FUTBOL TAKIMLARINI KONUŞUYORUZ! Tuttuğunuz takım için yazılanları okumak için logosuna tıklayın.

Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

YILLAR SONRA Konulu Şiirler - yillar sonra Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "yillar sonra" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "yillar sonra" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. yillar sonra Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
<< Önceki Sayfa

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7

 
    

49  

SENİ TANIMAK YENİDEN DOĞMAK!

Bilmem kaç zaman önceydi;
Yaşam ağırlığınca yüklenince omuzlara, rakamların ne önemi var nüfusta.
Dünyaya ilk ”Merhaba” deyişimin sabahında, sen dünyaya gelmiş miydin?
Yoksa hastane odasında yankılanan ağlayışımın sesi, benden önce dünyaya gelmemiş olmamanın sebebi miydi?
Kim bilir, kim bilebilir ki? Yaşama “merhaba “deyişimizde belki de evet belki de ilk inci tanelerimizi döküşümüzde kaderlerimiz birleştirilmişti...
Yürümeye başladığım ilk adımlarım geliyor da aklıma, yüzümde bir tebessüm bir kalem, bir kitap, bir oyuncak…
Boncuk boncuk bakan gözlerim seni görseydi, o an karşısında 'Hadi gel! Gel! ' diye bağıran sesin, tutmak için uzanan ellerin sahibi sen olsaydın;
........... devamı >>
 
Birsen İbrahimhakkıoğlu
    
    
    

50  

HER GÜN BİRKAÇ SATIR SENDEN

Her Gün Birkaç Satır Senden

Öyle zorki, gözlerine bakıp gözlerimle anlatamadıklarımı
Yüzüne bakıp sözlerimle anlatabilmek.
Öyle zorki, sana hislerimden bahsedebilmek
Kendimi durdurup, seni uzaktan sevmeyi denemek.

Korkuyorum belkide, içimdeki seni, dışarı çıkarmaktan
Sözlere döküldüğünde, hayallerimden uzak kalmaktan
Seni daha az görmekten, sana daha uzak durmaktan.
Hatta içimdeki senden vazgeçmek zorunda olmaktan.
........... devamı >>
 
Emre Şenkal
    
    

51  

ALIŞTIM GİTME!

Kapıdan ilk girdiğin günü anımsıyor musun?
Dirseklerimi masama dayamış,
Ellerimi çenemde birleştirmiş,
Kalemliğin yanında duran fotoğrafa,
Dalgın dalgın bakıyordum.

Ahşap çerçevenin içinde,
Kimi yerleri kırılıp, bükülmüş,
Sonra yeniden düzeltilmiş,
Solmuş bir fotoğraf vardı.
Üzerinde yol yol yılların izi olan,
Siyah, beyaz bir fotoğraf.

Fotoğrafta bir kadın, bir çocuk mu vardı?
Yoksa; bir adamla, bir kadın mıydı?
Ya da; bir adam, bir çocuk, bir kadın mı?
Anımsamıyorum şimdi.
........... devamı >>
 
Leyla Ayyıldız
    
    
    

52  

İÇSEL MÜDAHALELER: BUNUN İÇİN AÇILAN BİR KEÇİ YOLU

Gelişmediğini varsayacak olduğunu zihinin,
alıp da kafaya attığımız onca, ne oldu?
Arttıran, her bir kolon nöron bağlarını?
:Zaman, zihinde yok mudur? dışta, geçiyor.
Böyle bir çelişkiden mi, indirgendi harp?
Beş, altı bin yıl önce de yıkıp yağmalayan,
köle edinimini başlatan insan; bir karar
nerede kıldı, milyon yıllar içerisinde …
Bu alışkanlıklar yavaş yavaş gelişmenin
bir ürünü ise, biz nasıl açıklayabiliriz
iç bir enerjinin gücünü? Hepsi bunun yoksa
birbirleri ya da birbiriyle, çelişik mi?
'Ben' ya da 'Sen' olmaya iten, insanı nedir?
Dışarısı sürüp giderken, yetinemeyen mi
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

53  

-HATİCE TEYZE-(ÖYKÜ)

Hatice teyzeyle tanışmam çocukluğumun hangi dönemine denk gelmişti tam olarak hatırlayamıyorum. Çocukluğuma onun varlığıyla başlamış gibiydim. Kendimi bir çocuk gibi hissettiğimi hatırladığım andan beri hayatımda o da vardı. Evleri bizim evin önündeydi. Arka cephesi bizim avluya bakıyordu. Buna rağmen bizim en yakın komşumuzdu. Hacı Seyfi amca diye bir kocası vardı… O zamanlar düşünemediğim bir çok ayrıntıyı aradan uzun zaman geçtikten sonra bugün düşünüyorum. Onun yokluğunda şimdi geriye dönüp bakınca hakkında düşünülecek ve sorgulanacak ne çok şey varmış diye düşünüyorum... O zamanlar çocuksu dünyamın canlı renkleri içinde birçok ayrıntıdan uzaktaydım. Renkli tarafını görüyordum belki hayatın… Yada onlar bana öyle gösteriyorlardı. Hatice teyzenin de bu konuda tartışmasız bir çabası olduğunu düşünüyorum. Çünkü bugün dönüp geriye baktığımda bana bakarken ki gülen yüzünü hatırlayabiliyorum sadece. Onu, hep o haliyle hatırlamamın nedenini de uzun zaman sorgulamadım. Onu o halinden bağımsız düşünememiştim hiçbir zaman... Yüzündeki o ifadeyle zihnimde bir bütünlük olarak yer etmişti çünkü. Hala onun, o ifadenin dışına da çıkabilecek bir insan olup olmadığı konusunda fikir sahibi değilim. Belki bu benim onu hep öyle hatırlamak isteyişimden kaynaklanıyordur. Hepimizin çocukluğunda bu şeklide kutsal bir imgeye dönüşen görüntüler kalmıştır. Yıllar sonra bunu değiştirecek düşüncelerden bile korumaya çalışmışızdır. Konu o görüntülerin üzerine doğru ilerlediğinde bilinçli bir aptallık takınıp onu deşmekten, sihrini bozmaktan çekinmişizdir. Onları öylece bırakmak, bütün gizemiyle çocukluğumuzdaki gibi kalmasını sağlamak işimize geliyordur. Sorgulamaktan kaçınarak bir soru işaretleri yumağı içinde, pembe renkler cümbüşü gibi çocukluk dünyamızın bir bölümü olarak kalmasını arzu etmişizdir bu görüntülerin. İşte Hatice teyze de benim için öyle bir imgedir. Bir insandan çok sıcak bir renk gibiydi dünyamda. Arka tarafı bizim avluya bakan evlerine baktığımda onu görebiliyordum sanki. Onun evde olduğunu hissedebiliyordum. Etrafı aydınlatan kendine özgü bir ışığı vardı. Dünyamda onun renginin varlığını hala hissedebiliyorum… Zihnimde bir yerlerde bir imge gibi hala yaşadığını biliyorum. Bazı insanların sesi hiç ölmez. Sözleri unutulsa bile seslerinin rengi havada sonsuza kadar yaşar. Söylenen şeyler unutulsa bile sesler kaybolmaz. Dün gibi hatırlanır. Hatice teyzenin sesini bu yüzden hala hatırlıyorum. O, sesi ve ifadesi ile güçlü bir bütünlük olarak hafızamda varlığını hala koruyor… Kocası Hacı Seyfi amca ise ketum bir kişilikti. Bunu aradan yıllar geçtikten sonra daha iyi görebiliyorum şimdi. Hatice teyzeyle kıyasladığımda, onun çocukluğumda bir renge sahip olmadığını görebiliyorum. Gözlerindeki o sönmüş ışıkla çoğu zaman varlığını unuttuğum bir insandı. Şimdi dönüp baktığımda tuhaf bir merakla hiç konuşup konuşmadığını hatırlamaya çalışıyorum. Hafızamda onun konuşmasıyla ilgili hiçbir görüntü yada ses yok. Şüphesiz konuşurdu. Belli belirsiz bir sesle isteklerini iletiyordu etrafa. Bu isteklerin çoğunun o zamanki dünyamda pek yeri yoktu. Belki de bu yüzdendir konuşmasıyla ilgili hiçbir şey hatırlayamayışım... Bazı insanların seslerinin rengi yoktur. Bütün konuştukları havaya karışıp kaybolur. Zihinlerde yer etmez. Söylenenler hatırlansa bile söylenenlerin ruhu yoktur. Bu yüzden zihnimizin en arka raflarında hiç ihtiyaç duyulmayacak bir yerde dururlar. Hacı Seyfi amca da öyle biri olmalıydı. Sesinin hiçbir rengi yoktu. Aynı dünyanın içinde yaşayan silik bir kişiydi sadece. O dünyanın tam olarak bir parçası olamamıştı çocukluğumda. Şüphesiz bizimle konuştuğu olmuştur. Ama şu anda konuştuğu hiçbir anı hatırlayamıyorum. Belki de Hatice teyzenin güçlü ışığı altında onun varlığı sönmüştü. Varlığı bir gölgeye dönüşmüştü. Onun varlığının etkisini dünyamda belki de bu yüzden çok az hissetmiştim. Hatice teyzeyle aralarında epeyce yaş farkı vardı. Hatice teyze onun ikinci evliliğiydi. İlk evliliğinden iki kızı vardı. Ama evlenip gitmişlerdi. Zaman zaman, daha doğrusu meyvelerin olgunlaştığı aylarda onu ziyarete gelirler, bir süre kaldıktan sonra oturdukları şehre geri dönerlerdi. O zamanlarda Hatice teyze akşama kadar çalışmak zorunda kalırdı. Bir yandan misafirlere yemek hazırlar öte yandan köydeki işlerini aksatmamaya özen gösterirdi. Söylenenlere göre Hacı Seyfi amcanın büyük kızı Hatice teyzeden yaşça büyüktü. O zamanlar bu tür bir konu benim için pek bir şey ifade etmiyordu. Ama şimdi dönüp baktığımda bunun olağan bir şey olmadığını anlayabiliyorum. Misafirlerin bir an önce gitmelerini en çok isteyenlerden biri bendim o zamanlar… Çünkü o sıralarda annem de pek uğrayamıyordu Hatice teyzelere… Bu yüzden ben de annemle beraber evlerine gidemiyordum. Misafirler gittikten sonra evleri yine tenhalaşırdı. Hatice teyzenin hiç çocuğu yoktu. Bunun nedenini de o zamanki aklımla hiç sorgulamadım. Bu benim aklıma gelecek bir konu değildi… Benim hatırımda daha çok kalan şeyler, annemle beraber onlara gittiğimiz zamanlarda benimle kurduğu küçük diyaloglar ve bana verdiği ufak tefek şeylerdi. Onların evlerinde yemek yemeği çok seviyordum. Yemek yerken gülümsemesini ve şakalaşmalarını eksik etmezdi çünkü… Çoğu zaman sırf benim için yumurta pişirdiğini iyi hatırlıyorum şimdi. O zamanlar benim için olağan şeyler olmalıydı ki bunları pek düşünmedim uzun zaman… Yemekten sonra da evlerinin etrafı kapalı avlusunda özgürce oyun oynardım. O ise annemle aralarında konuşurlardı. Avluda bulunan küçük dut ağacının altında yere serdikleri şiltenin üstünde pirinç ayıklarlar yada akşam yemeği için dolma hazırlarlardı. Bu arada bende dut ağacına çıkardım. Bahçelerinde tavukları kovalardım. Bazen Hatice teyzeyle kümeslerinden sıcaklığını ellerimde hala hissettiğim yumurtaları toplardık. Annem işleri için evimize dönmesine rağmen ben akşam üzerine kadar orada bekler keçilerin boynuzlarından tutarak Hatice teyzenin süt sağmasına yardım ederdim. Bazen o bize gelirdi. Annemle beraber damda kilim silkelerlerdi. Yada bizim avluda oturup dikiş yaparlardı. Onların varlığı beni öyle mutlu ediyordu ki sonsuza kadar orada kalabilirdim. Onların ne konuştuğunu hiçbir zaman merak etmedim. Beni ilgilendiren onların olduğu bölgede hayal dünyamda ürettiğim oyunları hayata geçirmekti. Bahçede sağa sola koşturuyordum. Hayvanlarla, ağaçlarla türlü oyunlar oynuyordum. O iki kişilik toplantılarda bazen bana gömlekler dikiliyordu. Bazen arkası yırtılmış pantolonlarım yamanıyordu. Arada bir çağırarak üstümde deniyorlardı. Ta ki Hacı Seyfi amca tarladan dönene kadar sürerdi bu. İşlerin çok olduğu zamanlarda Hatice teyze de kocasıyla beraber tarlaya giderdi. Bu durumlarda evinin anahtarını anneme bırakırdı. Eksik kalan işlerini annem tamamlardı. Akşam dönüşlerinde tarladan bana mutlaka bir şeyler getirirdi. Bazen meyveler getirir bazen yenilebilen yabani ot köklerini getirirdi. Şimdi düşündüğüm zaman onun sevgisini hala benliğimde kişiliğimde hissedebiliyorum.
........... devamı >>
 
Şemsettin Kaya
    
    
<< Önceki Sayfa

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7


??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


23.11.2008 21:14:21

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim