Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

YANSIMALAR Konulu Şiirler - yansimalar Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "yansimalar" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "yansimalar" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. yansimalar Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

225  

YAŞAR BEDRİ ÖZDEMİR İLE İMGE ÜZERİNE BİR KAÇ KELAM...





“Poetikayı ve tarihsel süreçteki şiirin serüvenini bilmeden şiir yazmayı, anatomi bilmeden ameliyat yapmaya benzetebiliriz.”


-Ümit Zeynep Kayabaş: Yaşar Bedri şiirde imgeye nasıl bakıyor?


-Yaşar Bedri: Dönüştürülen izlenimlerin insan bilincinde farklı yansımalar oluşturabilmek; anlatmak istediğimizi daha etkili söylemek için, farklı ilişkilendirmeyle sözü edilmeyeni çarıştırma, benzeyen ve benzetilenle ilişkilendirerek zihni beklenmedik algılara yönlendirme sanatıdır imge.
........... devamı >>
 
Ümitzeynep Kayabaş
    
    
    

226  

ACIDA ZAMAN AŞIMI / YÜZ ŞİİR - YÜZ YORUM -yeni-

bir yerim hasret
bir yerim gül bahçesinde
benim gibi bölünemezsin sevgilim zamanda
kar göğüsleri dağlar
emzirir serin kayalara
seslensem ürker sesimden
çeker göğüslerini
yaramaz çocukluğuydu zamanın
rüzgar
yerdi kayaların serinliğini
elmalışekerce enfes
- esen rüzgarda
serinlenilmezmiş ikinci kez


benim dilimde
döngüsüz olur zaman
biçimi bile aynı kalmaz şiirimin
Çekip de yaylalara konulmaz
Gövkırından ak atlara binilmez
O dağlarda hükümdarlık sürülmez
Geçivermiş Köroğlu’mun zamanı
........... devamı >>
 
Sedat Demirkaya
    
    

227  

LUNAPARK’ TA BİR AKŞAM(ÖYKÜ)

Beyaz şeritli, geniş asfalt yollar boyunca uzanan kaldırımlardaki, mağaza ve lokantaların alımlı vitrinlerinde görünen her şey, “Al beni” der gibiydi. İlk defa gördüğüm büyük bir şehirdeki her şeyin cazibesi içimi kıpır kıpır oynaştırıyordu. Eğlenmek güdüsü, hemen yanı başımdaki Gençlik Parkından gelen şen şakrak seslerle coşuyor, adrenalim giderek daha da yükseliyordu. Gençliğimin ağırbaşlılığı, çocukluğumun pembe düşleri arasında kaybolmak üzereydi artık. Gençlik Parkı’nın giriş kapısının yan duvarlarında, hayranı olduğum Emel Sayın’ın afişini görmemle her şeyi unutmuştum. Sanki ayinsel bir törendeydim. Yüreğimin çarpıntısı o anda, saat tik taklarını aratmayacak kadar sesli atmaya başladı. Bir tanrıçaya yaklaşır gibi heyecanla afişin yanına sokuldum. Sesini radyolardan duyduğum; resmini gazetelerden bolca gördüğüm Emel Sayın, Gölbaşı Gazinosu’ ndaydı... Beynimin boz katmanlarından çıngılanarak kanımda yalazlanan duygularım, ona olan hayranlığımı daha da artırmıştı. Omuz üstüne kadar kesilmiş siyah saçları, genç, duru beyaz yüzünü simetrik sınırlandırmıştı. Afişte gülümseyen, siyah beyaza bürünmüş gökyakut gözlerindeki masumiyet beni kendisine daha da çok çekti. Onun, ince, duru sesi bilinmeyen bir âlemden geliyormuş gibi beynimde yankılandı birden. Hani kimileyin, çok öncelerden duyduğunuz güzel bir ezgi, başınızı yastığa koyduğunuzda beyninizde yankılanır ya, işte öyle bir şeydi dizelerin beynimde yankılanışı...‘Çile Bülbülüm, Çile’şarkısındaki ilk iki dizenin kulaklarımdaki uğultusuyla oyalanırken; kendi kendime, “Hayranlık denen şey, bu mu acaba? ” diye düşünmekten kendimi alamadım bir süre.
Şarkının, sözleri ve ezgisi durmaksızın beynimde yankılanıyordu. Tüm düşüncelerim buharlaşmış gibiydi. Haziran ayının bir akşamında kızıla dönüşen güneşin, turuncu, ipliksi, soluk ışınlarıyla yeryüzü renkleri solmaya yüz tutmuştu artık. Kulağıma kadar gelen sesler ise, parkın göl tarafından esen hafif yelle bir yerlere savrulmuştu sanki. Beynimde yankılanan o iki dizeden başka; hiçbir şeyi, ne duyuyor, ne görüyor, ne de algılayabiliyordum. İğnesi takılmış bir gramofondan çıkan nağmeli dizeler, kulaklarımda uğuldayıp duruyordu. Hayran bakışlarımı onun üzerinden almakta zorlanıyordum. Sonunda kararlı bir ani dönüşle, göl tarafına doğru yürümeye başladım. Kendimi parkın en iyi gazinosu Gölbaşı’nda düşlerken parkın merdivenleri başında duran Cahit’in,
- Sen nerelerdesin aslanım diyen, alaycı sesiyle irkilerek düşlerimden uyandığımda, Gençlik Parkı’nın bol çeşnili havasının kokusunu ancak duyumsayabildim. Semaverlerde buğulanan, demli, buruk çayın kokusunu ve yeni yanan bol dumanlı odun kömürü kokusu havada buğulu yansımalar yapıyordu. Günün son demlerine gelindikçe heyecanım tavsamıştı artık. Hanımlar matinesi yapan gazinolardaki haykırışlar, havaya dalga dalga yayılırken; kimileri yüreklerindeki eğlence özlemini bastırırcasına, banklarda ve çimenlerde kayıtsızca oturuyordu. Kimileri de kendi iç dünyalarını yansıtırcasına sağa sola bakınırken, elden geldiğince neşeli olmaya çalışıyordu sanki.
Lunapark, atlıkarıncalardan dönme dolaplara; aynalardan korku odalarına kadar her eğlenceye girip çıkanlarla dolup taşıyordu. Parası yettiğince eğlencelere katılanlar, çeşitledikleri beğenileriyle bir başka eğleniyordu. Boş alanlara tezgâh açmış olanlar, sigaraya çember attıranlar ve çengilerin gösteri yaptıkları çadırlar tıklım tıklımdı. Tarak yüzü görmemiş, dağınık, düz, siyah saçları, ensesinden gömleğinin yakasına düşen çığırtkan, kahverengi gözleri yuvalarında dört dönerek elindeki beş tahta çemberi şakırdatırken kendisinden geçmiş gibiydi. Bir yandan da “Gel gardaş gel, at çemberi yeniharmana kazan onu, ciğerlerin bayram etsin” diye bas bas bağırıyordu. Öte yandan, çakır gözlü, bozuk şiveli ve orta yaş sınırını çoktan geçmiş, kaba ve cırlak sesli çengi çadırı çığırtkanı, çadır komşusuna rekabet etmek hazzıyla, “Abilerim geliiin! Hadi geliiin, doya doya eğlenin” diye, adeta haykırıyordu. Olanca sesleriyle ısrarlı bağıranların arasında kalmıştım; sanki şeytan pazarına düşmüş bir papaz gibi, şaşkın ve kararsız onları izliyordum.
Birbirine karışan ayarsız seslerin şiddeti, kaç desibeldi bilinmez ama hiç kimse de, rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Ayrıca beni onlara doğru çeken bir şey varmış gibi, ayaklarım o yana doğru çekiliyordu. Artık, gazinoyu unutmuş gibiydim. Artık her eğlencede bizi de, sağa sola caka satarak, Cahit ile birlikte ağızlarımızı yaya yaya konuşmak alışkanlığı sarmıştı. Seyircisi bol penaltı atışlarında; bir yandan da B.J.K’li Baba Recep’miş gibi kasım kasım kasılırken, bir yandan da gözlerimle sağda solda bizi izleyen bir kızın olup olmadığını gözlemeyi ihmal etmiyordum. Bir yandan da kısa kollu, küf yeşili gömleğimin yaka uçlarını düşürüp arkasını kaldırıyordum. Geniş paçalı pantolonumu havada savurarak, köşeye attığımı sandığım her topun arkasından, ya kollarımı havaya kaldırıp “Gol” diye bağırıyor, ya da dışarı giden topun arkasından“Ah, vah”lar çekip duruyordum.
Dönümlerce büyük Gençlik Parkı’nın Lunapark’ında, eğlence bitmek bilmiyordu. Akşamın gölgelediği plastikten yapma ördeklere, arkadaşımla birlikte patlamaz tüfeklerle atışlar yaparken; bir yandan da,“Ben askerdeyken hedefi onikiden vururdum”diyerek, bir afra tafrayla ördeklere nişan alıyorduk. Raylar üzerinde dört tekerlekli ağır demirden bir kütleyi her savurduğumuzda, bize bakan kızlara “Clark çekmek”te, başka bir huyum olup çıkmıştı.
Paramız her eğlence de biraz daha azalırken o akşam, Emel Sayın’ı dinleme hevesimiz de bir başka bahara kalmıştı. Gölbaşı Gazinosu’nda Emel Sayın’ın, ince, duru sesi, gece yarısına doğru perde perde yükselerek dışarıya yayılıyordu. Çevrede gürültü azaldığından, Emel Sayın’ın sesi net ve gürültüye boğulmadan kulaklarımıza geliyordu. Gazinonun dışındaki meydanda hep bir ağızdan ona eşlik etmek, bana daha eğlenceli gelmişti sanki. Hele son söylediği “Çile Bülbülüm, Çile” şarkısını söylerken, sanki içerdeymişim gibi kendimden geçmiştim. Ayakta veya bir yerlere oturan, kadınlı, erkekli onca insan, şarkıya eşlik ediyor ve uyumla şarkıya katılmaya çalışıyordu. Ama her sayılı şey gibi eğlenceli saatlerde bitmiş, gazino dağılmıştı artık.
Sarhoşluğun hantalaştırdığı bedenlerinin uyuşukluğuyla gazinolardan çıkanlar, yollarda savrulurcasına yürüyorlardı. Onlar eğlenceyi kanıksamış halde, eş ve dostlarının kollarında yarı uykulu gibiydiler. Gecenin zifiri karanlığı kadar, uykulu ve yorgundum ama düşünebiliyordum yine de. Kimi insanlar, çimlere, ağaç diplerine sere serpe uzanmış uyurken; kimileri de üç karışlık bankların üzerine, ana rahmi duruşunda kıvrılmıştı. Yoksul ve zavallı insanların bedenlerinden demir karası geceye, sessiz çığlıklar yankılanıyordu sanki. Onlara yüreğim ezilerek bakarken kendi kendime, “Uykulu bilinçlerinin derinliklerinde, huzura dönüşmüş düşlerini görüyorlardır belki de kimbilir” diye düşünmekten kendimi alamazken, arkadaşımla birlikte otelin yolunu tuttuk.
Ruhen dinlenmiştim; ama bedenimde, yer yer sızılar oluşmaya başlamıştı. Başım uyku sersemliğiyle arada, boşlukta kayar gibi omzuma düşüyordu. Saman pazarı’ndaki, kâgir yapılı eski otelimize gelmiştik artık. Köhne otel odamız ağır kokuyordu. Limonküfü rengindeki, rengi uçuk çiçekli bir bezden iki kanatlı perde buruş buruştu. İki yana sıyırdığım perdenin altında kalan balkon kapısını açtığımda içeri giren serin ve temiz hava, kapanan gözlerimizi açmaya yetmişti. Dışarıdaki ışıklı reklâmlardan yansılanan görüntüler pencere camlarından, benekli, renkli parıltılarla, nevresimle kaplanmış yorgan ve yastıklar üzerine düşerken; bir zaman tanelinin, uzun alacalı, dar burgacında bilmediğim bir yerlere doğru gittiğimi duyumsadım birden. Renkli görüntülerin kimisi, kaleydoskop çiçekleri gibi yüzümde açılıp kapanırken; kimisi de renkli krepon kâğıdıyla boyanmış gibi sabitleniyordu. Odayı saran renk cümbüşüyle eğlenirken, bir günün yorgunluğuyla ertesi gün gireceğimiz sınavın, endişeli heyecanıyla uyuya kalmışım. Ertesi gün uyandığımda, “Hayatın gerçekleri ile düşler her zaman böyle, birbirine yüz seksen derece zıt mıdır acaba? ”diyen kafamdaki çelişkiyle, bir lisenin sınav odasında kendimi buldum.
14 – EKİM - 2007
........... devamı >>
 
Ergin Bingöl
    
    
    

228  

İNANÇ VE TOPLUMSAL İSTEM (TALEP) 26

Birinde, oluşan yargılarınız; üretim araçları, üretiminin toplumsal paylaşılırlığı ile, vicdani kanaat edinirsiniz. Yasa ve hukukunuz da ona göredir. Diğerinde üretim araçlarının özel mülk oluşu nedeni ile, paylaşım kişiselleşir, kişisel zenginlik ve tüketim olur. Vicdan yasa ve hukukunuz da, buna göre şekillenir. Bunun ikisinde de vicdani kanaat yaşam temelli ve sürekli ilişkilerle değişir gelişirdir.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    

229  

İNANÇ LAİKLİK HOŞGÖRÜ 12

Bu nedenle toplum; inançsal talepleri, toplumsal uhdeye, hoşgörü olarak dahi kabul etmez. Toplumun hoş görüsü yoktur. Bu nedenle inançsal ve ajiteleşmiş simge, andırışlı biçimler taşımak ve temsililikler toplumda; ne hakkınız ne hoşgörü algılanırlığınızdır.Ayrıca bunlarla ne de kamuda, toplumsal hizmet alıp veririken dahi, toplumun hoşgörüsüne mucip olmaz. Toplumun hoşgörüsünü ister olmak, toplum ve halkı bilmemekle eş anlamlıdır. Kavramları tamamen birbirlerinin yerine koymaktır. Kavramları iç içe geçirmektir. Hatta kavramların nasıl anlamsal evrimleştiğini bilemeyip, sapla samanı karıştırır olmaktır. İkileme düşmektir.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    
    

230  

GÜNEŞ ENERJİSİ İLE SU'DAN HİDROJEN ÜRETİMİ

Güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretilmesi işlemi, çeşitli alanlarda uygulanmıştır. Fakat güneş enerjisinin depolanması işlemi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Güneş enerjisinin, temiz ve tehlikesiz bir biçimde elektrik enerjisine dönüştürülmesi, silisyum yarı iletkeninden yapılmış güneş panelleriyle gerçekleştirilmiştir. Bu elektirik enerjisinin H2 ile depolanması işlemi elektroliz ile gerçekleştirilir. Üretilen H2 ' den depoladığı enerjinin tamamı alınabilmektedir.
........... devamı >>
 
Berzan
    
    

231  

AŞK OLSUN SANA AŞK.. KARAKALEM ŞİİR’LER…ENGİN DEMİRCİ..WWW.BEYAZRENKLER.ORG

aşk olsun sana aşk.. karakalem şiir’ler…engin demirci..www.beyazrenkler.org



kafası karışanların lanetleride peşlerini bırakmayan yalnızlıkları değilmi
üçüncü albümlerimizdeki heyecanlarda alkışlayabildiklerimiz
memnun edici özlerimizden gelen sözlerin kalplerinden aldıklarımız değilmi?
kendini yeniden keşfetti merakla beklenenler


konuşamıyorsamda yaz bir yere aşkımda üşüdüğümü,
korku ve kuşkuya batmış hayatta dua dua seviyorum seni,
durmuş kalabalığın içinde beni bekliyormuş bir güzel,
gecenin kaçı bilmem,
gece yarısı ansızın duyduğumda,
geri gel sık sık ve benı al dıyen bır sesı arıyorum,
........... devamı >>
 
Engin Demirci
    
    

232  

İNANÇ VE TOPLUMSAL İSTEM (TALEP) 8

Ama öznel saçma tutumlar toplumsal talep değildir. Bunların imajını toplumda taşır olmak, talep kılmak saçmadır. Hiçbir doğrulama ve yanlışlamayı ortaya koyamazsınız. Ancak inancı dolandırarak ve tersten, toplumun konularını ve nesnel ilşkilerini, inancın bir konusu gibisine, emri yaparak nesnelliğe oturtmaya, nesnelliği yönetip yönlendirmeye başlarsınız.

Bu da nesnel ilişkilerin değil, inancın; güya nesnel ilişkilere, beyhude oturtulması olacaktır. Nesnel işleyişle üretim sürdürülürken, inançsal baskı ile sömrülür oluştur.İnsanın gelişmesi toplumda ortaya koyacağı özgürleşmesi, bağımsızlaşması, rölantiye biner. Haksızlıkları cehaletin razılığını alan uzlaşı ile, demokratik tavırlarınızı tüme yakın olaraktan ortadan kaldırmanın, ortaya konuşu olacaktır. Gizli tezgahların amacı budur. Bireylik ise, maksatlı tavırları bilmeden, inanma mutluluklarının erimiyle, davranışlarını oligarişik yapıların güdümünü kolaylayan birleşmelerle, işbirlikçi bir duruma düşerler.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 03:32:20

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim