Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

ZELIHA Konulu Şiirler - zeliha Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "zeliha" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "zeliha" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. zeliha Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

153  

-♥ -MAVİYILDIZINOĞLU O BİR DOST (TOPLU MESAJ)










........... devamı >>
 
Erhan Demir
    
    
    

154  

KENDİ HİKÂYESİNE AĞLAMAK

KENDİ HİKÂYESİNE AĞLAMAK

1

Aslında belki de kendi hikâyelerimizi sevmiyoruz, kendi hikâyelerimize acıyoruz; kendi hikâyelerimizi sevilecek hale getirmek gerekiyor. Yaşadığımız dünyada biz ne doğduğumuz yeri ve ülkeyi, ne de koşullarımızı seçmedik. Devasa bir zindanda önümüze çıkan yolların çoğu aynı yere gidecekti. Önceden çizilmiş ama bizim göremediğimiz sınırları aşmamız olanaksızdı. Ortak noktalar diye sonuçta ne çıktı diğer insanlarla kişi arasında: daha çok kendi meslek ve iş dallarından, ekonomik düzeyi yakın olanlarla kurdu kişi, aşklarının çatısını, arkadaşlıklarını ve evliliğini. Herkes kendi yaşam oyununda figüran kalmanın acısını yaşadı. Bir dağ köyüne tayin ettikleri yeni öğretmen, orada daha önce alıştığı dünyanın dışına ayak uydurmaya çalışırken, hayat akmaya devam ediyordu. Aylar sonra yanına tayin edilen bayan meslektaşı, dağ başı yalnızlığına düşmüş bir yıldızdan başka ne olabilirdi. Hala kerpiç evlerin kuytuluğunda ömür yeşertip gençlik solduran bir hayat vardı burada. Bu hayatın türküsünden ağıdına kadar nüfuz edebilmek çok farklı bir donanım gerektiriyordu kuşkusuz. Orada geçen zamanda, akşamları iniveren karanlık yalnızlıklar ikisini birbirine itmesin de ne yapsındı. Başka bir seçenek çoğu kez olmaz. İstanbul’dan İstiklal Caddeli akşamlardan, Ankara’dan Yüksel Caddesini solumalardan, terkedilmişlik kokan ıssızlara düşenler, birbirine sarıla sarıla oralara alışır, karışır, dönüşür. Buna aşk derler. Eğer bu koşullarda karşılaşmasalardı asla birbirine âşık olmayacak iki insandılar. Ve yaşadıklarının aşk olmadığını anladıklarında aradan yıllar geçmiş, üç çocukları olmuş ve artık büyük kente tayin olabilmişlerdi. Geride çok bir dost da kalmazdı genelde. Bir zaman haberleşilir, giderek bağlar kopar: herkes farklı bir iklimde kendi serüvenini, kendi kuytusuna kanar gider. Hep geriye bakarak yaşamalarla dolu değil miyiz? Yanlış deyip bitirdiğimiz yerde, bir kolumuz mudur hayatımızdan kopup giden: yoksa hayatımızdan kopup giden yanlış yaşanarak harcanmış yıllarımız mıdır? Acısı geçmeyen bu mudur? Seçeneğimiz nereye kadardı ki biz yanlışı seçtik. Seçemeyip de ömür boyu,”kaçırdım” diye yakındıklarımız, bize ait miydi, yoksa sadece, kafamızda üreterek “bize aitleştirdiğimiz”,belki seçmiş olsak, kısa sürede kırılacak olan hayallerimiz miydi? Sonsuz gökte gidecek yeri olmayan kuşlar kadar özgürdük ve altta diken tarlaları vardı. Ne yaşasak, nereye konsak kanayacaktık belki de. Bu yüzden yaşadığımız hikâyeler, istediğimiz hikâyeler değildi, biz onlara ağlayıp kanamaktayız şimdi.
........... devamı >>
 
Adnan Durmaz
    
    

155  

KARANFİL EK GÖĞSÜME (5)

12
Çukur şakakları üçer dövmeli, göz kapakları alkol yorgunuydu. Cebi boş, serseri mahalle kabadayısı gibi göğüs kabartıyor, onun sarhoş ağzıyla da tehdit ediyordu.
“Allah belâmı versin! Anladın mı, Mehmet Murtaza Öztürk... Kanuna göre takılan isimler baş tacımızdır. Bizimkiler, “kendi halinde biri” diyorlar. Şahsen hiç görüşmedik. Anlarsın, büyük baş dertsiz olmaz! Vatan, millet meselesi... Buralar bizden sorulur. Kan davasında zorlanırsanız Üçüncü Öğrenci Yurdu’na damlarsın! “Nevşehirli Niyazi” dedin mi, tamamdır işin. Anladın mı, amca bey? Yardımseverdir bizimkiler. Kaç okul değiştirdik... Ne sıralar eskittik! ” Sağ yanağını ikiye ayıran ve estetik bir ameliyatla cildi düzeltilen yara izini kaşıdı: “Serüvenimiz bir hizmeti ifade eder. Hesabı ise her kantara vurulmaz! Biz ayırım yapmayız; Elazığlı’yız, Niğdeli’yiz, Pötürgeli’yiz. Kısacası her yerliyiz ve her yerde görevimizi biliriz! Kimlerle dirsek çürütmedik ki... Kuzular masaları doldursun gündüzleri, bazı gecelerin efkârı bize yetiyor... Kan lâzım olursa Mizgîn’in arkadaşları bize müracaat etmeliler. Yoksa karışmam; bizimkiler hem usludur, hem de yaramaz! Sözlerimin sonuna tek hedef noktası koyuyorum...“ dedi ve yengeç yürüyüşüyle çekilerek, beylik adımlarla uzaklaştı.
........... devamı >>
 
Abdullah Karabağ
    
    
    

156  

KARANFİL EK GÖĞSÜME (4)

9
Küremsi, kemiksi görünüşleri dışarılarda, güçlü tabanlarıyla toprağa kilitlenmiş, yamyassı, dev su kaplumbağası gibi onlarca saylak zeminin üzerinde; okul öncesi çocuklarının vazgeçilmez günlük eğlencelerine ve hayalî yarışlarına bineklik eden, masal kahramanı hayvan gruplarına göre de her gün koşu veya uçuş güzergâhları yeniden belirlenen; bireysel ve kümesel yarışlara oyuncak kayalar. Yarışan çocuk düşüyle; kelebek kanatlı, kuş boyunlu, aslan bacaklı, kurt burunlu, tavşan başlı, uçan balık dümenli...kayalar. At gibi yerlerde, kuş gibi göklerde, balık gibi sularda uçan kayalar! Ayak ve kanat parçaları, her gün canlı hayvan sürtünmeleriyle yağlanan ve sabit sürücü kaskları elden ele değiştirilen kayalar. Renk tonlarıyla, koca bir timsahın tekmil gri inceliklerine öykünen kayalar. Ev, avlu, soğanlık, ağaçlık, çevlik duvarlarının taşlarıyla dip dibe uzanıp uyuyan evcil kayalar.
........... devamı >>
 
Abdullah Karabağ
    
    

157  

AŞK MEYİMİZ, GÖNÜL MEYHANEMİZDİR! ..

Dünya ki gam yurdu, gamhanemizdir,
Dava ki beyhude, bahanemizdir.
Bir yer ki yâr orda, demhanemizdir,
Aşk meyimiz, gönül meyhanemizdir.
........... devamı >>
 
Muammer Bilim
    
    
    

158  

GIDAMIZ AŞKTIR BİZİM

Gönül damak lezzetimiz, vallahi aşktır bizim,
Hem sıfatı meşrebimiz, billahi aşktır bizim.
İtikadı mezhebimiz, tillahi aşktır bizim,
Günahımız; sevgiliyle dem be dem meşktir bizim.
........... devamı >>
 
Muammer Bilim
    
    

159  

KARANFİL EK GÖĞSÜME (3)

6
Dahiliye Bölümü’nün resepsiyonu, alışılagelen hasta deyişiyle “Hemşire Odası,' 214 Numaralı Oda’yla karşı karşıyaydı. Duvarlarından küçük kapılarla iç salona açılan odacıklar, gece görevlilerinin kaçak uykuları için bulunmaz zulalardı. Resepsiyonun sağına kondurulan Asistanlar Odası, uzun ve genişçe bir salondan ibaretti. İç düzenlemesi oldukça sadeydi: İki sıra halinde formika masalar, sandalyeler konulmuştu. Sağ duvar boyunca monte edilen gevşek kınnap dokulu, iyodî kılıflı tahta sedir, kanepe işlevini görüyordu. Köşede; antika ceviz sehpaya alınan eski model dev grundig radyo, bir dönemin değerli iletişim ve eğlence araçlarını artık tek başına, müzelik sıfatıyla temsil etmekteydi. Oda karanlıktı, ışıkları yakmadan kullanmak pek mümkün değildi. Bu odalarınki dahil olmak üzere onlarca başka odanın da yükünü alan koridor, güneye bükülür bükülmez Asistanlar Odası’nı sağına alır ve biter. Öbür yanı özel koğuşlardır. Bu bölüm, bölgenin yüksek devlet yetkilileri ve kentin elit tabakası için her an hizmete hazır tutulurdu. Dayalı döşeli, banyolu, tuvaletli odalar tek veya çift kişilikti. 214 Numaralı Oda’nın solunda, koridorun sağa kırılan köşesinde yer alan on kişilik koğuş ise Dahiliye Bölümü’nün en büyük hasta kabul odasıydı.
........... devamı >>
 
Abdullah Karabağ
    
    

160  

İSLAMİ İSİMLER VE BEBEKLERİNİZE KOYMANIZI TAVSİYE ETTİĞİM TÜRKÇE...İSİMLER.......ANLAMLARI İLE BİRLİKTE.......ÇOK ÖNEMLİ..!

YAZMAYA DEVAM EDİLİYOR YAZI TAMAMLANMADAN
YAZILANLAR TAM DOĞRU DEĞİLDİR..!

AMA İSTERSENİZ BU YAZININ TAM BİTMESİNİ BEKLEMEYİP
AŞŞAĞIDAKİ İSİMLERİ KENDİNİZDE TAKRAR TEKRAR ARAŞTIRIP DOĞRU İSİMLERİ BULABİLİRSİNİZ.

Not:Bu yazıda hatalar varsa lütfen bana bildirin..!
MSN:hasanbeyan.com@hotmail.com Cep.0.537.588.04.07


SEÇTİĞİM BÜTÜN İSİMLER BUKADAR
VAKTİM OLURSA İNŞAALLAH
BU İSİMLERİDE BİR DAHA ELEMEYE ÇALIŞACAĞIM..!
........... devamı >>
 
Hasan Beyan
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 05:40:24

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim