Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

VURDUMDUYMAZ Konulu Şiirler - vurdumduymaz Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "vurdumduymaz" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "vurdumduymaz" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. vurdumduymaz Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

361  

BABA50 BABA100(DÜZ YAZI)

BABA 50BABA100BABA 150…….
Şaban amcanın huyuydu, bir yere ne kadar erken gitmek mümkünse o zaman giderdi. Maden Ocaklarında 29 yıl çalışarak emekli ikramiyesi ile aldığı pikap ile köylünün taşınacak odun, un, sap, saman gibi taşımacılık işlerini yapar köylüyü kasaba pazarına getirip götürürdü. Köyde acil hasta olduğu zaman hastaları doktora yetiştirerek bir nevi ambulans görevini de üstlenmişti. Kasabanın pazarı olduğu günler erkenden pikabı köyün meydanına çeker yolcular gelene kadar bir o yana bir bu yana dolanıp dururdu, derdi kasabadaki işlerini de biran önce bitirip köye gün ışığında dönebilmek olan bu adamın bu yüzden köyde seveni kadar sevmeyeni de vardı, Şaban amcanın bu huyu bilindiğinden pazara gidecekler yataktan kalkıp fazla oyalanmadan koşar adım arabanın yanına gelmek zorundaydılar.Domuzdamcı yedeği Fuat’ın iş elbiseleri birkaç şahsi eşyası ve bir iki öğün yetecek kadar kuru gıdadan oluşan erzak kapının hemen eşiğinde hazırlanmış duruyordu.Annesi daha oğlunun elbiselerini yıkayıp söküğünü iliğini dikerken ağlamaya başlar, Fuat her defasında anasının bu haline üzülür ana ağlama ben artık maden ocağına alıştım diye söylese de fukara kadının daha da yüreği derpleşir o ince tiz sesiyle ağıtlar yakmaya devam ederdi. Oğlunun maden ocağına gitmesine üç beş gün kala ne zaman aklına gelirse sofrada yemek yerken ahırda hayvanlarıyla meşgul olurken bostanda tarlada ağlayıp dururdu, Bu durum hemen hemen madence işçi gönderen her evde yaşanır maden işçileri madene giderken üzüntü evlerine dönüşleri büyük bir sevinç yaşanırdı,çünkü maden ocaklarında çok kişi ya ölümcül kazalarda grizu göçük vs yada kazalarda yaralanmış sakat kalmıştı bunlarda olmaz ise madenden emekli olanlar çok değil 5-10 yıl sonunda meslek hastalığına yakalanır hastanelerden ve doktor kapılarından kurtulamazlardı. Onların bir evide artık hastane odaları olurdu,hele bir hastaneye yatmaya görsünler kovuş arkadaşlarından ufak bir tanışma faslından sonra mutlaka birbirlerini bir yerlerden tanımış olurlardı yada başka bir yerde aynı işi yapmış olduklarından meslektaş çıkarlardı..Köy halkının bu olaylar adeta bilinç altlarına yerleştiği için kendilerine madene gidenin ardından bin türlü üzüntü ve ağlama sebebi bulunurdu. Fuat elbise ve erzak çuvalını kapını eşiğinden alıp omzuna kaldırdı çuval bu ay da her zamanki gibi ağırdı anası elinden geldiği kadar çok yiyecek malzemesi koyardı, merdiven başından aşağıya iner inmez anası ağlamaya başlamıştı,anasının bu üzüntüsünü hafifletecek tek şey büyük oğlunun madenden köyüne dönecek olmasıydı iki oğlundan birisi A-grubu diğeri B grubu işçisi olarak çalıştığından 30 gün birisi maden ocağında çalışıp köye gelirken diğeri maden ocağına giderdi.Arabanın köy ortasında durak olarak kullandığı yer evlerinin yakınında olduğundan bu sabah Fuat en önde gelenlerden birisi olduğundan eski bir madenci olan aynı zamanda akrabası olan aracın sahibi Şaban amcasından aferin bile almıştı hemen hemen herkes meydana gelmişti sabahın alaca karanlığında sokağı bir uğultu kaplamış ortalığı sigara dumanı kokusu sarmıştı aralarında her zaman her yere geç gelme alışkanlığı olanlar olmasa herkes tamamdı.Babası Ahmet amca hem onları yolcu etmek hem ağılındaki birkaç küçük baş hayvanı köy merasına getirmek için dışarı çıkmış, madencileri yolcu edene kadar oğlu Fuat ve diğer madene gideceklerle sohbet ediyordu, hayatının büyük bir bölümünü bu köyde hatta bu mahallede geçiren bu ihtiyar adam, köyde madende çalışmayan nadir erkeklerden birisiydi o yanı başındaki bir ayağı sakat kardeşi ile geçimini çiftçilik ve hayvancılık yaparak sağlamış fakat kendilerinin çalışmadıkları maden ocaklarına iki oğlunu da işçi olarak vermişti. Madene ve kasabaya gideceklerin hepsi arabanın yanına gelmiş araba yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı araba hareket ederken kadınlar birbiri ile yarış eder gibi ağlaşıyordu kimi kocasına kimi babasına kimisi oğluna galiba en sahici ağlayanlar analardı. Hava yeni aydınlandığından mahallesinin görüntüsü de yeni yeni meydana çıkıyordu bu iki küçük dereciğin birleştiği yere kurulan bu 15-20 hanelik mahalle ayrılığın verdiği üzüntü ve kederle.gözlerine şimdi daha bir güzel görünüyordu. Yeni yağmur yağmış olduğundan karşıdaki ormanların rengi öyle canlı görünüyordu ki ağaçlar adeta yıkanmış ütülenmiş gibi yemyeşil onlara veda ediyordu, yol kenarlarındaki kır çiçeklerin güzelliği de bir başka güzellik olarak onları selamlıyor gibiydi.İşçilerde evlerinden ayrılmaya üzülüyorlardı ama üzüntülerini pek belli etmiyorlardı ağlamalar ve dualar arsında yolculuklarına başladılar bir ay boyunca buralardan uzaklara maden ocaklarına çalışmaya gidiyorlardı. Araba mahalleden biraz uzaklaştıktan sonra içlerindeki üzüntülü halleri biraz olsun gitmiş, aralarında birbirleriyle şakalaşmaya başlamışlardı bile ne kadar üzülseler de bu maden ocaklarına gitmelerini engellemeyecektiki, yaklaşık 20 kişi 40-45 dakika yolculuktan sonra kasabaya vardılar.Araba her zamanki durağına park ettiğinde yolculuk ücretlerini verip arabadan indiler
........... devamı >>
 
Muharrem Akman
    
    
    

362  

ÖLÜM GERÇEĞİ

-Taziye yerlerine gidince, Kur'an-ı Kerim'den bir süre okuduktan sonra sohbet kısmında bu konuşmayı yapıyorum. Sizlerle paylaşmak istedim.
........... devamı >>
 
Mehmet Demir Atmalı
    
    

363  

NERGİS ÇİÇEĞİ (ÖYKÜ)

Yürüyordu… Yaklaşık kırk dakika sonra bahçenin olduğu yere varacaktı. Ama yolun uzamasını her günkünden daha fazla istiyordu bugün… Çünkü yol boyunca hayalini kurduğu şeyler tükenmeden, yolun bitmesini, kurduğu düşlerin yarım kalmasını istemiyordu. Bir dizi filmi gibi her gün kurduğu düşlerine kaldığı yerden devam ediyordu. Onlar onun hayatının bir parçası haline gelmişti. Bu gün yine o hayallerine kaldığı yerden devam ederek yürüyordu. Bir gün evi olunca küçük bir bahçe yapacaktı. Orada sebze, yetiştirecekti. Evin bahçenin bir bölümünü ayırarak, orada da hayvanlar beslemeyi düşünüyordu. Bahçesinin bir bölümüne de en sevdiği çiçekleri ekecekti. En sevdiği çiçeklerin başında kokusunu çok sevdiği nergis çiçeği geliyordu. Baharın en erken müjdecileriydi nergisler… Şubatla beraber kırlarda, kaya diplerinde, kimi yol boylarında öbek öbek nergis çiçekleri açardı… O sihirli kokularıyla her tarafı cennete çeviriyorlardı. Bu çiçekleri günün birinde kendi bahçesine de ekmek istiyordu. Bugünler tam da nergislerin açma zamanıydı.…Birazdan, Alicenin Kuyusunu geçtikten sonra sağ yamaçtaki kayanın dibinde her yıl olduğu gibi yine açmış nergislerle karşılaşacağını düşünerek adımlarını istem dışı hızlandırdı. Alice Kuyusuna göz ucuyla bir bakış attıktan sonra hiç duraklamadan yoluna devam etti. Bu, bir neden olmadığı sürece yapmadığı bir şeydi. Alicenin Kuyusu onun için bu yolun en vazgeçilmez parçalarından biriydi çünkü. Buradan geçtiği her gün, geç kalmış olsa bile bir süre yoluna ara verir, eğer kurduğu düşler varsa onları da bir yerde dondurarak kuyunun başına çömelir ve dakikalarca kuyunun dibindeki suyu seyrederdi. Suyun yansımalarına dalıp yaşamın farklı boyutlarına giderdi. Bu esnada zamanı durdurur, en sevdiği yönleriyle arkadaşlarını, annesini, babasını ve kardeşlerini de yanına alarak, kurallarını kendi belirlediği fani bir hayatın ayrıntılarında yaşamaya çalışırdı.
........... devamı >>
 
Şemsettin Kaya
    
    
    

364  

GÜNEŞİ GETİRİRİM

GÜNEŞİ GETİRİRİM


NECATİ ÇAVDAR

Bir gün (1955) Hıra Dağı’nın (Alaca’da Resul Sığınağı Hıra Dağı’na özlemle isim verilen Danlı Dağlar’a bakan bir dağ) eteklerinde dünyaya merhaba dedi.
Nefesini ve gıdasını o özgür ortamda aldı.
Köy önünde her çocuk gibi kelebekler yakalamaya gitti, ancak güzelliğin kelebeklerin özgürce uçuşlarında olduğunu anlayıp hiç kelebek tutmadı. Ama onlarla koştu koştu...
Başta sazların olmak üzere ıslığın sesinin, çobanın kavalının, suların çağlayışının aynı gaye için olduğunu sezdi.
O hür dağlarda Anadolu’yu anladı.
Bir olan mabuda inandı ve başka hiç bir şeye eğilmedi.
........... devamı >>
 
Necati Çavdar
    
    

365  

İLKLER-13 (HİKMET GENÇ 'İN İLKLERİ - 2)

İlk Açılış

Astronomi Öğretmeni, karatahta üzerindeki beyaz tebeşirli çizgilerle anlattığı dersin birinci bçlümünü bitirince, ellerini kürsünün üzerine dayayıp öne doğru eğildi:
- Bundan sonraki derste konumuzun ikinci bölümünü gözden geçireceğiz. Zilin çalmasına dokuz-on dakika var. Ben bu süreyi konunun anlaşılamamış bölümlerini anlaşılabilecek hale getirmek için kullanmak istiyorum. O nedenle de hemen soruyorum: Anlattığım bölümü veya bu bölümün herhangi bir alt bölümünü yahut alt bölümün herhangi bir noktasını anlamayan kaldı mı?
Sınıftan çıt çıkmadı. Öğretmen sert bakışlarını öğrenciler üzerinde şöyle bir gezdirdi ve sonra alışılagelmiş sertliğiyle söylendi:
........... devamı >>
 
İsmet Barlıoğlu
    
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 02:43:06

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim