A A Şiirleri HİLYE YENİ Şiiri - Ahmet Kemal

Ahmet Kemal
1929

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

A A Şiirleri HİLYE YENİ

HİLYE (YENİ)

Geniş temiz ve ışık saçardı
Güzellik evrenine nurlu bir aydı

Onun etmişti Cenab-ı Hak
Kereminden yüzün ak alnın açık

Benzersiz idi hem o ay alınlı (410)
Nitekim Şer-i Mübin’in aynası

Aleme olmuş iken ışık saçan
Huda’nın nurunu yansıması alnında

Doğduğu günden beri etti gün gibi zuhur
Arşın ziyneti idi O Nur

Cephesini kılmıştı nimetlerin Rabbi
İslam sarayının levhasıydı O

Vuslat mevkiinin maliki idi Resul
Ona Tak-ı Hümayun idi O

Ne acayip olsa eğer o pak alın (415)
Feleklerin gözlerine bağışlayan parlaklık

Arştan etmesin bir kere nazar
Can verirdi ona Ruhaniler

Melahat inzalinde nastı apaçık
‘Ve’d-duha’ idi şerif alnı hemen

SAÇI
Dahi kokulu saçı sahih rivayetlerde
Ne kıvırcık ve düzdü gerçekten

Gecesidir onun siyah zülfünün
Gizli sırrıdır Isra’nın

İttifak ettiler Arab’ın Eşrafı(420)
Çoğunlukla hoş kokulunun saçı hep

Kutlu kulağına amber telleri gibi
Hep birlikte görünürdü ekseriya

Hem o güzellik evreninin ayı
Kakülünü dört bölük eder uçlarını

İki yönden idi iki bölük pak
Omuzlarına bırakırdı çözük

O iki bölük saçından o kutlu kulak
Görünürdü yeni ay gibi latif

Tuttu o mis kokulu saçları dörtte (425)
Biriyle meskundu dört rüknü

Kıldı o zülfü Gizli lütuflar Abd-i
Menaf Oğulları için misk kokulu

Kakülü etti perişan meleği
Birbirine düşürdü feleği

Hem o ilimlerin tümünü bilen
Haşim oğulları zümresinin özü

Gah o giysiler içinde kulağın
Çıkarıp halkın alırdı aklın

Pak işitişiyle hissederdi(430)
Gökte Cibril’e ne emretse Huda

Doğalı gün gibi o Ay yüzlü güzel
Kulağına kölelik halkası olmuştu Hilal

Dağınık olsa o gece renkli saçlar
Nice Leylalar olurdu Mecnun

Gah o amber soylu saçını
Düşürürdü kulağı üzre Nebi

Boynunun nuru olurdu her an
Dağınık saçları arasından ışık saçan

Şulesi saf ve pak gerdanının (435)
Işık doldururdu felekleri

SAKALI ŞERİFLERİ

O efendiler efendisinin
Yani O şanı büyük olan Zat’ın

Pak saçları sık ve çoktu
Sakalının beyazı yoktu

O mübarek sakalından bunu bil
Ancak ağarmış idi on yedi kıl

Dahi icma ile Allah adamları
Dediler o mis kokulu siyah sakal için

Ne kıvırcık ne düz idi gerçekten(440)
Orta idi her yönden mutedil idi

Güzeldi o yuvarlak çenesi O’nun
Sanatın zirvesiydi kıvrımı O’nun

Etti o çene çukuru nice zaman
Yusuf’un başına Mısır’ı zindan

Kadir gecesiydi o kutlu kıllar
Ya sanki Kadir suresiydi O kutlu kişi

Güzelliğine vermişti parlaklık ve tazelik
Işıltılarıydı nur-u siyahın meğer

Az ve seyrek idi saadetli bıyıkları(445)
Rum Ülkesinin bulunmaz değeri

O saadetli güzellik el-hak
Misk-ü ambere gark olmuştu gark

O GÜZEL BOYUNLARI

EBU Cureyha dedi ve yanındaydı Harim
Olsunlar himaye yakınlığında kaim

Kainatın Efendisinin pak gerdanı
Gayet ak idi ve gayet berrak

Güzellik meclisinde dedi usul ehli
Güya gümüşten sürahiydi O

Boynu gayet latifti O’nun (450)
En güzel boğazıydı dünyadaki insanların

Galip olmuştu O seçkin gerdan
Baştanbaşa kafurdan yapılmış mumuydu din sarayının

Onu seçkin yaratmıştı Hak
Orta yollu ne uzun ne kısa

Par gerdanına der şerh edenler
Asla etkilemezdi onu güneş rüzgar

Beyaz boynunu O’nun Ashab çok kerre
Gümüş ibriğe benzetirler

Halkaydı boynuna Huda’nın sevgisi (455)
Pak boğazında aba idi rıza

Boynuna almasa aşkı O can
Boynu bağlı kulu olmazdı cihan

MÜBAREK GÖĞÜSLERİ

Edep ülkesinin gece perdecileri
Karnı göğsüyle beraberdi dediler

Temiz karnıyla o nazik sine
Güzelliğiyle mütenasipti birbirine

Cismi pak idi suyu latif
Göbeği temiz bir denizin girdabı

Nurdan ibaret olsa ne var Resul’ün cismi(460)
Tecelli mumunun şulesiydi O

Ceylanın misk kokusunu ararlar her an
Cennet sahnesinde ceylanları cennetin

An be an açılacak her yanı
Arşa varırdı hu hu sedaları

Uyumlu bedeni olsa ayan
Güneş ve ay geldi bir araya

Güzel göğsü ile ki taze gül
Karnına doldurmuş hikem-i peygamberi

Hasılı dümdüz idi ayna gibi(465)
Saftı baştanbaşa bir hizada gıll-u gışsız

Gah o eşi bulunmaz şah
Yani O kulları ıslah eden

Göğsü meydanını açsa
Evreni kaplardı feyzi fetihlerin

Aşka olunca şeref yeri
Nice olmak gerek o şerefli göğüs

O Mevla’nın hareminde ikamet eden
Yani makbul olanların halkasının başı

Sinesi gayet genişti(470)
Nur kaynağı gibi hem ışık saçandı

Vasf edeneler o melek tavusunu
Dediler etli butlu idi yapısı

O kadar ak idi büyük göğüsleri
Onu sanırdı gören parlak bedir

Dedi ashap edip çoğunlukla açıklayarak
Ak bir güldü O beyaz idi gerçekten

Nur yaysa ne var göğsü Resul’ün
Hidayet nurunun hazinesiydi O

Olmasa sinesi hikmet pınarı(475)
Levha yazmazdı bu ahkamı kalem

Göğsünün genişliği yetmez mi tanık olarak
Sığdı ona bu kadar sırrullah

Vahdet nuru silip aynasını
Doldurup sinesi hazinesini

Yani o haller sahibi sadrı
Etti tecelliler aynası

İmrenirdi eğer olsa gönül çeken
Ay gibi sinene bakıp erir güneş

Ezeli güzelliğinin mumunun ateşi(480)
Odlara yakmıştı o güzeli

Göğsü düzgündü tavus kuşu gibi
Kutsal bir kuştu onun müntesibi

MÜBAREK OMUZLARI

İttifak ettiler bu konuda Arifler
Ki mübarek omuz başları onun

Başkalarına göre büyük idi dediler
Pak cismini gören nazar ehli

Omuzunda vardı güzel kıllar
Misk-ü ambere benzer bir güzel koku

Müptela idi o kıllara çoğunlukla(485)
Ne kadar melek varise meleküt aleminde

Hep bu manayı bilir yaşlı ve genç
Yassı yağrılı idi Fahr-i Cihan

İlim ülkesine Medine’ydi o ten
Nurdan burç idi sanki o beden

Ayakaltındaydı onun karınca misal
Celal ülkesinde erkek aslanlar

Sırtının ortası hem etli idi
Bir kerem sahibi devletli idi

Gümüş teninde latiflik var idi(490)
Nübüvvet mührünün sikkesi var idi

İlim hazinesiydi o meleklerin efendisi
Hazineye gerçekten mühür gerek

Güzellik simasının haritasında meğer
O mühür olmuştu bir Ülker

Nübüvvet mührü ise arkasının
Sağ yanına yakın idi O’nun

Görünse eğer o gizli nakış(495)
İbret alırdı Çin ressamları

Ona vermişti olgunluk ve parlaklık
‘De Hak geldi’ hikmetini bildiren

Dediler onu edenler tarif
Bir büyük hal idi o mühr-i şerif

Ki siyahı sarıya meylederdi
O’na dikkatle bakmak zor idi

Var idi dairesinde misk kokusu
Kılcağızlar birbirine yakın

Mesela sıra sıra kirpikler gibi o kıllar
Dik durup çevresini sarmıştı hepsi

Pak teninde o sade hal
Halis amber idi deryada

Bari Huda’nın lütuflarını elde etmiş(500)
Süleyman’ın mührünü vermiş O’na

O ceylanların güzel kokulu misk kesesi
Misk kokusu süs verirdi O’na

Gerçekten son nebi idi O
Geldi nübüvvet mührü ile O Resul

Şeriatın yüksek sesinden o Şahın seheri
Güm güm öttü feleğin kubbeleri

MÜBAREK KEMİKLERİ

Vasf edenler o soyun hikayesini(505)
Dediler iri kemikliydi Nebi

Pak bedeninin tüm kemikleri
Yani cisminde sağlıklı olanlarının tümü

Her biri iri ve erkeksi idi
Sureti ve sireti şahane idi

Vücudunu anlatan nazik gönüllü
Cüsseliydi demiş el-hasıl

Kainat yumurtasını O Nimetlerin Şahbazı
Kanadı altına almıştı tümden

Vuslat mülkünün maliki idi Nebi(510)
O idi ihtişamının sebebi

Zatının şerefinin ihtişamından
Utanırdı yaşlı felek

Kapısını hayli melek bekler idi
Tüm hizmetçileri melekler idi

Büyüklük O’nun şanına inmişti
Büyük arşın gölgesiydi O Resul

MÜBAREK KOLLARI PAZILARI VE BACAKLARI

Peygamber haberlerini rivayet
Edenler bu manayı beyan eylediler

Nebi’nin tüm kutlu organları(515)
Birbirinden güçlü ve kuvvetliydi

Gümüşten bilekleri pazılarıyla
Dahi uylukları bacaklarıyla

Kuru ve ince değil dolu idi
Halık’ın beğendiği ve beğenileniydi

O saadetli mübarek aza Yezdan’ın
Yarattığıydı nedensiz ve niçinsiz

Hasılı güzeldi her uzvu O’nun
Tüm ayetleri gibi Kur’an’ın

Ahmet Kemal
Kayıt Tarihi : 1.7.2015 22:12:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!