265 - Ekim Kırıntıları

Burkay İncekanoğlu
267

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

265 - Ekim Kırıntıları

Öyle hastaydım ki
Annemin kucağında geçti çocukluğum
O yaşta farkederdim bezdirdiğimi
Evlat işte atılmıyordum.
Ve babamın asırlık taş kalbini
Yumuşatmıştı bu hastalığım
Sonra seni tanıdım
Aklımdan geçmediğin bir günüm olmadı
Yeri geldi unuttum
Annemi de babamı da
Ama seni unutmadım hiç
Onlar bana yine de kırılmaz.
Evladım işte.
Onlar senin gibi bir tarafa kaldırıp atmaz.
2-
Köy yerinde un eleyip
Eleği kutsalmış gibi
En yüksek yere asarladı
Seni en yükseğe koyduğum gibi.
Sonra pazar banyoları çıkardı karşımıza
Ecelden kaçılır da
Ondan kaçamazdın
O kış günü banyo sobasının
Sıcaklığını emanet koydun kalbime
Bilmiyordum kuru ayazla değişeceğini.
Portakal kesilince
Portakal savaşları yapardık
En çürükleriyle
Dayak yiyeceğini bilerek evdekilerden
Savaşırdık gözü kara
Onlar Pers kralları
Ben İskender olurdum
Yeniden yaşanırdı İssos savaşı
Olsaydın da sana atmaya kıyamazdım.
Şimdi ne isterdin diye sorsalar
Beraber yürüyelim isterdim okula
Yaya giderdim ve uzaktı.
Çantanı da ben taşırdım
Bakmadan cılızlığıma.
Sonra taşındık o yemyeşil akşamlı
Çocukluğumun yurdundan
Senin gittiğin gibi oturmuştu içime.
Bir yatılıya koydular sonra
Oysa en başarılısı da bendim sormadılar.
Hasretlik, yalnızlık ve titreyen bir çocuk
Ekim'de başlardı soğuklar korkardım
Tespih çeker gibi saydım günleri
Seni beklediğim günler kadar
Kötü diyemem ama beterdi işte.
Yanmayan kaloriferlere küfrederek
Ve ben yemin ettim unutacağıma
Sildim ömrümden o çocuk kaçıran günleri.
Bana her gün o günleri hatırlatacağını
İçimi sızlatacağını bilmezdim.
Bir insan bir insanı kaç kez sever
Kaç bin kez aşık olur bir insana
Ve kaç kez yemin bozar bir insan için
Taşa bağlasa da kalbim
Lunapark günlerine döndürdün
Küf tutan içimi
Gül bahçesine çevirdin.
Sonra yağmurlar geldi pencereme
Kimi zaman papatyalarla yağdı
En sevdiğin.
Kimi zaman ebabil gibi taş yağdırdı öfkenden üstüme.
Ne ordularım vardı oysa ne fillerim
Ben Ebrehe değildim
Neden beni böyle maf ettin.
Ne yaparsan yap
Hangi yaşta olursan ol
Hep çocuktun, evlat gibiydin
Atılmaz.
Kırıldığın günler oldu belki de
Belki anne-babanın gönlünü almadığı günler.
Ben yapamazdım
Seni güldürmeden uyuyamazdım
Daha mı çok sevdim yoksa
Haddim olmayarak kim bilir.
En sevdiğim böğürtlen reçelini
Kaynatırken annem
Tencere taşmaya başlasa,
koş söndür derdi
Konuşuyorsam eğer seninle
Altını kısmak aklıma bile gelmezdi.
Oysa sözlerinde böğürtlen dikenleri var
Art arda tırmalayan kanatan
Ve bir avuç böğürtlen var dilinde
Kahvenin kırk yıllık hatrından da fazla.
Saçımı çekip öğretmenim
Deyimler öğretirdi
Köşker sevdiği deriyi yere çalarmış diyerek
Ama sen yere çalsaydın da
Ateşe atmasaydın beni
Öğretmenimin bahsettiği deri olmayı diledim elinde.
3-
Pamuk toplama sevinçlerimiz vardı
Birinci başakta senin gibiydi pamuklar
En güzeli en beyazı.
Bana hep üçüncü başakta verdiler izin
Topladığım benim oldu
Hiçbiri değildi senin gibi
Eylül karası bulaşırdı beyazına.
Eylül'e küslüğüm o zamandan.
Şimdi gözlerimden geçersin
Hep çocuksun nasıl küseyim
Nasıl kızayım
İçine atmaktan öldü demişlerdi
Komşu anneye
Ben de doldum inan
Sevginden ve kederinden.
Bana ölüp kaldın deseler şaşırmam.
4-
Şair demişti ya
'Kaç metredir benim yokluğum? '
Söylesene benim yokluğum sende ne değiştirir
-Hiçbir şey.-
Ve 'Beni çıkardığında anlamın bozulmuyorsa
bundan böyle ayrı yazılalım' demişti bir küskün şair
Ölçtüm biçtim de beni çıkarsan
Sen yine sensin, eksilmiyorsun
Ben gidersem kabusların da gidiyor
Anlamın bozulmuyor, ayrı yazılalım.
Gel gör ki
Kalu belada isyan edip ben sana mı döndüm yüzümü
Sana mı eğildim,
Kıblem mi oldun
Böylece bir yılgınlıkla sana bağlandım
İsyan edercesine,
Şimdi çocukluğum geçer gözlerimden
Hep çocuk oluşun
En öfkeli halinde
Öylece gülümsemek geçer yüzüne
Saçlarından öpüp koklayarak
En sevdiğin şekerlemeleri
Ellerimle yedirmek.
Ama yoruldum
Ne konuşmak havadan sudan
Ne bin bir soru sormak kaldı avuçlarımda
Beni vakti gelmeyen bir çiçeği
Budar gibi budadın kanattın
Huyumu suyumu canımı aldın
Senden başkasına kör olmuş gözlerim
Senden gayrısına lal olmuş dilim
Deşme artık kanamasın yüreğim
İstediğin gibi biri oldum.
Sen benim, portakal savaşlarım
Okul yolum, birinci başağım
İlk hasretliğim, sıram kalemim.
Şimdi gözlerimden geçersin
Ekim kırıntıları doldu gözlerim
Hep çocuksun nasıl küseyim
Nasıl kızayım.

Burkay İncekanoğlu
Kayıt Tarihi : 7.10.2019 20:38:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Zeynep Poyraz
    Zeynep Poyraz

    Muhteşem

  • Hülya Gülmüş
    Hülya Gülmüş

    Çok güzeldi. Beğeniyle okudum. Onca uzunluğuna rağmen sıkılmadan okudum.
    Yüreğinize, kaleminize sağlık...

TÜM YORUMLAR (2)