Almuhtada’nın Sözleri—12—

Ali Osman Yılmaz
827

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Almuhtada’nın Sözleri—12—

Çoban Alinin Hikayesi.
Çoban Ali,akşam olup güneş yerini geceye teslim etmeye başladığında,koyunlarını toplayıp ağılına götürdü.Koyunları ağıla doldurduktan sonra az ötede eski bir tapınağın henüz ayakta duran sütunlarından birinin dibine oturdu.Tatlı bir sıcaklık altında kavalını çıkarıp ovaya doğru güzel nağmelerini yollamaya başladı.
Gece yarısı oldu ve gökler karanlığın derin izlerine ertesi günün tohumlarını ekti.Ali’nin gözkapakları ağırlaştı,duyuları uykuya yenik düştü.Daha yüce bir yerde yaşayan kendi görünmez benliğiyle karşılaştı ve görüşü,genişleyerek,önünde Yaşam’ın gizli sırlarını açtı.Hiçliğe doğru koşturan zaman’ın önünde dikildi; Zaman simetrik düşüncelerin ve berrak fikirlerin ortasında duruyordu.Ali Yaşamında ilk kez gençliğinden buyana gelen ruhsal açlığının ve arzularının farkına vardı,bu arzular,ne dünya şanına nede geçip gitmekte olan zamana karşıydı.Akkor halindeki odunla tutuşturulmuş bir tütsü gibi olan,çağlar kadar yaşlı bir acıyı hissetti.Müzisyenin nazik parmaklarıyla çalgısının tellerine dokunması gibi,büyülü bir aşk yüreğine dokundu.
Çoban Ali,kalıntılara baktı ve sonra birden gözleri açılmış kör biri gibi,tanrıçanın önünde yakılan lambaları ve tütsüleri hatırladı.Altınla ve fildişiyle süslü sunağın üstünde kesilen kurbanlar geldi gözlerinin önüne.Dans eden kızları,Tambur çalanları,Aşk... ve güzellik tanrıçasına ilahiler okuyan şarkıcıları tekrar gördü...Ama böyle anılar bir garip çoban olan Ali’nin yüreğinde nasıl yaşamış olabilirdi ki?
Birden anılar unutulmuşluk perdesini yırttı ve Ali kalkıp tapınağa doğru yürüdü.Büyülü bir güç ayaklarını bağlamışçasına mağarayı andıran girişte durdu.Yere baktığında parçalanmış bir heykel gördü ve ruhunun gözyaşları boşaldı,derin bir yara’dan akan kan gibi gözyaşlarını döktü.Bıçak yarası gibi bir yalnızlık ve kendi yüreğiyle daha o doğmadan kırılmış bir yürek arasında uçurum gibi bir boşluk hissetti.
‘’Kimsin sen’’diye haykırdı acıyla? ’’Yüreğime yakın duran,ama göremediğim sen kimsin? Bana yaşam’ın değersizliğini ve aklın güçsüzlüğünü göstermek için sonsuzluktan gelen bir hayalet Mİsin? Yoksa toprağın yarıklarından çıkıp beni kölesi yapmak ve alay etmek için gelen bir cin Mİsin? Yüreğimi bir güçsüz bırakıp bir canlandıran bu garip gücün nedir? Ben kimim? Ya’kendim’dediğim bu yabancı ben kim? Beni evrenin sırlarının mezhebinin meleği haline getiren,Ab’u Hayat Nektarını mı içtim? Yoksa beni kendime kör kılan şey sarhoş edici bir şarap mıdır?
‘’Ah,ruhun açıkladığı,gecenin gizlediği sen...Düşlerimin göklerinde dolanan ey güzel kadın,İnsan isen eğer bana kendini göster,yok değilsen,Uyku’ya emret de gözlerimi kapatsın ki,kutsal yüceliğini görebileyim.Eğer insansan,sana dokunmama izin ver; sesini duymamı sağla.Seni benden gizleyen bu perdeyi yırt.Eğer buna yaraşırsam,elini yüreğime uzatta sahibim ol.’’
Ali böyle gözyaşları içinde saatler geçirdi.Sonra şafak söktü ve sabah rüzgarı esmeye başladı.Kuşlar yuvalarından çıkıp sabah dualarını yapmaya şakıdılar.Ali elini alnına koydu.Tanrının herşeyi yaratan nefesiyle gözleri açılan Adem gibi,acayip ve olağanüstü yeni şeyler gördü.Koyunlarına seslendi,hayvanlar kırlara doğru sessizce onu izlediler.Koyunlarını güderken kendini Evren’in sırlarını sezinleyen bir filozof gibi hissetti.Mırıltısı ruhunu yatıştıran bir derenin kıyısına vardı,dalları derin sulardan içermişçesine suya değen bir söğüt ağacının altına oturdu.
Ali burada yürek atışlarının hızlandığını ve ruhunun güçlü,neredeyse görünür bir titreyişle sarsıldığını hissetti.Çocuğunun ağlamasıyla uykudan uyanan bir anne gibi birden ayağa sıçradı ve karşı kıyıda omuzunda su testisiyle yaklaşan güzel bir kız gördü.Kız testiyi doldurmak için suya eğildiğinde gözleri Ali’ninkilerle karşılaştı.Birden aklı başından gitmişçesine bir çığlık attı,testiyi düşürdü ve kaçmaya başladı,ama bir yandan da acı veren bir inanmazlıkla dönüp arkasına bakıyordu.
Ali gizemli bir güçle dereyi geçti,kızın arkasından yetişip ona sarıldı.Bu okşayışla yatışmışçasına kız kıpırdanmadan durarak Ali’ye yasemin kokuları sundu.İkisi de bunun yıllar önce toprakla ayrılmış ruhların tanrı tarafından buluşturulması olduğunu hissediyordu.
Aşık çift söğütlerin altında yürüdü,iki benliğin birleşmesi,ikisi için konuşan bir dil,mutluluk’un şanını gören bir göz,Aşk’ın muhteşem açıklamasının sessiz bir dinleyicisi oldular.
Koyunlar ovada otluyor,gökyüzünün kuşları başlarının üstünde uçuşuyor,güneş tepelerin üstüne altın renkli ışınlarını saçıyordu; menekşelerin bittiği bir kayanın yanında oturdular.Rüzgar saçlarını okşarken,kız Ali’nin kara gözlerine baktı,sanki parıldayan saçları öpücükler gönderen parmak uçları gibiydi.Sonra şöyle dedi:’Sevdiğim,tanrı ruhlarımızı başka bir yaşamdan buraya taşıdı,Aşk’ın sevinci ve geleceğin mutluluğu artık bizden de esirgenmeyecek böylece,dedi ve sevgililer sarılıp tatlı öpüşlerin şarabını içtiler.Son gölge kalıntılarını da dağıtan sonsuz güç onları uyandırana kadar birbirlerinin kollarında uyuyakaldılar.
(H.Cibran.Kendimle konuşmalar-Ali Osman Ylmaz)

Ali Osman Yılmaz
Kayıt Tarihi : 27.1.2004 15:46:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!