" Adam gibi " yorum yazsaydın keşke *

Şükrü Atay
123

ŞİİR


21

TAKİPÇİ

" Adam gibi " yorum yazsaydın keşke *


"ADAM GİBİ" YORUM YAZSAYDIN KEŞKE

Çoğu şiir sence yalan furyası
Yok ki senden başka kalem ustası
Sanki şairlerin çıktı foyası
Niye hep iddiâ eder durursun
******************************
Olanak, olasılık hiç gerekmez
İmkân,ihtimâl var değer kaybetmez
Daha eskisini herkes bilemez
Niye böyle inat eder durursun
******************************
Her şiiri iyi ki anlamadın
Kimbilir anlasan neler yazardın
Virgülü nerede diye kızardın
Niye böyle hiç uzlaşmaz durursun
******************************
Mecnun olan deli ise bana ne
Sorup yazdı belki de bir bilene
Maydanoz yok salatada kime ne
Niye böyle hep diretir durursun
******************************
Müellefe-i Kulûb yaptı Resûl
Bilirsin ki herkes kendinden mesûl
Nasıl ısınacak dîne zayıf kul
Niye böyle baş kaldırır durursun
******************************
Kerâmet ehline kibir gerekmez
Kerâmeti kendindense bilinmez
Mü'mini münkire hiç te benzetmez
Niye böyle dediğim der durursun
******************************
Kendine bak gafil bile diyorsun
Bu hakkı kendinde hep görüyorsun
Şâire ne menem kulp takıyorsun
Niye böyle biraz âsi ruhlusun
******************************
Hayırlı sınavlar herkese hurma
Sen de sınavdasın bunu unutma
Aslâ kül yutmam sanıp sen yutma
Niye böyle ısrar eder durursun
******************************
Daha da çok neler yazılır neler
Şâirimiz ince dokur sık eler
Sakın sen bunlardan hiç duyma keder
Bina okur döner yine okursun

*******************************
Şükrü Atay

22 Eylül 2020 - KOCAELİ
*******************************

Şükrü Atay
Kayıt Tarihi : 22.9.2020 19:34:00
Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Günün şiiri seçilen İbrahim Sadri'ye ait "Adam Gibi" şiiri için yapılan olumsuz yorumlardan esinlenerek yazılmıştır. ******************************************* " BENİM OĞLUM BİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR" DEYİMİNİN HİKAYESİ Hep aynı şeyleri tekrarlamak, çok çalışmak ama bir türlü ilerleyememek; yerinde saymak. Eskiden medreselerde Arapça öğretim yapılırdı. Arapça dersinin temeli “emsile bina” idi “Bina”, Arapça dil bilgisinde fiillerin çatılarını, “emsile” de fiil çekimi ve örneklerini içerirdi. Bu ders, medreseye ilk başlayan çocuklar için çok zordu. Fakat bunları herkes öğrenmek zorundaydı. Arapça cümle yapmak, “bina” ve “emsile”yi öğrenmekle mümkündü. Bu dersin zorluğundan, hocaların sertliği ve titizliğinden dolayı sınıfta kalan öğrenciler, eğitimlerini yarıda kesmek zorunda kalmışlardır. Bu durum ana ve babaları o kadar bezdirmiştir ki “ Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.”diye dert yanmışlardır. ******************************************* "MÜELLEFE-İ KULUB" NEDİR? ( biraz uzun bir yazı ama Hz.Muhammed(sav)'i daha iyi tanımak için mutlaka okumanızı tavsiye ederim ) MEDİNELİ MÜSLÜMANLARI HIÇKIRARAK AĞLATAN VE GÖZLERİNDEN AKAN YAŞLARIN SAKALLARINI ISLATTIĞI OLAY NEYDİ? ******************************************* Savaşta elde edilen ganimetlerin dağıtılmasında "müellefe-i kulub" nasıl bir uygulamadır. Ci'râne'de bulunan İslâm ordusunda Mekke'nin fethi günü Müslüman olmuşlardan iki bin kadar yeni iman etmiş kimseler yanında, henüz İslâmla şereflenmemiş Mekke ileri gelenlerinden de bir çok kimseler vardı. Yeni iman etmişlerin imanlarının sabitleştirilmesi, imandan mahrum bulunanların ise İslâma gönüllerinin ısındırılması için Peygamberimiz (s.a.v.) bir usûle başvurdu. Bilindiği gibi ganimetin beşte biri Peygamberimiz (s.a.v.)'in tasarrufundaydı. Beytülmâl namına alınan beşte birden istediği ve lüzûm gördüğü yere sarfederdi. İşte yukarıda zikrettiğimiz sebep ve gayeye binâen, yeni Müslüman olmuşları memnun etmek ve Müslümanlığa henüz pek ısınmamış Kureyş ileri gelenlerinin gönlünü İslâma ısındırmak için beşte bir ganimetten onlara fazlaca verdi. Kureyş reisi Ebû Süfyan'a, oğlu Yezid ve Muâviye'ye yüzer deve ve kırkar ukiyye gümüş ihsanda bulundu. Böylece Ebû Süfyan ve oğulları toplam üç yüz deve ve yüz yirmi ukiyye gümüş almış oluyorlardı. Böylesine büyük bir kerem ve ihsana mazhar olan Ebû Süfyan, Efendimizin cömertlik ve ihsan severliğini şöyle dile getirdi: "Anam, babam sana fedâ olsun! Sen ne kadar cömert ve iyilik seversin. Seninle sulh yaptığımız zamanlarda sen ne güzel bir sulhçu idin. Allah seni hayırla mükâfatlandırsın."1 Bunun yanında Resûl-i Ekrem, Kureyş ileri gelenlerinden bir kısmına iki yüz, bir kısmına yüzer, diğer bir kısmına da ellişer deve ihsan etti.2 SAFVAN BİN ÜMEYYE'NİN MÜSLÜMAN OLMASI Safvan bin Ümeyye, Peygamberimiz (s.a.v.) ve Müslümanlara şiddetli düşmanlık ve muhalefette bulunanlardan biri idi. Hattâ, Mekke'nin fethi günü, görüldüğü yerde öldürülmesi emredilenler arasındaydı. Fakat, o da gönlü şefkat deryasını andıran Peygamberimiz (s.a.v.)'e iltica edince, affa uğramıştı. Müslüman olması için de iki ay mühlet istemiş. Peygamber Efendimiz ise ona dört ay mühlet vermişti. O da İslâm ordusuna katılmıştı. Resûl-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) Ci'râne'de ganimetleri kontrol ettiği bir sıradaydı. Gözü bir anda henüz Müslüman olmamış Safvan'a takıldı. O, deve ve koyunlarla dolu vâdiye gözünü dikmiş dikkatlice bakıyordu. Bu dikkatli bakışı, Nebiy-yi Muhterem Efendimizin gözünden kaçmadı ve gönlünde yatanı sezmesine kâfi geldi: "Ebû Vehb! Vadi pek mi hoşuna gitti?" diye seslendi. Safvan, "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, "O halde o vadi içindekilerle beraber senin olsun!" buyurdu. Safvan, birden şaşırdı, kulaklarına âdeta inanamıyordu. Hayatında kendisinden istenen hiçbir şey için "Hayır" demeyen Kâinatın Efendisinin bu ihsanı, cömertliği ve keremi karşısında hayret içinde bir müddet bekledikten sonra, kalbinin fethedildiğini şöyle ifade etti: "Peygamber kalbinden başka hiçbir kimsenin kalbi, bu kadar temiz, iyi ve cömert olamaz!"3 Safvan, artık kendini, İslâm nurunun, nübüvvet güneşinin cazibesini kaptırmıştı. Orada şehâdet getirerek Müslüman oldu. Böylece senelerin İslâm düşmanı Safvan bin Ümeyye, Müslüman olması için aldığı dört ay mühletin henüz birinci ayı bitmişken kendini Müslümanlar safında buluyordu. Müslümanlığını salih amellerle güzelleştiren Safvan, bu ihsanın âleminde yaptığı tesiri sonradan şöyle dile getirecektir: "Allah Resûlü, bana bu ihsanda bulununcaya kadar, insanlar arasında kendisine en çok kin beslediğim bir kimse idi. Ama bu ihsandan sonra, insanların bana en sevgilisi olmuştu."4 Bu hadise, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin, insanları tanıma ve ona göre muamelede bulunma sanatında ne derece mâhir olduğunu açıkça gösteren bir misaldir. İnsanları kazanmada, bazen bir iltifatı, bazen bir tatlı sözü, bazen bir tebessümü, gülümsemesi, bazen güzel bir hareketi ve bazen de bir ihsanı yetiyordu. Onun bu ciheti bile başlı başına bir tetkik konusu teşkil eder. Bu tetkik yapıldığı zaman görülecektir ki, Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.), dost kazanma sırrını, insanların gönlünü fethetmenin kanun ve kaidelerini tâ bin dört yüz küsur sene önce eşsiz bir şekilde sözleri, hareketleri ve davranışlarıyla ortaya koymuştur. Bir bakış, bir işâret, bir söz, bir tebessüm, bir hareket ile insanları kendine musahhar edebilmek, insanoğlunun örnek alması gereken bir peygamber hasletidir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in, Müslümanlığa henüz pek ısınmamış ve yeni Müslüman olmuş kimselerin ruh dünyasına tesir etmek üzere başvurduğu bir tatbikatın gerçek sebep ve hikmetini bilmeyen bazı Müslümanlar, rahatsızlık duydular. Onlar, bu hareketle Müslüman olmamış veya yeni Müslüman olmuşların kendilerine tercih edildiği, âdeta onlardan üstün tutulduğu düşüncesine kapılmışlardı. Ne var ki, Resûl-i Ekrem asla böyle bir düşünceyle hareket etmemişti. Nitekim, tasarrufunda hür olduğu beşte bir hisseden Müellefe-i Kulûba bol ihsanda bulunduğu sırada, huzurlarına ashabdan Sa'd bin Ebî Vakkas çıkmış ve "Yâ Resûlallah," demişti, "Cuayl bin Sürâka dururken, siz tutup Uyeyney bin Hısn ve benzerlerine yüzer deve verdiniz." Resûl-i Ekrem Efendimiz, şikâyetin mâhiyetini çok iyi anlamıştı. Evet, ashabdan Cuayl, gerçekten maddî cihetten oldukça fakirdi. Ama iman cihetinden zengindi. İtirazın bu cihetten geldiğini bildiğinden, Resûl-i Ekrem, Sa'd Hazretlerine şu cevabı vermişti: "Vallahi, Uyeyne ve Akra' gibilerle yeryüzü dolsa, Cuayl yine onların hepsinden hayırlı ve daha faziletli olur. Ancak ben, onları İslâma, imana ısındırmak için bu tarz hareket ediyorum. Cuayl'ı, tereddütsüz bağlı bulunduğu Müslümanlığına ve âhirette kendisi için hazırlanmış bulunan mükâfatlarına havale ediyorum."5 Peygamber Efendimizi asıl üzen, Medineli Müslümanların bazılarından duyduğu sözlerdi. O Ensar ki, Kâinatın Efendisi kendilerine olan bağlılık ve sevgisini, "Benim hayatım sizin hayatınızladır. Ölümüm de sizin ölümünüzledir." diyerek dile getirmişti. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, daha düne kadar İslâma ve Müslümanlara bütün şiddetiyle düşman olan, din uğrunda en küçük bir fedakârlıkta bulunmayan, bu yolda hiçbir zahmet ve meşakkat çekmemiş olan kimselere bolca ihsanda bulunuyordu. Ashabı düşündüren buydu. Nebiy-yi Muhterem Efendimizin bu davranışının gerçek hikmetini anlayamadıklarından dolayı da üzülüyorlar ve bu üzüntülerini tavırlarıyla belli ediyorlardı. Hattâ bazıları hoşa gitmeyecek sözler de sarf ediyordu.6 Ensardan bazı kimselerin duyduğu bu üzüntü ve kırgınlığı Resûl-i Ekrem Efendimize, Sa'd bin Ubâde Hazretleri ulaştırdı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Ensarı bir araya toplayarak onlara, "Ey Ensar topluluğu! Söylememeniz gereken bazı nâhoş sözleri söylediğinizi işittim. Sizler şöyle şöyle demişsiniz." diye hitap etti. Bu hitap karşısında Ensardan bazıları özür beyan ettiler: "Yâ Resûlallah," dediler, "bunları biz değil, birtakım gençlerimiz söylemişlerdir." Resûl-i Ekrem Efendimiz, buna rağmen sözlerine şöyle devam etti: "Ey Ensar! Sizler yollarınızı şaşırmış kimseler iken ben yanınıza gelmedim mi? Allah benim vasıtamla sizlere hidâyet ihsan etmedi mi? Sizler fakir ve yoksul iken, Allah vasıtamla sizi zengin kılmadı mı? Sizler birbirinize düşmanlar idiniz. Allah benim vasıtamla kalblerinizi ısındırıp birleştirmedi mi?" Ensar cemaatı, "Evet, yâ Resûlallah," dediler, "sen bizi karanlıklar içinde buldun. Senin sayende aydınlığa, nura kavuştuk. Sen, bizi bir ateş çukurunun başında buldun. Senin sayende ondan kurtulduk. Sen bizi dalâlet ve şaşkınlık içinde buldun. Senin sayende doğru yola kavuştuk." "Bizler, Allah'ı Rab, İslâmiyeti din, Muhammed'i de (a.s.m.) peygamber olarak kabul etmiş bulunuyoruz. Allah ve Resûlünün üzerimizdeki minnet ve nimetleri her şeyden üstündür. Allah ve Resûlüne minnettarız. Yâ Resûlallah, sen dilediğini yap!"7 Buna rağmen, Nebiy-yi Ekrem Efendimiz sözlerine son vermedi. Gönüllerinde en küçük bir endişenin, en ufak bir kırgınlığın kalmasını istemiyordu. Sözlerine şöyle devam etti: "Ey Ensar cemaati! Siz isteseydiniz şöyle diyebilirdiniz ve muhakkak doğruyu söylemiş olurdunuz: "Sen bize yalanlanmış olduğun hâlde geldin. Biz, seni doğruladık. Sen, bize terk edilmiş olarak gelmiştin. Biz, senden hiçbir yardımı esirgemedik. Sen, yurdundan kovulmuştun. Biz seni aramızda barındırdık. Sen, bize yoksul olarak gelmiştin. Biz, sana kendi nefsimiz gibi baktık." " Evet, böyle deseydiniz, muhakkak ben de sizi bu hususta tasdik ederdim." Karşılıklı bu konuşmalardan sonra, Resûl-i Ekrem Efendimiz asıl söylemek istediğini şu veciz ve müessir cümlelerle ifade etti: "Ey Ensar cemaati! Bazı insanlar elde ettikleri dünyalıklar, develer, koyunlar ile çıkıp giderlerken, sizler Allah Resûlü ile beraber yurdunuza dönmeye razı değil misiniz?" Medineli Müslümanlar bu soruya hep bir ağızdan haykırarak, "Evet, yâ Resûlallah! Biz, buna razıyız." cevabını verdiler. Bu cevap üzerine Peygamber Efendimiz, mânâ âlemlerini bir anda değiştiren hitabesini şöyle bağladı: "Muhammed'in varlığı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer hicret fazileti olmasaydı, Ensardan bir ferd olmayı arzu ederdim." "Allah'ım! Ensarın oğullarına, onların da oğullarının oğullarına acı ve merhamet et!"8 Fahr-i Kâinat Efendimizin bu samimi, bu muhabbet ve sevgi dolu sözleri karşısında, Medineli Müslümanlar kendilerini tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağladılar. Öyle ki, gözlerinden akan yaşlar sakallarını ıslattı. Artık kesin kararlarını vermişlerdi. "Biz, ganimet payı olarak Resûlullaha razıyız! Başka hiçbir şey verilmezse bile." dediler. Bu eşsiz bir ganimet hissesiydi. Cenab-ı Hak, Sevgili Resûlüne işte böylesine müstesna bir ikna kabiliyeti ihsan etmişti. Bir taraftan en şiddetli düşmanlarını ruhlara tesir eden sözleriyle İslâmın sinesine celb ederken, diğer taraftan dostların kendisine karşı duydukları kırgınlıkları da bir çırpıda bir tek hitabesiyle giderebiliyordu. Dipnotlar: 1. İnsanü'l-Uyûn, 3:84. 2. Sîre, 4:136-138; Tabakât, 2:152-153. 3. İstiâb, 3:720; Üsdü'l-Gâbe, 3:24. 4. Tabakât, 5:449. 5. Sîre, 4:139; Tabakât, 4:246. 6. Sîre, 4:140-141; Müsned, 3:76, 157, 201; Taberî, 3:138. 7. Sîre, 4:142; Müsned, 3:76; 4:42; Buharî, 3:69; Taberî, 3:138. 8. Sîre, 4:142-143; Tabakât, 2:154; Müsned, 3:77,188; Buharî, 3:69; Taberî, 3:138. Selam ve dua ile... Sorularla İslamiyet ******************************************* KENDİ DÜŞÜNCE NOTUM: Kureyş reisi Ebû Süfyan'a, oğlu Yezid ve Muâviye'ye yüzer deve ve kırkar ukiyye gümüş ihsanda bulundu. Böylece Ebû Süfyan ve oğulları toplam üç yüz deve ve yüz yirmi ukiyye gümüş almış oluyorlardı. Böylesine büyük bir kerem ve ihsana mazhar olan Ebû Süfyan, Efendimizin cömertlik ve ihsan severliğini şöyle dile getirdi: "Anam, babam sana fedâ olsun! Sen ne kadar cömert ve iyilik seversin. Seninle sulh yaptığımız zamanlarda sen ne güzel bir sulhçu idin. Allah seni hayırla mükâfatlandırsın." ******************************************* Metinde en dikkatimi çeken husus HZ. MUHAMMED (SAV) 'ın böylesine cömert davrandığı bu zihniyet daha sonra nankörlük ederek Mübarek Peygamberimizin dudaklarıyla öptüğü torunlarını kan ve zulüm içinde bırakacaktı...kökünü kurutmak isteyecekti... *******************************************

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Ahmet Durgut
    Ahmet Durgut

    Senden öğrendim bil ki aynı yöne gitmeyi
    Tekrarım ol alnımda o yazı silinmesin,
    Makber son yer yatılır, kalkılır derler mahşer
    Cennetle dol ruhuma bu inanç hiç bitmesin

    TEBRİKLER...yüreğinize sağlık sn Şükrü ATAY üstadım..
    En derin hürmetlerimle...başarılar dilerim,
    Her şey gönlünüzce olsun..esen kalınız her daim.

    Şükrü Atay

    Bugün bir yorum nedeniyle şiiri tekrar okudum iyi ki yazmışım dedim ve sizin eklediğiniz dörtlüğü çok beğendim.
    Güzel yorumunuz için teşekkürler üstâdım. Gönlüne ve kalemine sağlık diliyorum. Selamlar ve saygılar,esen kalmanız dileğiyle.

  • Cihat Şahin
    Cihat Şahin

    Allah-cc- Al-i İmran suresi 104. ayet-i kerimesinde; "EY MÜ'MİNLER! İÇİNİZDE İYİLİKLERİ EMREDİP HAYRA ÇAĞIRAN VE KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRAN BİR TOPLULUK BULUNSUN! ZİRA KURTULUŞA ERECEK OLANLAR ANCAK ONLARDIR!" buyururken ve Başka bir ayet-i kerimesinde" EY MUHAMMED! BUNDAN SONRA SANA EMREDİLEN ŞEYLERİ ONLARIN BAŞLARINI ÇATLATIRCASINA ONLARA TEBLİĞ ET!" buyururken ve başka bir ayetinde de; " -EY MUHAMMED! EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL VE SENİNLE BERABER DÖNENLER DE ÖYLE OLSUNLAR...!" derken ayrıca resulullah -sav- "HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR!" ve "KİM YERİ GELDİĞİ ZAMAN HAKKI SÖYLEMEZSE MAHŞER GÜNÜ ONUN AĞZINA ATEŞTEN GEM VURULACAK !" derken ve yine başka bir hadislerinde; " KİM BİR HAKSIZLIK-YANLIŞ-GÖRÜRSE ONU ELİNLE DÜZELTSİN EĞER BUNA GÜCÜ YETMEZSE ONU DİLİYLE TASHİH ETSİN ŞAYET BUNA DA GÜCÜ YETMEZSE ONA KALBEN BUĞZ ETSİN Kİ-BU İMANI EN ZAYIF MERTEBESİDİR- EĞER KİŞİ BUNU DA YAPMIYORSA ONUN KALBİNDE ZERRE KADAR İMAN YOKTUR!" buyururken biz sırf bazı yanlışçıların hatırları için bu benzeri emr-i ilahileri ve emr-i nebevileri görmezden gelerek Hakkın hatırı kırıp aynen onlar gibi mi olalım Şükrü bey? Mahşere vardığımız zaman Allah-cc- bizleri de o yanlışçıların saflarında cehennem çukurlarına attığı zaman onlar bizi oradan kurtarabilecekler mi ki siz üç beş yanlışçının alkışı uğruna Hakkın ve onu resulünün hatırını kırmayı göze alıyorsunuz?

    Şükrü Atay

    Yorumunuza aynen katılıyorum, bazı durumlarda takdire şayan buluyorum ben de yorumlarınız âyet ve hadis kaynaklı olduğu için faydalanabilmek için genelde okuyorum.
    Sadece eleştirinin ölçülü olması, ölçüyü kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Yanlışçıların yanlışı kendilerini bağlar kimseyle şahsi bir tanışıklıklığımız yok.
    Ben genelde dinî bir konuyla ilgili bir şiir yazmayı düşündüğümde hikaye kısmına eklemeye çalışıyorum bilgi eksikliği ya da internette bulunan her bilgi yeterli olmadığı için hatalı bir şey yazmamaya çalışıyorum. Eğer varsa da herhangi bir olumsuz kasıtla yazmıyorum.
    Bir de şiirle ilgilenmeyen kişilerin zaten nesir de yani kitap okumadıkları için şiir okuyacaklarını pek düşünmüyorum.
    Size hayırlı çalışmalar diliyorum. Allah'a emânet olun.

  • Gülçin Aytan Açıkalın
    Gülçin Aytan Açıkalın

    Ne güzel bir şiir okudum kutlarım duyarlı yüreğinize kaleminize sağlık saygı ve selamlar

    Şükrü Atay

    Bunu mutlaka tanırsınız ulemâ yorumcusu için yazmıştım bazen bu tür durumlar şiir yazmama vesile oluyor :)) Sizin şiirinize yapılan eleştirmen içinde yazmıştım.
    Selamlar ve saygılar.

  • Aşık Mahmut Çelikgün
    Aşık Mahmut Çelikgün

    Sayfa şahane,
    Yazan güzel,
    Okuyanlar güzel,
    Kelam güzel,
    Kalem güzel,
    Şiir güzel, velhasıl her şey güzel...

    Konuya gelince biraz tebessüm ettim yalan yok...Yine Şükrü Abi sazı eline almış, Yaratana sığınıp taşlamaya başlamış dedim. Taşlamada geleneksel halk edebiyatımızın en değerli ve seçkin örneklerinden biridir. Aslın da her iki tarafında buna uygun ve adil bir şekilde riayet etmesi gerekir. Biz ozanlar arasında da bu böyledir...Eğer bir taraf sürekli söylerde karşı taraftan yanıt gelmezse, işte o zaman orada bir sıkıntı ve yetersizlik var demektir ki...yarası olanda buna gocunur...ben taşlama ne demek bunu iyi bilirim..

    ......Yazan ellerin ve kalemin dert görmesin , adrese teslim dizeler...SELAM VE SAYGILAR...

    Şükrü Atay

    Teşekkürler Ozanım,
    Ben de farkettim, taşlamayı daha kolay yazıyorum gibi geliyor nasıl olsa malzeme çok o kadar daha bile yazılsa yazılır zaten diğer şiiri ayırdım yoksa uzundu.
    Artık bir sığınak bulmakta gerekebilir,taşlayanı taşlarlar sa diye:)))
    Sen onaylayınca sorun kalmıyor zaten.
    Kalemine ve yüreğine sağlık üstâdım. Sonsuz selam ve saygılar...

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi

    Gayet açık ve net. Yerinde ve güzel taşlama olmuş Hocam . :)
    Kaleminiz daim olsun
    Saygılarımla

    Şükrü Atay

    Teşekkürler Çöl Şulesi Şairemiz,
    Yorumunuz için sağolun.Karşı taraf ta taşlarsa sığınağa geçmek lâzım :)))
    Selamlar ve saygılar sunarım.

TÜM YORUMLAR (5)