Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

VURDUMDUYMAZ Konulu Şiirler - vurdumduymaz Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "vurdumduymaz" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "vurdumduymaz" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. vurdumduymaz Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

345  

GELECEĞE ŞEHİT YAZDIRMAK

Bir bahara daha geldik mi?
Ee buyursun bakalım bu baharda...
Ben yine zindanlarda, esir...
Adımı koymuşlar,
Soğuk yalnızlık,
Soyadımı koymuşlar,
Kanter içinde
Anlatim size,
Soğuk yalnızlık kanter içinde
Bazen böyle bakmak gerekiyor heralde..
Belki de bakmamak en iyisi...

Bir delinin anıları da diyebilirsiniz..
Geceler tutsak ve nöbet zamanları
Bir çocuk gözüyle bakmak isterya insan..
Öyle bir yerde,
Dört duvar içinde, yüreği esir bir adamım...
Belki yarınlar, belkilerin içinde bizler....
Okursun, bilirsin, duyarsında...
Akşam lokantalarında yenen
Gece aleminde dolaşan bir dedikodu gibi...
........... devamı >>
 
Duran Çam
    
    
    

346  

ATATÜRK! ŞİKAYET

Bıraktığın ilkeler sinsi sinsi çiğnendi…
Zayıflar tepelendi, güçlülerse gönendi…
Kim giderse yolundan hilelerle önlendi…

Tutunacak bir dalı kalmadı bu milletin;
Peşkeş çekildi Atam! soysuzlara devletin!

Yanşamaktadır ülken, acılar dolu şoku…
Her tarafını sardı, görülmemiş pis koku…
Bozuldu, hiç bozulmaz dediğin, temiz doku…

Çıkarıcılar dilinden düşmez bir ân gayretin;
Peşkeş çekildi Atam! hırsızlara devletin!
........... devamı >>
 
Abdulkadir Karaman
    
    

347  

DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN (DENEME)

İyi bir insan nasıl olmalı? Diye bir soru sorulsaydı bana, “Duyarlı bir gönle sahip olmalı” diye tereddütsüz cevap verirdim. Çünkü vurdumduymaz, duyarsız bir gönülde sevgiyi, saygıyı aramak olanaksız gibi bir şey… İçinde bulunduğumuz toplumun mekanizması duyarsız insanların yasalarınca işler duruma dönüştüğünden, her gün binlerce yürek yaralanmakta, binlerce insan manevi işkenceler içinde ezilmekte, çeşit çeşit maskelere bürünmüş insanların karşısında korkularımız da gün gün büyümekte.
Hayattan ne beklediğimiz ve hayata nasıl baktığımız gerçekten çok önemli. Sevecen, saygılı, anlayan, paylaşan ve sevgiye değer veren insanlar ancak mutlu toplumları oluşturabilir. Üstelik hayatta hiçbir şey, bir insana rağmen vazgeçilmez değildir. Hayatı ve insanları yanlış algılamamızın tek bir nedeni güzellikleri değil de, kusurları gördüğümüzdendir. Bu kişiler, bilgi sahibi olmaktan ziyade fikir sahibi olmaya heveslilerdir.
Yunus Emre, bir şiirinde “ Bize rahmet yerden yağar” diyor. Yerden yani insandan. Vaktiyle öyle miydi bilinmez ama gördüğümüz kadarıyla ne yerden yağdığı kesin ne de gökten. Mutsuzluklarla dost olalı beri yaşadığımız dünyayı bile unutup yenidünyalar kurmuşuz. Özellikle Sen-Ben çatışması içinde, sevgilere cinsiyet kaftanını giydirip nefis gözüyle bakar olmuşuz. Oysa Hacı Bektaşi Veli “ Muhabbetin dilinde erkek dişi sorulmaz” demiyor mu? Sevmek en güzel sanatken, bu ayırımın dostluklarda hiçbir yeri yoktur. Düşündünüz mü hiç? Hangi lisan gönlü gönülde ağırlar. Dostun dostta aradığı ses hangi lisanda ruh bulur sevgi sözlerinin haricinde. Üstelik yaşadığımız yılları ayakta tutabilmenin en önemli maddesi vefa ve dostluklarımız değil midir? Ve yine bir Hint düşünürü “İnsandan büyük gerçek yoktur” demiş ve bu büyük gerçek, Sait Faik Abasıyanık’a “İnsanı Sevmekle Başlar Her Şey” dedirtmiştir.
Demek ki insanlar sevginin içinde eridiği değerde yüceliyor ve sevgi oranında olgunlaşıp değer kazanıyor. İnsanların gerçek dostları bulunsun, ömrü uzun ya da kısa olmuş ne fark eder, yeter ki birbirine denk olsunlar. Dost dostunu anlar, karşılığı hep sevgi saygıdır alışverişlerinde. Çünkü her veriş bir alıştır. Bir gönderirse iki geleceğini bilir. Şunu hiçbir zaman unutmayalım, toplum özü sözü bir, samimi, sevecen, saygılı, dinamik değerleri ile ayakta durur. Huzur ve güvenle hayatlarını sürdürürler. Sen, ben, o yani biz böyle toplulukları hayal ediyorsak, önce kendimiz bu kimlikleri taşımamız gerekir. Adil ve dürüst olmak gerekir. Gururdan, kibirden, nefretten uzak durmak insan olarak taşımamız gereken önemli vasıflardır.
Bazen küçücük bir iyilik bile büyük felaketleri engelleyebilir. Cebimiz gönlümüze uymasa da, dilimizi uyduralım. Sakınmayalım gönlümüzdekini gönüllü vermekten. Özellikle sevgi ve saygı sunmaktan kaçınmayalım. Var olduğumuzu başka varlıklara da hissettirelim. Gönlümüz sevgiden gururumuz başarıdan vazgeçmeyeceğine göre insanları kaybetmenin değil, kazanmanın yollarını arayalım. Kaybederek zamanı kazanamayız. Karanlığa takılan, karanlığa tutulan bütün sitemleri, bütün korkuları, görünen, görünmeyen sebepleri vicdanımıza kezzap döküp yakan, kuşkularımız, güvensizliğimiz ve de sevgisizliğimiz değil midir? Yüreğimizdeki dostlukları öldüren, hoşgörüden yoksunluğumuz değil midir? Varlığımızı inkâr mayınlarıyla patlatan ve bizi isyanların içinde bırakan da odur. Oysa sevmek ve sevilmek kadar günahsız olan bir duygu var mıdır ki, var olduğumuz bu dünyada.
Zarafetten kanat takan, erdemli, tatlı dilli özbenliğini ortaya koyan insanların yaşadığı toplumu oluşturmak çok mu zor. Aslında hiç zor değil. Güzele ve güzelliklere yakın olanlar ebetteki içini ve dışını da güzelleştirir. Bir söz vardır insanların ne olduğu dilinin altında saklıdır diye. Dilimizin altında kendimizi zor duruma sokacak sözler yerine, gönülleri ısıtacak, kaynaştıracak sözler salkıyalım. Çünkü sevmeye o kadar çok nedenimiz var ki. Hayatın bizi bezdirdiğini düşünmek yerine, nefes alışımızın bile büyük bir Servet olduğunu düşünerek yaşamak daha iyidir.
Bir insan ne kadar mutsuz ve karamsar olursa olsun, bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Bu da ancak sevgiyle olur. Bu can, bu ten yaşamaktan vazgeçmediğine göre, yaşama sevincini yitirmemiş demektir. Umut ışığının hiçbir zaman sönmeyeceğini biliyor demektir. Üstelik sevmek sadece sahip olmak değildir. Ruhta yaşatmak, benlikte yaşatmak, duyguda yaşatmak var oluşu daha da üstün kılmaz mı? Hissedebildiğimiz, düşünebildiğimiz sürece çıkış yolları hep bizim elimizdedir. Yaşama bağlayan, yaşamı sevdiren sevdalarımız ve dostlarımızın hiçbir zaman tükenmeyeceğine ben inanıyorum.
Yaşam bizi her ne kadar, ölümlerin, şiddetin, duyarlığın yasak olduğu dijital ortamın kıranlığına teslim etse de, inatla hala duygulara hizmet eden, sevgiden söz eden duyarlı kalplerimiz var, bu kalplerin buluşma yeri dostluklarımız var. Mademki insanız, mademki duyuyor ve düşünüyoruz, beynimizi güzellikleri bulmak için yoracağız. Bulduklarımızı da dille ifade edeceğiz. Daha güzel bir dünya için, dostluklarımızı, sevgimizi ve paylaşımlarımızı çoğaltmak zorundayız. İnatla, gerçek dostluğu ve sevgiyi arayalım, hiç pes etmeden hem de…
........... devamı >>
 
Yurdagül Özay
    
    
    

348  

GÖNÜLLÜ VERELİM GÖNLÜMÜZDEKİNİ (DENEME)

İyi bir insan nasıl olmalı? Diye bir soru sorulsaydı bana, “Duyarlı bir gönle sahip olmalı” diye tereddütsüz cevap verirdim. Çünkü vurdumduymaz, duyarsız bir gönülde sevgiyi, saygıyı aramak olanaksız gibi bir şey… İçinde bulunduğumuz toplumun mekanizması duyarsız insanların yasalarınca işler duruma dönüştüğünden, her gün binlerce yürek yaralanmakta, binlerce insan manevi işkenceler içinde ezilmekte, çeşit çeşit maskelere bürünmüş insanların karşısında korkularımız da gün gün büyümekte.
Hayattan ne beklediğimiz ve hayata nasıl baktığımız gerçekten çok önemli. Sevecen, saygılı, anlayan, paylaşan ve sevgiye değer veren insanlar ancak mutlu toplumları oluşturabilir. Üstelik hayatta hiçbir şey, bir insana rağmen vazgeçilmez değildir. Hayatı ve insanları yanlış algılamamızın tek bir nedeni güzellikleri değil de, kusurları gördüğümüzdendir. Bu kişiler, bilgi sahibi olmaktan ziyade fikir sahibi olmaya heveslilerdir.
Yunus Emre, bir şiirinde “ Bize rahmet yerden yağar” diyor. Yerden yani insandan. Vaktiyle öyle miydi bilinmez ama gördüğümüz kadarıyla ne yerden yağdığı kesin ne de gökten. Mutsuzluklarla dost olalı beri yaşadığımız dünyayı bile unutup yeni dünyalar kurmuşuz. Özellikle Sen-Ben çatışması içinde, sevgilere cinsiyet kaftanını giydirip nefis gözüyle bakar olmuşuz. Oysa Hacı Bektaşi Veli “ Muhabbetin dilinde erkek dişi sorulmaz” demiyor mu? Sevmek en güzel sanatken, bu ayırımın dostluklarda hiçbir yeri yoktur. Düşündünüz mü hiç? Hangi lisan gönlü gönülde ağırlar. Dostun dostta aradığı ses hangi lisanda ruh bulur sevgi sözlerinin haricinde. Üstelik yaşadığımız yılları ayakta tutabilmenin en önemli maddesi vefa ve dostluklarımız değil midir? Ve yine bir Hint düşünürü “İnsandan büyük gerçek yoktur” demiş ve bu büyük gerçek, Sait Faik Abasıyanık’a “İnsanı Sevmekle Başlar Her Şey” dedirtmiştir.
Demek ki insanlar sevginin içinde eridiği değerde yüceliyor ve sevgi oranında olgunlaşıp değer kazanıyor. İnsanların gerçek dostları bulunsun, ömrü uzun ya da kısa olmuş ne fark eder, yeter ki birbirine denk olsunlar. Dost dostunu anlar, karşılığı hep sevgi saygıdır alışverişlerinde. Çünkü her veriş bir alıştır. Bir gönderirse iki geleceğini bilir. Şunu hiçbir zaman unutmayalım, toplum özü sözü bir, samimi, sevecen, saygılı, dinamik değerleri ile ayakta durur. Huzur ve güvenle hayatlarını sürdürürler. Sen, ben, o yani biz böyle toplulukları hayal ediyorsak, önce kendimiz bu kimlikleri taşımamız gerekir. Adil ve dürüst olmak gerekir. Gururdan, kibirden, nefretten uzak durmak insan olarak taşımamız gereken önemli vasıflardır.
Bazen küçücük bir iyilik bile büyük felaketleri engelleyebilir. Cebimiz gönlümüze uymasa da, dilimizi uyduralım. Sakınmayalım gönlümüzdekini gönüllü vermekten. Özellikle sevgi ve saygı sunmaktan kaçınmayalım. Var olduğumuzu başka varlıklara da hissettirelim. Gönlümüz sevgiden gururumuz başarıdan vazgeçmeyeceğine göre insanları kaybetmenin değil, kazanmanın yollarını arayalım. Kaybederek zamanı kazanamayız. Karanlığa takılan, karanlığa tutulan bütün sitemleri, bütün korkuları, görünen, görünmeyen sebepleri vicdanımıza kezzap döküp yakan, kuşkularımız, güvensizliğimiz ve de sevgisizliğimiz değil midir? Yüreğimizdeki dostlukları öldüren, hoşgörüden yoksunluğumuz değil midir? Varlığımızı inkâr mayınlarıyla patlatan ve bizi isyanların içinde bırakan da odur. Oysa sevmek ve sevilmek kadar günahsız olan bir duygu var mıdır ki, var olduğumuz bu dünyada.
Zarafetten kanat takan, erdemli, tatlı dilli özbenliğini ortaya koyan insanların yaşadığı toplumu oluşturmak çok mu zor. Aslında hiç zor değil. Güzele ve güzelliklere yakın olanlar ebetteki içini ve dışını da güzelleştirir. Bir söz vardır “insanların ne olduğu dilinin altında saklıdır” diye. Dilimizin altında kendimizi zor duruma sokacak sözler yerine, gönülleri ısıtacak, kaynaştıracak sözler salkıyalım. Çünkü sevmeye o kadar çok nedenimiz var ki. Hayatın bizi bezdirdiğini düşünmek yerine, nefes alışımızın bile büyük bir servet olduğunu düşünerek yaşamak daha iyidir.
Bir insan ne kadar mutsuz ve karamsar olursa olsun, bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Bu da ancak sevgiyle olur. Bu can, bu ten yaşamaktan vazgeçmediğine göre, yaşama sevincini yitirmemiş demektir. Umut ışığının hiçbir zaman sönmeyeceğini biliyor demektir. Üstelik sevmek sadece sahip olmak değildir. Ruhta yaşatmak, benlikte yaşatmak, duyguda yaşatmak var oluşu daha da üstün kılmaz mı? Hissedebildiğimiz, düşünebildiğimiz sürece çıkış yolları hep bizim elimizdedir. Yaşama bağlayan, yaşamı sevdiren sevdalarımız ve dostlarımızın hiçbir zaman tükenmeyeceğine ben inanıyorum.
Yaşam bizi her ne kadar, ölümlerin, şiddetin, duyarlığın yasak olduğu dijital ortamın kıranlığına teslim etse de, inatla hala duygulara hizmet eden, sevgiden söz eden duyarlı kalplerimiz var, bu kalplerin buluşma yeri dostluklarımız var. Mademki insanız, mademki duyuyor ve düşünüyoruz, beynimizi güzellikleri bulmak için yoracağız. Bulduklarımızı da dille ifade edeceğiz. Daha güzel bir dünya için, dostluklarımızı, sevgimizi ve paylaşımlarımızı çoğaltmak zorundayız. İnatla, gerçek dostluğu ve sevgiyi arayalım, hiç pes etmeden hem de…
........... devamı >>
 
Yurdagül Özay
    
    

349  

TİRAT

Ne yapmalı susup oturmalı mı?
Bu hisleri içime gömmeli, hiç çıkarmamalı mı?
Ya beni insan yapan bu duygullarsa?
Başım öne eğik mi olmalı?
Sanki utanılacak bir suçlu gibi.
Sanki bir süs, bir kedi, köpekten farksız.
Bir eşyadan, yada kırılacak bir seramikten.
Bu ben miyim diyebileceğim bir yabancı.
Aslında içim yanarken tutkuyla,
Ruhum bu kadar doluyken, susmalı mıyım?
Benim içim dalgalı büyük bir okyanusken,
Taşmadan duramazken, rüzgarı dindiremezken.
O denizi kurutmalı, rüzgarı durdurmalı mıyım?
Kadın, sadece zevk alınacak bir nesne onlar için.
Ruhsuz bir heykel yada bebek,
........... devamı >>
 
Ceren Ağlargöz
    
    
    

350  

SEHPA (ANI) -yeni-

Aralık ayazı… Çok olmuş, kış takvim yaprakları arasındaki sevimli mevsim olmaktan çıkalı… Gölün dingin şehri Erciş fırtınalı bir güne teslim.
Okul servisindeki üç kişi kilometrelerce ötedeki Gökoğlan Köyü’ne varma telaşesiyle sabahın erken saatlerinde yola koyuluyor. İç sesim ‘bu havada gidilmez’ naralarıyla beni gitmekten vazgeçirmeye çabalasa da kurumun sahibi ve servis görevlisinin kararlı halleri bu sesi bastırmaya kâfi geliyor.
Badireli bir yolculuğun ardından köye yaklaşılıyor. Köyün girişinin bir metre karla kaplı olması sürpriz değil. Kurum sahibi kararlılığından ödün vermeyen tavrıyla azmine sarılarak yanındakine sesleniyor: Gir Nuri! Nuri, önündeki kar yumağının büyüklüğüne aldırış etmez bir pervasızlıkla direksiyona sarılıyor. Az sonraki manzara hala hatırlanır türden: Nuri’nin şakaklarından aşağı doğru akan su damlacıkları arabanın açık camından içeri giren ayazın tesiriyle birer buz parçacığına dönüşmüş.
........... devamı >>
 
Gülşen Çağan
    
    

351  

KÖR KUYULARIN KENARLARINDA....(DENEME)

Deneme

Seni düşüncelerimin soyut sonsuzluğunda anlatmak isterdim. Çünkü, sen düşünce gücümün algılamaya çalıştığı soyut bir sonsuzluktan başka bir şey değilsin aslında. Soyut olman somutlaşmadığın anlamına gelmiyor ancak, tam da somutlaştığın an, daha da anlaşılmaz bir hale bürünüyorsun. Tam seni anladığımı hissettiğim an, beynimde soyutlaşıyorsun birden. Kimi canlı bedenlerde somutlaştığına tanık olmak, seni bana daha da yakınlaştırıyor ancak somutlaştığın varlıkları sonsuza kadar alıp götürüyor benden. Seni kavrayabilmenin tek yolunun bende somutlaşmanla mümkün olabileceğini düşünsem de zaman zaman, bunun tatlı bir yanılsama olduğunu çok geçmeden anlıyorum. Çünkü, senin bende somutlaştığını bilmemin, 'bildiğim son şey' olacağını biliyorum. Bu bildiğim şey ise, artık hiç birşey bilemeyeceğim gerçeğine götürüyor beni. Seni nasıl bilebileceğimi bilmiyorum. Senin hangi yüzün gerçek, onu da bilmiyorum. Soyut halini mi hakikatle özdeşleştirmek doğru olur yoksa somut halini mi? Kafamda kavram kargaşası yaratıyorsun ve ben bilmeye duyduğum özlemin çaresizliği içinde bir bunalıma sürükleniyorum.
........... devamı >>
 
Metin Başol
    
    

352  

ANNELER!

Mahremiyet ar oldu ve yırtıldı perdeler,
Ağlaşıyor mazgallar anneleri nerdeler!

10.05.2007 Bursa


Bir Cenin'in Yarım kalan Günlüğü

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor. Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.
19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.
........... devamı >>
 
Ömer Ekinci Micingirt
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 02:24:56

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim