Bunca nefret bunca kin var gözünde
Rabb-i yesir kalkmış bir bak yüzünde
Sevgisizlik iz bırakmış özünde
Zaman geçmiş son nefeste ne fayda.
Bilir misin bunca nefret nedendir
Bugün daha da eğilmiş başınız
Kalemleriniz özgürlüğe kırgın
Kimbilir nelere gebe bu suskunluk
Doğurgan bir bahar döl yataklarınız
Sevdası susmayan...
Üstümüzde ağır bir gökyüzü
Vicdanlar üstümüze kâbus gibi yığıldı
Mehtabın gözlerinde karanlığı yırtmışken
Bekliyorduk guruptan güneşin doğmasını
Aydınlanmış tüm ülke ne kadar da mutluyduk
Çeteleşen yıldızları bir anda siliverdik
Ellerimiz yıkandı temizlendik pir-ü pak
Sensizlik girdabında
Takılı kaldı gözyaşlarım
Üşüdü bir buz parçasının
Ucunda
Yalnız ve upuzun...
Gece bir kâbus gibi üstümüze
Çöktüğü zaman,
Yalnızlık bir sis gibi yüreğimize
İndiği zaman,
Yaşamın yıldızları bir mum kadar
Yanmıyorsa içimizde,
Bu şehre kokun sinmiş senin
Buğulu bakışlarından dağılan ıslak bulutların
Yıldızların kör kuyularında
Kaç basamaklıdır uçurumların
Çıkrık seslerinde üşümüş iniltilerin.
İbrişim ipekten yüreğin
Masum; çok masum bir ceylan gibi
Mahzun bakışların,
Bir ırmak kenarında ürkütücü sessizliğin
Yürüyen doğanın ses tellerinin,
Boğulan kaplan haykırışı sarsıntılarında
O ürkek kaçışların.
Kulaklarıma gelen sesle yaralandım
Gecenin bir saatinde
Gece sustu gönlüm sustu
Yıldızlar ağladı yalnızlığıma
İçimde kudurdu denizler köpük köpük
Sesin kış gibiydi
Bir türlü ulaşamadık mutlara
Umutlarımızı taşıdık avuçlarımızda
Sevdalarımızı gönlümüzde
Hayaller kurduk geleceğe
Binbir çeşit hesaplar peşinde
Tükettik arzularımızı
Yaldızlı gökler gülüyor gönlüme
İmbikten karanlıkları süzüyorum
Gönlüm evaze etek gibi
Mavi sonsuzluğa açılıyor.
Özgürlüğün sınırsızlığına uçuyorum
Canlı cansız gemiler geçiyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!