Ağlama İmamım (Kerbelâ'da Solan Güle)

Ayhan Yavuz Açıkgöz
718

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Ağlama İmamım (Kerbelâ'da Solan Güle)

Ağlama imamım akmasın yaşın
Şandır gövdenden ayrı duran başın
Çatılmasın sakın o hilâl kaşın
Gülerek gir şehidlik bahçesine

Bildiğini biliyorum ben de sus
Canda türkülerin söyle tende sus
Taş gibi çatlayıp dökülsen de sus
Belâ çölü olsa da sana mahpus
Kastedilse bir damla kana mahsus
Bir öpücük kondur ağlamadan sus
Sâkine'nin gül kokan ensesine

...

Hüseyin'im dön bir kere bakayım
Yüreğine mert nişânı takayım
Çağlayayım kelâmından akayım
Hak avazlı âşıkların sesine

Alî ağlar, Velî ağlar, gül ağlar
Figân ile dövünür bülbül ağlar
Akıl şaşar, yürek durur, dil ağlar
Zeynep bacın alnına kara bağlar
Kederinden çöker heybetli dağlar
Susmaz olur mü'min olanlar ağlar
Girerler cümlen mâtem kafesine

...

Sevenlerin destânını anlatır
Kalbe vurur sedâsını dinletir
Ağlar Zehrâ anan arşı inletir
Gözyaşları tıkanır nefesine

Hüseyin'im hasretinden can durur
Utanır akmaz, damarda kan durur
Devrilir büyük çınarlar yan durur
Yüreklere hasret acısı vurur
Düşer dalda durmaz çiçekler kurur
Güneş doğmaz, Merih aymaz, gün durur
İnansın Ayhan dünyânın nesine

(Adana - 12,05,2007)


Hüseyin döndü kapıya, bacısı Zeyneb'e baktı. Ağlamıyordu ama gözbebekleri gibi titriyordu yüreği. Biliyordu dönemeyeceğini meydandan. Ama ne zaferden ne de sıladan kesmeden umûdunu 'Yâ Hakk' diyerek attı adımını kapıya doğru.

Haykırdı Zeynep 'Dur kardeşim, gitme. Dön bana son kez. Güzel yüzün toprak olmadan bakayım! ' Gözleri kızardı Hüseyin'in. Heybetinden hiçbirşey kaybetmeden döndü bacısına 'Bak! ' dedi 'Ama ağlamadan bak! Benim bacım benim kadar metânetli olmalı, yoksa düşmanlar sevinir. 'Muhammed'in torunlarına bakın, Ali'nin çocuklarına bakın! Korkuyorlar...' derler. Onları sevindirmeyecek kadar cesur bak! Belki gördüğün bir şehîd yüzüdür. Ama bil ki şehâdet de Allâh'tan... Ben O'na teslîm oldum. Seninle kavuşacağımız yer türâb değil, cennet olsun bacım! ' Sustu Zeynep ama hâlâ hıçkırıyordu. 'Ama öleceğini biliyorsun sen de...' dedi ve sustu Zeyneb. Söylediklerinin nefisten geldiğini biliyordu. Fakat öylesine seviyordu ki kardeşini, tutamamıştı kendini. Hüseyin bacısına merhametle baktı, omuzlarına dokundu, gözlerine baktı ve dedi ki 'Eğer Hz. Muhammed'in dini, benim kanım yere dökülmeden hayatını sürdüremeyecekse, ben şehadete hazırım.'

Ayağa kalktı Cennet gençlerinin efendisi... Gitmeye tekrar hazırlanmıştı ki...

Uyandı uykusundan Sâkine... Koşarak sarıldı babasının ayaklarına. Minicik parmakları ile öyle bir sıktı ki babasının bacaklarını 'A, vallâhi güçlenmişsin! ' dedi Hüseyin. Ağlarken küçük Sâkine dedi ki babacığına 'Babacığım, gitme! Bak sen gidersen bizi esir alır düşmanlar. Seni öldürürler, babasız bırakırlar bizi. Yoksa bize kızdın da mı gidiyorsun? Yoksa senden su istedik diye mi? Söz veriyorum ne ben ne kardeşlerim bir daha su isteyip üzmeyeceğiz seni. Gitme! '

Bir damlaya teslim oldu Hüseyin. Artık o da ağlıyordu. Sâkine ağlıyor, Zeynep ağıt yakıyor, Hüseyin hıçkırıyordu.

Eğildi, Sâkine'nin başını öne eğdi. Gül kokan ensesine tatlı bir öpücük kondurdu. Öylesine güzel kokuyordu ki Hüseyin'in nefesi... Tıpkı babası gibi. Ali gibi... Ve tıpkı dedesi gibi, Muhammed gibi... Onlar kadar heybetli, onlar kadar güzel...

Ayağa kalktı, kapıya döndü ve uzaklaştı ağır ağır... Arkasında, gelecek olan şehâdet müjdesi ile yas tutup hıçkıran koca bir ümmet bırakarak...

Belâ çölünde buldu vicdânının acımayan yanını...

Elvedâ güzel imam...
Elvedâ Rasulullâh'ın ciğerparesi...
Elvedâ Hasan'ın cankardeşi...
Elvedâ Zeyneb'in yürek acısı...
Elvedâ ümmetin serveri...
Elvedâ Allâh'ın şanlı askeri...

Elvedâ sana 'Ey Muhammed Mustafa'nın ölmeden ardından ağladığı 'Cennet gençlerinin efendisi' dediği biricik torunu...'

Seni katledip, mubârek başını bacın Zeyneb'in ellerine verenler, bilemediler mi ki 'İslâm ümmetinin gülü Hz. Muhammed'in soyundaki en sevgili insansın! '

Şimdi onlar nasıl şefaat dileyecekler? Nasıl rahmet dileyecekler?

KOISKOCA İSLÂM ÜMMETİNİ ORTADAN İKİYE BÖLMENİN BEDELİNİ NASIL ÖDEYECEKLER? ? ? *

(*) Bugün Şiiler ve Sünnîler hâlâ birbirlerini katletmektedir. Bu cinâyetlerin müsebbibi olan Yezid ve ordusuna, onların yolunda gidenlere, Kerbelâ'da solan gül Hüseyin imamın bu ezâyı hakkettiğine inananlara, imamın ölümünü Sünnîlere mâl edip cinâyet işlemeğe devâm eden Şiilere, Şiileri İslâmdan saymayıp kendilerini Muhammedim (sav) in pâk ümmeti ilân ederek cinâyetlere aynı cânilikle cevap veren Sünnîlere, bu isimleri hak bilip ardında kalan herkese gâvur gözüyle bakan mezhep dinlilere

SÖYLEYECEK BİR KELİME BİLE BULAMIYORUM!

Selâm olsun Allâh'a, Kur'ân'a ve Rasûlullâh Muhammed Mustafa'ya imân eden mü'minlere. Selâm olsun kendisine 'Şii-Sünnî' gibi sıfatlar takıp nefret ve kinle dolmak yerine yalnız Allâh'a kulluk eden, tağutlara ve zulkümlere boyun eğmeyen yüce İslâm ümmetine...

Ayhan Yavuz Açıkgöz
Kayıt Tarihi : 23.9.2007 22:34:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!