Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

YETKI Konulu Şiirler - yetki Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "yetki" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "yetki" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. yetki Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

185  

UTNAPİŞTİM VE KRAL GILGAMEŞ'İN TUFAN HİKAYESİ

Sana bir sır vereceğim, dostum
Dinle ey yiğit Gılgameş! dedi Utnapiştim
Tanrıların bilinmeyen bir yanını anlatacağım'ı söylemiştim
Benim adım Utnapiştim,hamdım; yandım,aşk ateşiyle piştim
Biliyormusun Fırat'ın kıyıcığına kurulmuş o Şurrupak kentini
Diye sorar, yiğit Kral Gılgameş'e inandırır kendini
Zamanla eskidi gitti o kent,Tanrılarıda kocadı günden güne
Kentte gök kubbenin sahibi ve ataları anu idi yine
Akıl hocaları savaşcı kahraman Enlil
Yardımcıları kurnaz ve bilgin Ninurta yı bil
Su kanallarının gözcüsü Ennugi de vardı
Ea' da onlarla bir ve her an beraberdi
O günlerde insanlar arttıkça arttılar
........... devamı >>
 
Nihat Gülle
    
    
    

186  

MECMUA -II- (NESİR)

Öyle sanıyorum ki, itibar insanın yaşamına yaşına müsavi bir grafik çizer. Başarı çizgisinin hızını suni çabalarla artırmak isteyenler ve görünüşte bunu sağlayarak güncel olanlar, esasında bir hak edilmişliğin vermiş olduğu mana huzuru ve bilincine asla ulaşamazlar. Elde edilen ünün peşinde, kendini tanımayan eksik bir kişilikle, paçavra gibi sürüklenerek giderler.

Saygın bir kişiliğin tarifi, çeşitli basın yayın yoluyla istenilen doğrultuda dayatılıp empoze edilirken, öz kültürüne yabancı yaşam biçimlerini icra ederek, ahlaksız ve saygısız seviyelerin benimsenmesi değil, bilakis asıl olan örfüne aslına nesline, inanç ve adabımuaşeretine yakışır ölçülü, edepli hareket etmektir. Gözde tanınır bir sima olmak adına, en temel ahlaki değerlerin, inanç ve kabullerin önemsenmeden yaldızlı fırsatlara kurban edilmesi ve bu ters akımın nimetlerinden yararlanırken, dürüstlüğe atıfla hamaset nutukları atılması acaba ne kadar samimi ve ne kadar gerçekçidir?
........... devamı >>
 
Mehmet Sani Özel
    
    

187  

DİNİN DÜNYEVİLEŞTİRİLMELİMİ

DİNİN DÜNYEVİLEŞTİRİLMESİ (SEKÜLARİZİM)

İslam’ın en temel umdesi olan Allah için (lillahi) ve Allah adına (fi sebilihi) iş yapma olgusu dünyevileşme süreciyle kaybetmekte olduğumuz iman’i değerlerimizdir.Salih amel olarak vasıf edilen ve sırf Allah rızası ve Allah adına yapılan her tür iş bu kapsama girer.Allah Resülü iman’ın şubelerini sayarken 72 şubeden bahsetmiş ve en yüksek şubeyi kelimeyi Tevhit en düşük şubeyi ise yoldan geçenlere eza veren bir taşı kaldırmak olarak sınıflandırmıştır.Burada dikkati çeken diğer bil ölçü Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmek yine imani bir amel olarak zikredilir.Dolayısıyla bütün işlerde bun temel ölçü esastır.İslam bir işi besmele bilinci ile yapmak bunun zıddı olan dünyevileşme ise besmeleyi ortadan kaldırıp dünyayı ve menfaati onun yerine koymak esasına dayanır.Ameller tarih boyu bu iki niyet çerçevesinde gerçekleşip durmuştur.Besmeleyi kaldırmanın diğer bir ifadesi bu gün laiklik olarak ortaya konulmaktadır.Aşkının kamudan ve hukuktan dışlanması olarak algılayacağımız bu ideoloji dünyevileşme dolayısı ile besmeleyi(Allah adına iş yapma) dışlama faaliyetidir.
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    
    

188  

7. BEKİLLİ FESTİVALİ ETKİNLİKLERİYLE İLGİLİ İZLENİMLERİM

Merhaba Dostlarım, Canlarım.,

İlk kez katıldığım ' 7.Bekilli Festivali ” hakkındaki naçizane izlenimlerimi siz değerli dostlarıma aktarmak istedim... İstedim ki; güzellikler çoğulcu bir anlayışla paylaşılsın, desteklensin ve umut yeşertsin gelecek adına.

7.ci Bekilli Festivali Etkinlikleri 31 Ağustos – 2 Eylül / 2007 tarihleri arasında gerçekleşti. Bu etkinlikten beni haberdar eden ve katılmamı sağlayan sevgili arkadaşım Şadan HIZIR' a sonsuz teşekkürlerimle…Bekilli adını ilk kez duyuşum ve böylesine geniş katılımlı, anlamlı organizasyona dahil oluşum sevgili Şadan HIZIR sayesinde oldu. İlk anda endişeliydim, bilmediğim bu yer ve etkinlik hakkında. Öyle ya; üç gün üç gece ne yapılabilir, nasıl geçiştirilir, mutlu son nasıl sağlanabilirdi ki? Sahi, ” gitmeye değer miydi? ” diye kendi kendime sormadan edemiyordum! Bu kafa karışıklığını sevgili Şadan hanımla paylaştım. Arkadaşımın iknası ve “www.lavaraci.com” sitesinin konu hakkında bilgilendirmesi beni rahatlattı.
........... devamı >>
 
Refika Doğan
    
    

189  

İNANÇ LAİKLİK HOŞGÖRÜ 19

Örneğin laikliğin, uygar oluşun nedeni imiş gibi algılanışı da sui zandır. Hiç alakası da yoktur. Laiklik, uygarlığın değil, toplumsal üretişin, alanında olamayan ve olmayacak olanın buraya taşınmamasıdır. Burada eğemen kılınmaması, burasının halksal işleyişe dönüşmemesidir. Yapı halksalıktan ayrı bir yapı, ama işleyişini yaşanışını, halksallığa, halksallığın kişisel ve öznel anlamalarına çevrilmek, istenen bir kavrayışsızlıktır.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    
    

190  

DÜŞÜNCE DEVİNİMİNDEKİ MUTLULUKLAR 6

Politeist anlayışta tanrının güç ve yetkisi sınırlı. Bu yüzden her yetki alanı, bir tanrı icra alanı olarak uzlaşıp, uyuşmayı, zamanla gerekli kılabilmekte iken, tanrılar gücünün üstünde işleyan bir yasanın varlığını bilir ve kabul ederlerdi. Moneteist anlayış da, hali ile her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı vardır. İnanırlar sadece boyun eğip, iyi bir mümin olacaklar dı, o kadar.

Politeist anlayış, zorunlu bir evrimci anlayışın izini taşırken, moneteist anlayış herşeyin ilkten nasılsa öyle var olduğunu savunan, dural değişmez bir evreni savunurdu. Evren yetkindi. Politeist anlayış da tanrılar evreni, gerek öfkeden, gerek keyfilikten bir yıkma, bir yeniden inşaa etme, tekraradan düzeltme, insanlara iyilik olsun diye zamanın koşullarına uygun denk düşerlikte br düzenlemeyi sürekli kılmaktadır ki, bu bugünkü dille: resmen evrimci, gelişmeci, değişmeci sezimin bir bakıma inançlaşmasıdır. Çünkü her yeni ihtiyaç her yeni cevaptır. Evren yetkin değildir.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    

191  

İSLAM SİYASET FELSEFESİNDE KIRILMA

İSLAM SİYASET FELSEFESİNDE KIRILMA NOKTASI OLARAK KUREYŞİLİK VE EHLİ BEYT KAVRAMI

İslam siyaset felsefesi,kavramsal yönetim bilinci oluşmadan Emeviler tarafından saltanata dönüştürüldüğünden bu alanda Kuranın öngördüğü sistematik ve kurumsal bir siyaset anlayışı ve felsefesi oluşamamıştır.Cahiliye döneminde Mekke’nin yönetimi Kureyş’in iki kabilesi olan Haşimilerle Emeviler arasında bir rekabet konusu idi,bu iki kabile arasındaki rekabet Kabe’nin hakimiyeti ve söz sahipliği noktasında idi ve dönem dönem aralarında bu hakimiyet uğruna savaşlar dahi çıkmakta idi.Hz.Peygamberin Rısaletle görevlendirildiği sırada bu hakimiyet Emevi Sülalesinin (Ümeyye oğulları) elinde olup reisleri ise Ebu.Süfyan idi.Ümeyye oğullarının Hz.Peygambere İmanlarını olumsuz etkileyen önemli faktörlerin başında da yine bu kabilecilik zihniyeti etkin bir rol oynamakta idi çünkü Peygamberi kabul etmeleri halinde bu hakimiyet Haşim oğullarına –Haşim oğullarının reisi bu sırada Ebu Taliptir.- geçecekti. Cahiliye döneminde bu Kabe hakimiyeti Ehli Beyt kavramı ile ifade edilmekte ve Allah’ın evinin hakimi ve putların ve onlara ziyaret için gelenlerin hizmetlerini icra eden otorite ve şerefli kabile anlamına gelmekte idi.Hz.Peygamber döneminde hiçbir siyasi ve dini anlamı bulunmayan bu kavram cahiliye döneminden kaynaklanan Emevi,Haşimi hesaplaşmasına alet edilerek Şiiler tarafından dini bir anlam zeminine kaydırılarak günümüze değin devam edecek olan bir bölünmenin ve ayrışmanın aracı haline getirildi.Hz.Peygamberin vefatından hemen sonra ilk olarak Müslümanların emirinin kim olacağı ve bu kişinin karizması konusunda kısa bir tartışma yaşandıysa da –Ki Medineli Ensar devlet merkezi Medine olacağından ve kendilerini Hz. Peygambere yardım etmelerinden dolayı bu işin hak edeni olarak görmekte idiler- sonradan formilize edilecek olan ve asla Kurandan referans bulması mümkün olamayan Kureyşilik(Halife Kureyştendir rivayeti) kavramıyla bu iş kısa bir süre için halledilmiş gibi gözükse de Hz.Ebu Bekir ve Ömer’in dirayetli ve kabiliyetli İmamlığından(Emir) sonra Hz. Osman’ın Müslümanların emiri olası kendisinin yumuşak huyluluğundan, yönetim kabiliyetinin eksikliğinden ve Ümeyye oğullarından olması hasebiyle akrabalarının devlet kademelerinde kadrolaşması,Hz. Ebu Bekir ve Ömer’in sahabenin ileri gelenlerini yakınında meşveret için tutarken Hz.Osman’ın bunu sağlayamayışı bu dönemde bir çok sahabenin Medineyi değişik sebeplerle terk edişi Ebu Zer,Ammar b.Yasir,Selman-i Farisi gibi saygın sahabelerin Hz. Osman’ın icraatlarını eleştirmesi halkta hem Hz.Osman’a hem de yönetime karşı bir güvensizlik ve içten içe muhalefet kanadı oluşturdu ve nihayet bu muhalefet Hz.Osman’ın öldürülmesine varan ve yeniden Ümeyye, Haşim oğulları mücadelesine sahne olacak fitne olaylarının ortaya çıkmasına sebep oldu.Hz. Alinin Müslümanların emiri olması ile birlikte bu aşıret kavgası daha da büyütüldü artık ümeyye oğullarının bu kavga için bir mazeretleri de vardı bu mazeret Hz. Peygamberin kaldırdığı ve cahiliyye adeti dediği kan davası idi.Çünkü Hz. Osman Ümeyye sülalesinden idi ve Şam valisi Muaviye kendini onun kanının varisi ilan etmişti,sonunda Hz. Alinin suikast sonucu öldürülmesi ile Müslümanların emirliğini ele geçirdi ve artık Kuranın ekseninden tamamen uzaklaşan bir devlet yönetim yapısı(Siyasi sistem) şekillendi.Bu gayri meşru yapının karşısında olay meşru iktidarı suikastla bitirilen Hz.Alinin şahsında Haşim oğullarının hem intikam ve hem de aşiret mücedelesine döndürüldü burada meşruiyet gerekçesi olarak ta Ehli Beyt kavramı öne çıkarıldı.yukarıda da ifade ettiğimiz gibi aslında siyasi ve itikadi bir içeriği olmayan ve İslam öncesi Ebu Süfyan ki bu şahıs Muaviye’nin babasıdır ile Hz. Alinin Babası olan Ebu Talip arasında olan iktidar çatışması bu kavramla yeni bir hüviyet kazanarak İslam literatürüne taşınmış oldu. Bu kavram tevil ve uydurma rivayetlerle(Mübahale olayı ile ilgili rivayetler Mübahale ayeti için Bk:Aliİmran:61,Zil Kurba kavramı Bk:Şura:23) de daha sonraki süreçte beslendi ve Hz. Hüseyin ve Hasanın evlilik sebebiyle akrabası olan İranlı Müslümanların geçmiş kültürlerinden kaynaklanan(Zerdüşlük) yönetici İlah kral anlayışının da etkisiyle bu kavrama Allah tarafından üstün özellikler yüklenmiş seçkin sülale anlamında Velayet-i Evladü Resül anlamı kazandırıldı bu yeni anlamla beraber artık Ehli Beyt hem siyasi hem de dini bir anlam içeriği kazanmış oldu.Bu anlayışa göre aslında yönetme hakkı Peygamberin Hz.Fatma’dan olan evlatlarının ve neslinindir ve bu hak Ehli Beyt kavramı çerçevesinde Nasla (Ayet ve Hadis) belirlenmiştir.(Ashab-u Aba ve Ashab-u Kisa ve Sakaleyn hadisleri) Artık ümmet yönetim erki konusunda biri bu işi Kureyşe tahsis edip Ümmet ve İnsan cinsinin ortak vazifesi ve hakkı olan Hilafeti kavramını bir sülaleye tahsis ederken Ki Sünni kelam kitapları Kureyş’li olmayan bir Müslüman’ın Kureyş’li bir Müslüman’a denk(Küfüv) olmadığı gibi İslam’a aykırı ifadeler içerir.Sünniler bu olayı nas olarak algıladıkları için Abbasilerden ve Şii Büveyhilerden sonra Hilafet(İmamet) sembolik bir kurum haline gelmiş ve kurumsal yapısını kaybetmiştir çünkü artık güçlü bir Ehli Beyt devleti yoktur ve güçlü olan devlet reisleri(Selçuklu,Memlük,Osmanlı) bu sülaleden gelmediği için bu ünvanı temsil edememiştir.diğeri(Şia) bu hakkı dini ve siyasi bir içerik kazandırarak bir aileye hasretmiştir. tartışma bu çerçevede kalınca da maalesef Kuranın öngördüğü siyaset felsefesi daha doğmadan tartışma dışı bırakılmıştır gerçi Hariciler bu hakka vurgu yapmışlarsa da diğer rijit fikirlerinden dolayı bu fikirleri de kale alınmamıştır.Ehli Beyt kavramının Kurandaki müradifleri (Eşanlamlı) ile birlikte kullanımları dikkate alındığında kelimenin siyasi erk anlamında bir içeriğinin olmadığı açıkça görülecektir.Bu kavram Ehli Beyt ifadesi ile Kuranda kullanımı şu ayetlerde geçmekte Bk: Hüd:73, Kasas:12, Ahzab: 33, birinci ayette İbrahim(a.s) ‘in ev halkı kastedilmekte, İkinci ayette Musa(a.s) süt anneliği yapacak aile(anne) ,üçüncü verdiğimiz ayete Hz.Peygamberin kendisi ve eşleri kastedilmektedir.Bu kelimeye Kuranda eş anlamlı olarak kullanılan (Al) kavramı ise kimi zaman aile kimi zaman ise mensubiyet anlamında kullanılmakta,Kamer:41,Mümin:28 ve 46 ayetlerinde kavim anlamına,Kamer:34,Hicr:58-60 ve 61 de ev halkı,Aliİmran:33 ve 34. ayetlerinde ise soy ve zürriyet anlamında kullanılmaktadır.Ta-Ha:29-32 de kardeş(Hz.Harun) ,Kasas:12 de Anne (Hz.Musanın annesi) ,Kasas:8 de aile (Fravn ve eşi) ,Şura:214te yakın akraba,Hud:46 da ise Nuh (a.s) iman etmeyen oğlundan bahsedilirken O senin Al-inden değildir denilerek mensubiyetin inançla alakalı olduğuna işaret edilmiştir.Ankebut:33. Ayetinde de Hz.Lut’un hanımından aynı kapsamda bahsedilmektedir. Al-i Davut:Sebe:13, Al-i Musa,Al-i Harun Bakara:248,Al-i İbrahim Nisa:54,Al-i Fravn:Bakara:49 ayetlerinde ise aileden çok kavim, halk ve tabiler kastedilmekte. Bu kavramlardan(Ehli Beyt kavramıyla alakalı) biride (Ehl) olup Kuranda on yerde farklı anlamlarda kullanılmaktadır.
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    

192  

ŞAHANNE'M


Senin sevginle doğan,
ruhumun kana kana içtiği bir Pınar var içimde
ve ben; ondan,
sevdiğimden ötelerce çok özledim seni…
“Oğluşum” diyerek sarılışlarını,
“Anneciğinin saçlarıyla oynar mısın? ” ricalarını;
Kapıyı çaldığım da açışını,
bazen sağ elinde sigaranla,
Sevgiyle okula uğurlayışını
ve huzurla,
Herhangi bir yerde
........... devamı >>
 
Urungu Şad
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


04.12.2008 18:19:34

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim