Niliyar Şiiri - Orhan Bektaş

Orhan Bektaş
112

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Niliyar

Niliyar
Ellerin değince elime
Kalbim yeni kanatlanmış kırlangıç kuşları gibi çırpınırdı
sonra seni bir titreme alırdı
alırdın beni yalnızlığın hoyrat ellerinden Nili
Sonra uçardık üveyiğin kanatlarında
yollar geçerdik
geçmezdik yağmurlardan
ıslanırdık gecelerin yıldızlarını doldurup gözlerimize
uykular biriktirirdik düşleri ikimiz olan...
Sonra sen Nili
otururdun kalbimin göğe bakan yanlarında
göğsüne yasladığım başımda
şefkatinin en merhametliliği dururdu
ellerin ellerin parmak uçların
yaralarımın merhemi olurdu.
Ah Nili
akşam oluyor
mavi bir tutku kaplıyor önce göğü
sonrası zifir sonrası elem sonrası karanlık
sensizlik tenime saplanmış dikenli bir çıban...
gözlerini yolla nili
gözlerin ay ışığıdır rüylarıma
ki sen seversin ayın şavkından şarkılar dinlemeyi
bana da ninniler söyle bu gece
denizin yanaklarından süzülen yakamozlarla...
Göçmen kuşlar göğü sahipleniyor Nili
kurak topraklara koşmadan
düşmeden incileri bulutların
içim zırıl zırıl ağlıyor
dilim adına sarılmış çözülmüyor
gölgemizin suya değdiği yerden vuruluyorum..
Ben aynı ben Nili
Dizmedim tabutumun çivilerini
Yani ölmedim yani kurumadı ağacımız
etrafımız kabuk etrafımız yosun
sen çevir başını dal uçlarıma bak
hala yeşil başaklar veriyorsa
topla umudunu ve sarıl sar sarabildiğin kadar
erit gecelerin ıssızlığını
kalbin yeter buna biliyorum
sevdanı dirilt nefesinde yeniden.
son nefesteyim
bir dokunman bin cana bedeldir şimdi....
Ve sen Nili,
ne zaman gitmeye kalksan
dağların temelleri sarsılır,
kırılır kanatları göçmen kuşların...
Ah Nili
bir bakışınla söndürürdün şehrin tüm ışıklarını istesen
İstesen deniz fenerleri yanardı ışıltınla
Yürüdüğünde kaldırımlar titrerdi
sen elini kaldırdığında
bütün kuşlar havalanırdı özgürlüğe...
Seni soruyorlar Nili
diyorum ki topraktır
içinden nehirler akan münbit bir ovadır
ilkbaharda çiçekler açar göğsünde
anasıdır bütün kelebeklerin
bal toplayan arıların kraliçesidir sonra...
Sararan buğday başakları
rüzgarla dans ederler
saçlarıdır uçuşan yusufçuklarla
çeltik tarlalarına düşen gölgelerde....
Sonbahardır diyorum
sararan yaprakları toplar eteklerinde
ormandır diyorum derinliğinde
üşüten korkutan bir yanı vardır ıssızlığında...
Seni soruyorlar
Anadoludur diyorum yurttur gönlüme
Araratın eteklerinde uçuşan rüzgardır
Erciyesin doruklarına sarılmış kardır
yardır yarendir
tren istasyonlarında hasretten yüreği kavrulmuş
asker oğlunu bekleyen
ya da nöbette vurulmuş yavuklusundan
bir haber gelir umuduyla
posta katarını gözleyen genç kızdır.
ıslak mendiliyle sızlayan yüreğini
avucunda tutup umutla.
Kimse bilmez Nili
kimse görmeden yazıyorum şiirini senin.
Bırakalım her şeyi bir kenara
dağlar ovalar nehirler hepsi bir yana
sesini duymayalı aylar olmuş Nili.
Yatalak hasta gibi pencerenin kenarına uzanıp
içeri sızan rüzgarın sesinde duyuyorum sesini ,
sıcaklığını hissetmek için yüzümü camlara dayıyorum birde.
Ve ben biliyorum ki Nili
ruhum her gece senin kucağında uykuya dalar.
Senin ellerin dokunur saçlarıma
ve gece uzun uzun hasret türküleri mırıldanır
yıldızların ışıldayan sesiyle kulağımıza...
Ve günlerden bir gün
suların güneşte yandığı bir gün
rüzgarın dallarda uykuya daldığı bir gece
yıldızların körebe oynadığı bir zaman
ben yine seni düşünüyor olacağım Nili...
Gemiler uzak limanlara taşıya dursun yokluğunu,
hınca hınç insan kalabalıklarının içinde
tenim yanık buğday sarısı
saçlarım kirli beton grisi
seni arayacağım şehrin arsız sokaklarında
kaybolduğunu bilerek üstelik...
Sen ki ne zaman sussam anlardın ağrıdığını başımın
dilim damağıma yapışır seni düşündüğümde bilirsin.
Çünkü sen değersin Nili
sensiz olan her şeyin karşısında
ben ise değersiz bir kıtmirim peşinde kıymetini arayan...
Ruhumsun sen Nili
o uzak şehrin sokaklarından
çok daha önce duyumsamıştım bunu.
Henüz tutamamışken ellerinden
ve dilim söylememişken damağıma yapışmış kelimeleri.
Ruhumsun bu yüzden ayrı durmuyor hiç bir şiir aklımdan.
Kalbimi dağıtıp dağıtıp
yeniden topluyorum her akşam
şehrin sokak lambalarının altından.
Belki yine gelirsin
saat gecenin orta yerinden ikiye ayrıldığı bir zamanda.
dağılmış bir pazar tezgahını toplar gibi
toplarız savrulan yanlarımızı
aşktan sevdadan ayrılıktan arta kalan ne varsa.
Kalın kitaplar okudum Nili.
içinde binlerce hece
ve acıdan mayalanmış kelimeler
ketre gibi dizildi dudağımın kıyısına.
Hangi sayfayı çevirsem
yüzünün kıvrımları yansıdı gözlerime hasretten.
geçen zaman rüzgarın şımarıklığına kapılmış.
Sayfaları tarumar olmuş bir kitap gibi duruyor avucumuzda.
dilimin zemberiğinde asılı duruyor hikayelerimiz.
Ah bu yağmur mevsimleri
en çak gözlerime yarıyor.
Her damlaya muhtacım
tuz dolu kirpiklerimi Islatıyorum
göğe bakıyorum mütemadiyen göğe sakladığım gözlerine.
Orhan Bektaş

Orhan Bektaş
Kayıt Tarihi : 31.12.2019 21:47:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!