.Arş'ın Pervazlarına Saklanan Sevda Muka ...

Nuray Alper
26

ŞİİR


15

TAKİPÇİ

.Arş'ın Pervazlarına Saklanan Sevda Mukaddimesi.

Bilmiyordum. Söylememişlerdi; eksikliğimin uzaklığın, yokluğumun varlığın olduğunu…

Dışarımda mütemadiyen devrilen dünya; resimler, cisimler, sisler ve izler. İçimde ellerin.
Hâr’ın suyu, yâr’in uykuyu tanımadığı yerden, -seni değil leylî- ölümü oyun tutan iklim ağrısıyla ellerini sevmeye geldim. Yağmurun saçlarını okşarcasına müşfik, ömrümü sarsarcasına pervasız; sonra akşam, sonra hasret, sonra çâre ellerin. Kaç yangın tohumu serper de yüreğime, sus-uma usulca sızıverir parmakların. Bilmezler, bilmezsin; ne çocuk, ne ıslak-mai

Gökkuşağının tüm renklerini b-arındıran gülüşüne yandım tenden âzade. Sıcacık dokunurken içimin buzuluna ruhumda yarattığı tahribata en çok…Gamzelerinden su içen güvercin olabilme iştiyâkıyla tebessümümün, tebessümünde uyanmasına… Kaç resmi, kaç ismi vardı yüzünde duruşunun sayamadım. Elîm ıssızlığımın kalabalık sokağı mı? Rüzgâr ateşi mi, hüznümün katli? Gülüşüne kandım ki o; -acının tarif ve tarihine meydan okuyan sabahım.-

Seni değil cânım; bakışlarının canıma kıyışını sevdim. Yüreğine dolunayın kurulduğu iki siyah yıldız ışığı gözlerin... Geceyi örtüyor önce; içini gösteriyor içime olanca ihtişamıyla riyâsız, sade. Tarif yeteneğini talihsiz bırakırken sükûtu cinnetle yıkıyor, sürûru heybetle. Efsununu şiirlerden mi topluyor ki; yaşamın yirmi sekizinci durağında ve bir yaz molasında incecik vurulduğumun fotoğrafı oluyor.
Gözlerin; zindan karası.
Gözlerin; doğu yarası.
Âh! yaramaz çocuklar barınağı.
Anladım ki; ne güzel zulüm güftesinde ölüm.

Bir şeyler koşarak geçiyor göğsümün içinden. Yalınayak. Tebessüm. Sıcak. “yâr” diyorlar adına. Ömrüm hep yarım kalsa da var olan yokluğunda, “yâr” diyor çölde yağmur, k/arda yangın ve dua. Bana bela ağlıyor, sana müptelâ ne varsa… Şark’ın esmer rikkatini hiçbir şarkı anlatamıyor.
Seni değil, kimsenin bilmediği bir dilde beni sevmeni… Seni değil, acısı kimsesiz şehrini… Sana değil, boynuna dokunan vuslata çoğalıyorum. Nefesinden geçen her kurak, ırmak olmakla şereflenirken hüzünden bir coğrafyayı aralıyor dudaklarında zaman. Sükûtuna “söz yanığı” deseler, sadrımda ebedî bırakır mısın sesime sürdüğüm sesini;
Min beriya te kriye.

Naz faslım, yeniçağım, yaşmağım;
Yüreğimin kıyılarına vuruyor saçların.
…ve ağırlayarak göğün aralığında bir yıldız ağırlığını, kaşların beni vakitli vakitsiz öldürüyor. Kirpiklerinde batan akşam, arzın hasret senfonisi oluyor. Geceye her düşüşün, ebruli bir düş. Gül coşkusu çevirip başını âleme bir gülüşün. Yaşamak sanatının zirvelerinde, korku kokmayan bir hâl ile ne ibret, toprağa ruhunla süzülüşün… Sana dair kaç nida, sadrıma sarılan yara? Adın her diyarda biraz hayat, çokça sevda. Yaramaz çocuksa da takatin yaramı azdıran; ama’sı çok, neden’i çok, çünkü sü kaçamak bir hazla, rengin yağmuru anlatıyor; maskesiz ve şeksiz. Kalbinden çok uzaklarda bir ülke riya.
Suretimin ben olmadığını en çok aynalar biliyor.

İçimi içine saklasam. İçimi içinde aklasam. Yüzüne bakmayı cihana yasaklasam...Vefası nakıs bir yaşamın içinden el sallayarak uzaklaşırken kirpiğinin ucunu, düş yolculuğunu, çok çocuk oluşunu sevmek için yine, yeniden doğma imkânı yakalasam.
Sen canıma köz sürerken eğilip yüreğine, “değil seni, seni sevmeye yetemediği için kendimi de sevmediğimi” fısıldasam…

(*) çalışmanın ilk paragrafında geçen sus, tabiat(fıtrat) manasıyla kullanılmıştır.

*Haziran 2011’de kaleme alınmış, Şehrengiz Dergisi Güz sayısında
25 Kasım 2011 tarihinde sivastimes gazetesinde yayımlanmıştır

www.nurayalper.desenblog.com

Nuray Alper
Kayıt Tarihi : 10.11.2011 21:59:00
Hikayesi:


Haziran 2011'de kaleme alınmış, Şehrengiz Dergisi Güz Sayısında yayımlanmıştır. 25 Kasım 2011 tarihinde sivastimes gazetesinde yayımlanmıştır