İslâmda Mezheplerin Yeri ve Çıkış Nedenleri

HİKAYE VE ŞİİR YARIŞMALARINA BAŞVURU İÇİN SON GÜN 21 ŞUBAT!
Hanifi Kara
3124

ŞİİR


49

TAKİPÇİ

İslâmda Mezheplerin Yeri ve Çıkış Nedenleri

İSLÂMDA MEZHEBLERİN YERİ ve ÇIKIŞ NEDENLERİ

Bu konuyu ele almamın ana nedeni, bazı Müslüman kardeşlerimizin, “dört mezhepten başka mezhep yok” şeklindeki görüşlerini düzeltmek ve onları bu konuda bilgilendirmektir.

Mezhebin sözlük anlamı, gitmek, izlemek, gidilen yer ve yol demektir. Mecâzi olarak kişisel görüş, anlayış, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır.

Terim olarak bir müçtehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ve hukuk sistemini dile getirir.

İslâm tarihinde, mezhep kelimesi genel olarak itikadî, fıkhî ve siyâsî görüşlerin tamamı için kullanılmıştır.

Bazı mezhep tarihçileri, İslâm mezheplerini Hz. Peygamber’den rivâyet edilen bir hadise göre taksim etmişlerdir. Bu hadiste Yahudilerin yetmiş bir, Hıristiyanların yetmiş iki, İslâm ümmetinin ise yetmiş üç fırkaya ayrılacağı, Müslümanlardan cehennemden kurtulacakların Resûlullah’ın ve ashabının yolunu takip eden fırka (başka bir rivâyette de birlik ve beraberlikten ayrılmayan cemaat) olduğu beyan edilmiştir.

Bu hadisi baz alan bazı âlimler, bu sayının çokluktan kinaye olmayıp hakiki sayı olduğunu, bazıları da bu rakamların sadece çokluk ifade ettiğini, bazıları ise bu hadisin sahih olmadığını iddia etmişlerdir...

Hz. Peygamber (sas) hayatta iken sahabeler arasında her hangi bir ihtilaf yoktu. Dinle ilgili bir problemleri olduğu zaman Resulullah’a sorar ve o problemlerini hallederlerdi. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer devirleri ile Hz. Osman’ın hilâfetlerinin ilk yıllarında da herhangi bir ihtilaf yoktu. Hz. Osman’ın şahâdetinden sonra tehlike arz eden siyâsi ihtilaflar çıktı. Özellikle hakem olayından sonra ilk siyâsî ayrılık ve bidat mezhepleri de kendini göstermeye başladı.

Mezheplerin çıkış sebeplerini ana hatlarıyla şöyle sayabiliriz.
1- İslâm coğrafyasının genişlemesi
2- İnsanların anlayış ve idrak seviyelerinin farklı oluşu
3- Yeni Müslüman olan milletlerin eski inanç ve adetlerinin etkisi
4- Hilâfet münâkaşaları ve bunun neticesinde ortaya çıkan fitne ve iç savaşlar (ölen ve öldürülenin durumu... gibi)
5- Eski Yunan, Hint ve İran felsefesinin Arapça’ya tercüme edilmesi
6- Bir takım kıssacı ve hikâyecilerin anlattığı İslâm’la bağdaşmayan hikâyelerinin İslâmi kitaplara girmiş olması
7- İslâm dininin insanlara verdiği geniş fikir hürriyeti
8- Mânâları açık olmayan âyet ve hadislerin yorum farklılıkları
9- Arapça’nın gramer ve belâgatını bütün incelikleriyle bilememe
10- Delilsiz hüküm verme, başkalarını delilsiz taklit etme
11- Metot ve ölçülerin farklı oluşu... gibi.

İtikadi konularda ihtilaf zararlıdır. Usul-i dinde (akaidde) ihtilaf bid’at ve sapıklığa götürür. Sapıklıkta zamanla insanı küfre düşürür. İtikadi konularda ihtilaf câiz değildir, haramdır.

Ameli (fıkhi) konularda ise ihtilaf câizdir. Hatta âlimler arası rahmettir. Bir müçtehit içtihadında isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap alacağı bildirilmiştir. (Buhari ve Müslim)

Hz Peygamber (sas) Muaz İbn Cebel’i (v.19/640) Yemen’e vâli olarak gönderirken ona sordu.
“Ne ile hükmedeceksin? ”
Hz. Muaz
“Allah’ın kitabıyla”
“O’nda bulamazsan.”
Hz. Muaz:
“Resullullah’ın sünnetiyle hükmederim”
“Bunların ikisinde de bulamazsan ne yaparsın.” diye sorunca,
Hz. Muaz:
“O zaman reyimle içtihat ederim.” dedi.
Resûlullah da bu cevaptan memnun kalarak;
“Resûlünün elçisini, resûlün râzı olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamd olsun.” dedi.(Ebû Dâvût, Ahmet b. Hanbel, Müsnet) Böylece içtihada izin verilmiş oldu. Ancak yapılan hiçbir içtihat kitap ve sünnete aykırı olamaz, kuralı getirildi.

İslâm tarihinde zuhur etmiş mezhepler ise başlıca üç kısma ayrılır.

1- Siyâsi mezhepler
a- Nasıba: Hz. Osman ve Hz.Muaviye taraftarları
b- Şia: Hz. Ali taraftarları
c- Hariciler: Hz. Ali’ye ve Hz. Muaviye’ye karşı çıkanlar.

2- İtikadi mezhepler. Ehl-i Sünnet ve Ehl-i bidat diye iki kısma ayrılırlar.
a- Ehl-i Sünnet mezhepler. Bunlarda iki kısma ayrılırlar. Selefiyye, Halefiyye veya Matüridi ve Eş’ari diye
b-Ehl-i bidat mezhepler: Bunlarda kendi aralarında iki kısma ayrılırlar.

Küfre düşmeyenler. Kaderiye, Mutezile, Zeydiyye, İmamiyye, Kerramiyye, Naccariyye, Hasaviyye, Cebriyye ve Hariciyye’nin bazı kolları.

Küfre düşenler. Meymuniyye, Yezidiyye, Nusayriyye, Dürziyye, Batıniyye-i Nizariyye, Babilik ve Behailik...

3- Fıkhî mezhepler, Bu mezhepler kitap ve sünneti esas alır ve iki kısma ayrılırlar.
a- Bugün için tâbileri bulunanlar. Hanefî, Şâfî, Mâlikî, Hambelî, Zeydiyye, Câferiyye ve Zâhiriyye...
b- Bugün için tâbileri kalmamış olanlar. Abdullah b. Şübrüme (v.144) , Abdurrahman el-Ezvai (v.157) , Süfyan es-Sevri (v.161) , Muhammed b. Abdurrahman b. Eb-i Leyla (v.148) , İshak bin Rahuye (v.238) , Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi (v.310) , Leys b.Sa’d (v.175) , Müzeni (v.264) ve Ebu Sevr İbrahim b. Halit muhammed b. İshakb. Huzeyme (v.311)

Bu arada Zeydiyye ve Caferiyye mezhebinin Ehl-i sünnet dediğimiz dört mezhepten ayrıldıkları bazı konulara değinmek istiyorum.

Zeydiyye mezhebinin ayrı düşündüğü bazı konular,
Mestler üzerine meshin meşru olmadığı
Ehl-i kitabın kestiğinin haramlığı
Ehl-i kitap kadınlarla evlenmenin haramlığı
Cenaze namazında beş tekbir alma
Ezana “Hayya ala-hayrı’l-amel” sözünü ilâve edilmesi
İmamiyye’nin câiz gördüğü mut’a nikâha cevaz vermezler
Fâcir ve fâsık kimselerin arkasında namaz kılmak câiz değildir derler...

Caferiyye (İmamiyye) mezhebinin ayrıldığı konular.
Mut’a nikâhın meşruluğu
Talaka şâhit tutmanın gerektiği
Ehl-i kitabın kestiğinin yenmeyeceği
Ehl-i kitap kadınlarla evlenilmeyeceği
Mestler üstüne meshin caiz olmadığı
Ezan ve teşehhütte “Eşhedü enne Ayiyyen veliyyullah” ibâresini ilâve edilmesi
Hz. Ebû Bekir, Hz.Ömer ve Hz. Osman devlet başkanıdır, fakat imam değildir
On ikinci imam (Muhammed Mehdi) ölmemiş, göğe çıkarılmış ve bir gün dönecektir
Ruhun dünyaya geri döneceğine inanma... vs.

Bu saydığımız konular dikkatlice incelendiği zaman hepsinin ameli konular olduğu, itikatla ilgili olmadığı ve içtihattan kaynaklandığı anlaşılır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, hiçbir mezhep sâhibi, ben mezhep kuruyorum diye ortaya çıkmamıştır. Halk güvendiği ve kendisine yakın bulduğu âlimlere soru sorarak onların verdiği fetvalara göre hareket ederek etrafında yer almışlar ve böylece mezhepler doğmuştur.

Bir insan ya müçtehittir ya da mukallit. “Mukallidin (taklit eden) mezhebi olmaz”, o bir müçtehide tâbi olur. Ayrıca, akaitte şöyle bir kural vardır. “Ehl-i kıble tekfir (küfürle suçlama) edilemez.”

Eğer bizler, İslâm’ın temel taşı mesâbesinde olan o müçtehit imamları hafife alır onların yerine ne idüğü bellisiz, bâzı içleri boş prof’ları ölçü olarak alırsak, ortada ne din, ne de mezhep kalır...Unutmayalım...

Hanifi KARA

Kaynaklar:
1- Şâmil İslâm Ansiklopedisi cilt 5
2- İslâm Fıkıh Ansiklopedisi cilt 1
3- Rehber Ansiklopedisi cilt 12
4- İslâm Fıkhi Mezhepler Tarihi - Prof. Muhammed Ebu Zehra
5- İslâm Mezhepleri Tarihi - Hayati Ülkü

Hanifi Kara
Kayıt Tarihi : 15.8.2009 00:04:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!