20 Yaşım Şiiri - Devrim Boran 5

Devrim Boran 5
14

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

20 Yaşım

Kış idi. 1997’nin kışı. 1997’nin kışının 31 Ocak’ı idi. Sosyalist İktidar Partisi Ümraniye İlçe Örgütü idi. Babamdan gelen telefon ile yıkıldığım andır. İstanbul 5.Nolu DGM’de görülen davam sona ermiş ve gıyabımda 8 yıl 4 ay ceza vermişler Tkp-ml örgütü üyesi olmaktan. Hapis yatacak değildim elbette. Firar edecektim. Akşam yönetimden Cavit abiye açtım konuyu. Babamgil de partiye geldiler ayrıca. Cavit abi “Bir süre burada kal. Çaresine bakacağız.” dedi. Ve partide kalmaya başladım. Bir süre sonra beni Sarıgazi İlçe Örgütü’nden Erzurumlu topal bir yoldaşın evine yerleştirdiler. Partiye gidip gelmeye başladım. 2 Kasım 1997 tarihinde Susurluk’ta derin devlet açığa çıkmıştı ve “sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık” sloganı ile sivil inisiyatif eylemleri düzenleniyordu Türkiye’nin her yanında. Sarıgazi de hareketliydi. Her akşam eylem yapılıyordu. Ben de firari olmama rağmen katılıyordum eylemlere. Çünkü gözaltı tehlikesi yoktu hiç. Çünkü hükümet bile destekliyordu inisiyatifi. Bir defasında partideyken babamın bibisinin oğlu Ali Cuha gelmişti ziyaretime. Yaklaşık 1 ayı geçkin bir süre kaldım Sarıgazi’de…

21 Mart 1997 idi. İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Bir Cumartesi sabahının bir kör vakti vardım Ankara’ya. Aşti’den servis ile Kızılay’a geçtim. Oradan da yürüyerek Maltepe SİP’e geçtim. Bilkent Üniversitesi’nden Sezer adlı bir yoldaş karşıladı beni. Kayseri’den bir yoldaş da geldi benden sonra. Ankara’da partinin bölge toplantısı varmış. Birkaç saat Maltepe’de takıldık. Sonra Kayserili, ismini hatırlamadığım yoldaş ile çantamı alıp Mithatpaşa Caddesi’ndeki Sağlıkta Sınıf Tavrı adlı SİP’in çıkardığı aylık tıp dergisinin bürosuna geçtik. Öğle üzeriydi. Toplantı başlamıştı. Sedat yoldaşı sordum. Gösterdiler. Durumu anlattım. Haberi vardı zaten. Toplantıdan sonra Hacettepe Tıp Fakültesi’nde okuyan, Ordulu, eski İP’li Kerim yoldaşın yanına verdi beni. Kerim ile Batıkent’teki dubleks evine gittik. Kerim, Odtü’lü sevgilisi Aysun Sayın ile birlikte kalıyordu…

Ertesi gün Aysun ile Maltepe SİP’e gittik. Sosyalist İktidar Gazetesi’nin yeni sayısından aldık bir miktar. Ve Mithatpaşa’da solcuların işlettiği içkili bir lokale gittik. Odtü hazırlıkta okuyan yoldaşlar, sınav ertesinde kafa dağıtmak için içiyorlarmış. Öğleden sonra mekana gittik. Aysun, beni tanıttı yoldaşlara “İstanbullu Deniz” diye. Hepsinin yüzüne baktım tek tek. Biri vardı ki duruşu farklıydı. Herkes neşeliydi, ama o üzgün ve de süzgün bir halde oturmuş bana bakıyordu ara sıra. Üstelik daha çocuk idi. 16’sındaydı en fazla. “Minyon tipli olmalı” dedim içimden…

Bir hafta sonra Aysun yoldaş ile Maltepe Sip’teki bir etkinliğe gittik. Etkinlik sonrası salonda Şilili devrimci grup İnti-İllimani’nin Viva Chilli kaseti çalıyordu. Negra Sampra’yı söylüyordu grup. Hilal yoldaş salonun kapısının ağzında durmuş bana bakarak dans ediyordu. Gülümsedim. Aysun ise atıldı hemen, “Kusuruna bakma. Yeni örgütlendi” deyip beni sakinleştirmeye çalıştı. Oysa ben kızmak bir yana, tersine hoşlanmıştım Hilal’in bu jestinden. …

Sonrasında Hilal’i Mamak Sip’ten döndüğüm bir hafta içi akşamında Kerimgil’in evinde buldum. Kaynaşıverdik hemencecik. Kaldığım odada yattı…

Neden sonra Maltepe SİP’te karşılaştık yeniden. “Mersin’e gidicem. İstediğin bir şey var mı? ” diye sordu bana. Şaşırdım ve de sevindim. Ve “Mersin’in nesi meşhurdur? ” diye yanıt verdim. “Tantunisi” dedi: “O zaman tantuni getir bana! ” dedim. Ve Mersin’e gidiverdi. Geldi çok geçmeden de. Ama tantuni getirmemişti. Kızdım ve de küstüm. Konuşmadım. Ertesi günü Mamak SİP’i aradı. Konuştuk telefonda. “Kızılay’da tantuni satan bir yer varmış. Akşam gidelim mi? ” diye sordu bana. Sevindim. “Tabi gidelim” dedim hemencecik. Akşam buluştuk. Sakarya Caddesi’nde bir yerde tantuni yedik öncelikle. Harikaydı. Hayran kaldım. Sonra Kızılay’da gezindik bir süre. Birbirimizi yoklayıp durduk…

Ve geldik 1 Mayıs 1997’ye. Ankara SİP, 1 Mayıs kutlaması niçin İstanbul’a gitmişti. Beni ise SST’de bırakmışlardı. “Kapıyı kimseye açma! ” diye de tembihlediler. Akşam döndüler. Ben de Kerimgile geçtim geç bir saatte. Hilal ve Hacettepe’den iki kadın sempatizan da evdeydiler. Hilal ve bir sempatizan odamda kaldılar. Döşeğin üzerinde güreşmeye başladık nasıl olduysa. Hacettepeli kadın sempatizan, hemen yatağına girdi. Hilal ile güreşmeye devam ettik. Bir süre sonra ben altta kaldım. Neden sonra dudaklarımız birleşti ve öpüşmeye başladık. Sonra da duruverdik birdenbire. Kalktık sonra. Yerlerimize yattık. Hilal yanıma geldi bir süre sonra. Konuşmaya başladık. Ve ilk aşkım başlayıverdi böylece.

6 Haziran 1997’ye kadar sevgili kaldık Hilal ile. Ve sonra Mamak’taki Yelizgil’in evinde kadınım oldu. Çok geçmeden de okulu kapandı ve Mersin’e döndü. Ben SST’ye taşınmıştım nedense. Her gün arıyordu beni. Ben ise iki-üç günde bir uzun uzun mektuplar yazıp Mersin SİP’e gönderiyordum. Sonra beni yanına çağırdı. Kalkıp gittim hemencecik. Otogardan aldı beni. Ablası Çağlar’ın eski sevgilisi Veli’nin evine gittik. Ertesi günü de kaldıkları Kece adlı yere gittim. Beni yolda karşıladı. Deniz kıyısına gittik. Bana “Birinden hoşlandım” dedi. Terk ettim bunu duyunca. Peşimden koşturdu. İttim. Vazgeçti sonra. Veli’nin evine gittim. Veli’nin arkadaşını arayıp beni çağırdı. Gitmedim… Ertesi gün Veli ile Tarsus’a gezmeye gittik. Hilal de peşimizden gelmiş. Ancak bizi bulamayıp geri dönmüş. Eve vardığımızda bizi kapıda bekliyordu. Kapıyı açamamış. Ağlamaklıydı. Eve girdik. Salona oturduk. Hilal ağlamaya başlayınca bir odaya geçtik. Veli’nin annesi rahatsız olmuş. Evi terk etmek zorunda kaldık. Otogara doğru çantam sırtımda yürümeye başladım. Hilal de kuyruk gibi peşimden geliyordu ağlayarak. Otogara gelince “Yalan söyledim. Kimseden hoşlanmadım. Seni kızdırmak için söyledim. Sen de bana aynısını yaptın çünkü” deyince affettim Hilal’i. Barıştık. Ve otobüse binip İstanbul’a gittim… Ablamda kaldım bir süre. Her gün Hilal’i arıyordum. Ankara’ya dönmek üzere Harem’e gittim. Ama Hilal’in çağrısına uyup Mersin’e bilet aldım. Mersin’e gittim ikinci kez. Bu sefer üç gün kaldım yalnızca. Parasını Hilal’in verdiği 5.sınıf bir pansiyonda kaldım tiksinerek. Sonra Ankara’ya geri döndüm. Neden sonra Hilal de döndü Eylül ayının başlarında.

SİP, kimlik çıkartma bahanesiyle beni İstanbul’a geri göndermişti Ekim ayı ortalarında. Yoldaşlarda kalmaya başladım önce. Sonra da ablama geçtim. Hilal’i her gün arıyordum. Çok geçmeden hasretime dayanamayıp İstanbul’a kapağı attı. Okuldan da kaçmıştı üstelik. Çapa’da Odtü’den yoldaşımız Esra Tetik’in ailesinin evinde kalıyordu. Her gün geziyorduk İstanbul’da. Bir gün Topkapı Sarayı’na girdik. Asya İrini’nin kapısından baktık ki içeride bir etkinlik vardı. Öğrendik ki 2.İstanbul Bienali varmış içeride. Giriş paralıydı ama. Bizim ise bilet paramız yoktu. Kendimizi acındırdık ve içeri giriverdik. Bir uçağa bindiğimiz hatırlıyorum en net olarak. İlginç şeyler vardı içeride… Sarayburnu’ndaki parkta oturuyorduk sık sık. Gülhane’de el ele tutuşup geziyorduk sürekli… Susurluk Kazası’nın yıldönümü dolayısıyla Balıkesir’de bir eylem yapılacaktı. Eylem için parti otobüs kaldıracaktı. Hilal’i Taksim’de otobüslerin durağına bırakıp ayrıldım… Kimlik işi uzamıştı. Abimin kimliği yerine Fatih Mustafa Şahin adlı bir kişinin kimliğini çıkarıp verdi bana partideki yoldaşlar. Ve isteğim üzerine beni geri Ankara’ya gönderdiler. Kasım ayının ortalarında İstanbul’dan Ankara’ya dönmüştüm. Hilal’e yeniden kavuşmuştum… Döndükten bir süre sonra Yenimahalle’de bir ev tuttum. Hilal de sık sık geliyordu evime. Bir iyi bir kötüydü aramız. Terk edip duruyorduk birbirimizi. Çocuk idik. Ve ilişkimizin kıymetini bilemiyorduk…

Ve geldik 1998’in Ocak ayına. Ocak’ın bilmem kaçıncı günü idi. Ömrümün en karanlık günü idi. Bir bunalımdaydım. Bir boşlukta idim. Bir günah keçisi arıyordum. Ve de buldum. Hilal’i günah keçisi ilan ettim. Ve Hilal’i terk ettim. Bunalımdan ancak böyle kurtulabileceğimi sanmıştım. Neyse. Hilal yılmadan ve de yorulmadan bir ay boyunca peşimden koşturdu ağlayarak. Kaldığım SST’deki odanın dolabına arkasında “Dostun” yazılı bir biblo bırakmıştı. Etkilendim ve dönme kararını verdim Hilal’e. Hemen Odtü’ye gitme kararı aldım. Maltepe SİP’i arayıp Ali Somel’in kimliğini ayarladım okula girebilmek için. İşimi garantiye aldıktan sonra da Hilal’i aradım “Yanına gelicem kimlik bulabilirsem” dedim. “Mutlaka gel. Maltepe’ye git birinden kimlik bul” dedi. Neyse. Odtü’ye gittim. 4.Yurdun kantininde beni bekliyordu Hilal. Dönme kararımı açıkladım. Oralı olmadı hiç. “Düşünmem lazım. Çok yıprandım” türünden bir şeyler söylemişti sanırım. Bir süre konuştuk ve SST’ye döndüm ben. Gece boyunca uyuyamadım. Sabah da bir şey yiyemedim. Gezmeye çalıştım gezemedim. Okumaya çalıştım okuyamadım. “Allah. Allah. Bana ne oldu böyle? ” dedim kendi kendime. SST’de doktor Önder Ergönül’e sordum, “Depresyon olabilir”” dedi. “Ben de dün gece aldığım İstanbul’a dönme kararımı Önder’e açıkladım. “Adalet ile konuş. Olur tabi. Neden olmasın” dedi. Ve ok raydan çıktı. Akşam Hilal ile buluştuk. Önce Yenişehir Postanesi’nden annem ve babamı aradım. Ağladım telefonda konuşurken. Sonra SST’nin altındaki tabldot yemek satan lokantaya girip yemek yedik. Hilal’e İstanbul’a dönme kararımı açıkladım. Ağlamaya başladı. Ben de ağladım. O sırada müzik kutusunda “Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş” şarkısı çalıyordu Üç Hüreller’in. Hilal konuşup kararımdan vazgeçirmeye çalıştı beni, ama ikna edemedi. Gece Hacettepe’de diş hekimliğinde okuyan Ispartalı Azize yoldaşın evinde kaldık. Ertesi gün parti işi için Aksaray’a gidecekti. “Birlikte gidelim” dedi. “Tamam” dedim. Sabah Aksaray’a gittik. Yol boyunca ağladım. Dönüşte ancak kendimi toparlayabildim. Ve sonunda Hilal ikna edebildi beni. SST’ye gidip rapor verdik Adalet’e. Adalet beni çağırıp “Yarın İstanbul’a gidiyorsun. Orada Uğur İşlek’i bulursun” dedi ve beni yolladı. Hilal ile konuştum. Ağladık. Kızılay’dan İstanbul’a sabah otobüsüne bir bilet aldık öncelikle. Sonra da Yenimahalle’deki Yelizgil’in evine gittik akşamleyin.

31 Mart 1998 idi. Sabahın bir erken vakti Yenimahalle’den metroya binip Kızılay’a geçtik. Saatler ileriye alınmıştı. Otobüsü kaçırmıştık. Bir yerde kahvaltı yaptık öncelikle. Sonra da bir fotoğrafçıda iki tane fotoğraf çekindik anı olsun diye. Servis ile Aşti’ye gittik. Vedalaşıp ayrıldık. Otübüs kalktı. El salladı bana. El salladım ona. Ve İstanbul’a doğru yola çıktım… Okmeydanı’nda oturan ablam Gülcan’ın evine gittim hemencecik. Ertesi gün de Kadıköy’deki SİP İstanbul il Örgütü’ne gidip Uğur İşlek’i buldum. Soğuk karşıladı beni. Durumumu sordu yalnızca. Bir şey de demedi. Hilal’i aradım birkaç gün sonra. Fotoğrafları almış ve SİP Beyoğlu’na göndermiş. Beyoğlu SİP’e gittim. Aşağıdaki posta kutusunda duruyordu Hilal’in mektubu. Alıp açtım hemen zarfı. İki fotoğraf ve bir de mektup vardı zarfın içinde. Hilal mektubunda bana dönmeyeceğini yazıyordu. Uzaktaymışım artık çünkü ve dayanamazmış buna. Neden sonra Odtü’den Cahide’nin İzmir’deki maliye lisesi’nden arkadaşı ve partili Erdem ile Çapa’da bir ev tutum. Erdem memleketindeydi. Telefonda anlaştık. Gelince depozitonun ve kiranın yarısını bana verecekti. Ben evi tutup yerleştim eve ve Hilal’i aradım. Mersin’deymiş. Ben de ertesi gün Mersin’e bilet aldım. Hemen Tarsus SİP’i aradım. Bir yoldaş ile konuştum ve Gökhan ve Orhan’ın ertesi gün bilmem saat kaçta Tarsus Tren Garı’ndan beni almalarını söyledim. Ve ertesi günü de Tarsus’a gittim. Akşama doğru Tarsus Tren Garı’nda Orhan ve Gökhan Per beni bekliyorlardı. Evlerine gittik. Üç kişilerdi. Orhan’ın okuldan sevgilisi bir kız. Gökhan ve de Orhan. Yemek yedik. Çay içtik. Ve cinci Gökhan’ın öncülüğünde sabaha kadar cin çağırdık. Ertesi gün Hilal’i aradım. Tarsus’ta buluştuk. Gökhangil’in evine gittik. Bir süre oturup çıktık. Hilal’i tren garından uğurladım… Sonraki gün Orhan’ın sevgilisi ve ben Mersin’e gittik. Hilal’in evini bulduk. Hilal ablası ile ağda yaptırmaya gitmiş. Ağdacıya gittik. Hilal’in çıkmasını bekledik. Hilal ile konuştum. Tersledi beni. Ağlayarak Tarsus’a döndüm. Ertesi gün Mersin merkeze gittik Gökhan ile. Sahil’de dolaşırken Hilal ve yeni sevgilisi Bilkentli yoldaş Özgün’ü bir teknede sarmaş dolaş bir halde gördüm ve de yıkıldım. Hilal inip yanıma geldi. Benimle konuşup beni yatıştırmaya çalıştı. Tersledim. Ve akşam da İstanbul’a döndüm. İntihar etmeye karar verdim. Hilal il ilişkimizin başladığı gün olan 1 Mayıs’ta ilaç alıp intihar edecektim. Hilal’e her gün bir kartpostalın arkasına şiir yazıp intiharımı bildiren mektuplar yolladım 21 gün boyunca. Odtülü yoldaş, ailesi Çapa’da oturan Esra Tetik’in ablası bir gün bir not bırakmış kapıma. Evden çıkarken fark ettim: “Hilal mutlaka aranacak” yazıyordu notta. Hilal’i aradım. Ağladı. “Yapma” dedi. İkna edemedi ama beni. Mektupları okuyup ağlıyormuş kahrından. Sinir krizleri geçiriyormuş. …

Ve geldik 1 Mayıs 1998’e. Bekledim ama Hilal gelip beni kurtarmadı maalesef. Ve onlarca ilaç alıp intihar girişiminde bulundum. Sabah uyandım ki ölmemiştim. Sapasağlamdım. Hiçbir şeyim yoktu. Kendimi toparlayıverdim. Bu bir işaretti. Demek ki Tanrı bile ölmemi istemiyordu. Bunda bir hikmet vardı. Ankara’ya dönme kararı aldım. Hilal’i belki yeniden kazanabilirdim. İstanbul SİP İl binasına gittim. Uğur ile konuşup kararımı açıkladım. “Tamam. Dönebilirsin.” dedi. Hilal’i aradım hemen. “Sen ölmedin mi” deyip dalga geçti benimle.” Sinirlendim. “Ankara’ya dönücem” dedim. İnanmadı. Neyse. Halletmem gereken işler vardı. Sonrasında dönecektim Ankara’ya. Ertesi gündü sanırım Hilal’i tekrar aradım. “Seni iki şey için arıyorum. Birincisi Ankara’ya senin için dönmüyorum. Hayatımı yeniden kurmak için dönüyorum. İkincisi seni silip attım hayatımdan artık. Bunları böyle bilesin! ” dedim. İnanmadı yine. Biraz anlatınca inandı ve ağlamaya başladı. “Boşuna mı bunca acıyı çektik? ” diye sordu. Ve “Ne zaman geleceksin? ” diye sordu. “İşlerimi halledince “ dedim. Telefonu zorla kapattım. İşlerimi bir hafta da halledebildim. Ailemden para aldım bir miktar ve Ankara’ya döndüm. SST’ye gittim. Adalet’i buldum. Parti üyeliğimin dondurulduğunu söyledi bana. Bir şans verilmesini istiyorsam halletmem gereken ev ve işi bulma meseleleri vardı. Bir de eski evimin senetlerini ev sahibinden borcunu verip alarak Ebru’yu kefaletinden kurtarmam gerekiyordu. SST’den çıkıp kaldığım eve, Sokullu’daki dayımın eşinin babasının evine gittim. İbrahim‘den borç istedim. Verdi. Önce borcumu ödeyip senetleri aldım Sincan’daki ev sahibinden ve Ebru’yu zor durumdan kurtardım. Adalet’e de haber verdim. Sonra ardarda ev ve iş buldum 1 hafta içinde. Ostim’de Emge Elektronik adlı bir fabrikaya girim vasıfsız işçi olarak. Asgari ücret ile. İncesu’da bir gecekonduyu kiraladım sonra. Hilal’i arayıp evimin anahtarını istedim. Bir sabah Odtü 4.Yurdu’nda buluştuk. Sabahlığıyla karşıladı beni. “Uyuyorum hala” dedi görür görmez. Ben ise “Anahtar” deyip avucumu uzattım. Anahtarı verdi. Ben çekip gittim. İki hafta Sokullu’da kalıp İbrahim ile aram bozulunca evime taşınmak zorunda kaldım. İşyerinden sigorta için fotoğraf istemişlerdi çok geçmeden. Bu bahane ile Hilal’i yeniden aradım fotoğraflarımı istemek için…

Çok geçmeden SİP’e yeniden gidip gelmeye başladım… İstanbul’dayken aşk acısı ile şairliğim tutmuştu ve şiirler yazmaya başlamıştım Hilal’e. Arada da Bolşevik Partiyi anlatan “Parti” adlı bir şiir yazmıştım Bertolt Brecht esintili. Partiye gidip gelmeye başlayınca şiirin çıktısını alıp Mithatpaşa’daki SST’nin ve Maltepe SİP’in panolarına asmaya başladım. Ve şiirim beğeniyle karşılaşınca da arkası geliverdi çok geçmeden. 2 Temmuz, 1996 Ölüm Orucu Direnişi, Bir deniz kuşunun hikayesi adlı şiirlerimi yazıp panolara astım. Son şiirim, metafor yoluyla Hilal ile ilişkimizi anlatıyordu… Bu arada Mamak SİP’e verilmiştim yeniden. Mamak SİP’e gidip gelmeye başlamıştım. Her akşam SST’ye de uğruyordum ama. Evime yakındı çünkü…

1998’in Temmuz ayı idi. SST’de bir parti toplantısı yapılıyordu. Hilal ile göz göze geldik. Ve o karşılaşmadan sonra “Gözlerimde bulutlanan” adlı şiirimi yazdım. Şiiri yalnızca Maltepe SİP’e astım. Büyükbaşların görmesini istemiyordum. Bana kızabilirlerdi çünkü. Yalnızca Hilal görsün istiyordum. Görmüş de. Birkaç gün sonra SST’de geçici olarak nöbet tutmak zorunda kaldım. Maltepe SİP’i aradım. Hilal gelip nöbeti benden devraldı. Eve gidecektim, ama bırakmadı beni “konuşalım” dedi. Ve o gece yüzleştik Hilal ile. O yüzleşme gecemizi anlatan “Giz ve düşlerimiz” adlı şiirimi yazdım birkaç hafta sonra… Aradan bir süre geçti. Mamak Sip’te nöbetçiydim. Hilal aradı. “Akşam Mersin’e gidicem. Nöbet tuttum gece Maltepe’de. Kalacak bir yere ihtiyacım var. Sen de kalabiliri miyim? ” diye sordu bana. Ben de “Tabi ki “ dedim. Kurtuluş’ta buluştuk. Anahtarı verip evimin adresini söyledim. Gitti. Peşinden ben de gittim. Kapıyı vurdum. “Kim o? ” diye sordu. “Benim” deyince kapıyı açtım. Ve ikinci kez yüzleştik. Akşam Mersin’e gitti… Önce “Giz ve düşlerimiz” adlı şiirimi, ardından da “Çakıltaşı” adlı şiirimi yazdım Hilal’e. Şiirleri postayla Mersin SİP’e Hilal’in adına yolladım. Eline ulaşmış. Ankara’ya dönünce öğrendim…

Eylül ayı başlarında Ankara’ya döndü. Mamak SİP’teyken beni aradı bir gün. “SST’de nöbetçiyim. Gece nöbetçisi gelmedi. Yerine sen gelebilir misin? Hatta sürekli sen kal onun yerine benden sonra. Ben ayarlarım.” dedi. Ben yanaşmadım hiç. Belli ki benimle görüşmek için bahane arıyordu. Dolaylı yolları kullanıyordu ama. Ben ise açık olmasını istiyordum. Ve gitmedim nöbete. Şimdiki aklım olsa giderdim ama. Belki de yeniden bir şeyler filizlenebilirdi aramızda…

Eylül’de üniversiteler yeniden açılınca Tarsus’tan bir yoldaş ile Dikimevi’nde 2+1 bir ev tuttuk. Çok geçmeden Odtü’den Esra’nın sevgilisi Koray yoldaş da yanımıza taşındı. Tarsus’tan gelen yoldaşın sevgilisi Gazi’de okuyordu. Partiden Hacettepe’de okuyan Meltem Sayar ile sık sık geliyordu evimize. Meltem benim odamda kalıyordu. Ve bir gün Meltem ile ilişkimiz, doğaçlama bir şekilde başlayıverdi… Bir ay sonra en alt kattaki daire boşaldı. 3+1’lik daireye taşındık. En güzel odayı ben aldım. Gazi’de okuyan bir yoldaş daha yerleşti evimize… Çok geçmeden öğrendim ki partiden ayrılmıştı Hilal. Bir gün Nazım Kültürevi çıkışı Hilal ile karşılaştım. Konuşmaya çalıştım ama benimle konuşmak istemedi nedense… Meltem ile ilişkimiz çok kısa sürdü. 3 hafta sonra durup dururken beni terketti…

Ve geldik 13 Aralık 1998’e. Sıhhiye Meydanı’nda bir miting vardı. Büyük eylemlere firari olmama rağmen katılabiliyordum. Mitingde Meltem ile konuşmaya çalıştım ama oralı olmadı hiç. Partiden sorumlu bir yoldaş eylem sonrası SST’ye uğramam gerektiğini, Adalet yoldaşın beni görmek istediğini söyledi. Eylem bitince SST’ye uğradım. Hava erken kararıyordu ve akşam erken inmişti Ankara’ya. SST’ye vardım. Bölge Komitesi toplantı halindeydi. Toplantı odasına girdim. Bana partiden atıldığım bildirildi. Nedeni ise söylenmedi. Moralim sıfır idi. Kahrolmuş bir vaziyette SST’den çıktım. Mithatpaşa Caddesi’nden aşağı doğru öfkeyle yürümeye başladım. Tam pastanenin köşesini dönerken kararımı verdim. PKK’ye katılacaktım. Dağa çıkacaktım. Kararımı verir vermez yatıştım. Kendime geldim. Toparlandım. Dikimevi’ndeki evime doğru yürünmeye başladım bir iç ferahlığıyla. Bir muhtarlığın önünde gençler toplanmış Metalllica’yı dinliyorlardı. Aklıma Hilal’i aramak geldi. Hilal’i anlattım. Durumu anlattım. Kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim. İnanamadı bana ve “Hayır! ” dedi. Ben eve uğramadan Odtü’nün yolunu tuttum. Kızılay’dan otobüse binip arka kapıdan Odtü’ye girdim. 4.Yurdun yolunu tuttum. Cahide’yi çağırttım. Geldi. Sohbet etmeye başladık. Neden sonra Hilal de geldi. Oturmak istemedi önce. İkna edince oturdu. Cahide ayrıldı. Hilal ile baş başa kaldık. Hilal’e dağa çıkma kararımı açıkladım. Beni vazgeçirmeye çalıştı tam da inanmayarak bana. Bir saat kadar sohbet ettik. Sonra da ayrıldık…

17 Aralık 1998 idi. Bir sorun vardı. Dağa çıkacaktım, ama şiir defterlerimi emanet edecek birini bulmalıydım. Hilal geldi aklıma. Hilal’i aradım. Kabul etti önerimi. Odtü’nün yolunu tuttum yeniden. Hilal ile 3. Yurdun kantininde buluştuk bu kez. Yeni yurduna taşınmıştı. İki tane şiir defterimi, Trio Aksak’ın “İlk” adlı kasetini, Timur Selçuk’un “İspanyol Meyhanesi” adlı kasetini”, Ezginin Günlüğü’nün “Alagözlü Yar “ adlı kasetini ve de bir kaç fotoğrafımı çıkarıp verdim Hilal’e. Bana bir şart sundu. Emanetler sevgilisi olan Özgün de kalacaktı. Mecburen kabul ettim. Başka da bir şansım yoktu. Fotoğrafları almak istemedi ama. Ben bir tanesini alıp yırtmaya başlayınca “Dur. Tamam. Fotoğrafları da alıcam” dedi hemen. Ve fotoğrafları da aldı. Bir süre çay içip sohbet ettik. Ve ayrıldım. Minübüse bindim. Tam camdan dışarı baktım ki Hilal’i Odtü Sokak’ında bana doğru bakarken gördüm. Bana el sallıyordu. Ben de ona el salladım. Ve Hilal’i son kez görmüş oldum. İlk aşkımı kalbime gömerek dağın yolunu tuttum…

Devrim Boran 5
Kayıt Tarihi : 19.10.2019 19:14:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!