Ab-ı Hayat Köyü Şiiri - Sedat Erdoğdu

Sedat Erdoğdu
73

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Ab-ı Hayat Köyü


SAHNE 1: İÇ MEKÂN-MAYIS AYI-GECE VAKTİ-BAHÇELİ TRİPLEKS BİR EVİN SALONUNDAKİ YEMEK MASASINA OTURMUŞ ÜÇ KİŞİLİK AİLE
KEMAL-ŞEREF BEY-NEBAHAT HANIM- HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Şeref Bey'in o akşam canı biraz sıkkındır. Yediği yemeği yarım bırakır ve peçeteyi eline alıp, ağzının kenarını siler. Yemek masasında oturan oğlu Kemal'e yüzünü döner;


Bu haberi şaşkınlıkla karşılayan Kemal, babasına bakışlarını diker. Kısa süren bir sessizliğin ardından sevinçle bu teklifi kabul eder;

ŞEREF BEY: "Okulunu başarıyla bitirdin oğlum. Muhasebe yetkilisinin anlattıklarına bakılırsa Batum'da kurduğum makarna fabrikamızın işlerinde bazı terslikler gitmekte. Oradaki İşletme Müdürü Murtazi Bey'e güvenemiyorum. Ustabaşımız Demuri Bey sana her konuda yardımcı olacaktır. Bundan böyle bu fabrikamızın işletmesini sana devrediyorum. Bir an evvel işlerimin başına geçmelisin. Yarınki Batum'a giden ilk uçakta kendine yer ayırtsan iyi olur."

KEMAL: "Olur baba, öyleyse hemen kendime bir uçak bileti alayım…"

Kemal masanın üzerinde duran cep telefonunu eline alıp, internetten uçuş bilgilerini inceler. Suratı asık bir vaziyette babasına yüzünü döner;


Şeref Bey başını öne arkaya sallar;

Kemal kahkaha atarak annesini teselli etmeye çalışır:

Kemal yemek masasından kalkarak annesine sarılır ve onun yanaklarından öper;

Kemal koşarak evin salonundaki ahşap, döner merdivenden üst kattaki odasına çıkar.

KEMAL: "Yarınki Batum'a gidecek olan uçakların hiç birinde yer yok. Ben en iyisi Trabzon'a giden ilk uçaktan yerimi ayırtayım. Oradan feribotla Batum'a giderim. Hem denizden yapacağım yolculuk daha zevkli olur."

ŞEREF BEY: "Tamam oğlum, sen nasıl istersen…"
NEBAHAT HANIM: "Aman oğlum kendine çok dikkat et, tanımadığın kimselerle arkadaşlık kurmaya kalkma. Gazete haberlerinde okuyor, televizyonlarda izliyoruz, Gürcistan'da ortalık mafya ve dolandırıcı kaynıyormuş.”

KEMAL: “Amma da yaptın be anne, ben çocuk muyum?”

KEMAL: “Şimdi ben en iyisi eşyalarımı hazırlayıp, erkenden yatayım. Size iyi akşamlar…”

SAHNE 2: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-KEMAL'İN YATAK ODASI
YATAK-ELBİSE DOLABI-KOMİDİN

Kemal yatak odasına girip, köşede duran valizi yatağın üzerine bırakır. Elbise dolabını açar ve içinden yanında götüreceği eşyalarını bavulun içine özenle yerleştirir. Pijamalarını giyen Kemal, komedinin üzerinde duran çalar saati kurar. Yatağın üzerindeki yorganı kaldırıp içine uzanır ve derin bir uykuya dalar.
Kemal ertesi günün sabahı çalar saatin sesiyle uyanır. Banyoya girip elini yüzünü yıkar, dişlerini fırçalar. Bu sırada aşağı katta, mutfakta bulunan annesi seslenir;

Sesi işiten Kemal yüksek ses tonuyla;

Hazırlıklarını tamamlayan Kemal aşağı iner ve kahvaltı masasındaki yerini alır. Şeref Bey oğluna tembih eder;

NEBAHAT HANIM: "Oğlum hadi kahvaltı hazır, seni bekliyoruz…"

KEMAL: "Tamam anne, hemen geliyorum…"

ŞEREF BEY: "Aman oğlum kendine dikkat et. Batum’a varır varmaz bana telefon açmayı sakın unutma. Sana iş yerinde çalışan, en güvendiğim insan olan Ustabaşı Demuri Bey, sana her türlü yardımı yapacaktır. Bütün bilgi ve belgeleri ondan öğrenebilirsin. Ona senin geleceğini bildirdim.”

Kemal başını sallar;

Saatine bakar. Yemeğin ardından Kemal ayağa kalkar;

Hizmetçi kız eline aldığı bavulla aşağı iner ve kapıda duran şoföre bavulu verir.

SAHNE 3: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-EVİN BAHÇESİ-BAHÇEDE DURAN SİYAH RENKLİ ÖZEL ARAÇ
KEMAL-ŞEREF BEY-NEBAHAT HANIM-(30 YAŞLARINDA ESMER UZUN BOYLU ÖZEL ŞÖFÖR) KERİM-HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Şoför, eline aldığı bavulu aracın bagajına yerleştirir. Kemal ailesine sarılarak vedalaşır. Duygulanan annesinin gözleri yaşarır;

Şeref Bey oğlunun sırtını sıvazlar ve onu uyarır;

KEMAL: “Tamam baba, anladık.”

KEMAL: “Uçağa kaçırmadan yola çıkmalıyım. Artık bana müsaade…”

NEBAHAT HANIM: "Allah yolunu açık etsin evladım. Kendine iyi bak…"

ŞEREF BEY: "Sana güveniyorum oğlum. Başın sıkışınca beni aramayı sakın ihmal etme!.."

Şoför özel aracın arka kapısını açar. Kemal araca oturur ve İstanbul'un kalabalık trafiğinde İstanbul Havalimanı’na doğru yola çıkarlar.

SAHNE 4: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-İSTANBUL HAVALİMANI- TRABZON'A GİDEN UÇAK
KEMAL-UÇAĞA BİNEN YOLCULAR

Kemal uçağın merdivenlerinden ilerleyip uçağın içine girer ve uçak havalandıktan sonra Trabzon Havalimanı'na iniş yapar.

SAHNE 5: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ-TRABZON LİMANI-BAKÜ'YE GİDEN FERİBOT-TİCARİ TAKSİ
KEMAL-TİCARİ TAKSİ-FERİBOTTA SEYAHAT EDEN YOLCULAR

Trabzon havaalanında inen Kemal, ticari bir taksi ile limana gelir. Taksi şoförüne ücreti ödeyip, bagajdan bavulunu eline alır. Gürcistan'a, Azerbaycan'a, Rusya'ya giden yolcularla birlikte feribota biner.

SAHNE 6: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-BATUM'A YOL ALAN FERİBOT
YERLİ VE YABANCI YOLCULAR-KEMAL

Kemal elindeki bavulla Feribota biner. Kamarasına geçip, bavulunun içindekileri dolaba yerleştirir. Gemi Karadeniz'e doğru ağır ağır yol alır. Kemal bir süre kamarasındaki yatağına uzanıp dinlenir. Akşam yemeği için feribotun lokantasına iner.

SAHNE 7: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-FERİBOTUN YEMEK SALONU
YOLCULAR-KEMAL-(25 yaşında sarışın, mavi gözlü) İRİNA-GARSON

Kemal yemeğini yerken etrafında, Bağımsız Devletler Topluluğu’na ait genç ve yaşlı kadınların bazıları oturmuş yemek yemekte, bazıları da ayakta denizi seyretmektedir. Yan masada oturan genç kızın varlığını, biraz geç fark eder. Aşırı yapmış olduğu makyajı, rüküş bulduğu giyim tarzıyla çok komik görünmektedir. Genç kızın kendisine bakıp, gülerek göz kırpmasıyla şaşırır. Kızdan aldığı cesaretle yanına yaklaşır;


KEMAL: "Affedersiniz, sizinle bir kaç kadeh içki içip, sohbet edebilir miyiz? Anlaşılan siz de benim gibi, yalnız yolculuk yapıyorsunuz?"

Kız, bozuk Türkçesiyle, gülümseyerek cevap verir;


Kemal ayakta bekleyen garsona kafasını çevirip seslenir;


İrina şuh bir kahkaha atar ve ardından bakışlarını Kemal'e dikip;


İRİNA: "Tabi... Buyurin oturin..."
KEMAL: "Benim adım Kemal. Batum'a gidiyorum. Sizin yolculuk nereye?"
İRİNA: "Benim adım da İrina. Rusim. Önce Gürcistan'a, oradan Azerbeycan’a gideceğim. İstanbul’a sık sık gelir, bavul ticareti yaparim..."
KEMAL: "Maşallah Türkçeyi iyi konuşabiliyorsunuz. Sahi, ne içmek istersiniz?"
İRİNA: "Buzlu votka rica edeyim!"

KEMAL: "Garson!.. Bize iki buzlu votka lütfen!.."
GARSON: "Hemen getiriyorum efendim!.."
KEMAL: "Anlaşılan bavul ticaretinden iyi para kazanıyorsunuz?"

İRİNA: "Hayır... Daha çok güzelliğimle kazanıyorum..."
KEMAL: "Nasıl yani, tam anlayamadım?"
İRİNA: "Anlatayim... Sizin Türk erkekleri hayatinda hiç kadin görmemiş gibiler. Kaldığim otelden şöööyle bir dolaşmaya çıkıyorim, en az on erkek kuyruğuni sallaya sallaya peşimde. Günde üç-dört erkeği idare ettiğim oluyor!.."
KEMAL: "Maşallah, çok açık sözlüsünüz. İsterseniz gelin Cafe, disco kısmına geçelim..."
İrina tebessümle cevap verir;

SAHNE 8: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-FERİBOTUN DİSKO KAFE SALONU
DİSKODA EĞLENEN YOLCULAR-KEMAL-İRİNA-ORKESTRA

Kemal ve İrina önce bar kısmına geçip otururlar. Orkestrada dans müziği çalmaktadır. İrina Kemal'in kolundan çekiştirir;

Orkestranın eşliğinde saatlerce dans eder, oynarlar. Vakit, gece yarısını çoktan geçmiştir. Kemal, İrina ile geçireceği aşk dolu saatleri düşündükçe, heyecanı daha da artmaktadır. Başını omzuna yaslayan kıza sorar;

Kemal'in kamarasının önüne geldiklerinde İrina kapının önünde bir süre durur ve şehvetli bakışlarını Kemal'in üstünde gezdirir;

Kemal kızın yanağından eliyle bir makas alır;

İRİNA: "Peki..."

İRİNA: "Canım dans etmek istiyor, hadi gel..."


KEMAL: "İrina, yorulduysan gel benim kamarama geçelim? Ne dersin canım?"
İRİNA: "Olur, hadi gidelim…"

İRİNA: "Sen soyun! Ben bir şişe daha votka alıp geleceğim. Bu gece sabaha kadar içip, eğlenmek istiyorum..."

KEMAL: "Peki, fazla bekletme beni!.."

SAHNE 9: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-FERİBOTUN KAMARASININ İÇİ
KEMAL-İRİNA-(25 yaşlarında BİRİ ERKEK BİRİ KIZ) İKİ RUS GENCİ

İrina kısa bir süre sonra elinde bir şişe votka, iki kadehle Kemal'in kamarasının önüne gelir. Kamaranın kapısını çalıp, içeri girer. Onu gören Kemal'in yüzü gülümser. İrina arkasını dönüp, kadehlere votka doldurur. Elbisesinin cebinden çıkardığı küçük bir ilaç şişesiyle Kemal'in kadehinin içine gizlice uyku ilacı damlatır ve ilaçlı kadehi Kemal'e uzatır;

Kadehleri tokuştururlar. İçkiyi içtikten kısa bir süre sonra Kemal birden başının döndüğünü, gözlerinin karardığını hisseder. İrina kamaranın kapısını açıp, dışarıda bekleyen iki arkadaşını yanına çağırır;

Dışarıda hazır bekleyen iki Rus genci kamaradan içeri girerler;

İRİNA: "Bu gece bizim gecemiz sevgilim... Şerefine..."

İRİNA: "Druz'ya prikhodyat bystro! (Arkadaşlar çabuk gelin!..)"

İRİNA: "Potoropis'! Poluchite to, chto u vas yest', i vybros'te etogo parnya v more! (Biraz acele edin! Üzerinde ne kadar para varsa alın ve bu adamı denize atın!..)"

İki Rus genci Kemal'in üzerindeki cüzdanı alıp, onun üzerine denizde boğulmaması için bir şişme can yeleği giydirir, can simidi içine sokarlar. Hep birlikte ellerinden ve ayaklarından tutup, denize atarlar. Soğuk suyun etkisiyle Kemal ancak kendine gelebilmiştir. Hızla yol alan feribotun arkasından bağırır;

Kemal tuzağa düşürüldüğünü Karadeniz’in soğuk sularına atıldığında anlamıştır. Suya batmadığını hayretle izler. Belindeki şişme yeleği ve can simidini görür. Kendi kendine söylenir;

Yüzerek karşı kıyıya çıkmaya çalışır. Bir yandan da kendi kendisiyle dalga geçer;

KEMAL: "İmdat!.. Kurtarın beni..."

KEMAL: "İrina'nın tek başına beni denize atması imkânsız... Demek ki bunlar bir hırsızlık çetesi. Benim gibi kim bilir daha kaç kişinin daha canını yakmışlardır?"

KEMAL: "Bu Karadeniz’in suyu amma da tuzluymuş ha... Hamsi balıkları çok terliyor anlaşılan!.."

SAHNE 10: DIŞ MEKÂN-SABAHIN ERKEN SAATLERİ-SAHİL
KEMAL

Kemal saatlerce yüzerek sahile vardığında, yorgun ve bitkin bir haldedir. Hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştır. Korkuyla karışık etrafına bakınıp söylenir;

Islak pantolonunun ceplerini karıştırır. Arka cebinde deri cüzdanın bulunduğunu fark eder. Deri cüzdan ıslanmaması için özenle bir naylon poşet içine sarılmıştır. Cüzdanın İçine baktığında, paralarının alındığını, sadece nüfus cüzdanın yerinde durduğunu görür. Birde yazılı not bırakmışlardır. Notta şunlar yazılıdır;

Yazıyı okuyan Kemal acı bir tebessümle gülümser. Saatine bakar, kolunda durmaktadır fakat içine su kaçmıştır. Öfkeli bir ses tonuyla;

Şöyle sahile bir göz gezdirir. Sahilin etrafı dik taraçalardan oluşmakta, iki yanı geçit vermemektedir. Kıyıda ufak bir tekne görür. Yanına yaklaşır, tekne deliktir. Kıyıda siyah bir tahta tabela, üzerinde beyaz yağlı boyayla 333 rakamı yazmaktadır.

KEMAL: "Acaba bu kıyılar hangi ülkeye ait? Pasaportum, cüzdanım da yok, ya yakalayıp beni hapse atarlarsa?"

NOT: "Bize derler Nataşa, böyle tarak kel başa, saçınızı yolarız, geldiniz mi traşa!.."

KEMAL: "Birde bu saate bir sürü para ödedim. Üstelik watterresissant (su geçirmez) yazıyordu!.."


SAHNE 11: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-FOTOĞRAF STÜDYOSU ÇEKİM- AJDA PEKKAN-EROL ATAR

333 rakamını gören Kemal'in aklına, süper starımız Ajda Pekkan'ın dudak silikonlarının daha iyi görünmesi için, ünlü fotoğrafçı Erol Atar’a verdiği pozlar gelir;

Kemal çıktığı sahilde kendi kendine söylenir;

Arkasına dönüp kafasını kaldırdığında, tepenin üzerinde bir köy olduğunu görür. Aç ve susuzdur. Tüm doğa muhalefetine karşı 333 rakımlı tepeye doğru tırmanıp, karşılaştığı insanlardan yardım isteyecektir.

AJDA PEKKAN
"Üç yüz otuz üç... Üç yüz otuz üç..."

KEMAL: "Bu rakamın uğursuz olduğunu söylerlerdi. Acaba burası bana uğursuzluk mu getirecek?"


SAHNE 12:DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-MEYİLLİ DİK BİR TEPE
KEMAL-KÖYLÜ KADINLAR-ÇOCUKLAR-(19 yaşındaki yeşil gözlü, Kumral saçlı) FADİME

Tepeye doğru, iki kişinin zar zor geçebileceği keçi yolu gözükmektedir. Her taraf fındık ağaçları ile kaplıdır. Etrafta kırmızı, beyaz ve sarı, dağ çiçekleri... Bazı meyillerde avuç içi kadar sürülmüş mısır tarlaları... Bu tarlalarda ellerinde bel veya çapa, çalışan kadınlar... Çiçekli entarisi üzerine, beline bir peştamal sarmış, gene bir peştamal başına örtmüş ve sırtında odun yüklü kadınlar... Kadınlar... Görünürde hiç köyün erkekleri yoktur. Tarla süren kadınlar, yük taşıyan kadınlar, çocuğuna süt veren kadınlar... Kemal'i gören kadınlardan biri bağırır;

Sesi işiten ve Kemal'i gören kadınlar tepedeki köylerine doğru kaçışmaya başlarlar. Kemal bunların konuşmalarından, buranın bir Karadeniz köyü olduğunu anlar. Biraz olsun içi rahatlamıştır. Elini açıp dua eder.


KÖYLÜ KADIN: "Haçan burada erçeç varidur..."


KEMAL: "Oh… Allah'a şükür Karadeniz'in bir köyüymüş…"


Dağın yamacı bir hayli diktir. Bir ağacın arkasına saklanıp etrafını seyre dalar. İşte bu sırada güzel bir kızı (Fadime) görür... Fadime, üzerinde durulamayacak kadar meyilli 8-10 metrekare tarlada çalışmaktadır. Ayağını toprağa geçirmiş, ayakta durmak için cambaz hüneri isteyen toprağı bellemektedir. Kemal kendi kendine kafasını kaşıyıp söylenir;

Bir süre düşünür ve tekrar söylenir;

Kemal saklandığı yerden doğrulduğunda, Kemal'i fark eden Fadime, elindeki çapayı fırlatıp, köye doğru tırmanmaya çalışır. Birden ayağı iri bir taşa takılınca, hızla aşağı doğru yuvarlanmaya başlar. Yuvarlana yuvarlana Kemal'in ayaklarının dibinde durur. Tepesine dikilmiş şaşkın bakışlarla kendisini izleye Kemal'e korku dolu gözlerle bakar ve eliyle belinden bir şeyler arar. Yattığı yerden belindeki silahı kavrayıp, tepesinde dikilen Kemal'in üzerine doğrultur ve bağırır:

Kemal dalga geçer bir ses tonuyla;

KEMAL: "Allah Allah... Her yerde kadın, bu köyde hiç erkek yok mu?"

KEMAL: "Erkekler herhalde köyün kahvesinde, al papazı ver kupayı oynuyorlardır, yazık bu köyde hep kadınlar çalışıyor..."


FADİME: "Haçan sen de kimsun? Dur, seni vuracağum..."

KEMAL: "Vur öyleyse, ne duruyorsun?"
FADİME: "Yatarak nişan alamiyum da... Kaldır da vurayum!.."
Kemal kıza elini uzatır. Fadime'nin ellerinden tutarak, onu ayağa kaldırır. Fadime hırsla aşağı işaret edip, bağırır;


Fadime ha bire bir şeyler söyleyip durmaktadır. Kemal açlık ve susuzluktan onun ne dediğini bile anlamaz olmuştur. Birden yere düşüp bayılır.

SAHNE 13: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-MAĞARANIN İÇİ
KEMAL-FADİME

Kemal gözlerini açtığında sahilde bir mağaranın içinde yerde yatmaktadır. Yanında su testisi, hamsili pilav, mısır ekmeği vardır. Etrafa göz gezdirir, genç kız görünürlerde yoktur. Karnını bir güzel doyurur. Bu sırada Fadime köylülere görünmeden gizli saklı, tabakları ve testiyi almak için mağaraya gelmiştir. Kemal'e bakıp yine söylenir;

FADİME: "Ha buradan aşağu defolip gidesun, daha erçeç zamanı değildur..."
KEMAL: "Biraz dikkatli konuşur musun, konuşurken tükürüklerin ağzımın içine giriyor!.."
FADİME: "Sen de benden uzak durayasun... Tükürüklerimin önüne diçil deyen mi oldi?"

FADİME: "Sen daha çitmedin mi?"
KEMAL: "Nasıl gideceğim, etrafım hep dağ?"
FADİME: "Doğru diyusun... Buradan çitmen içun, takaları beklemen gerekur. Köyde Kadın Ağa tarafinca sıkıyönetim ilanı varidur. Seni gören karilar, kadın ağaya "Köyde erçeç var..." demişler ve ihbar etmişleridur. Köye çıkarsan senu vurirlar..."
Fadime kıyıda duran takayı gösterir;

Fadime cebinden çıkardığı tütün tabakasından sigara sarar ve Kemal’e doğru uzatır;

FADİME: "Ha bu kayıkla denize açulasın..."
KEMAL: "Ben kayığı inceledim, kayıkta kocaman bir delik var!.."
FADİME: "Zarari yok, deluk suda cörünmez da!"
KEMAL: "Ama ben bunla suya batar boğulurum!.."
FADİME: "Sen yüzme bilmiyesun?"
KEMAL: "Bilirim de... Karadeniz bugün çok dalgalı, deniz tutar, kusarım! Sahi adın ne senin?"
FADİME: "Fadime... Ya senun?"
KEMAL: "Benim adım da Kemal. Tanıştığımıza memnun oldum Fadime..."

FADİME: "Ula Çemal, al bir sicara tellendur için açılur. Kendi tarlamızun ürünüdur."
KEMAL: "Allah bilir bu sardığın sigarada bir keçiyi öldürecek nikotin vardır?"
FADİME: "Saçmalayasun Çemal... Çeçiler hiç sicara içer mi?"
KEMAL: "Sizin burada kadınlarla balıklar aynı huya sahip herhalde?"
FADİME: "Ha de bakayum, o nedendur?"

Kemal gülümseyerek cevap verir;


Kemal kahkaha atıp gülmeye başlar. Bakışlarını Fadime'nin üstüne diker;

Kemal şaşkınlığını gizleyemez;

Mayıs ayı Karadeniz'de yağışların yoğun olduğu bir aydır. Aniden başlayan yağmurlarla, Fadime köye nasıl döneceğini şaşırmıştır;


KEMAL: "Her ikisi de ağızlarını açtı mı başları belaya girer de ondan. Yine karnım acıkırsa ne yapacağım?"
FADİME: "Bugün hava sislidur... Dur sana hamsi avlayayum... Sisten dolayu önlerini göremezler da..."

KEMAL: "Bana içinde hamsi geçen bir kelime söyler misin Fadime?"
FADİME: "Bugün Karadeniz dalgalidur..."

KEMAL: "E... Hani bunun içinde hamsi kelimesi?"
FADİME:"Hamsi Karedeniz’in içindedur!.."

FADİME: "Uyyy... Şimdi ben anama ne diyeceğum? Çeçi otlatmaya gidiyorim dedum, buraya celdum. Haçan Çeçileri de kaçirdum..."
KEMAL: "Keçilerde belirli bir işaret var mıydı?"
FADİME: "Evet var idu... Birinin öksürüğü var idu, diğerinin süt memelerinden biri kesikdu.."

Kemal kıza bakışlarını dikip kendi kendine söylenir;

Fadime kumral örgülü saçları, iri yeşil gözleri, uzun parmakları ve tüm saflığıyla Kemal'i cezp eder. Kemal kendini tutamayıp Fadime'ye sarılıp, öper. Fadime önce onu iteler, fakat sonra hoşuna gitmeye başlar. Mağaranın dışında yağmur olanca gücüyle bastırmakta, gökten şimşekler çakmaktadır. Fadime ellerini açıp dua etmeye başlar;

Kemal gülme krizine girer. Fadime kızarak söylenir;


KEMAL: "Of keçileri kaçıracağım. Bu kadar saf, temiz kalpli bir kız ömrümde görmedim. En yalın haliyle sesleniyor... Şimdiden şehir kızlarının çoğu, Fadime’nin yanında, gözüme Şeytan gibi görünmeye başladı. İstanbul’daki kız arkadaşım Nesrin’i, Fadime’nin yerine koymak bile istemem doğrusu... Fadime’nin tırnağı bile olamaz."


FADİME: "Hay Allah'um… Önce sağnak yağdırıp elimi kolumu bağlayasun, şimdi de çakmak çakıp, yukarıdan bizi dikizleyesun!.."


FADİME: "Neden güleyesun da… Ha bu yukarıdakiyle alay mı edeyesun? Demedi deme bak çarpilirsun!.."


Yağmur hala yağmaktadır. Kemal, Fadime ile sohbet etme imkânı bulmuştur. Garibine giden bir olay vardır. Köyde neden hiç erkek görünmez? Bunu sorar;

Fadime kıyıda bulunan 333 rakamı ile yazılı tabelayı işaret ederek gösterir;

Kemal eliyle kafasını kaşır;

KEMAL: "Fadime, sizin erkekler hiç tarlada çalışmazlar mı? Köye doğru çıkarken etrafta hiç erkeğe rastlamadım. Neden beni gören kadınlar, “Erçeç var…” diyerek köye doğru kaçıştılar?"
FADİME: "Bizim köyün adı, "Ab-ı Hayat Köyü" Haçan cördüğun gibi dağlık arazide kuriludur. Düz arazi olmadığı, fazla bir şey yetişmediğu için erçeçler dışarida çalışırlar...
Haziranın üçü dedi mi erçeçler köye geri dönerler. Otuz üç gün köyde kalır, sonra on altı yaşinun üstü tüm erçeçler köyü terk ederler… Genel olarak ceri dönmeyen çok azdur. Çoği karilarina sadıktur…"

FADİME: "Aha şu sahilde yazan 333 tabela buni gösterur… Haziranın üçünde geleceğisun, otuz üç gün kalıp gideceğusun…"

KEMAL: "Ben de bu tabelayı köyün rakımını gösteriyor sanıyordum. Bak ben bunu hiç düşünmemiştim, çok ilginç…"

Fadime anlatmaya devam eder;


Eliyle kafasına bağladığı oyalı çemberi gösterir;

Kemal kızın başındaki düğüme bakar ve sonra merak edip sorar;

Fadime utanarak bakışlarını öne eğer;


FADİME: "Köyde erçeçlerin dönüşü davul, zurna, kemençe ile karşilanur. Karilar ve çocuklar gelenleri karşilamak içun yüksek bir tepeye çikarlar. O gün en yeni elbiselerinu giyerler, ne kadar takilari varsa takar ve horon teperler…"

FADİME:"Köydeki kadınların ha bu başlarına bağladıklari yaşmakları oyali çemberler, evli veya bekâr olduklarinu cösterir… Bekârların çemberlerine kalın bir düğüm atilur. Hanci erçeç bu düğümü çözerse, onunla evlenmek zorundadur. Biz buna, düğüm nikahu deruz..."

KEMAL: "Kafanın üstündeki kalın düğüme bakılırsa sen hala bekârsın?"

FADİME: "Erçeçler bir yıl sonra döndüklerinde yeni yeni çocuklar doğar. Köydeki kariların doğumlaru hep aynı aya rastlar. Gidip de dönmeyen erçeçler de olmuştur. Bunlardan Sekizinci Dursun, On beşinci Dursun, İstanbul’da durmuşlaridur. On üçüncü Temel, On yedinci Temel şehir avratları alıp, İstanbul’a temel atmışlardur."

Kemal eliyle kafasını kaşır;


Kemal bakışlarını kızın gözlerinin içine diker;


Fadime mağaradan dışarı çıkıp hızla tepeye doğru tırmanışa geçer. Kemal'in aklında kızın güzelliği vardır.


KEMAL: "Bugün haziranın ikisi olduğuna göre, yarın erkekleriniz köye dönecek o zaman?"
FADİME: "He ya... Yarın onların arasına karişup, köyümüze çıkabilirsun… Gerisine ben karişmam. "Atalarim bu köydendi" dersen belki Kadın Ağa senu köyümüzün muhtarliğında misafir eder. Ancak 33 gün sonra köyden erçeçlerle gidebilirsun!.."
KEMAL: "Gitmemi çok mu istiyorsun?"
FADİME: "Ne bileyim ula ben…"

KEMAL: "Artık yağmur dindi, köye geç kalma… Anan her yerde seni arıyordur."
FADİME: "Yarın erçeçler sahile geldiğinde ben de buraya gelur, seni köye aşırirum…"

SAHNE 14: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-MAĞARANIN İÇİ
KEMAL-FADİME

Ertesi gün Kemal, mağaranın içinde sabırsızlıkla Fadime’nin gelmesini bekler. Nihayet elinde bir bohça ile Fadime mağaradan içeri girer. Elindeki çıkını uzatır;

Kemal bohçanın içinden çıkan Karadeniz kıyafetini giyinir. Zira onlara benzeyip köyden ayrılması gerekmektedir. Fadime'nin karşısında poz verip;

FADİME: "Al bunları giyinesun. Babamun eski elbiseleru..."

KEMAL: "Nasıl oldu, üstüme yakıştı mı, beğendin mi?"
FADİME: "Ha uşşağum, tıpkı bizden biri oldin, kimse anlamaz. Ben şimdi senin elbiseleri yanima alıp, köye gidiyorim. Erçeçler gelince geri geleceğum..."

SAHNE 15: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-KARADENİZ SAHİLİ
KEMAL-FADİME-KÖYÜN ERKEKLERİ-KÖYÜN KADINLARI-KEMENÇE ÇALANLAR-HORON TEPENLER-KÖYLÜ ÇOCUKLAR-SEKİZ ADET TAKA

Fadime köye çıkar. Kemal sahilde köyün erkeklerini beklemeye başlamıştır. Nihayet süslü takalar, çalgılar eşliğinde sahile yaklaşırlar. Yukarı köyde oturan kadınlar kemençe çalıp türküler söylemektedir. Erkekler teker teker takalardan inmeye başlarlar ve çok kalabalıktırlar. Yolcularını indiren takacılar hızla geri dönerler. Takaların birden geri döndüğünü uzaktan seyreden Kemal hüzünlenir. Yine tek başına kalakalmıştır. Kemal kimselere çaktırmadan yukarı doğru tırmanan erkeklerin arasına karışır. Bu sırada köyün kadınları aşağıya doğru koşuşturmaktadırlar… Fadime babasına sarılarak onu karşılar;

Kalabalığın arasında Kemal'i görünce ona göz kırpar. Hep birlikte köye doğru tırmanışa geçerler. Fadime, Kemal'in yanına yanaşıp, kulağına fısıldar;

FADİME: "Uy babacuğum....Hoş geldun, seni çok özlemişum..."

FADİME: "En arkadan bizi takip edesun!.."

Yollar yürümekle aşınmazdır nasıl olsa. Yol kenarları ufacık mısır tarlaları, tütün ve fındık ağaçları kaplıdır. Köyün tepesi oldukça bulutludur. Kemal usulca Fadime'nin yanına yanaşır ve merak edip sorar;

Bir de yol kenarında gördüğü köyün mezarlığı ilgisini çekmiştir. İki mezar taşının arası 50-60 cm. boyundadır. Oysa insanların boyu bu kadar kısa değildir!

Kemal şaşkınlığını gizleyemez;

KEMAL: "Dağın tepesi ne kadar da bulutlu değil mi Fadime?"
FADİME: "O bulut değul rüzcardır… Esmediği vakit bizim köyün üstünde durir!"

KEMAL: "Manzaranın güzelliğine bak!"
FADİME: "Ha şu finduk ağaçlardan manzara cörünmiyor ki!.."
KEMAL: "Fadime, mezarlarınızın arası ne kadar da kısa. Yoksa bunlar yeni doğan bebek mezarları mı?"
FADİME: "Topraklarımız kısitlidur… Fazla yer işgal etmemesi içun, ölülerimizu dikine dikine gömüyoriz!.."

KEMAL: "Tövbe de… Günah, günah… Peki, mezar taşlarınızın bazılarında, baş aşağı hamsi, bazılarında da, baş yukarı hamsi resimleri var bu da neyin nesi?"
FADİME: "Karilarun mezarunda hamsinin başi yukaridadur. Başları dik ciderler… Erçeçlerin mezarlarında hamsinin kafasi aşağı baki, uzun burinlari denizden hamsi koklayi da…"

Köye adım adım yaklaşırlar. Köylüler, sarmaş dolaş olmuş, gözleri kimseyi görmemektedir. Bazı bekâr erkekler sevdikleri gelinlik kızların düğümlerini çözerler. Kemal de kendini tutamayarak Fadime’nin başlığındaki düğümü çözüvermiştir. Bunu gören Fadime'nin anası ve babası, sevinçlerinden havaya ateş ederler. Fadime'nin babası Ali Bey, Kemal'e bakıp, sırtına vurur;

Kemal'in aklına hemen İstanbul’a gidip de dönmeyen 17. Temel gelir. Karadeniz şivesi yaparak, kurnazca cevap verir;

Ali Baba çocuğa bakışlarını diker ve sırtına okkalı bir yumruk atar;


ALİ BEY:"Haçan baa de bakayum uşağum, sen kimun oğlisun?"

KEMAL: "Babacuğum ben 17. Temel’in İstanbul’daki karisinden olma Çemal’im… Babamın ölmeden önce vasiyeti var idu. Bana, "Ab-ı Hayat Köyü'müze gideceğusun, Ali Efendi’nin kızı Fadime’yi alacağusun!.." demişti… Eğer kızınizla evlenmezsem mirasından da mahrum kalacakmişum…"

ALİ BEY: "Oyyyy uşşağum... Temel on yedi senin buban mı? Rahmetliyle küçükken, "evin tokmağını kim önce yakalayacak" diye yarışıriduk. Burun farkıyla hep ben geçeridum… Allah mekaninu cennet eylesun, ufacık burni var idu. Hık demuş babanin burnundan düşmüşsun. Senun kalacak yerin de yoktur. Ha burada bizum evde kalasun, olur mu?"
KEMAL: "Köylüler dedikodu yapmasun?"

Ali Baba kaşlarını çatar;


Fadime eve varmadan önce, Kemal'i bir köşeye çekip, sıkı sıkı nasihatlerde bulunur.

Bu söze Fadime kıkırdar. Omzunu Kemal'in omzuna vurur;

ALİ BEY: "Haçan kim dedikodu yapacak da... Nasıl olsa Fadime’nun düğüm nikâhlı kocasisun…"
KEMAL: "Olur buba..."

FADİME: "Bak Çemal!.. Ninemin bir közü görmez, budu çıkıktır. "Kör-mör" gibi laflar söylemeyesun! Anamın dudağı yirikdur, dudakla ilgili konuşmalara girmeyesun! Bubamun karaciğeri bozik ve burnu uzundir, "burin-murin" gibi laflar da demeyesun ha!..
KEMAL: "Olir kariciğum, söylemem da!.."

FADİME: "Ula Çemal... Sen ne güzel konuştun bubamla… Az daha beni bile inandıracakdun Temel 17'nin oğlu oldiğuna…"

SAHNE 16: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ-İKİ KATLI AHŞAPTAN YAPILMA, ÖNÜNDE GENİŞ AVLUSU BULUNAN KARADENİZ EVİ
KEMAL-FADİME-ALİ BEY-AYŞE KADIN-EMİNE-YAŞLI NİNE

Eve vardıklarında büyük ahşap, iki kanatlı kapıdan içeri girerler. Ortada geniş bir avlu, avlunun ortasında kuyu, yandan ahşap merdivenlerle üst kata çıkılan, iki katlı ahşap bir binadır… Avluda duvarlara iplere mısırlar, tütünler ve kırmızıbiberler dizilmiştir. Üst kata çıkarlar. Ali Bey yüzünü Kemal'e döner ve sediri gösterir;

Fadime’nin babası durmadan sorular sormakta ve Temel 17 ile ilgili anılarını anlatıp durmaktadır.

ALİ BEY: "Haçan sen şöyle, başköşeye oturasun damadum."
KEMAL: "Sağ olasun bubacuğum..."

ALİ BEY: "Ah ula Temel Reis... Keşke yaşayaydun da oğlinun mürrüvetinu göreydun. Biz daha çocukken Temel'i kümesin başinda tavuklara kaynar su içirirken gördüm. "Ula Temel, sen böyle tavuklara neden kaynamış su içirirsun?" diye sordum. O da bana; "Haşlanmış yumurta yumurtlamaları içun !.." diye cevap vermiştu…"

Kemal anlatılan olaya kahkahayla gülünce, "Aslan damadum..." diye sırtına yumruk yer;

Kemal'de yalanın bini bir paradır. Sorduklarına yalan yanlış cevaplar verir;

Yere kurulan sinide yemek faslına geçilir. Önce çorba içerler, ardından tavuk gelir. Kemal tavuktan bir parça alayım der fakat bıçaktan kurtulan tavuk Fadime’nin yere bağdaş kurup oturan ninesinin kucağına fırlar. Fadime söylenir;

"Kör" lafını işiten Fadime, diziyle Kemal'e vurur. Tavuktan sonra kadınbudu köfte ve hamsi buğulama gelince dayanamaz Kemal;

"Kadınbudu" lafını duyan Fadime, dirseği ile Kemal'e vurur. Kemal, lafını düzeltmeye çabalar, lafı gevelemeye başlar;

ALİ BEY: "Allah rahmet eylesun buban çok hazir cevapdu... De bakuyum uşağum sen iş yapiyisun?"

KEMAL: "Yüksek ökçeli kundura satayrum..."


FADİME: "Biraz dikkat etsene Çemal!.."
KEMAL: "Kabahat bende değil ki bıçak kör…"

KEMAL: "Efendum... Köftelerden Kadınbuduna bayılirum…"

KEMAL: "Şey… Affedersinuz, kadıngöbeğini de severum. İlle de dilberdudağı olacak..."

"Dudaktan" bahsedince Fadime'den iki dirsek daha yer. Canı acıyan Kemal ne söyleyeceğini bilemez saçmalamaya başlar;


Yemekten sonra Ali baba Kemal'e bir sigara uzatır. Bunlar sülalecek sigara tiryakisidir. Tütün bol olduğundan Ninesi bile fosur fosur tüttürmektedir;

"Burundan" bahsedince, Ali Baba'nın gözleri dar açı yaparak kendi burnuna takılır.

Bu sırada Fadime’nin ninesi, fistanının yakasını "Of… Pof…" çekerek yelpazelemektedir. Bunu gören Kemal sorar;

KEMAL: "Ayşekadın fasulyesine de can dayanmaz canim… Hamsinin gözünü ve yanağını severim. Karniyarik, şiş kebabu, Arnavutciğeri… Tatlılardan vezirparmağı, Kemalpaşa tatlısı, tavukgöğsü, Zeki Müren göbeği, Türkan Şoray kirpiği velhasıl ne kadar dram yemek varsa hepsinu seviyorum da…"

KEMAL: "Yok ben cigara kullanmiyorim. İçecek olarak kuşburni varsa alayum da..."

ALİ BABA: "Hiç kuşun burni mi olir damat? Kuşun gagasi olir, gagasi… Aslinda o çayın adı "Kuş gagasi çayi" olmalidur… Damat bizde öyle çaylar falan yoktir. Fadime bize güzel bir kahve yapsun… De bakayum, kahveyi nasıl alirsun uşşağum? Açık mı, koyi mi olsin?"
KEMAL: "Koyu olsun babacığum, bugün matemliyum!.."

KEMAL: "Hararet mi bastu nineciğum?"

Yaşlı Nine Kemal'in omzuna bir yumruk atar;

Kemal meraklı bakışlarını kadının üstüne diker;


Kemal içinden;

Sonra yüksek sesle;

YAŞLI NİNE: "Sikintudan ne yaptığımı ben de bilmiyorim damat. Akşam olip da ortalik karardı mı ödüm copiyir."

KEMAL: "Akşam olmasını istemiyorsun demek?"
YAŞLI NİNE: "Nasil isterum damat… Hava cararduktan sonra çektiğimu bir ben bilirum bir de Allah…"
KEMAL: "Geçmiş olsun hastasın demek?"
YAŞLI NİNE: "Hasta_masta değilimdur, Cinlerle uğraşiyorim… Başıma gelenleri cörsen korkar kaçarsun. Çat çat, pat pat... Tek gözümü yumup uyuyamam…"

KEMAL: "Sanki başka gözün var!.."

KEMAL: "Besmele çekip, üç kulufalla bir Elham oku, belki kaçarlar!.."
YAŞLI NİNE: "Ne cezer evlat. Ha bunlar zamane cinleridur… Ne okumaktan, ne üflemekten anliyorlar da..."

Bu sırada yaşlı nine çok konuşmaktan üst takma dişlerini avucuna, "tırık" diye düşürür. Oğlu Ali Bey'e bakıp söylenir;

Nine, avucundaki dişlerini ağzına takmaya çalışır. Yüzünü Kemal'e döner;


Kemal yaşlı kadına bakıp gülümsemeye çalışır;


Bu söz yaşlı kadının hoşuna gider, Kemal'in sırtına okkalı bir yumruk geçirir;

YAŞLI NİNE: "Oğlima elli sefey söyledimdu. "Üst dişleyimi biy numaya day yaptiy" diye. Oylumda biyaz bol yaptiymiş, "daha kullanişlu oluy" diye. Bol geliyoy… Tıyt tıyt konuşuyken düşüyoy da… Çeneleyimi sıkmazsam ağzımdan dışayı fıylıyoy…"

YAŞLI NİNE: "Benu nasul buldun damat?"
KEMAL: "Yer fıstiğu gibisun maşallah…"
YAŞLI NİNE: "Ahhhh ah!.. Sen benu genç kızliğumda göreceğidun. Mısır püskülü saçlarım, kalem gibi kaşlarım iki gözüm de var idu. Şimdi yaşlılıktan bir gözümde katarakt oluşti, tek gözüm görmiyur..."


KEMAL: "Yirmi yaşında gibisun ninecuğum. Sende tek göz var amma iki gözlüler ve hatta tepegözlüler bile senden uyanık değillerdur…"

YAŞLI NİNE
"Sağ olasun aslan damat…"

SAHNE 17: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-EVİN AVLUSU-ODUN ATEŞİNDE KAYNAYAN KAZAN-MAŞRAPALAR
KEMAL -FADİME-AYŞE KADIN-(YEDİ YAŞINDA) EMİNE

Fadime ile anası Ayşe kadın, avluya bulaşık yıkamak için çıktıklarında Kemal de peşlerinden gider. O sırada Fadime’nin küçük kız kardeşi Emine, annesine seslenir;

Emine kıkırdayarak söylenir;

Ayşe kadın kızar yerde gördüğü çamaşır tokaçını eline alıp Emine'ye fırlatır;

Bu laf üzerine Fadime’yle Kemal göz göze gelerek gülüşürler. Köyde elektrik yoktur. Erkekler büyük şehirlerde çalıştıkları için az çok medeniyeti tanımışlardır, kadınlar medeniyetten tamamen yoksundur.

EMİNE: "Kız ana… Bubam seni istiy…"
AYŞE KADIN: "Bulaşiklar biriktu, onlaru yıkacaktum. Buban beni ne yapacağumuş?"

EMİNE: "Bilmiyorimmmm Amma görünüşe bakiliysa besbelli sana o işi yapacak!.."

AYŞE KADIN: "Sus kiz, o nasil söz öyle? Senin ağzina aci biber sürerum, orospinun kızi…"


Kadınlar, televizyon, gazete ve radyo nedir bilmezler. Banyolarını, avluda bulunan koca bir leğende, kazanlarda su kaynatarak yapmaktadırlar. Fadime Kemal'in yanına yanaşır. Eline bir kalıp sabunu tutuşturur;


SAHNE 18: İÇ MEKÂN – GÜNDÜZ VAKTİ - AHŞAP EVİN BİTİŞİĞİNDEKİ AHIR - AHIRIN İÇİNDE 3 ADET DANA - İKİ İNEK - SEKİZ ADET KEÇİ - ALTI KOYUN- KEMAL – FADİME - ALİ BEY - AYŞE KADIN - EMİNE

Kemal eline tutuşturulan bir kalıp sabunla Fadime'nin ısrarı üzerine ahıra girip, ineklerin melül bakışları arasında yıkanır, sonra havluyla kurulanıp, giyinir. Şimdiye kadar istediği her şeye sahip olduğu halde, bu kadar mutlu olduğunu hatırlamaz. Yüzünde bir tebessüm belirir.

FADİME: "Sana banyo hazırladum. Al bu sabunu, şu ahırdaki leğende yıkaniver..."
KEMAL: "Ne?.. İneklerin arasında mı yıkanacağım. Utanırım ben!.."


SAHNE 19: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-İKİ KATLI AHŞAPTAN YAPILMA EVİN ODASI-YERDE VE DUVARDA KARADENİZ KİLİMİ-YER YATAĞI-EL İŞİ OYALI DANTELLİ YASTIKLAR - KEMAL-FADİME

Kemal, Fadime’nin yaptığı yer yatağında, düğüm nikâhlı karısı Fadime'ye sarılıp o kadar güzel uyumuştur ki uyandığında çoktan öğlen olmuştur.

SAHNE 20: DIŞ MEKÂN–GÜNDÜZ VAKTİ-EVİN AVLUSU
KEMAL–FADİME-AYŞE KADIN-EMİNE

Kemal elini, yüzünü yıkamak için avluya iner. Bu sırada Fadime avludaki ocakta çorba kaynatmakta, anası Ayşe Kadın mısır unundan ekmek yapmaktadır. Emine bağırır;

Ayşe Kadın bir elini beline dayar, diğer eliyle işaret parmağını havaya sallayıp tembihler;

Kemal merak edip sorar;

EMİNE: "Kız ana… Ben denize çimmeye gideceğum…"

AYŞE KADIN: "Sakın boğulmayasun haaa, bak öldürürüm senu! Gelirken maşrapaları da yanında götir, deniz suyi doldurirsun. Haçan unutmayasun emi!.."

KEMAL: "Ne yapacağusun deniz suyuni ana?"

Ayşe Kadın oturduğu tahta sandalyeden ayağa kalkıp, iki elini beline dayar;

Ayşe Kadın Kemal’e yüzünü dönüp gülümser;

Şımaran Emine parende atıp, avuçlarını açarak ayaklarını havaya diker ve tek el üzerinde baş aşağı durur. Kemal şaşkın vaziyette Emine’ye bakar;

Emine ayaküstü doğrulur ve eline bir sigara alarak kibritle yakmaya çalışır. Bunu gören anası çıkışır;


Emine eline maşrapayı alır, sokak kapısından koşarak dışarı çıkar.


AYŞE KADIN: "Evde tuz kalmadu, yemek yaparken hazır tuzli su kullanacağum…"
EMİNE: "Tamam ana cetirurim…"

AYŞE KADIN: "Eniştesi, gördün mü benim kızim ne güzel de söz dinleyur…"

KEMAL: "Emine sen ne yapaysun öyle?"
EMİNE: "Dünyayı tersten döndüriyim enişte!.."

AYŞE KADIN: "Kız Emine… Utanmiyor misun cibritle oynamaya? Hadi git denize çimmeye, gelirken de su getirmayu unutmayasun!.."


SAHNE 21: İÇ MEKÂN–GÜNDÜZ VAKTİ-KÖY KAHVESİ
KEMAL-ALİ BABA-KÖYLÜ ERKEKLER-(zayıf uzun boylu 45 yaşlarında) KAHVECİ DURSUN

Kemal köydeki günlerinin çoğunu Ali Baba ile beraber gittikleri, Çınaraltı Köy Kahvesi'nde geçirir. Otuz üç günlüğüne köye gelen erkekler burada oturup sohbet etmektedirler. Kahvenin ortasında tavanda 1 metre çapında delik açılmıştır. Kemal önce bakışlarını tavandaki deliğe diker ve sonra da yüzünü kahveciye çevirerek meraklı bakışlarla sorar;

Kahvede bulunan erkekler bu soruya kahkaha ile gülerler. Kahveci elindeki askılı tepsiye takla attırarak cevap verir;

Kemal kafasını sağa solla sallar;

KEMAL: "Ha bu deliğu neden açtınız uşşağum?"

KAHVECİ DURSUN: "Hava durimunu ölçeyruz…"

KEMAL: "Nasıl ölçeyir sunuz?"
KAHVECİ DURSUN: "Yağmir yağdiğu vacit delikten içeru su girer, anlaşılir çi o gün hava yağmurlidur. Güneş doğduği vacit, ışiklar içeru süzülür, anlaşılir çi o cün hava güneşlidur…"

Kemal şaşırır. Gülmemek için iki elini ağzına götürür. Sonra cevap verir;

Kahveci Dursun, çayla ayranı bir tepsiye koyup getirir. Yanlışlıkla Kemal’in önüme ayranı, Ali Baba’nın önüne çayı, masaya bırakır. Ali Baba birden ayağa kalkar ve hışımla masanın iki ucundan tutarak döndürür. Kemal şaşırır;

KEMAL: "Valla ne diyeceğum, çok akilane bir buluş yapmişsunuz uşağum! Kahvede televizyon veya radyo yok midur? Açın da son havadisleri dinleyelim!"
KAHVECİ: "Bizum burada televizyon, radio, cep telefonu sinyali çekmez. Köyün avratları zaten ha bunlardan hiç anlamazlar. Bizler burda bir ay doğayla başbaşayuzdur. Ha deyun bakalim, ne içer sinuz?"
KEMAL: "Bana bir açık çay, güneşlu olsun!.."
ALİ BABA: "Bana da tuzli ayran getur Dursin!"


KEMAL: "Oyyy bubacuğum ne yapıyorsun da?"
ALİ BABA: "Yanluş servis. Çayla, kahvenin yerini değiştiriyorim damat!.."

Bu sırada Ali Baba’nın canı su ister. Masanın üzerinde içi su dolu cam sürahi ve içi kirlenmesin diye ters konmuş bir su bardağı vardır. Ali Baba su bardağına bakarak kahveciye seslenir:

Koşarak gelir kahveci Dursun. Masanın üzerinde ters duran bardağı alıp, yerine başka bir bardak getirir ve ağzı açık bir vaziyette masanın üzerine bırakır;

Kemal olanları ağzı açık izler. Artık kalkma vakti gelmiştir. Ali Baba hesabı ödemek için kahveciyi yanına çağırır;

Ali Baba cebinden çıkardığı madeni paraları sayarken kahvedeki gençlere bakıp, söylenmeye başlar;


Köy kahvesinden çıkıp Kemal'le birlikte eve giderler.

ALİ BABA: "Ula Dursun… Ha bu bardağun ağzi kapali, açiğu yok midur?"

KAHVECİ DURSUN: "Buyir Ali Baba…"

ALİ BABA: "Ula Dursin… Ha böle gel yanima!.. Bir çay, bir ayran kaç paradur?"
KAHVECİ DURSUN: "İki lira vereceksun Ali Emmi."

ALİ BABA: "Siz bilmezsinuz uşşaklar; Eskiden ortası delikli demir paralar çiktu, mertlik bozulmiş idu. Biz Karadenizliler höcümete baskı uyguladık, delikli demir paralarun ortasına lehim yaptirduk. Üzerine büyük Atatürk’ün resminü çizdürdük…"


SAHNE 22: İÇ MEKÂN–GÜNDÜZ - KÖY KAHVESİ
KEMAL – FADİME - AYŞE KADIN - YAŞLI NİNE – EMİNE - ALİ BABA - KÖYLÜ ERKEKLER - KÖYLÜ KADINLAR - ÇOCUKLAR

Ayrılık günü gelip çatmıştır. Köyün on altı yaşından büyük bütün erkekleri köy meydanında toplanmıştır. Gayda eşliğinde kemençeler kaynıyor, horonlar tepiliyordur. Evli erkekler karılarına ve çocuklarına veda ediyor, küçük erkekler analarına ve kardeşlerine sarılıp ağlaşıyordur… Fadime bir mendil içinde biriktirdiği bütün parasını Kemal'e uzatıp verir;

Kemal mahcup bir vaziyette karısı Fadime'nin gözlerinin içine sevgiyle bakıp, ona sımsıkı sarılır;

FADİME: "Al bu parayu Çemal, seni İstanbul’a kadar cötürür…"

KEMAL: "Fadime sen çok iyi kalplisin, seni seviyorum ve bizi ancak bundan sonra ölüm ayırır…"
FADİME: "Ya geri gelmezsen, şehir avratlarınu cörüp benu unutursan?"
KEMAL: "O zaman sen İstanbul’a gelir, beni bulur, vurursun!.."
FADİME: "Senu heç vurabilir miyum Çemal?"
KEMAL: "Çemal değil Fadime... Ke-mal…"
FADİME: "Tamam da işte, Çe… Mal…"
Kemal cüzdanın içinde sapasağlam duran vesikalık bir resmini Fadime'ye uzatır;

Dokunsan ağlayacak gibidir Fadime. Uğurlamaya gelen Kör nine, Yirik Ayşe ve küçük Emine, Kemal ve Ali Bey ile sarılarak vedalaşırlar. Ali Bey ve Kemal diğer köyün erkekleriyle birlikte tepeden sahile doğru inmeye başlarlar.

SAHNE 23: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - KARADENİZ SAHİLİ - SEKİZ ADET SUDA BEKLEYEN TAKALAR - TAKACILAR

Köyün erkekleri kendilerini bekleyen süslü takalara binerek şehre doğru hareket ettiler. Ali Baba ile Kemal aynı takaya binerler. Ali Baba sorar;

KEMAL: "Al bu resmimi, özlersen resmime bakar beni anarsın."

ALİ BABA: “Ula damat, sen de buban gibi kizumu aldatup İstanbul'a temel atmayasın ha!.."
KEMAL: "Heç öyle şey olir mu babacuğum. Haziran ayinun üçünde yine burada olacağum..."

SAHNE 24: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - OTOGAR BİLET GİŞESİ
OTOBÜS YOLCULARI- GİŞE MEMURU - ALİ BABA - KEMAL

Rize otogarına vardıklarında, köyün erkekleri çalışacakları illere gitmek için çeşitli otobüslere binerler. Ali baba Trabzon’a çalışmak için otobüs bileti alır. Kemal de İstanbul’a giden otobüse bilet alır. Seneye görüşmek üzere vedalaşırlar;

Kemal ona sarılıp, sırtını sıvazlar;

Kemal'in İstanbul’a doğru yolculuğu başlar…

SAHNE 25: İÇ MEKÂN - GECE VAKTİ – İSTANBUL'A GİDEN OTOBÜS
OTOBÜS YOLCULARI – KEMAL

Kemal otobüste giderken aklında Fadime ile geçirdiği güzel günler vardır. Otobüs İstanbul Esenler otogarına girer, yolcularla birlikte otobüsten iner.

ALİ BABA: "Seneye ha burada, Rize'de bulişur köye birlikte gideruz damadum. Sakın geç kalmayasun ha!.."

KEMAL: "Haziranın üçünde buradayım..."

SAHNE 26: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ- İSTANBUL'UN OTO GARI – YENİKAPI METRO İSTASYONU – ŞİŞLİ – BEŞİKTAŞ - KEMAL

Kemal İstanbul Esenler otogarında otobüsten inip, metro istasyonundan bilet alır ve metroya biner. Bindiği metro oldukça kalabalıktır. Ayakta yolculuk ederek Yenikapı İstasyonunda iner. Oradan elinde kalan son parasıyla yeniden metroya binerek Şişli'de iner. Yürüyerek Beşiktaş’ta oturdukları evlerine gider ve kapının zilini çalar;

SAHNE 27: İÇ MEKÂN – GÜNDÜZ - OTURDUKLARI BAHÇELİ VİLLA
KEMAL - NEBAHAT HANIM - ŞEREF BEY - HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Kapıyı açan hizmetçi kız karşısında Kemal'i görünce heyecanlanıp, sevinir;

HİZMETÇİ KIZ ZELİHA: "Kemal Bey hoş geldiniz. Bir aydır sizden haber alamayınca aileniz gazetelere kayıp ilanı verdi, nerelerdesiniz. Siz geçin içeri, ben hemen arka bahçede oturan ailenize bu müjdeli haberi vereyim..."


Hizmetçi kız koşarak arka bahçeye çıkar ve kahvelerini içmekte olan Şeref Bey ve Nebahat Hanım'a müjdeli haberi verir;

Haberi alan Şeref Bey elindeki kahve fincanını bir tarafa fırlatır. Nebahat Hanım ile birlikte heyecanla koşarak salona girerler. Oğlunu yeniden görmenin mutluluğunu taşıyan Nebahat Hanım;

diye haykırır. Annesi ve babası Kemal'i karşılarında sağ salim gördüklerine sevinirler ve sarılırlar. Şeref Bey kaşlarını çatar;


Bir aydır yörenin şivesine alışan Kemal, elinde olmadan cevap verir;

Babasının şaşkın baktığını görünce konuşmasını düzeltir;

HİZMETÇİ KIZ: "Müjdeler olsun, Kemal Bey sapasağlam eve döndü…"

NEBAHAT HANIM: "Kemal... Oğlum günlerdir seni aradık, nerelerdesin?"

ŞEREF BEY: "Oğlum İnsan bir telefon açar. Aramadığımız yer kalmadı. Senin, para için kaçırıldığını ve öldürülüp bir yere atıldığını bile düşündük. Günlerdir uyuyamaz olduk. Batum'a da gitmemişsin, nerelerdesin?"

KEMAL: "Uy Bubacuğum, işte sapasağlam karşınızdayum…"

KEMAL: "Şey… Babacığum... Bindiğim feribotta içkime ilaç koyup, beni soyup soğana çevirdiler. Şişme lastikle beni denize attılar. Karadeniz'de bir sahil kasabasına yüzerek çıktım. Yorgundum, bana köylüler sahip çıktı. Ulaşım olmadığı için bir ay boyunca köyün erkeklerinin şehre gitmesini bekledim mecburen. Köyde elektrik, telefon yok, nasıl telefon edeceğum da?"

Şeref Bey anlatılanları can kulağı ile dinler;

Kemal köyde evlendiğini anlatamaz;

SAHNE 28: İÇ MEKÂN-GECE KULÜBÜ
KEMAL-NESRİN-OKUL ARKADAŞI SÜHEYLA-MİMAR AHMET

Kemal bir hafta İstanbul'da kalıp, Batum’a gidecektir. Gitmeden evvel en samimi arkadaşlarıyla vakit geçirmek ister. Arkadaşlarıyla bir gece kulübünde buluşurlar. Kemal'in kız arkadaşı Nesrin sitem eder;


Ahmet de sorar;


ŞEREF BEY: "Maşallah görünüşe bakılırsa Kardeniz’in köylüleri sana iyi bakmışlar anlaşılan, konuşmana ve yüzüne yedi renk gelmiş. Gökkuşağı gibi olmuşsun evladım!.."

KEMAL: "E... Evet… Köylüler bana çok iyi baktılar."

NESRİN: “Aşk olsun Kemal. Günlerdir seni aradım, telefonlarıma hiç cevap vermedin. Gazetelerde kayıp ilanını görünce çok üzüldüm. Geldiğini öğrenince inan çok sevindim, seni yeniden kaybetmek istemiyorum. Canım nerelerdesin sen?"

AHMET: "Evet kanka, nerelerdesin?"
KEMAL: "Başıma neler geldi bir bilseniz. Trabzon'dan bindiğim bir feribotda ilaçla uyutulup, soyuldum. Bana can yeleği giydirip, denize atmışlar…"

Ahmet bu anlattıklarına inanmaz;

Der ve kahkaha atar. Kemal gayet ciddidir;

Masadaki arkadaşları onun alay ettiğini sanarak kahkaha atarlar. Kemal kaşlarını çatar;


Kemal arkadaşlarını gece kulübünde bırakarak dışarı çıkar. Özel arabasına binerek oradan uzaklaşır.

SAHNE 29: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ-İSTANBUL HAVALİMANI
KEMAL-ÖZEL ŞOFÖR KERİM
Özel şoförü ile İstanbul havalimanına gelen Kemal, Batum'a giden uçağa biner.


AHMET: "Anlat anlat, heyecanlı oluyor"…

KEMAL: "Gayet ciddiyim, ölümden zor kurtuldum. Yüzerek ulaşımı imkânsız bir sahile sığındım. Ancak bir ay sonra gelebildim…"
SÜHEYLA: "Çok maceralı olsa gerek. Aslında benim de bir süreliğine İstanbul'un stresinden uzaklaşıp, kafamı dinlemem lazım. Mesela kimsenin olmadığı bir ada olabilir…"

KEMAL: "Arkadaşlar, benim anlattıklarım hikâye değil, hayatın gerçekleri. Yarın Batum'a işlerimizin başına gideceğim. Şimdilik bana müsaade, eve gidip uyumam lazım."


SAHNE 30: DIŞ MEKÂN-BATUM HAVALİMANI BEKLEME SALONU- KEMAL - (45 Yaşlarında) DEMURİ BEY

Uçaktan inen Kemal'in cep telefonu çalar. Arayan kendisini almaya gelen, fabrika çalışanlarından ustabaşı Demuri Bey’in sesidir;


Kemal çıkışa doğru yönelir. Kemal adının ve soyadının yazılı olduğu pankartı görür ve Demuri Bey’in yanına yaklaşır, tokalaşmak için elini uzatır ve tokalaşırlar;


Kemal başıyla onaylar;

Dışarıda kendilerini bekleyen şirketin aracına binerek fabrikaya doğru giderler. Demir Bey yol boyunca ona fabrikanın gidişatıyla ilgili bilgiler vermeye çalışır. Kemal anlatılanları can kulağı ile dinler.

DEMURİ BEY: "Batum'a hoş geldiniz Kemal Bey. Büyük patron sizin geleceğinizi bildirdi. Sizi almaya geldim. Çıkışta elimde isminizin yazılı olduğu bir tabela ile sizi bekliyor olacağım."
KEMAL: "Uçaktan biraz evvel indim, hemen geliyorum…"

KEMAL: "Ben Kemal, tanıştığımıza memnun oldum Demuri Bey.”
DEMURİ BEY: "Burada yaşayan Türkler bana "Demir" diye hitap ediyorlar. Sanırım onlar için böylesi kolay oluyor, siz de bana "Demir" diyebilirsiniz patron..."

KEMAL: "Sanırım size "Demir Usta" demek daha kolay olacak…"


SAHNE 31: GÜNDÜZ VAKTİ-İÇ MEKÂN-BATUM MAKARNA FABRİKASI
KEMAL–USTABAŞI DEMURİ BEY-FABRİKA MÜDÜRÜ MURTAZİ BEY- FABRİKADA ÇALIŞAN BAYANLAR VE ERKEKLER
Fabrikanın müdüriyet odasında kendisini fabrika müdürü Murtazi Bey karşılar;


Kemal daha ilk günden otoritesini koyup, müdürü ürkütmek istemez;

diye cevap verir. Demir Bey bakışlarını Kemal’e diker;

Kemal başıyla onaylar. Birlikte fabrikaya yakın, kalacağı otele giderler. Yolda arabayla giderlerken;

MURTAZİ BEY: "Hoş geldiniz Kemal Bey. Patron buraya sizi gönderdi fakat bakıyorum da daha çok gençsiniz. Siz ülkemizi gezin, oturup keyfinize bakın. Sakın merak etmeyin ben her işle ilgilenirim…” der.

KEMAL: “Batum’a ilk kez geliyorum. Gezip, eğlenmeyi kim istemez ki…”

DEMİR BEY: “Yol yorgunusunuz, isterseniz sizi kalacağınız otele yerleştireyim. Yarından itibaren çalışmaya başlarsınız. Ne dersiniz?”

KEMAL: “Babam fabrika müdürünün sahtekâr biri olduğunu, sadece size güvenebileceğim anlattı.”
DEMİR BEY: “Fabrika müdürü Murtazi Bey’in yanında konuşmak istemedim. Otelin lobisinde muhasebecimiz Omari Bey bizi bekliyor. Fabrikayı borç batağından nasıl kurtaracağımızı, yeniden nasıl ayakta tutacağımızı size ayrıntılarıyla anlatacak.”

SAHNE 32: İÇ MEKÂN – GÜNDÜZ VAKTİ - BEŞ YILDIZLI OTEL
OTEL LOBİSİ – KEMAL – DEMİR BEY – (MUHASEBECİ 40 yaşlarında) OMARİ BEY

Kemal otelin lobisinde kendilerini bekleyen Omari Bey’le tanışır ve tokalaşır. Omari Bey yanında taşıdığı fabrika ile ilgili evrak dosyalarını çantasından çıkarır ve masanın üzerine dizer. Neler yapmaları gerektiğini konuşurlar;

OMARİ BEY: “Maalesef faturalarınız çok şişkin. Fabrikada gelirden çok gider görünüyor. Cari açık gün geçtikçe katlanarak büyüyor.”
DEMİR BEY: “Fabrika müdürü Murtazi Bey eş, dost ve akrabalarını fabrikaya doldurdu. İşçiler, ondan aldıkları cesaretle benim sözümü dinlemez oldular. Verimli insan sayısı çok az. Ayrıca makarnalarda kullandığımız malzemeleri kalitesiz ve ucuz alp, bunları pahalı faturalandırmakta, aradaki fiyat farkını kendi cebine atmakta. Makarnalarımız eskisi gibi halk tarafından itibar görmez oldu. Bu açığı önlemenin tek yolu, bu adamı bu fabrikadan bir an evvel uzaklaştırmaktır…”
OMARİ BEY: “Tazminatını versek bile onu işten atmamız biraz zor görünüyor. Adamın Rus mafyası ile bağlantısı var. Eğer onu işten atarsak fabrikayı başımıza yıkarlar.”

Bir süre sessizce oturur, düşünürler. Kemal dayanamaz sorar;

Vacip Bey ve İbrahim Bey otelden vedalaşarak ayrılırlar. Odasına geçen Kemal telefonla babasını arar;

KEMAL: “Bu böyle devam edemez. Bunun bir yolu olmalı?”
DEMİR BEY: "Acele işe şeytan karışır. Bir süre onu takip edelim. Nasılsa yine yanlış yapacaktır. Yanlışını yakaladığımız an Batum savcılığına suç duyurusunda bulunuruz, hapse girer. İşte o zaman biz galip geliriz. Çalışmayan işçi olursa da çıkışını verir, yerine yeni elemanlar alırız.”
OMARİ BEY: “Öyleyse onun yanlış belgeler düzenleyip, sahte imzalar atmasına biz fırsat yaratalım, ne dersiniz?”
DEMİR BEY: “Bak bu iyi fikir, hadi öyleyse Allah rahatlık versin. Yarın elbirliği ile işe koyuluruz…”

KEMAL: “Batum’a vardım, şu an oteldeki odamdayım baba. Biraz evvel Omari Bey ve Demir usta ile görüştüm, birlikte fabrikayı nasıl düzlüğe çıkaracağımızın planlarını yaptık. Beni merak etmeyin, anneme de çok selamlar…”

SAHNE 33: İÇ MEKÂN–GÜNDÜZ VAKTİ–FABRİKA BİNASI
KEMAL–MURTAZİ BEY–DEMİR BEY–MUHASEBE BÜROSU OMARİ BEY– ÇALIŞAN İŞÇİLER

Günlerce yaptıkları planı uygulamaya koyarlar. Kurdukları oyun gereği Kemal fabrikayla ilgisiz görünür. Demir Bey fabrikaya girip çıkan malların muhasebeci tarafından hazırlanan düzmece evrakları ve sahte çekleri bir yolunu bulup Murtazi Bey’e imzalatır. Murtazi Bey cebini doldurduğunu sanırken imzaladığı evraklarla kendi sonunu hazırladığının farkında değildir.

SAHNE 34: İÇ MEKÂN – GÜNDÜZ VAKTİ – FABRİKA BİNASI
KEMAL – MURTAZİ BEY – DEMİR BEY – OMARİ BEY - ÇALIŞAN İŞÇİLER – EMNİYETTEN GELEN GÖREVLİLER

Bir gün ihbar üzerine fabrikaya gelen emniyet görevlileri Murtazi Bey’i tutuklarlar. Murtazi Bey neler olup bittiğini fark ettiğinde artık iş işten geçmiştir. Ellerine kelepçe vurulduğunda odasından çıkarken Muhasebeci Omari Bey'i ve Demuri' Bey'i öfkeli bir ifadeyle bakar, tehdit eder;


MURTAZİ BEY: "Bana oyun oynadınız, bunun hesabını sizden soracağım!.."

Fakat tehdidinin boşuna olduğunu fabrika kapısının çıkışında anlayacaktır. Çıkışta Kemal, Rus Mafyasının lideri ve adamlarıyla birlik olmuş ona el sallamaktadır… Güvendiği Rus mafyasını da kaybedince çaresiz bir vaziyette polis arabasına binip, savcılık makamına çıkar.

SAHNE 35: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-BATUM ADLİYE BİNASI
DURUŞMA SALONU-MURTAZİ BEY-BİR SAVCI-İKİ HÂKİM-ZABIT KÂTİBİ BAYAN

Savcılık makamı Murtazi Bey'in işlediği tüm suçları yüzüne karşı okur:


SAVCI: "Elimizdeki belgelere göre hakkınızda birden fazla şikâyet var. Sizi kişiye özel sahte çek ve sahte makbuzlar düzenlemek, ayrıca piyasayı dolandırmak suçundan tutukluyorum…"
MURTAZİ BEY: "Bana tuzak kurdular, ben suçsuzum. Avukatımı istiyorum…"
HÂKİM BEY: "Şu an tutuklu olarak yargılanıyorsunuz. Hapishanede avukatınızla görüşebilirsiniz. Bir dahaki mahkeme tarihi size tebliğ edilecektir."

SAHNE 36: İÇ MEKÂN–GÜNDÜZ VAKTİ–FABRİKA BİNASI
KEMAL–DEMİR BEY–OMARİ BEY-ÇALIŞAN İŞÇİLER

Kemal Rus mafyasına çok para vererek onları yanına çekmeyi başarmış, fabrika müdürünü hapse göndermiştir. Fabrika müdürü hapse girince Kemal işçileri toplar, güzel bir konuşma yapar;

İşçiler Kemal'in yaptığı konuşmadan etkilenirler. Kimse işten ayrılmayı düşünmez.
O günden sonra fabrikanın kalitesi gün geçtikçe artar. Ülkede makarna rağbet görmeye başlar. Satışlar gün geçtikçe artar. Durumdan haberdar olan Şeref Bey oğluyla gurur duyar, aylar sonra oğlunu İstanbul'daki fabrikanın başına geçmesi için yanına çağırır.

KEMAL: "Fabrikamızın Müdürü Murtazi Bey'in yıllardır yapmış olduğu usulsüzlükler sonucu fabrikamız zarar ediyordu ve az daha kapanıyordu. Fabrika kapansaydı sizler de işsiz kalacaktınız. Bu fabrikanın bir eşi İstanbul'da zaten mevcut… Biz bu fabrikayı buraya Gürcistan halkını mutlu etmek için kurduk. Makarnamızın içeriğiyle oynayan bu insan, gerekli cezayı alacaktır. Bundan böyle bu fabrika sizlerin ekmek tekneniz olacaktır. Evlerinize ekmeği bu fabrika sayesinde götürdüğünüzü unutmayın. Bundan sonra Demuri Bey'in söylediklerini yapacaksınız. Çalışmak istemeyen varsa tazminatları ödenip işten çıkarılacaktır. Varsa şimdiden iki adım öne çıksın?"

SAHNE 37: İÇ MEKÂN-GECE VAKTİ-OTURDUKLARI BAHÇELİ VİLLA
KEMAL-ŞEREF BEY-NEBAHAT HANIM-HİZMETÇİ ZELİHA

Kemal Fadime’yi çok özlemektedir. Geceleri başına yastığa koyduğunda kendi kendine mırıldanır;

Akşam yemeğinde yemek masasında toplanmışlardır. Kemal konuyu açar;

KEMAL: "Fadime acaba şimdi ne yapıyor? Onu İstanbul’a getirmem imkânsız. O bir dağ çiçeği, dağlardan koparılırsa solar, yaşayamaz buralarda. Of!.. Ne yapacağım şimdi ben, onsuz yaşayamam. Haziranın üçü de yaklaşıyor. Muhakkak onu görmem lazım..."

KEMAL: “Babacığım çalışmaktan yoruldum. Bir ay Bodrum’da arkadaşlarımla tatil yapmak istiyorum.”
ŞEREF BEY: "Olur evladım... Tamam, gez, eğlen, dinlen... Şanımıza yakışır kız arkadaşın Nesrin'le de bir an evvel evlen!.. Artık torun istiyorum, torun…"

SAHNE 38: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-İSTANBUL HAVALİMANI- UÇAĞIN İÇİ
KEMAL-UÇAK YOLCULARI-HOSTESLER

Kemal Trabzon'a giden uçağın içindedir. Heyecanla Fadime'ye kavuşacağı anı bekler. Uçak Trabzon havaalanında iner. Orada bir taksiye binip Rize otogarına varır.

SAHNE 39: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-RİZE OTOGARI
KEMAL-ALİ BABA-KÖYLÜ ERKEKLER

Otogarda buluşan Ab-ı Hayat Köyü erkekleri birbirlerine sarılıp, öpüşür, hasret giderirler. Ali Baba damadı Kemal'i görünce sarılıp sırtına vurur;


ALİ BABA: "Helal olsin sana damat. Buban gibi çıkmadun. Hadi otobüslere doluşalım, sahilde takalar bizi bekliyur..."


SAHNE 40: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-RİZE SAHİLİ-8 ADET SÜSLÜ TAKA
KEMAL-ALİ BABA-KÖYLÜ ERKEKLER-KÖYLÜ KADINLAR-KEMENÇE ÇALANLAR-HORON TEPEN KIZLAR-TAKACILAR

Takalara binip denize açılan köylüler kısa bir sere sonra gözlerden ırak Ab-ı Hayat Köyü sahiline varırlar. Erkekleri hasretle bekleyen kadınlar ordusu, onları horonlar eşliğinde karşılarlar. Köyün erkekleri ile birlikte Kemal de yukarı doğru tırmanışa geçer. Köy meydanına vardıklarında Fadime’nin kucağında ufacık bir oğlan çocuğu vardır. Kemal'in geldiğini görünce Fadime'nin sevinçten gözleri parlar;

Fadime'nin kucağındaki çocuğu gören Kemal şaşkınlıktan az daha düşüp bayılacaktır;

Başıyla onaylayan Fadime, küçük bebeği Kemal’in kollarına uzatır:


FADİME: "Çemal bak bir oğlin oldi…"

KEMAL: "Bu… Bu çocuk şimdi benim mi?"

FADİME: "Adını Temel koydim…"
KEMAL: "Aman Allah’ım gözlerime inanamıyorum. Tıpkı benim küçüklük resimlerimdeki gibi…"

Kemal çocuğun yanaklarına öpücük kondurur. Sonra Fadime’nin alnından öper. Bu sırada Ali Baba, karısı Ayşe Kadın ve kızı Emine’ye teker teker sarılıp hasret giderir. Kemal Ayşe Kadın’ın elini, Emine’nin yanaklarını öper. Kemal elindeki bavulu Emine’ye verir. Yüzünü Fadime’ye döner;

SAHNE 41: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-KARADENİZ EVİ-ÜST KAT SALON
KEMAL-FADİME-ALİ BABA-AYŞE KADIN-EMİNE-YAŞLI NİNE

Eve vardıklarında salonda bir sedirin üstünde oturmuş, cam kenarında oğlunun ve damadının gelişini gözleyen Yaşlı Nine, onların salondan içeri girdiğini görünce haykırır;

Ali Baba anasına sarılır. Kemal, yaşlı ninenin elini öper;

Emine’nin ve Ayşe Kadın’ın elinde tuttuğu valizleri alarak açar. Kör nine için getirdiği tek gözlü gözlüğü, ağzına layık takma dişi, yelpazeyi ve sigara kutusu takımını hediye eder;

KEMAL: "E hadi öyleyse ne duruyoruz, bir an evvel evimize gidelum da…"

YAŞLI NİNE: "Uy… Hoş gelmişsiniz benum yiğitlerum. Gelin sizlere doya doya bi sariluyum…"

YAŞLI NİNE: "Damat, benim mallar geldi mu?"
KEMAL: "Mallar hazir nineciğum…"

KEMAL: "Alasun nineciğum, bunlari tepe tepe kullanasun!.."

Hediyeleri kucaklayan nine çocuklar gibi sevinir;

Yaşlı Nine iki eliyle Kemal’in kafasını tutup, alnının ortasına okkalı bir öpücük kondurur. Yirik Ayşe Ana için düdüklü tencere, Emine için oyuncaklar, kayınpedere bol miktarda deliksiz kağıt para, kehribar tespih, Fadime için Trabzon işi altın bilezikler ve annesinin kasasından gizlice aşırdığı, yüz yıllık değerli elmas gerdanlığı hediye eder.

SAHNE 42: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-SAHİL KENARI-KAYIK-SİLAH ATIŞI İÇİN KULLANILAN BOŞ ŞİŞELER
KEMAL-FADİME

Fadime çok iyi silah kullanır. Sahil kenarına inip, Kemal’e atış dersleri verir. Canları sıkıldığı zaman da çocuğu yanlarına alıp, hamsi avına çıkarlar. Ağın içine takılan hamsileri eve götürüp, ailecek güzel bir mangal sefası yaparlar.


YAŞLI NİNE: "Sağ olasın aslan damadum, gel seni alnının çatisindan bir öpeceğum!.."

SAHNE 43: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-ÇINARALTI KAHVESİ
KAHVEDE OTURAN TEMEL - DURSUN - ALİ BABA - KEMAL

Çınar altı Kahvesi köyün erkeklerinin buluşma noktasıdır. Orada köyün erkekleri sabahtan akşama kadar kağıt, okey, tavla oynar, birbirlerine takılırlar. Söyledikleri sözler Karadenizlinin zekâsını temsil eder;


Kahvede bulunanlar bu söze kahkahayla gülmeye başlarlar. Kahveci ocakta kazanın içinde kaynayan mısırlardan getirip Kemal'e ikram eder;


Kahvede oturanlar yine kahkaha atmaya başlarlar.

TEMEL: "Ha bi gün lokantada pişmiş tavuk istedum, garson tavuğu getirip önüme koydi. Baktum tavuğun mizanı bozik, budunun biri yoktir. Garsoni çağirdum, "Ha bu tavuğin bacağının biri neden eksik da?" diye sordum. Bana sert bakışla; "Ha ne yapacağusun, Tavukla dansmi edeceğusun?" dedu..."

KAHVECİ DURSUN: "Haçan misurlarımuz bahçedendur."
KEMAL: "Maşallah sizun köyünüzun toprağı çok verimli, bire iki veriyyy..."
DURSUN: "Aman ağzini ayri açasun Çemal, daha kaynanayı yeni toprağa cömduk da!.."

SAHNE 44: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-SAHİLDE BEKLEYEN 8 ADET SÜSLÜ TAKA-TAKACILAR-KEMAL-FADİME-TEMEL-EMİNE-ALİ BABA-AYŞE KADIN-KÖYLÜ ERKEKLER-KÖYLÜ KADINLAR-ÇOCUKLAR-HORON TEPEN KIZLAR-KEMENÇE ÇALAN KIZLAR

Nihayet beklenen gün gelip çatmış, otuz üç gün çabuk bitmiştir. Yine ağlayıp sızlamalar, horon tepmeler ve yine ayrılık. Kemal oğlunun yanaklarından öper, Fadime’ye sarılıp vedalaşır;

Yine allı pullu takalara binilir yine erkeklere yollar görünür…

SAHNE 45: İÇ MEKÂN-BEŞİKTAŞ’TAKİ KONAK
KEMAL-NEBAHAT HANIM-ŞEREF BEY-NESRİN-HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Kemal evin zilinin kapısını çalar, hizmetçi kapıyı açar;

KEMAL: "Oğlumu ve seni çok özleyeceğim Fadime… Oğluma iyi bak."
FADİME: "Yolin açik olsin… Bizi unutmayasun…"

HİZMETÇİ KIZ: "Hoş geldiniz Kemal Bey…"

Salondan içeri girdiğinde annesi ve babası ile karşılaşır. Babası oturduğu yerden öfkeyle ayağa kalkar, bakışlarını Kemal’in üstüne çevirir;


Kemal odasına çıkarak yatağına uzanıp uyur. Ertesi gün öğleye doğru perdeleri çeken annesinin sesiyle uyanır;

ŞEREF BEY: "Oğlum sen bizi kalpten mi götüreceksin? Bir aydır cep telefonuna neden ulaşamıyorum?"
NEBAHAT HANIM: "Oğlum, neden bizi bir aydır arayıp sormuyorsun?"
KEMAL: "Size tatile dinlenmeye gittiğimi, cep telefonumu açmayacağımı söylemiştim. İşte aramızdayım… Biraz uyuyacağım…"

NEBAHAT HANIM: "Oğlum kalk artık işine gücüne bak. Baban yaşlandı, işleri senin idare etmen gerek! Geliyorsun, tek kelime bile konuşamadan uyuyorsun…"
KEMAL: "Kapat şu perdeleri anne, çok yorgunum uyumak istiyorum… İşe de yarın giderim."
NEBAHAT HANIM: "Oğlum yeni tatilden geldin, ben de seni dinlendin sanıyordum."
KEMAL: "Yol yorgunluğu anne… Tamam dedik anne, kapat şu perdeyi!.."
NEBAHAT HANIM: "Peki, nasıl istiyorsan öyle olsun…"


Akşama doğru uyandığında, annesiyle babası yemek masasına oturmuş, yemek yemektedirler. Kemal de aşağı inip masaya oturur. Annesi Kemal’e bakar;


Kemal ne söyleyeceğini, ne cevap vereceğini bilemez. Annesi durumundan kuşkulanır;


NEBAHAT HANIM: "Bodrum’da hiç denize girmedin mi oğlum, bronzlaşmamışsın?"
KEMAL: "Girmez miyim anne, yanmamak için geceleri denize hava karardıktan sonra girdim. Bilirsin denizler geç ısınır geç soğur…"
ŞEREF BEY: "Arkadaşların Fatih, Emre ve Ahmet de Bodrum’daydılar… Buraya kaç kez telefon açıp seni sordular… Ben de onlara senin Bodrum’da olduğunu söyledim fakat seni aramadıkları yer kalmamış bulamamışlar…"
KEMAL: "Tekneyle açıldık, koy koy dolandık."
ŞEREF BEY:"Kız arkadaşın Nesrin’i de hiç arayıp sormamışsın. Kızcağız günlerce seni arayıp sordu."

NEBAHAT HANIM: "Oğlum sende bir gariplik var bunu seziyorum… Yalanların er geç ortaya çıkması gibi bir huyu vardır nasıl olsa…"

Bu sırada kapının zili çalar. Gelen Nesrin’dir. Hizmetçi onu içeri alır. Nesrin koşarak Kemal’in yanına gelir. Masada oturan Kemal’in arkasına geçip, eğilip yanağından öper;

Kemal oturduğu yerden kollarını iki yana açar;

NESRİN: "Sevgilim sen nerelerdesin? Seni çok özledim… Neden bana haber vermeden Bodrum’a gittin? Söyleseydin ben de seninle birlikte tatile giderdim. İnsan bir telefon açmaz mı?"

KEMAL: "Doğayla baş başa kalmak istedim. Kitap okudum, denize girdim. İstanbul’un gürültüsünden uzak tabiatla kucaklaşmak ne güzel şey…"
NEBAHAT HANIM: "Oğlum, artık evlenme vaktin geldi. Nesrin'i istemeye ne zaman gideceğiz?"
KEMAL: "Aman anne… Şimdi evlenmenin sırası mı? Daha yapacak o kadar çok işlerim var ki. İşleri daha da büyütmek için çalıştığım şu sıralar bana evlenmeden bahsedip durmayın ne olur!.."
NESRİN: "Kemal, yoksa benle evlenmek istemiyor musun?"
KEMAL: "Şu sıralar düşünmüyorum Nesrin. Zaman ne gösterir bilinmez."


Nesrin Kemal’in bu sözüne dayanamaz, hiddetle yerinden kalkarak sokak kapısın doğru yönelir ve kapıyı çarparak evi terk edip gider. Durumu gören annesi sinirlenir;

SAHNE 46: DIŞ MEKÂN-BEŞİKTAŞ’TAKİ KONAĞIN BAHÇESİ-HUSİSİ ARABA-KEMAL - NEBAHAT HANIM - ŞEREF BEY- HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Mayıs ayının son günleri yaklaşmıştır. Kemal evin bahçesinde ailesi ile vedalaşır;

Kemal ailesine sarılıp, onlarla vedalaşır ve özel aracına binip Karadeniz’e doğru yola çıkar.

NEBAHAT HANIM: "Oğlum yaptığını beğendin mi? Sana neler oluyor anlayamıyorum!.. Neden Nesrin’e umursamaz davranıyorsun?"

KEMAL: "Batum’daki işleri takip için bu kez özel aracımla gitmeme izin verdiğin için teşekkürler baba."
ŞEREF BEY: "Kendine dikkat et, yine soyulmayasın! Telefonuna bakmayı ihmal edersen bu kez seni affetmem, ona göre!.."
NEBAHAT HANIM: "Aman oğlum dikkatli ol. Gel seni bir öpeyim…"


SAHNE 47: İÇ MEKÂN-ÖZEL ARABA İLE DİREKSİYON BAŞINDA KARADENİZ YOLCULUĞU-KEMAL

Kemal arabasını sürerken aklında hep Fadime ve oğlu vardır. Bu gidişinde bir yolunu bulup onları köyden çıkarmaya ve İstanbul’a kaçırmaya niyetlidir. Arabayı sürerken kendi kendine mırıldanır;

Yollar git git bitmez. Karnı da acıkmıştır. Karadeniz yolunda bir tabela görür. Tabelada şöyle bir yazı vardır;

Kemal arabası ile 20 km. geri gidip lokantada hamsi tava, hamsili pilav yer, yola yeniden koyulur. Trabzon’a az bir mesafe kalmıştır. Bir ara gözleri uzaklara dalar, arabası yoldan çıkarak dağdan aşağı yuvarlanır. Araba çam ağaçlarına takılınca, ölümden kurtulur. Aracın içinde kendinden geçmiş, baygın bir vaziyettedir.

KEMAL: "Sizler olmadan yaşamanın anlamı yok. Sizi oradan kaçırıp, İstanbul’a getireceğim. Bunun başka yolu yok…"

TABELA: "Lokanta 20 km. geride…"

SAHNE 48: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - KARADENİZ SAHİLİ - SÜSLÜ TAKALAR
AB-I HAYAT KÖYÜ ERKEKLERİ - KADINLAR - ÇOCUKLAR - AYŞE KADIN -EMİNE - ALİ BABA - TAKACILAR

Ali Baba üzgün bir vaziyette takadan iner. Köyün erkekleri ile birlikte köye doğru tepeye tırmanışa geçerler. Köy meydanında Kemal'i bekleyen Fadime onu göremeyince babasına bakar;

Babası oldukça üzgündür. Kafasını iki yana sallar;

Fadime kucağında çocuğu ile ağlayarak eve koşar. Ayşe Kadın ve Emine, Ali Baba'ya hasretle sarılırlar. Hep birlikte evlerine giderler. Eve varınca Ayşe Kadın akşam yemeği için evin önündeki bahçeden Ayşekadın Fasulye toplamaya başlar. Kızı Fadime'yi bir köşede ağlarken görür. Ayşe Kadın kızının yanına yaklaşır, saçlarını okşayıp, onu teselli etmeye çalışır;

FADİME: "Çemal'i göremeyirum. O gelmedi mi?"

ALİ BABA: "Gelmedi kizum…"

AYŞE KADIN: "Uy... Gözü kör olmayasu. Üzülmeyesun kizum biz saa bakaruz."
ALİ BABA: "Ben ona gününü göstereceğum. İlk işum İstanbul'a gidup ondan hesap sormak olacak. Ağlama kizum. Sende onun adresi var midur?"

Fadime kafasını olumsuz olarak sallar. Son bir süre düşünür, fotoğraf aklına gelir;

Fadime Kemal'in vesikalık resmini getirip, babasının eline tutuşturur. Üzerinde fotoğrafçının telefonu yazılıdır. Ali baba telefon numarasına bakar...

SAHNE 49: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - HASTANENİN ACİL SERVİSİ
KEMAL - ANNESİ - BABASI - HEMŞİRELER - HASTALAR - DOKTOR

Kemal gözünü açtığında, bir hastane odasında bembeyaz çarşaflar içinde yatmaktadır. Ayağı askıya alınmış, bir kolu sargılıdır. Kemal şaşkınlıkla doktora sorar;

FADİME: "Sadece giderken hatira bıraktuğu bir resmi vardur."
ALİ BABA: "Ha getiresun o resmi baaa…"

KEMAL: "Burası neresi, bana ne oldu?"
DOKTOR: "Çok şükür kurtuldun. Trabzon’a yakın bir mesafede kaza geçirmişsin, aracın çam ağaçlarına tutunmuş. Ağaçlar olmasaymış uçurumdan aşağı düşer, belki de sağ kurtulamazdın. Seni yoldan geçen bir aracın içindekiler kurtarmış ve hastaneye getirmişler. Üzerindeki kimliğinden ailene haber verdik, dışarıda seni bekliyorlar…"

Doktor yoğun bakım odasından dışarı çıkarak Kemal’in ailesine haber verir;

Kemal’in annesi, babası koşarak yoğun bakımdan içeri girerler. Kemal’in annesi ve babası ağlamaktadır. Şeref Bey bir eliyle gözünden damlayan yaşları siler ve bakışlarını Kemal'in üstüne diker;

Yatağın yanına yaklaşan annesi iki elini dua eder gibi açar ve Kemal’in saçlarını okşar;

Kemal’in aklına Fadime ve oğlu gelir.

DOKTOR: "Kemal Bey kefeni yırttı, içeri girip kendisini görebilirsiniz…"

ŞEREF BEY: "Çok şükür hayattasın..."

NEBAHAT HANIM: "Allah seni bize bağışladı oğlum."
ŞEREF BEY: "Nasıl oldu evladım?"
KEMAL: "Yolda gidiyordum. Bir an yağmurda yol kayganlaştı, direksiyon hâkimiyetimi kaybettim. Uçurumdan aşağı yuvarlanmaya başladığımı hatırlıyorum. Gözümü açtığımda burada yatıyordum."
ŞEREF BEY: "Sol ayağın kırılmış, ameliyatla platin takıldı. Sağ elinde burkulma var. Üç gündür yoğun bakımdasın. Doktorlar iyileşeceğini söylediler."

KEMAL: "Bugün günlerden ne?"
ŞEREF BEY: "Haziran ayının beşi…"

Panikle yatağından kalkmaya çalışır;

Kemal yatağından kalkmaya çalışır, odaya giren hemşireler onu zor zapt ederler. Doktor yatağından kalkmaya çalışan Kemal’e. sesini yükseltir;


Doktor bir sakinleştirici iğne vurarak Kemal’i uyutur. Babası doktora yüzünü döner;


KEMAL; "Eyvah!.. Çok geç aldım. Benim acele gitmem lazım!.."

DOKTOR: "Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ayağınıza platin takıldı, yaralarınız henüz daha iyileşmedi, dikişleriniz açılabilir. İç kanama geçirip ölebilirsiniz. En az üç ay daha istirahat etmelisiniz."

ŞEREF BEY: "Malum işlerimizin başında olmamız gerek. Oğlumu ambulansla İstanbul’daki özel bir hastaneye götürmemiz mümkün müdür?"
DOKTOR: "Tabi ki mümkün... Ben bir ambulans ayarlayayım, yarın hastanızı götürebilirsiniz…"

SAHNE 50: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - BEŞİKTAŞ'TAKİ EVİN SALONU
KEMAL - ŞEREF BEY - NEBAHAT HANIM - NESRİN - HİZMETÇİ ZELİHA

Kemal'in ayağı biraz olsun iyileşmiştir. Aklı hep Ab-ı Hayat Köyü'ndedir. Nesrin kendisini o gün ziyarete gelir;

Annesinin bu sözüne Kemal'in iyice canı sıkılmaya başlar;


Kemal yüzünü Nesrin'e çevirir;


NESRİN: "Geçmiş olsun Kemal. Bugün nasılsın?"
KEMAL: "Teşekkür ederim, biraz daha iyiyim."
NEBAHAT HANIM: "Üç ayda biraz olsun kendine gelebildin. Artık nişanınızı yapıp, evlenseniz iyi olacak."

KEMAL: "Şimdi evlenmenin sırası değil anne, vakti gelince ben size haber veririm."
ŞEREF BEY: "Oğlum Nesrin'in ailesi benim yıllardır tanıdığım, güvendiğim bir ailedir. Galatasaray Lisesi'ni birlikte bitirdiniz. Sen İTÜ İşletme, Nesrin Boğaziçi Tekstil mezunu. Kızımız moda dünyasının en önemli isimlerinden... Yıllardır çok iyi anlaşıyordunuz, sana birdenbire ne oldu? Şimdi neden evlenmek istemiyorsun?"

KEMAL: "Özür dilerim Nesrin, seninle bir alakası yok. Sadece bana biraz zaman tanımanı istiyorum."

Nesrin kahreder bir tavırla;

SAHNE 51: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ - MAKARNA FAPRİKASI - MÜDİRİYET ODASI
KEMAL - ÇALIŞAN İŞÇİLER - ALİ BABA - SEKRETER

Kemal Fadime ve oğlunu düşünmekte, içkide teselli bulmaktadır. Kendi kendine konuşur;

Büroda sessizce çalışmalarını sürdürürken, dışarıda sekreteriyle kavga eden bir adamın sesini işitir. Zili çalarak sekreteri yanına çağırır;


NESRİN: "Olur Kemal... Bugün bir defile programım var, şimdilik bana müsaade... Yeniden ziyaretine geleceğim."

KEMAL: "Haziran ayı bir gelsin, köye gidip oğlumu ve Fadime'yi buraya, yanıma getireceğim. Ben onlar olmadan yaşayamam. Ah!.. Kim bilir şimdi hakkımda neler düşünüyordur… Kendisini aldatıp kaçtığımı, yalnız bıraktığımı sanıyordur. Oysa gerçekleri bir bilseydi. Ah… İçim acıyor içim…"

KEMAL: "Ne var, nedir bu gürültü?"
SEKRETER KIZ: "Efendim, köylü bir adam elinde senin fotoğrafla, "Temel 17'nin oğlu Kemal burada mı?" diye soruyor."

Bu sırada açık kapıdan öfkeyle içeri girenin Kayınpederi olduğunu görür. Ali Baba öfke içinde belinden silahını çıkarıp Kemal'in oturduğu masanın yanına gelerek, onun kafasına dayar;

Ardından içeri giren sekreter kız korku ile haykırır;

Kemal iki avucunu havaya kaldırıp, avuçlarını aşağı doğru sallar;

Sekreter kız müdüriyet odasından dışarı çıkıp, kapıyı üzerlerine kapatır. Ali Baba öfkeli bakışlarını Kemal'in üstünde gezdirir;

ALİ BABA: "Ula Çemal... Ula namussuz, babası kılıklı herif. Haçan senu vuracağum da…"

SEKRETER KIZ: "Durun beyefendi siz ne yapıyorsunuz?"

KEMAL: "Sakin ol… Yabancı biri değil Ayşe Hanım... Siz kapıyı kapatıp, dışarı çıkar mısınız lütfen?"
SEKRETER KIZ: "Ama efendim, adam sizi vuracak… Polise haber vereyim mi?"
KEMAL: "Hayır, sakın haber verme, ben hallederim. Lütfen sen dışarı çık ve kapıyı kapat!.."

ALİ BABA: "Tuh senun suratuna… Kızımı kandırup, ortalarda bırakdun… Oğlunu da aramayasun şerefsuz heruf. Buban olacak O şerefsuz Temel 17 de köyü bırakup gitmişidu zaten. Ben saa gizumu verirken nasihat etmişidum. Eğer gizumu kandirursan senu vururum demişidum..."

Kemal utancından başını öne eğer. Kafasının kaldırıp, Ali Baba'nın gözlerinin içine bakar;

Kemal oturduğu koltuğun yanı başında duran koltuk değneğine dayanarak ayağa kalkar. Koltuk değneğine dayanarak Ali Baba'nın yanına doğru sekerek yürür. Ali Baba şaşkındır, elindeki silahı indirir;

Kemal süt dökmüş kedi gibi bakar. Kaşlarını yukarı kaldırır;


KEMAL: "Sen ne söylesen haklisundur bubaciğum…"

ALİ BABA: "Uy damatçiğum, sana noldi?"
KEMAL: "Haziranın üçü yaklaşıyordu. Kendi arabamla geliyordum, Trabzon yakınlarında kaza yaptım. Gözümü açtığımda hastanede yatıyordum. Ayağım kırıktı gelemedim. Aslında ben Karadenizli de hiç değilim. Bir kaza sonucu sizin köye yolum düştü. Fadime’yi ve oğlumu çok seviyorum. Onları mutlaka yanıma almak istiyorum babacığım."
ALİ BABA: "Uy... Ha sen benumla dalga mi geçiysun damat? Temel 17'nin oğli değil misun?"

KEMAL: "Ben Allah'ın âşık bir kuluyum. Affedin beni..."


Ali Baba kısa bir süre düşünür, insafa gelip kollarını açar;

Kemal Ali Baba'nın yanına gelip sırtını sıvazlar;

ALİ BABA: "Oyyy kurban oldiğum… Senu yanluş tanımamişum. Benum bildiğum Çemal dürüst adamdır der durirdum. Ha sana yardum edeceğum. Bu seferki gidişimde Fadime’yi ve oğlinu ben kaçurup, yanina getireceğum..."
KEMAL: "Sağ ol babacığım. Yalnız merak ettiğim bir şey var, beni koca İstanbul’da nasıl buldun?"
ALİ BABA: "Fadime’ye hatira verdiğun Vesikaluk resminde, fotoğrafçinun telefoni yaziluydu… Fotoğrafçi, senun ünlü bir ailenun oğli olduğunu söyledu. İş yeri adresunu yazıverdu. Kolay oldi senu bulmak damat…"

KEMAL: "Sen okuma yazma biliyorsun o zaman?"
ALİ BABA: "Ula Kemal, on altı yaşimdan berudur şehirlerde çok değişuk işlerde çalişdum. Heç okuma yazma bilmez miyum damat… Fadime ve Emine’de benden ders aldilar. Fadime okil_mokil görmedu amma çok iyi okir yazar. En sevdii citap Böyük Atlastır. Bu dünyada gezmediğu ülke kalmadi!.."

Kemal meraklı bakışlarını Ali Baba'nın üstünde gezdirir;

KEMAL: "En çok hangi mesleği severek yapiyorsun Ali Baba’cığım?"
ALİ BABA: "En çok lokantada aşçiluk mesleğunu seviyorim. Hamsinin her türlüsinu yapiyarum. Hamsi tava, hamsi buğlama, hamsili köfte, hamsi turşusi, hamsi tatlısi, hamsi yuvarlama, hamsili pilav, hamsi kuşu... Hamsiden aklına ne gelirse yaparum da…"
KEMAL: "Şimdi benim çok güzel bir planım var… Sana Boğaziçi’nde büyük bir lokanta açacağım... İsmi de “Beter Hamsi Lokantası" olacak. Nasıl, bu fikrimi beğendin mi?"
ALİ BABA: "Uy... Heç beğenmez miyum damatçum..."
KEMAL: "Lokantada çalışanların hepsi de Ab-ı Hayat Köyü'müzün erkekleri olacak… Fadime’ye de bizim eve yakın bir ev alacağım. Bu evde diksiyon ve zarafet dersleri öğrenecek. Oğlum ve hizmetçiyle birlikte bu evde yaşayacak... Yeter ki sen bana onları yanıma getir…"
ALİ BABA: "Sana söz veriyorim damat, getireceğum..."

Ali Baba derin düşüncelere dalmıştır. Onun bu dalgınlığını fark eden Kemal sorar;

KEMAL: "Ne oldu Ali Baba, ne düşünüyorsun?"
ALİ BABA: "Şimdiye kadar hiç bir kadin köyden dişaru adım atmamiştur. Öğrenirlerse halimiz nice olir oni düşünirum damat?"
KEMAL: "Neden kadınların köyden çıkmasına izin vermiyorsunuz?"
ALİ BABA: "Yaşli Kadin Ağa, kendini hala savaşta zannediyur. Köydeki karilarin aklina giriyor. "Dişaru çıkarsanuz Rum’lar sizun ırzınıza geçerler," diyor. Türlü türlü garip hikâyeler anlatip duriyor. Çok yaşlidur da, boş ver… Köyümüzde adet olmuş, yıllardur heç bi kari dışari adim atmamişdur. Hem kari kısmu köyden çıkup ne edecek, yedikleri önde yemedikleri arkada damat. Çok şey öğrenmeleru iyi değil…"
KEMAL: "Ya Fadime gelmek istemezse?"
ALİ BABA: "Ben durumi izah ederum damat, senin sakatlandinu duyunca koşa koşa gelucekdur…"
KEMAL: "Takalar hep erkek dolu olacak, nasıl getireceksin?"
ALİ BABA: "Fadime’ye erkek kıyafetleri giydirip, torinu da finduk sepeti içine dolduracağum. Sen o işu baa bırak damat…"

Kemal ellerini şaklatır;


Ali Baba kahkahayla gülerek damadının sırtına bir yumruk atar;

KEMAL: "Seni lokanta kralı yaparsam, bir de sosyeteye girdin mi, babam senin kızını bayıla bayıla istemeye gelir. Fadime’de kendini geliştirir nasıl olsa…"
ALİ BABA: "Ula damat lokanta 33 gün kapalı kalacak bu gidişle. Haziranin üçü dedimu ha tum uşşaklar Ab-ı Hayat Köyüne gidecek…"
KEMAL: "Kapıya "Ab-ı Hayat Tatili 33 gün Kapalıyız.” yazısı asarız, olur biter."

ALİ BABA: "Aslan Damat…"
KEMAL: "Dur Ali Baba, sayende iç kanama geçireceğim. Köylüleri lokantaya nasıl toplayacaksın peki?"
ALİ BABA: "Onlara piyangodan para çıktiğunu, buninla lokanta kurduğimu, herkese iş oldiğunu paralarinu tikur tikur ödeyeceğumu söyledim mi iş tamamdur… 16-20 yaş arasu bulaşuk, 20-30 yaş arasu garsonluk, buruşuklar da ahçılık yaparlar da… Patron benim, sen ortalarda görünmeyesun, işun aslı bozulmasun!.."
KEMAL: "Ne güzel, her şey aslına uygun ve organik olacak. Beter Hamsi Lokantası’na da hormonsuz Karadeniz insanı yakışır zaten. Gırgır ve espri bol olacak desene. Sizin doğal halinizi gören konuklar daha çok gelmek isteyeceklerdir."

Kemal kasadan çıkardığı bir tomar parayı uzatır;

Kendisine uzatılan parayı alan Ali Baba kaşlarını çatar;


Ali Baba tam dışarı çıkıyordu ki Kemal seslenir;


Ona nasıl arayacağını telefon üzerinde gösterir.


KEMAL: "Tamam, babacuğum... Al şu bir miktar parayı yanına, evdekilere hediye al!.."

ALİ BABA: "Ha bu paralari borç olarak aliyorim damat... İleride hepsinu son meteliğuna kadar saa ödeyeceğum ha…"
KEMAL: "Sen gelinceye kadar ben de güzel bir Lokanta ayarlayayım. İçine de gerekli malzemeleri de koydum mu iş tamamdır. Size de sadece çalışmak ve yücelmek düşüyor."

KEMAL: "Al babacığım şu cep telefonunu üzerinde bulunsun. İstanbul'a gelince beni ararsın. Üzerinde numaram kayıtlı... Tek yapacağın, benim ismimi görüp ha şu yeşil tuşa basmak olacak."

SAHNE 52: İÇ MEKÂN - GECE VAKTİ - LÜKS BİR GECE KULÜBÜ
KEMAL - MİMAR AHMET - ORKESTRADA ŞARKI SÖYLEYEN BAYAN - MASALARDA OTURAN ERKEKLER VE KADINLAR

Kemal bir gece kulübünde buluştuğu en samimi çocukluk arkadaşı Mimar Ahmet’e bütün hikâyesini baştan sona anlatır;


Mimar Ahmet anlatılanlardan oldukça etkilenmiştir. Arkadaşının sırtını sıvazlar;

KEMAL: "İşte durum bundan ibaret arkadaşım. Karadeniz'in gözlerden ırak o köyünde mahsur kaldım ve düğüm nikâhıyla evlendim. Eşimi ve oğlumu buraya getirmek istiyorum. Bana Boğaziçi'nde güzel bir mekân bul. Burayı Karadeniz Hamsi Lokantası yapmak istiyorum."

MİMAR AHMET: "Sana inanıyor ve seni anlıyorum arkadaşım. Elimden gelen her türlü desteği sağlayacağım."


SAHNE 53: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ-SAHİLDE BAHÇELİ BİR LOKANTA
KEMAL-MİMAR AHMET

Mimar Ahmet güzel bir lokanta bulur, Kemal'e gösterir. Kemal lokantayı inceler ve çok beğenir. Lokantanın organize işlerinden Ahmet sorumlu, lokantanın patronu Kayınpederi olacaktır. Lokanta bir dönüm arazi içinde boğaz manzaralı, iki katlı, büyük bir binadır… Alt katında yemek pişirme merkezi ve dörder kişilik odalar, içinde her türlü konforu olan yatakhaneleri vardır. Ahmet’le lokantayı gezerler;

Ahmet arkadaşı Kemal'in gözlerinin içine bakar;

KEMAL: "Açacağımız lokanta ve yakınlarda tutacağımız evin dekorasyon işlerini sana bırakıyorum. Sakın bu anlattıklarımı başkası bilmesin, bu konuda bana söz ver!.."

AHMET: "Sana söz veriyorum, kimse bilmeyecek."
KEMAL: "Harika... Tam istediğim gibi olmuş. Peki, evin mobilyaları tamam mı?"
AHMET: "Her şey istediğin gibi..."
KEMAL: "Sayende her şey güzel olacak..."

SAHNE 54: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ- İSTANBUL MAKARNA FABRİKASI - MÜDÜRİYET ODASI - KEMAL

Müdür odasında oturan Kemal, takvime bakar. Temmuz ayını göstermektedir. İçi içine sığmaz. Kendi kendine mırıldanır;

Kısa bir süre sonra cep telefonu çalmaya başlar. Telefonu açtığında Ali Baba'nın sesini duyar;


Kemal oturduğu koltuktan heyecanla fırlar. Sevinçten ne yapacağını bilemez;

Kemal hemen yakın arkadaşı Ahmet'i telefonla arar;

KEMAL: "İnşallah Ali Baba'nın planı işlemiştir."

ALİ BABA: "Alu damatcuğum, biz otogara celduk. Fadime ve oğlinu taksiyle aldur... Arkadan başka otobüsle, elli haneli köyümüzün, yetmiş erçeğu gelecekler. Ben onlari karşılayacağum. Bize de otobüs cönder aldirmaya! Fadime ve oğluni cörmesunlar diye biz önden gelduk da…"

KEMAL: "Tamam babacığım… Emrin baş üstüne, hemen geliyorum…"

KEMAL: "Ahmet, bizimkiler gelmiş. Arabayı hazırla, hemen Esenler’e Otogarı'na gidiyoruz!.."

SAHNE 55: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ - İSTANBUL MAKARNA FABRİKASI
FABRİKANIN BAHÇESİ - KEMAL - AHMET

Ahmet, Yakınlardaki mimarlık bürosundan siyah bir ciple gelir. Kendisini bekleyen Kemal'i arabaya alıp, birlikte otogara giderler. Otogara varınca arabayı park ederler. Birlikte araçtan inerek otogarın içine girerler.

SAHNE 56: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ - ESENLER OTOGARI
KARADENİZ TUR BİLET GİŞESİ ÖNÜ - KEMAL - AHMET - ALİ BABA - FADİME - KÜÇÜK TEMEL

Kemal yazıhane önünde, erkek kıyafetleri ile şaşkınlıkla etrafını seyreden Fadime’yi görür. Oğlu Ali Baba'nın kollarındadır. Heyecanla el sallayıp, seslenir;

Kemal'in koşarak geldiğini görünce Fadime kollarını açar;

Birbirlerine sıkıca sarılırlar. Kemal Ali Baba'nın kucağındaki oğlunu kucağına alır doyasıya öper.

KEMAL: "Fadime... "

FADİME: "Kemal..."

FADİME: "Bilsen senu ne çok özlemişum. Haçan dur ayağuna bakacağum. Nasil oldi, iyileştin mu?"
KEMAL: "İyiyim, iyiyim... Sen beni merak etme."
Arkadaşı Ahmet'e karısını ve oğlunu ve kayınpederini tanıştırır;

Sonra Ali Baba'ya yüzünü döner;


Kemal ve Ahmet, Ali Baba'nın elini öperler. Sonra da Ahmet Kemal'in küçük oğlunun yanaklarını öper. Fadime'ye yüzünü döner;

Ali Baba köylülerin gelmesinden ve kendilerini görmesinden telaşlanır;


KEMAL: "Tanıştırayım Ahmet, bu karım Fadime, bu da oğlum Temel, bu da kayınpederim..."

KEMAL: "Lokantamızın organize işlerinden çocukluk arkadaşım mimar Ahmet Bey sorumlu. Bütün sırlarımızı sadece o biliyor."
ALİ BABA: "Damatçiğum biraz acele edun da... Birazdan köylüler otobüsle ha buruya celecek! Senu ve Fadime’yi görmesunlar."
KEMAL: "Tamam Ali Baba’cığım ver şu mübarek ellerinden öpeyim…"
ALİ BABA: "Öp babanun elinu!.."

AHMET: "Hoş geldiniz... Şimdi birlikte arabaya binip, sizleri kalacağınız yere götüreceğim."

ALİ BABA:"Haçan köylülerin kalacakları yer hazir midur?"
AHMET: "Köyümüzün bütün erkeklerinin kalacak yerleri var."


Kemal başıyla onaylar;

Ali Baba kahkaha atarak güler ve Kemal'in sırtına bir şamar atar;

Ali Baba yüzünü Ahmet'e döner;

KEMAL: "Bir hafta istirahat etsinler. Haftaya büyük bir açılış yapacaksınız. Lokantanın açılışına gazeteciler ve sosyeteden iş adamlarını davet ettik. Ahmet Bey’le birlikte bu işleri ya başaracaksınız, ya başaracaksınız! Beni lokantada göremeyeceksiniz. Bir isteğin oldu mu Ahmet’ten isteyeceksin. Özellikle açılışta babamla iyi ilgilen ve onu kafaya al, fakat hiç açık verme! İlerde nasıl olsa dünür olacaksınız…"
ALİ BABA: "Tamam damat, sen oni merak etme, ben babanu kafalarim…"

KEMAL: "Lokantanın organize işlerini Ahmet sorumlu olacak. Piyasayı iyi tanır."

ALİ BABA: "Ula uşşağım, benim masama yazi yazdırdun mu?"
AHMET: "Ne yazısı bey amca?"
ALİ BABA: "Ha, "Buranın Patronu Bu Adamdır...” yazisi…"

Ahmet gülümseyerek bakar. Eliyle işaret edip onu dışarı davet eder;

SAHNE 57: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ-OTOGAR ÇIKIŞI-SİYAH CİP
KEMAL-AHMET-FADİME-KÜÇÜK TEMEL

Ali Baba'yı otogarda bırakarak siyah cipe binerler. Fadime yolda giderken şaşkınlıkla İstanbul'un güzelliğini, büyük binaları seyre dalar. Sonra yüzünü Kemal'e çevirir;

AHMET: "Aaaa… Gerçekten iyi fikir Kemal… Bak bunu da yazdırıp masaya koyalım. Millet biraz güler…"
KEMAL: "Ahmet, dalga geçecek zaman değil, güzel fikir yazdır masaya koy!.."
ALİ BABA: "Biz nereye, nasil gideceğuz da?"
AHMET: "Gel bak, otobüs şoförü ile tanıştırayım. Dışarıda bir otobüs sizi bekliyor. Gideceğiniz lokantanın adresini de biliyor. Köyden gelenleri bu otobüse doldurur, lokantaya gelirsiniz. Biz önden gideceğiz. Kimse görmeden kızını ve küçük Temel'i yeni evlerine yerleştirmemiz lazım. Bir aksilik olursa cep telefonu ile Kemal'i ararsınız."

FADİME: "Çemal senu çok özlemişum. Aslinda senu vurmayi bile düşündüm, nerden bileceğum senin kaza geçirduğunu… Ayağin nasil oldi? Hala aciyor mi?"

Kemal elini Fadime'nin omzuna atar;

Fadime kucağında tuttuğu oğluna bakar, Kemal'i işaret ederek gösterir;

Araba büyük bir gökdelenin giriş kapısının önüne yaklaşır ve park eder. Hep birlikte arabadan aşağı inerler. Fadime şaşkınlıkla yüksek katlı binaya göz gezdirir. Kemal kolundan tutup en üst katı gösterir;

Fadime elinin biriyle ağzını kapar ve gözlerini fal taşı gibi aralar;

Hep birlikte döner cam kapıdan binadan içeri girerler.

KEMAL: "Ben burada neler çektim. Seni gördüm tüm acılarım dindi…"

FADİME: "Bak oğlim, ha bu senun baban… Çemal, nasil büyümüş mi oğlin?"
KEMAL: "Hem de nasıl... Çok tatlı olmuş kerata."

KEMAL: "Bak işte orada uğurlu sayım 33. katta oturacaksın."

FADİME: "O kadar yüksekte benum başim döner Çemal…"


SAHNE 58: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ-33 KATLI BİNA-ASANSÖR-DAYALI DÖŞELİ GÜZEL BİR DAİRE
KEMAL-AHMET-FADİME-KÜÇÜK TEMEL-HİZMETÇİ KADIN CEVRİYE

Asansörün önünde durup asansörlerden birinin gelmesini beklerler. Asansörlerden biri aşağı iner, içinden insanlar çıkar. Fadime şaşkınlıkla etrafını seyreder. Asansöre binip, otuz üçüncü kat düğmesine basar Kemal. Asansörün kapısı açılır, Fadime oturacağı evin içine girer. Kendilerini bir hizmetçi kadın karşılar. Fadime'nin yanına yaklaşıp;

Odaların İçerideki eşyaları görünce adeta dili tutulur Fadime'nin. Banyo ve tuvaleti gezer, eşyaların nasıl kullanılacağını anlatır ona hizmetçi kadın. Ahmet müsaade ister;

HİZMETÇİ KADIN CEVRİYE: "Hoş geldiniz... Hadi gelin size yeni evinizi gezdireyim."

AHMET: "Köylüler lokantaya gelmek üzereler. Ben gidip onları yerleştireyim. Tekrar görüşmek üzere..."

SAHNE 59: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ-LOKANTA-LOKANTANIN ALT KATI YATAKHANE-40 ADET RANZA
AHMET-LOKANTADA ÇALIŞANLAR-ALİ BEY

Otobüs lokantanın önünde durur. Ahmet gelenleri karşılar, onları lokantanın alt kısmındaki yatakhaneye yerleştirir. Kendini tanıtır;


AHMET: "Arkadaşlar bu mekânın sahibi Ali Bey, ben de organize işler sorumlusuyum. Bir hafta sonra lokantamız işletmeye açılacaktır. Hepinizin ne iş yapacağı bu bir haftalık sürede sizlere özel eğitmenler tarafından anlatılacaktır. Şimdi yol yorgunluğu dinlenin. Bir ihtiyacınız olduğunda Ali Bey'e söylersiniz, o bana ulaşır."

SAHNE 60: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ-LOKANTA
(30 YAŞLARINDA ŞİŞMAN KISA BOYLU) EĞİTMEN MUSTAFA-(30 YAŞLARINDA İNCE UZUN) EĞİTMEN RUHİ-40 KÖYLÜ-AHMET-ALİ BABA

Bir hafta sonra lokantanın açılışı vardır ve bu süre içinde elamanların işlerini iyi öğrenmeleri gerekmektedir. Hepsine özel kıyafetler hazırlanmıştır. Bir araya gelince nokta ve virgül gibi duran iki erkek eğitmen onlara ders verecektir;

Eğitmen Mustafa eline aldığı peçeteyi masaya bırakır.

EĞİTMEN MUSTAFA: "Şimdi sizlere gelen müşteriler nasıl karşılanır ve nasıl oturtulur. Masada servis nasıl açılır, servis nasıl yapılır. Yemek servisi nasıl yapılır, İçki nasıl dağıtılır bunları öğreteceğim…"

EĞİTMEN RUHİ: "Şekilde gördüğünüz gibi peçeteler masadaki servis tabağının iki tarafına çapraz konur. Peçetelerin üzerine sağ tarafa bıçak ve kaşık, sol tarafa çatal konur. Bardakların alt tarafından tutularak içki doldurulur. Yemekler servis arabası ile getirilip, birazdan göstereceğim şekilde sunulmalıdır. Servis sonrası muhakkak, "Afiyet olsun, başka bir isteğiniz var mı?" diye sorulmalıdır."

Biraz gırgır biraz şamatayla elamanlar işlerini iyi derecede öğrenmişlerdir. Ahmet lokantada yaşanan olayları gözlemlerken çok güler. Ders sırasında herkes görevini başarıyla yapmaktadır. Bir gün Ali Baba masa servisini açan genci çağırıp, sebepsizce tokatlar. Köylü genç şaşırmıştır, sebebini sorar;

Olayı seyreden iki eğitmen ve Ahmet bu olaya kahkahayla gülerler. Ders sırasında Eğitmen Ruhi iki kişiyi seçer;

Eğitmen Mustafa araya girer;

KÖYLÜ GENÇ: "Hiç bi kabahatim yok, durdik yere neden vuriyosin Reis?"
ALİ BABA: "Tabaklari kırmayasun diye şimdiden uyariyorim da!.."

EĞİTMEN RUHİ: "Şimdi bu seçtiğim iki kişiden biri müşteri, diğeri de garson rolünü oynayacak. Hadi başlayın bakalım."
GARSON KÖYLÜ GENÇ: "Hoş geldinuz... Ha buyirun sizu şöyle alayum da..."
MÜŞTERİ ROLÜ OYNAYAN: "Hangi masaya oturacağuz?"
GARSON KÖYLÜ GENÇ: "İstediğunuz masaya oturinuz efendum. Fakat üstündeku tabaklari kırmayun!.."
MÜŞTERİ ROLÜ GENÇ: "Siks menü rica edeyerum..."

EĞİTMEN MUSTAFA
"Siks Menü değil, onun adı Fiks Menü..".
MÜŞTERİ ROLÜ GENÇ
"Tamam anladuk da... Fiks Menü rica edeyerum... Şey... Tütün içebilir miyum?"

Elini masaya vurur;

Garson boş bir tabağı getirip sunum yapar;

GARSON KÖYLÜ GENÇ: "Hayır, içemezsun!.."
MÜŞTERİ ROLÜ GENÇ: "Eee bazi müşteriler içuyor da…"
GARSON KÖYLÜ GENÇ: "Olabilur, onlar izun istemediler ki!… Haçan de bakayum baa, ne yer, ne içer sinuz?"
MÜŞTERİ ROLÜ GENÇ: "Hamsi tava, yanında salata getur. İçecek olaraktan şalgam suyu..."

GARSON KÖYLÜ GENÇ: "Tabağinizu şöyle bırakiyorim. Al şu şalgam suyinu siki siki tut, üzerine dökmeyesun ha, leçesi zor çikar!.."
EĞİTMEN RUHİ: "Sakın müşteriye siki tut, sik sik bekleriz demeyin. Yanlış anlaşılır sonra! "Yine bekleriz..." diye seslenin. Bu günlük bu kadar… Yarın eğitime devam ederiz."

SAHNE 61: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ-33 KATLI BİNA
FADİME-KEMAL-TEMEL-HİZMETÇİ CEVRİYE HANIM

Fadime ilk defa köyünden uzak kalmanın, şaşkınlığı içindedir. Hayatında ilk kez gördüğü televizyon bile onu ürkütmüştür. Pencere kenarında Kemal ile birlikte dışarı bakarlar. İstanbul’un büyüklüğü ve trafiği karşısında iyice afallar;

Kemal eliyle cama vurur;

Kemal mutfakta yemek pişiren Hizmetçi kadına seslenir;

FADİME: "Pencereden dişari bakmaya korkiyorim. Çok yüksek bu bina, ya cam kirilırsa?"

KEMAL: "Korkma, kırılmaz cam. Cevriye Hanım ev işlerinde ve sokak alışverişlerinde sana refakat edecek. Ayrıca yarından itibaren özel öğretmenler sayesinde son derece modern bir bayan olmanı, kendine güven duymanı arzuluyorum. Ailemle tanıştığında tam onların istediği gibi bir bayan olmalısın!.."
FADİME: "Peki Çemal... Haçan dur mutfağa girup, saa kahve yapayum."
KEMAL: "Hizmetçi kadına söyle, o yapsın."
FADİME: "Yok saa kendu ellerimle yapacağum."

KEMAL: "Cevriye Hanım, eşim bana kendi elleriyle kahve yapmak istiyor, mutfakta ona yardımcı olur musunuz?"

Fadime mutfağa girer. Hizmetçi kadının gösterdiği kahve kavanozunu, cezveyi eline alır. Cezveye su doldurmak için musluğa yönelir. Çeşmeden bir türlü su akmaz;

Hizmetçi kadın gülümser. Çeşme musluğunun altına elini uzatınca su akmaya başlar;

diyerek ona musluk kullanmasını öğretir.

SAHNE 62: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-LOKANTANIN İÇİ
AHMET-40 KÖYLÜ-EĞİTMEN RUHİ-EĞİTMEN MUSTAFA-ALİ BABA- TELEVİZYON SPİKERİ

Eğitimler tüm hızıyla devam etmektedir. Yine bir gün eğitim sırasında Ali baba, garsonlara duvardaki içki rafını işaret ederek gösterir;

Ahmet Bey merak edip sorar;

FADİME: "Haçan bu çeşmenin musluğu akmiyor da?"

HİZMETÇİ CEVRİYE: "Bakın işte böyle, elinizi açıp musluğun altına uzatınca musluktan su akar..."


ALİ BABA: "Uşaklar, şu raftaki doli içki şişelerinin yanina boş içki şişeleri dizun bakayum!.."

AHMET: "Ali Bey, bu içi dolu şişelerin yanına neden boş içki şişelerini koydurduğunuzu merak ediyorum. Bana açıklamasını yapar mısınız?"
ALİ BABA: "Ha bu boş şişeler, içki içmeyenler içündür!.."
Ahmet Bey karnını tutarak katıla katıla gülmeye başlar.
Bir gün önce garsonlardan birisi hastalanmıştır. Ahmet onu doktora göndermiştir. İyileşip eğitime katılan köylü garson Dursun'u görünce sorar:

Dursun elindeki fitil kutusunu gösterir;


Ahmet, genç çocuğun elindeki fitil kutusunu alıp şaşkınlıkla Dursun'a bakar;

Ahmet Bey ve iki eğitmen kahkahalarla gülmeye başlarlar. Ahmet Bey köylülerinde işi savsakladığını görünce ciddileşir;

Hep birlikte oturur çay içer, televizyon izlerler. Televizyonda haber spikeri konuşma yapmaktadır;

AHMET: "Dursun dün doktora gidecektin, nasıl oldun? Karnının ağrısı geçti mi?"

DURSUN: "Doktor ha bana işte bu hapi yazdi, iki tane içtum. Bir de balık yağı iç dedu. Dün balık pazarina gittum, haçan zorla bir baliğin karnindan yağ çıkarabilduk!.. Balık yağını içemedum, tavada kızartip yedum da!.. Şimdi kırmızı pancar gibiyim..."

AHMET: "Dursun sen bu hapı ağızdan mı aldın?"
DURSUN: "He... Ya başka neremden alacağidum da?"

AHMET: "Arkadaşlar bugün yeterince yoruldunuz. Oturup biraz dinlenelim. Açın şu televizyonu da haberleri izleyelim."

TELEVİZYON SPİKERİ: "Cumhurbaşkanımız bu gün Trabzon’a temel atma töreni için gelmiştir…"

Spikeri işiten köylülerden biri bağırır;


Bu sırada televizyon spikeri metroseksüel erkeklerden bahsetmeye başlar. Köylülerden biri Ali Baba'ya bakıp;

Ali Baba bu sözü duyunca hızla Dursun'un yanına gider, karşısına dikilip gözüne bir yumruk atar. Ahmet Bey araya girip, kavgayı ayırır;

Ali Bey ciddi bir tavırla;


KÖYLÜ TEMEL: "Ula Cumhurbaşkanımız Trabzon’daki Temelleri uçurumdan aşaği atiyumuş... Adimizu değiştirek!.."
AHMET BEY: "Bu temel başka temel... Binanın altına atılan betonarme temel… Sen kaç yaşındasın Temel Reis?"
KÖYLÜ TEMEL: "Biyuklu mu, biyuksuz mu?" Ahmet Bey şaşırır;
AHMET BEY: "Allah Allah… Bunun bıyıkla ne alakası var?"
KÖYLÜ TEMEL: "Biyuksuz on yaş genç gösteriyorim da!.."

KÖYLÜ DURSUN: "İçimizde en metroseksüel erkek, patronumuz Ali Reis..."

AHMET BEY: "Ali Bey Amca, Dursun Bey'e neden yumruk attın?"
ALİ BABA: "Ha bu bana "çok metröseksisun" dedu…"
AHMET BEY: "Sana kötü laf etmemiş ki iyi laf söylemiş. Metroseksüel erkek demek, bakımlı ve iyi giyinen erkek demektir."

ALİ BABA: "Olsin, ben her ihtimale karşi vurdim!.."

Köyün gençlerinden biri pırıl pırıl parlayan saçlarıyla çıkıp gelir. Eğitmen Ruhi sorar;


Konuşmaları bir köşede ilgiyle dinleyen Ahmet'in onlara güveni tamdır.

SAHNE 63: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-33 KATLI BİNANIN EN ÜST KATINDAKİ EV
FADİME-(30 YAŞINDA EĞİTMEN) AYLA HANIM-(YİRMİ BEŞ YAŞINDA EĞİTMEN) YASEMİN HANIM-HİZMETÇİ CEVRİYE

Sabah kapıdan içeri giren Ayla Hanım, Fadime'ye diksiyon dersi vermek için eve gelmiştir. Eğitmenin geleceğini bilen Hizmetçi, kadını salona buyur eder;

Fadime kadına sarılır, iki yanağından öper;

EĞİTMEN RUHİ: "Temel, sen saçına jöle filan mı sürdün?"
GENÇ TEMEL: "Hayir hocam, zeytinyaği sürdum da..."
EĞİTMEN RUHİ: "Saçlarını beslesin diye mi sürdün?"
GENÇ TEMEL
"Bir şampuan aldim, "Yağlı saçlar" içinmüş da, saçlarımı o yüzden yağladum!..."

CEVRİYE HANIM: "Fadime Hanım, özel eğitmeniniz Ayla Hanım geldiler…"

FADİME: "Hoş gelmişsinuz…"

Oturup birlikte kahve içerler. Sonra eğitim başlar;


Öğleden sonraları zarafet, görgü kuralları, yürüme dersleri vermek için Yasemin Hanım eve gelir;

Eğitmen yürüme şeklini gösterir. Fadime kafasının üzerindeki kitabı düşürmeden yürümeye çalışır. Ardından yemek masasında çatal bıçak nasıl kullanılır onları öğrenir;


AYLA HANIM: "Şimdi benim söylediklerimi tekrar et!.. Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak..."
FADİME: "Şu yoğurdi sarimsaklasak da mi?"
EĞİTMEN BAYAN: "Olmadı... Şu yoğurdu..."
FADİME: "Şu yoğurdi sarımsaklasak..."
AYLA HANIM: "Yavaş yavaş konuşmalarınızı düzeltmeye çalışacağız."

YASEMİN HANIM: "Şimdi benim gibi yürüyeceksiniz."

FADİME: "Sağ elle çatal tutulur, sol elle bıçak. Yemek yerken ağız şapır şapır tadılmaz... Peçete ile ağız kenarları silinir. Nasıl öğrenmiş miyim?"
YASEMİN HANIM: "Bravo... Çok akıllı ve becerikli bir hanımsınız, tebrik ederim sizi..."

SAHNE 64: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - KONAĞIN BAHÇESİ - SİYAH ÖZEL ARAÇ
KEMAL - ŞEREF BEY - NEBAHAT HANIM - ÖZEL ŞOFÖR KERİM

Babası konağın avlusunda Kemal'e yüzünü döner;

Kemal içinden kendi kendine söylenir;

Babasının gözlerinin içine bakar ve sesli bir şekilde;


Araç şoförü Kerim arabanın arka kapısını açar, Nebahat Hanım ve Şeref Bey arabaya binerler. Bahçe kapısından çıkıp giderler.

ŞEREF BEY: "Oğlum en yakın arkadaşın Ahmet'in organize ettiği Karadeniz Beter Hamsi Lokantası'nın açılışına gelmeyeceğinden emin misin?"

KEMAL: "Köylüler benim Fadime'yi bırakıp kaçtığımı sanıyorlar, şimdilik oraya gitmem imkânsız…"

KEMAL: "Kendimi iyi hissetmiyorum babacığım. Ahmet'e biraz rahatsız olduğumu, daha sonra uğrayacağımı telefonda anlattım. Hadi siz annemle beraber gidin, afiyet olsun..."
NEBAHAT HANIM: "Peki oğlum, sen bilirsin. Evde otur, istirahat et!.."

SAHNE 65: İÇ MEKÂN-LOKANTANIN İÇİ-GELEN ÇELENK VE ÇİÇEKLER
AHMET BEY-AÇILIŞA GELEN MİSAFİRLER-BASIN YAYIN-ALİ BABA- ŞEREF BEY-NEBAHAT HANIM-40 KÖYLÜ

Açılışa çok sayıda çelenk gelmiştir. Hatta Ali Baba birçok bakanın ismini vererek kendi kendine çelenk göndermiştir. Kapıdaki kırmızı kurdeleyi Ali Baba ve Karadenizli bir milletvekili birlikte keserler. Misafirler son derece şık kıyafetlerle Lokantanın içine girmeye başlarlar. Garsonlardan ikisi misafirleri kapıda karşılar;

Ahmet, Ali Baba'nın yanına yanaşıp kulağına Kemal'in babası ve annesinin geldiğini söyler. Onları tanıştırır;

Sonra yüzünü Ali Bey'e dönerek çaktırmadan göz kırpar:

Şeref Bey ve Nebahat Hanım ellerini uzatıp tokalaşırlar;


KAPIDAKİ GÖREVLİ: "Haçan hoş gelmişsinizdur…"

AHMET: "Şeref Bey Amca, hoş geldiniz. Sizi tanıştırayım, lokantamızın sahibi ve işletmecisi Ali Bey..."

AHMET: "En iyi arkadaşım Kemal'in annesi Şeref Bey, annesi Nebahat Hanımefendi..."

ALİ BEY: "Taniştığimiza memnun oldim Şeref Bey."

Nebahat Hanım etrafına göz gezdirir;

Onun Karadeniz şivesi ile konuşmasına gülüşürler;

Ahmet yüzünü Şeref Bey'e çevirir;

Ali Baba söze girer. Eliyle güzel bir masayı gösterir;

Ayakta bekleyen garsonlardan birine seslenir;

NEBAHAT HANIM: "Ahmet'cim ne güzel bir mekân olmuş burası. Umarım yemekleriniz de o derece güzeldir?"
ALİ BABA: "Haçan burasıni kendu evinuz sayun... Yemeklerimuzun Krali Hamsi... Hamsi buğulama, hamsi ızgara, hamsi tava, hamsi kuşi, hamsili pilav, hamsi turşisi, pazıda hamsi, mantarlı hamsi... Yanında tereyağlı kuymak, tereyağlı çeçil mıhlama..."

ŞEREF BEY: "Karadeniz insanın zekâsına güveniyorum. Yakında hamsi reçeli de yaparsınız siz..."

AHMET: "Biraz evvel Kemal'le konuştuk, açılışa gelemeyeceğini söyledi."
NEBAHAT HANIM: "Oğlum biraz rahatsızdı. Daha sonra ziyaretinize gelir."

ALİ BABA: "Yemeklerimizi anlatmakla olmaz, tadina bakmak lazim... E hadi ayakta durmayalum, buyurin geçin şöyle masaya…"

ALİ BABA: "Oğlim, donatasun şu masayu!.."

Aşçılar ve garsonlar kendilerine verilen görevleri başarıyla yerine getirirler. Açılışa gelen davetliler mekânı ve Karadeniz yemeklerini ve doğal şive ili konuşan görevlileri çok beğenirler. Şeref Bey hamsi kuşunu yerken, Ali Baba onun yanına yaklaşır ve yanındaki boş sandalyeye oturup, sırtına vurur;

Şeref Bey, Ali Baba'nın sırtını sıvazlar. Parmaklarını birleştirip çiçek gibi açar;

Birlikte kahkaha atarlar. Gelen konuklar memnun bir vaziyette ayrılırlar. Ertesi gün gazeteler ve televizyon haberleri Karadeniz Lokantası açılışından bahseder.


ALİ BABA: "Şerefsizum ne iyi ettunuz da geldinuz Şeref Bey da!.. Nasil beğendinuz mu?"
ŞEREF BEY: "Hişşşttt... Hamsiler boğazıma dizildi, ayıp oluyor!.."

ŞEREF BEY: "Şerefliyim, yemekler ve mezeler bir harikaydı…"


TELEVİZYON SPİKERİ: "Dün gece Boğaziçi'nin en güzel mekânlarından birinde açılışını Karadeniz milletvekilinin yaptığı Beter Karadeniz Hamsi Lokantası'na, sanat ve sosyete camiasından birçok ünlü katıldı. Konuklar lokantayı çok sevdiler…"

SAHNE 66: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-EMİNÖNÜ-SULTANAHMET-ORTAKÖY GEZİSİ-BEYOĞLU
KEMAL-FADİME-KÜÇÜK TEMEL-KİTAPÇI

Fadime gün geçtikçe değişime uğramaktadır. Kemal bir hafta sonu Fadime'yi ve oğlunu taksiye bindirip İstanbul'un tarihi yerlerini gezdirir. Eminönü'de balık ekmek yemek için sahilde otururlar;

Oradan Sultanahmet ve Beyazıt'a Sahaflar Çarşısı'na girerler. Fadime bir kitapçıya girip kitapları incelemeye başlar. Kitapçı yanına yaklaşır;


Fadime, Kemal'e göz kırpar. Bu sefer Fadime kitapçı ile dalgasını geçmiştir. Gülüşürler. Kitapçıya yüzünü döner;

KEMAL: "Çoktandır Eminönü'de balık ekmek yememiştim. Bak şu gördüğün Haliç'in üzerindeki Galata Köprüsü."
FADİME: "İstanbul ne güzel bir şehir... Şimdiye kadar hayatı boşuna yaşamışım."

KİTAPÇI: "Buyurun ne tür kitaplara bakmıştınız?"
FADİME: "Türk yazarların romanlarına bakmıştım."
KİTAPÇI: "Ağır roman mı olsun?
FADİME: "Ağır olmasın taşıyamam!.."

FADİME: "Kusura bakma beni yanlış anladınız, klasik ağır roman ver. İyi bir okuyucumdur..."

Kitaplar alınır. Oradan Kapalıçarşı gezilir. Fadime kendine güzel bir çanta alır. Ardından Ortaköy gezisi yaparlar. Beyoğlu'nda bir mağazadan Fadime'ye son derece şık kıyafetler alınır. Fadime 1.80'lik boyu ve düzgün fiziğiyle yolda giderken göz kamaştırır. Kemal, bütün bakışların karısının üzerinde olmasından oldukça rahatsız olur...

SAHNE 67: İÇ MEKÂN - GECE VAKTİ - 33 KATLI BİNA
KEMAL - FADİME - KÜÇÜK TEMEL

Akşam olup araba ile evlerine varırlar. Asansöre binerler ve aldıkları eşyalarla birlikte eve girerler. Fadime aldığı elbiseleri dolaba yerleştirirken aklına ailesi gelir;


FADİME: "Kemal, haziranın üçü yaklaşıyor. Babam köyümüze gidecek. Giderken yanında götürmesi için anneme, nineme ve kardeşim Emine'ye hediyeler aldım. Beni merak ediyorlardır. Biz ne zaman gideceğiz?"
KEMAL: "Doktorlarla konuştum, yakında ayağımdaki platini çıkaracaklar. Sana söz veriyorum, seneye birlikte gideceğiz..."

SAHNE 68: DIŞ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - KARADENİZ LOKANTASI
ALİ BABA - ŞEREF BEY - AHMET - 40 ÇALIŞAN KÖYLÜ

Ali Bey dünürü Eşref Bey'le çok iyi arkadaş olmuştur ve fırsat buldukça tavla partisi düzenlerler. Bir gün terasta tavla oynarlarken;

Ali Baba garsonlardan birine ıslık çalarak seslenir. Islık dilinden anlayan garson fincanı getirip uzatır. Ali Baba zarları fincanın içine koyup çalkalar ve tavlanın içine atar, dü-se gelince sinirlenir:

Şeref Bey tavlayı kapatıp, Ali Baba'nın koltuğunun altına sıkıştırır;

Ali Baba lokanta işinden çok iyi para kazanmaya başlamıştır. Kendi kazandıkça çalışanlara da en güzel maaşı verir. O yıl herkes halinden memnundur;

ALİ BABA: "Şerefsizum zar tutuyorsin!.."
ŞEREF BEY: "Şişşşttt... Ayıp oluyor, zarı tutmadan nasıl atacağım?"

ALİ BABA: "Yine üçün birinu alduk. Hay başlayacağum şansın böylesine da!.."

ŞEREF BEY: "Dü-Se… Severler güzeli genç ise. Bugün hamsiler yine senden, bana afiyet olsun... Kumarda kaybeden aşkta kazanırmış arkadaşım..."

ALİ BABA: "Bu hafta soni cümleten memlekete gideceğuz. Lokantamiz 33 gün kapali kalacak, bakalim biz olmadan ne yapacaksun uşağum?"
ŞEREF BEY: "Ramazan ayına daha çok var, neden kapatıyorsunuz?"

Ali Baba eliyle işaret eder;

Ali Baba'nın canı sıkılmıştır. Şeref Bey'e yüzünü döner;


ALİ BABA: "Ha burada çalışan herkes bizum köylüdur. Büyük bir otobüsle hep birlikte Trabzon'a, oradan takalara binup, Ab-ı Hayat köyümüze gideceğuz..."
ŞEREF BEY: "Çok ilginç bir adetmiş, sizleri özleyeceğim..."

ALİ BABA: "Benim acil olarak citmem lazım. Köye citmeden evvel iki trafik cezasıni ödemem icap ediyur. İstersen parasini vereyim, benim yerime sen ödeyiver da…"
EŞREF BEY: "Nasıl oldu?"
ALİ BABA: "Aracumla ters şerite girip, kaldıruma çıkmişum. Trafik polisi bana, "Ehliyetin var mu?" diye sordu... Ben de ona; "Verdiniz mu soruyosinuz!" diye çıkıştum. Başka bir gün de yeşil ışıkta aniden durunca başka bir araç arabama arkadan çarptu. Arabama çarpan bana, "Yeşil ışıkta durulur mu, laz mısın sen?" diye bağirdu. Ben de ona, "Haçan nerden anladun laz oldiğumi... Bende renk körlüğu var evlat yeşilu kırmizu sanmiştum! Borcum neysem öderum," dedim. Bir dünya ceza geldi da..."
ŞEREF BEY: "Olur, ben senin yerine öderim…"

SAHNE 69: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-KARADENİZ BETER HAMSİ LOKANTASI'NIN ÖNÜ-OTOBÜS
ALİ BABA-40 ÇALIŞAN KÖYLÜ-AHMET

Gidecekleri gün lokantanın kapısına "33 GÜN KAPALIYIZ" Tabelası asılır. Ali Baba dış kapıyı kilitler, kilidini Ahmet Bey'e uzatır. 40 yolcu bavullarını bagaja, otobüsün iç üst raflarına yerleştirdiler. O gün herkes mutlu bir şekilde Rize'ye doğru gideceklerdir. Otobüse en son binen Ali Baba, Ahmet'e sarılır;

Ali Baba Ahmet'e sarılıp vedalaşır;

SAHNE 70: İÇ MEKÂN - GECE VAKTİ - KONAĞIN YEMEK SALONU
KEMAL - ŞEREF BEY - NEBAHAT HANIM - HİZMETÇİ KIZ ZELİHA

Hizmetçi kız salonda kahve servisi yapmaktadır. Aile üyeleri salondaki koltuklara oturmuş, kahvelerini yudumlarlar. Kemal bir an evvel dışarı çıkıp Fadime'nin yanına gitmek ister. Şeref Bey yüzünü Kemal'e döner;

ALİ BABA: "Ha buralar sana emanet, otuz üç gün sonra görüşürüz..."

AHMET: "Hoşçakal Ali Reis, gözün arkada kalmasın. Yolunuz açık olsun, sağlıkla gidip, sağlıcakla gelin..."


ŞEREF BEY: "Bu gece eve çok sevdiğim bir arkadaşımı yemeğe davet ettim. Sakın evden bir yere ayrılma."

Nebahat Hanım söze girer;

Kemal babasının ısrarı üzerine istemeye istemeye evde kalmayı kabul eder.
O gün salondaki masa, son derece şık hazırlanmıştır. Nihayet beklenen an gelir. Kapının zili çalmasıyla Şeref Bey ve Nebahat Hanım kapıya koşuştururlar. Dışarıdan gelen seslerden misafirlerin geldiği anlaşılır. Gelen misafirlerin salona geçmeleriyle, sersemletici bir darbe yemiş gibi olur Kemal. Gelen Ali Baba ile Fadime’den başkası değildir… Şeref Bey tanıştırmak için hamle yapar;

Ali Baba iki kolunu açar:

Ona sıkıca sarılır. Kulağına da, "Çaktirma..." diye seslenir.

Ali Baba yanında duran kızını gösterir;

NEBAHAT HANIM: "Nesrin’i de yemeğe davet ettim. Son günlerde kızı çok ihmal ettin."


ŞEREF BEY: "Bak Ali Reis, bu benim oğlum Kemal… Eşim Nebahat Hanım'ı zaten daha önceden tanıyorsunuz…"

ALİ BABA: "Uyyy uşşağum... Babanun aylardur söz ettiği Çemal sen misun? Gel sana bir sarılayum…"

KEMAL: "Tanıştığımıza çok sevindim."

ALİ BABA: "Bu da kızim Fatoşşş…"
KEMAL: "Hoş geldiniz hanımefendi çok memnun oldum!.."

Elini uzatıp tokalaşırlar. Fadime gözlerinin içine bakarak gülümser;

Fadime, Nebahat Hanım'ın elini öper. Gözlerinin içine bakıp tebessüm eder;

Fadime rolünü güzel oynar Kemal şaşırmıştır. Fadime saçlarına dalga yaptırmış, mor bir gece elbisesi giymiş ve boynuna da Kemal'in hediye ettiği elmas gerdanlığı takmıştır. Kemal içinden;

Nebahat Hanım eşi Şeref Bey'in kulağına eğilip;

Bu sırada kapının zili çalar. Salona giren Nesrin'dir. Yemek masasında oturan herkese selam verip, Kemal'in yanındaki bir sandalyeye oturur;

FADİME: "Ben de memnun oldum Kemal Bey…"

FADİME: "Nasılsınız efendim?"
NEBAHAT HANIM: "Çok teşekkür ederim kızım. Evimize hoş geldiniz. Geçin şöyle yemek masasına..."

KEMAL: "Eyvah!.. Gerdanlığı annem fark etmese bari..."

NEBAHAT HANIM: "Bey, hani benim gerdanlığın dünyada eşi benzeri yoktu? Misafirler gidince sana bunun hesabını sorarım!.."

NESRİN: "Merhabalar, ben Nesrin. Hepiniz hoş geldiniz."
ŞEREF BEY: "Oğlumun kız arkadaşı. İnşallah en yakın zamanda evlenecekler…"

der. Ali Baba ve Fadime bu söz üzerine birbirlerine bakışırlar. Fadime öfkeli bakışlarını Kemal'in üstüne diker. Kemal başını öne eğer. Şeref Bey yüzünü Nesrin'e çevirir;

Fadime’nin güzelliği ve zarafeti karşısında büyülenen Şeref Bey ve Nebahat Hanım Ali Baba’ya övgü dolu söz ederler;

Kemal yemek yerken öksürmeye başlar. Ali Baba sinsice bir gülüş atar;

Kendisinin ikinci plana atıldığını hisseden Nesrin, neredeyse kıskançlıktan çatlayacaktır. Durmadan lafa karışır ve Fadime’yi komik duruma sokmak için elinden gelen her şeyi yapar;

ŞEREF BEY: "Nesrin kızım gelen misafirlerimiz de Karadeniz Hamsi Lokantası işletmesi sahibi Ali Bey ve kızı Fatoş Hanım..."
NESRİN: "Tanıştığımıza memnun oldum."

NEBAHAT HANIM: "Güzel kızımız hangi üniversiteden mezun?"
FADİME: "Oksford Üniversitesi, İşletme mezunuyum efendim..."

ALİ BABA: "Kızım çok iyi bir işletmecidur!.."

NESRİN: "Ben ünlü bir modacıyım. Üzerinizdeki kıyafet çok demode görünüyor. İki sene evvelin modası..."
FADİME: "Modayı hiç takip etmem, bence moda, yakışanı giymektir. Ayrıca sizin "Bu senenin modası" diyerek üzerinize giydiğiniz kıyafet, çok komik görünüyor."

Masada bulunanlar bu söze kahkahayla gülerler. Bu sırada Nesrin önü konan tabaktaki yemeği görünce mutlu olur;

Fadime ellerini yıkamak için çıktığında mutfağa uğramış, aşçıdan yemeğin isminin Fajita olduğunu öğrenmiştir. Nesrin daha fazla dayanamaz, masadan kalkar;

Nebahat Hanım dış kapıdan Nesrin'in yanaklarından öpüp, uğurlar;

Nesrin zoraki gülümser;

Yemeğin ardından koltuklara oturup sohbet başlar. Kahveler içilirken Nebahat Hanım yüzünü Ali Baba'ya döner;

NESRİN: "Beyaz eti severim. Tavuk sote oldukça güzel görünüyor…"
FADİME: "Bunun ismi tavuk sote değil, Fajita... Bizim köyde bu yemeğe "kırmızıbiberli, mantarlı cincik..." derler…"

NESRİN: "Yarınki defileye yetiştirilecek elbiseler var. Müsaadenizle gitmek zorundayım..."
NEBAHAT HANIM: "Dur kızım, seni yolcu edeyim."

NEBAHAT HANIM: "Annene babana çok selamlarımı ilet. Bir akşam oturmaya bekleriz..."

NESRİN: "Olur, geliriz..."

NEBAHAT HANIM: "Ali Bey, eşinizle ne zaman tanışacağız?"

Ali Bey kahvesinden kocaman bir yudum alır, kahve yarıya iner;


Ali Baba ellerini iki yana açar;


Şeref Bey, Kemal'e yüzünü dönüp göz kırpar;

Kemal mahcup bir tavır takınıp başını öne eğer;

Nebahat Hanım Fadime'ye tebessümle bakar;


ALİ BABA: "Eşim Karadeniz'in şirun bir köyünde finduk tarlalarımızun başindadur. Ha buraya gelursa bahçelerle kim ilgilenecek da?"
NEBAHAT HANIM: "Kızınızın konuşması gayet düzgün, hiç size benzemiyor?"
ALİ BABA: "O yüksek tahsillidur. Amerika'da yetişdu da… İşletme tahsilu yapdi, İyi işletur!.."
ŞEREF BEY: "Maşallah kızın çok güzel ve akıllı. Oğlum da beğenirse hiç kaçırmayız isteriz valla…"

ALİ BABA: "E hani biraz evvelki kızla evlenecedu?"
ŞEREF BEY: "O sizin güzel kızınızı görmeden evveldi. Hem biz istesek de oğlum onunla evlenmeye hiç yanaşmıyor."

ŞEREF BEY: "Kemal, nasıl güzel kız değil mi, isteyelim mi babası da buradayken?"

KEMAL: "Valla babacığım, siz en iyisini bilirsiniz..."

NEBAHAT HANIM: "Fatoş, sen ne diyorsun kızım, beğendin mi bizim oğlanı?"


Fadime kafasını Kemal'e doğru çevirir. Tebessüm ederek bakar;

Ali Baba oturduğu koltuktan ayağa kalkar, bir omzunu düşürüp, sağ elini aşağı doğru sallar;

Aldıkları bu karardan herkes çok memnun görünmektedir. Şeref Bey söze girer;

Yüzünü Kemal'e çevirir;

Ali Baba bu fikri alkışlayarak destekler;

Artık kalkma zamanı gelmiştir. Ali Baba zengin kalkışı yapar;

FADİME: "Siz büyüklerimiz evet dedikten sonra, ben de kabul ediyorum..."

ALİ BABA: "Ben de verdum gitdu!.."

ŞEREF BEY: "Tamam o zaman. Biz de Allah'ın emri, Peygamberimizin kavliyle oğlumuz Kemal’e, kızınız Fatoş'u istedik gitti…"

ŞEREF BEY: "Kemal oğlum karar değiştirmeden düğün davetiyelerimizi hemen hazırlatalım. Bir aya kadar da düğünü yaparız.. Düğünümüzü Çırağan Oteli'nde yapalım, ne dersiniz çocuklar?"
KEMAL: "Hayır bence senin övgüyle bahsettiğin Ali Baba'nın lokantasında yapalım!.."

ALİ BABA: "Evvet... İyu fikur bence da... Gelenlere de hamsi armağan ederiz da..."

ALİ BABA: "Misafirun iyisu, erken kalkandur. E bize müsade dünür..."


Şeref Bey oldukça memnundur;

Fadime giderken Nebahat Hanım'ın ve Şeref Bey'in ellerini öper. Kemal gizlice cep telefonu ile arkadaşı Ahmet'i arar. Dışarıda Ahmet arabasıyla onları beklemektedir. Konukları gittikten sonra Nebahat Hanım, Kemal'e bakar;


ŞEREF BEY: "Ne iyi ettiniz de geldiniz. Yıllardır torun sahibi olmak istiyordum. Oğlumu sayenizde ikna etmeyi başarabildim. İlk kez hayır demedi... Sizi bahçe kapısına kadar geçireyim..."

NEBAHAT HANIM: "Çok zengin, şanımıza yakışır bir aile. Fatoş'un kolyesini gördün mü, benim kolyenin aynısından. Satsan en az bir daire parası eder... Kızı çok beğendim… Benim kolye kasada duruyor değil mi oğlum."
KEMAL: "Daha dün baktım, yerinde duruyor anne. Kasanın anahtarları da bende, merak etme emniyette..."

SAHNE 71: İÇ MEKÂN - GÜNDÜZ VAKTİ - GELİNLİK MODA MAĞAZASI
KEMAL - FADİME - CEMİL İPEKÇİ - MAĞAZADA ÇALIŞANLAR

Kemal evleneceği Fadime'ye gelinlik almak için arkadaşı Cemil İpekçi'nin moda mağazasına uğrar. Cemil İpekçi Fadime'yi görünce hayranlıkla süzer;


CEMİL İPEKÇİ: "Hoş geldin Kemal... Hayırdır yanındaki bu güzel bayan da kim?"
KEMAL: "Nişanlım Fatoş için sizden beğeneceği bir gelinlik dikmenizi istiyorum."
CEMİL İPEKÇİ: "Güzele ne giydirsen yakışır Kemal… Süper bir seçim yapmışsın. Mankenlere taş çıkartır. Nişanlına izin verirsen tabi kendisi de isterse, onu bu hafta sonu sunacağım defilemde podyumda görmek isterim. Podyuma çıkarsa gelinlik benden size düğün hediyesi…"
KEMAL: "Bence mahzuru yok, açık saçık olmaması kaydıyla olur. Senin defilende yer alması bizim için şereftir… Ne dersin canım?"
FADİME: "Bilmem!.. Acaba başarılı olabilir miyim?"
CEMİL İPEKÇİ: "Sadece kendinden emin adımlarla yürümen yeterli. Bence başarılı olacaksın!.."

SAHNE 72: İÇ MEKÂN - GECE - DEFİLE İÇİN HAZIRLANAN PODYUM
KEMAL - FADİME - CEMİL İPEKÇİ - NESRİN - NEBAHAT HANIM - ŞEREF BEY - GÜLİZ HANIM - DEFİLEDE YÜRÜYEN MANKENLER - İZLEYİCİ SOSYETE

Kemal, annesi Nebahat Hanım, babası Şeref Bey'i de yanına alıp defileye götürür. Onların geldiğini gören modacı Nesrin ve annesi Güliz Hanım koşarak yanlarına otururlar. Güliz Hanım Şeref Bey'e ve Kemal'e selam verir ve yanına oturduğu Nebahat Hanım'a gülümser;

Nebahat Hanım zoraki gülümser;

Nesrin Kemal'e yüzünü döner;


GÜLİZ HANIM: "Nebahat'çım çoktandır görüşemiyoruz. Artık şu bizim çocukları baş göz etsek diyorum."

NEBAHAT HANIM: "Burası bu konular için hiç uygun bir zemin değil Gülfiz'cim. Daha sonra konuşuruz…"

NESRİN: "Hayret!.. Benim sunduğum defilelere bile annenle babanı getirmemiştin, bu ne sürpriz Kemal?"
KEMAL: "Evleneceğim kız için defileden gelinlik beğenmeye geldik. Annemin ve babamın da fikri benim için çok önemlidir."


Nesrin evleneceği kızın kendisi olduğunu sanır;


Nebahat Hanım ne söyleyeceğini bilemez, durumu idare etmeye çalışır;

Defilenin ışıkları söner, podyumda rengârenk ışıklar yanar. Defile müziği başlar, mankenler birer birer podyumda yürümeye başlarlar. Nihayet gelinlik modelleri içinde mankenler geçidi yapılır. En son olarak Cemil İpekçi'nin koluna giren Fadime şık bir gelinlik giyerek podyumda fırtınalar estirir. Bütün basın, yayın, televizyon muhabirleri oradadır. Nebahat Hanım iki eliyle gözlerini ovuşturup Kemal'e bakar;

Oturduğu yerde Fatoş'u alkışlayan Şeref Bey;

Konuşmalara daha fazla tahammül edemeyen Nesrin ve annesi hışımla defileyi terk ederler. Kemal Podyumda yürüyen Fadime'ye beyaz bir gül uzatır;


NESRİN: "Beni çok mahcup ettin Kemal. Bu çok güzel bir düşünce... Tabi ki benim de gelinliği beğenmem lazım... Öyle değil mi anneciğim?"

NEBAHAT HANIM: "Tabi... Senin fikrin de çok önemli kızım."

NEBAHAT HANIM: "Oğlum, bu podyumda yürüyen bizim gelin Fatoş değil mi?"

ŞEREF BEY: "Gelinimiz harika görünüyor. Çok isabetli karar vermişsin oğlum..."

KEMAL: "Tıpkı beyaz bir melek gibisin. Seni seviyorum..."

SAHNE 73: İÇ MEKÂN-GÜNDÜZ VAKTİ-33 KATLI BİNA
KEMAL-FADİME-HİZMETÇİ -EĞİTMEN YASEMİN-EĞİTMEN AYLA

Ertesi gün bütün basın ve televizyon Fatoş'tan bahseder. Fadime istemeden şöhret olmuştur. Gelen defile tekliflerinin ve fotoğraf çekimlerinin ardı arkası kesilmez. Eğitmenler Ayla ve Yasemin Hanımlar bu olaydan çok memnun kalmışlardır;

Ayla Hanım bu fikre karşı çıkar;


Fadime gelen tüm teklifleri ret eder.


YASEMİN HANIM: "Fatoş Hanım aldığınız derslerde çok başarılı oldunuz. Bence mankenlik teklifini kabul etmelisiniz."

AYLA HANIM: "Bence eşinize mankenlik yapmalısınız. Aile çok önemlidir."
FADİME: "Şan, şöhret gelip geçici şeyler. Kemal ve oğlumla birlikte mesut bir hayat sürmek istiyorum..."

SAHNE 74: DIŞ MEKÂN-GÜNDÜZ-LOKANTANIN BAHÇESİNDE KIR DÜĞÜNÜ-HAZIRLANAN UZUN MANGALIN ÜZERİNDE KİLOLARCA HAMSİ
ALİ BABA-KEMAL-FADİME-40 KÖYLÜ-AHMET-ŞEREF BEY-NEBAHAT HANIM-YASEMİN HANIM-AYLA HANIM-(SÜHEYLA-FATİH-MURAT)-KEMENÇE VE TULUM ÇALAN ORKESTRA-ŞARKI SÖYLEYEN KIZ-6 KİŞİLİK HORON EKİBİ

Lokantanın denizi gören arka tarafındaki bahçesi, kır düğün salonu gibi hazırlanmıştır. Sahnede kemençeler çalmakta, solist kız Karadeniz türküsü söylemektedir. Folklor ekibi ise çimenler üzerinde horon teper. Düğün alanını İstanbul'un sosyetik konukları doldurmuştur. Garsonlar mangalın başına toplanan konuklarına hamsi ikram etmektedir. Gelin ve damat düğün alanına doğru ağır adımlarla yürümeye başlarlar. Arkalarından da en şık kıyafetleri içerisinde Ayla Hanım, Yasemin Hanım, damadın okul arkadaşları Süheyla, Ahmet, Murat ve Fatih yürürler. Fadime'nin yüzü duvaktan dolayı görünmez. Kemal'i gören köylü garsonlardan biri onu tanır. Koşarak lokantadan içeri girer;


GARSON DURSUN: "Uy... Uşaklar… Ha bu düğündeku damat, bizum Fadime'yi kandırıp, çocuğiyle ortada bırakıp giden Çemal'den başkasi değildur da."

Orada bulunan çalışanlar, duydukları bu söze öfkelenirler;

Bunu duyan aşcısı, bulaşıkcısı, garsonu ellerinde kesici aletlerle dışarı çıkıp Kemal'in üstüne doğru yürürler. Düğün alanını dolduran insanlar paniğe kapılır, bir köşeye çekilip olayları izlemeye koyulurlar. Aşçı Dursun elindeki hamsi tavasıyla Kemal'in karşısına dikilir;


Fadime daha fazla dayanamaz, üzerindeki duvağı kaldırıp hiddetle bağırır;


GARSON TEMEL: "Bu düğünü iptal edeceğuz da. Kimse bizum köyün namusumuzi iki paralik edemez!.."
GARSON DURSUN: "Hadi hep beraber dışari gidiyruz. Haçan Çemal gelmiş utanmadan ha bizum lokantada düğün yapiyy. Fadime’ye ne olacak şimdu? Koşin uşaklar saldirun…"


AŞÇI DURSUN: "Ula ula Çemal... Sen bizum köyümüzin namusinu iki paralık ettun. Ha bu tavayı kafana yapişturacağum. Sen nasil Fadime'yi bırakip bu kızla evleneysun? Çocuğundan dami utanmayasun?"

FADİME: "Haçan uşşaklar, yetdu artik… Aha ben Fadime!.. Kocamla nikâh tazeliyorum var mı bir diyeceğinuz? Hadi gidin işinizun başına…"
AŞÇI TEMEL: "Uyy Fadime... Sen ne zaman geldun buralara? Kari kısmi köyden çıkar mi?

Fadime iki elini beline dayar;

Şeref Bey, Nebahat Hanım, gazeteci ordusu, davetliler büyük bir şaşkınlık içinde olanları izlerler. Ali Baba koşarak arka odada hizmetçi kızın kollarında tuttuğu torununu kucağına alıp, Şeref Bey'in kucağına tutuşturur;

Şeref Bey Kemal'in gözlerinin içine "Bu doğru mu?" diye bakar. Kemal kafasını sallar;

Nebahat Hanım şaşkınlıkla çevresindekilere bakınır;

FADİME: "Yıllardır bizu türlü hikâyelerle uyutmuşlar. Kadınlar medeniyet tanımasın ki kocalarının kölesi olsunlar. Aha bundan sonra köye gidip onlara medeniyet aşılayacağım… Köyümüze okul, yol, su, elektrik, hastane ve hatta klozetli tuvalet bile yaptiracağum!"
GARSON DURSUN: "Yaşasın... Bizum Fadime bu… Çemal’le nikâh tazeliyir. Helal olsin kiz sana…"

ALİ BABA: "Uzun zamandur "Torin, torin..." diye tuttirdun, al bakalum bu senun hazir torinun Temel…"

KEMAL: "Evet baba... Bu benim oğlum, senin de torunun Temel."

NEBAHAT HANIM: "Ay fena oluyorum, tutun beni..."

Şeref Bey öfkeli bakışlarını Kemal'in üstüne diker, ses tonunu yükselterek;

Şeref Bey belinden çıkardığı tabanca ile havaya ateş eder ve bağırır;

Bunu gören Ali Baba durur mu, o da belinden silahını çıkarıp havaya ateş eder. Horonlar eşliğinde nikâh kıyılır. Basın yayın ve televizyonlara iyi bir haber malzemesi daha çıkmıştır. Düğünlerini mayıs ayının son günlerine denk getirmişlerdir.
Ertesi gün otobüs Trabzon'a gitmek üzere yola çıkacaktır. Lokantanın kapısına "AB-I HAYAT TATİLİ - 33 GÜN KAPALIYIZ" Tabelası asılır. Otobüsün ardından Kemal ve ailesi de köye gitmek üzere özel araçları ile yola çıkarlar...

YAZAN: SEDAT ERDOĞDU

ŞEREF BEY: "Ulan eşek oğlu eşek... Sen bizden habersiz ne haltlar karıştırmışsın. Neden torunum olduğunu daha önce haber vermedin?"

ŞEREF BEY: "Bugün en mutlu günüm, tutmayın beni..."

Sedat Erdoğdu
Kayıt Tarihi : 28.6.2020 21:32:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!