabiliyorsa... Yoksa kelimeleri yan yana, alt alta herkes dizer. İleride (önümüzdeki bir kaç ay içinde, belki engeç yılbaşına kadar yükleyeceğim şiirlerimden birinden ilk dörtlüğü bir örnek olarak yazıyorum, bu şiirimin tamamı 7 Eylül akşamı TRT Radyo 4'de 18'den 20'ye programında Göksel Durna hanımefendi tarafından nefis bir türkçe ile ve üstün bir şiir okuma tekniği ile - bu bir hünerdir - okundu, ben de anında telefon ile katılıp şükranlarımı bildirdim.

'Bunca yıl geçti de bak, ben aynıyım diyorum,
Ne unuttum seni ne unutmak istiyorum,
Bu güne böyle geldim ve böyle gidiyorum,
Ne unuttum seni ne unutmak istiyorum'

Şu an sayfamdaki 87 şiir yaklaşık 200 kadar şiir arasından seçilmiştir ve çoğu (rubai) dörtlük şeklindedir. Her ne kadar aralarında 2003 ve 2004'de ait olanlar var ise de bunlar için '40 yıl önce' diyorum, arkadan da '40 yıl sonra'lar gelecek, inşaallah...

Bir örnek de onlardan:
Bıkmadım hiç, hiiiç bıkmadım seveceğim seni gülüm...
O adını ana ana kurusa da ağzım dilim,
Yürümese ayaklarım, tutulsa da elim kolum,
Bu aşk var ya bitmeyecek...ta ki gelsin bana ölüm,
Bıkmadım hiç, hiiiç bıkmadım seveceğim seni gülüm...

Herkese selâmlar... Mutluluklar...
KARTALTEPE

Not: Şiirlerin altında verilen sözcük anlamları M.E.B. 1995 basımı 4 ciltlik 'örnekleri ile türkçe sözlük'den aktarılmıştır.

Eserleri


Ocak'08 İtibarile ve 'MAVİ' adı ile 294 adet 4'lükden oluşan ilk kitabım bir ticarî gaye düşünülmeden, az sayıda olmak üzere basılmıştır...Az sayıda ve de ulaşabilinecek kişi ya da kuruluşlara dağıtılmak üzere...Bilgilerinize...