Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

UYMAK Konulu Şiirler - uymak Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "uymak" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "uymak" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. uymak Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

313  

PEYGAMBERİN TEBLİĞ USULÜ..

Peygamberler vahye muhatap olma anlamında bir ayrıcalığa sahip değildir. Onların her hareketini Allah vahiyle kontrol altına almıştır. Hz. peygamberde tevhit mücadelesinin her adımını vahyin ışığı altında Allahın tevhit mücadelesinde koyduğu yoldaki işaretlere uymak zorundadır. Aşağıda peygamberin tebliğinin temel ilkelerini bu esas kaynak ışığında belirtmeye çalıştık. Şunu ifade etmek gerekir ki peygamberin varisi olan davetçilerde başarılı olmak ve Allahın rızasını kazanmak için aynı ilkelere muhataptır.
• Peygamber affedici bir insandı.
‘Sen affetme yolunu tut. Uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.’Araf–199
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    
    

314  

YIKIK DEĞİRMENLER ****(DÜZ YAZI)

Yıkık Değirmenler

Değirmene su taşıyan ark yer yer yıkılmış, arktan taşan sular kılcal damarlar gibi yolaklanıp; gövde üzerinde kök salmış arsız yaban otlarını beslemekte. Yosunlanmış kiremitlerin çukurlarına dolan, rüzgârın taşıdığı toprağın içine tesadüfen karışmış çiçek tohumları yaşama tutunmayı başarmanın mutluluğu içinde ahenkle salınıyordu. Çamur ve samanla kaplanmış bedeni çıplak kalmış, gedik dişler gibi aralardan taşlar dökülmüş yılların yorgunluğu omuzlarından düşüverecekmiş gibiydi değirmen.
Yatağından kaymış kocaman değirmen taşının düşerken kırdığı tıkanan çarktan boşalan suların oluşturduğu minik göle dökülen suların şırıltısına eşlik eden kurbağaların şarkıları; dışarıda sürmekte olan hüzün dolu sessizliği bozan yegâne sesti. Yoğun yaşamıştı, o şaşaalı günlerden geriye yıkık dökük, yaban hayvanlarından başka canlının uğramadığı yok olmaya yüz tutmuş bir harabe kalmıştı.
........... devamı >>
 
Abdurrahman Güleç
    
    

315  

MÜJDE ANNECİĞİM BEN YENİDEN DOĞDUM

..........Sevgili Anneciğim,
Müjde sana müjdeler olsun.Ben yeniden doğdum.Ben benden doğdum anneciğim.Sana binlerce teşekkür beni doğurduğun için. Benden yeni bir 'ben' doğdu biliyor musun? Adımı yeniden koyma ihtiyacı
duymadım.Şekilde değil de özümde yeniden filizlendim,yeniden doğ-.
dum. Biliyor musun ben aslında beş yaşımda bile yeniden doğmaya çalıştım anneciğim.İzin vermiyordunuz fkat ben hep doğmaya çalıştım.Beşimde,on-
beşimde,yirmi beş,otuz beş ve kırk beşimde....Hep doğmaya çalıştım,anneciğim.
..........Bu toplumun sıvısı içine doğduğumda hep dayatmalar gördüm aneciğim. İnanç ve kültür her şey ama her şey bana dayatmaydı.İçinde zor olan şeyleri çok yaşadım annem.Gördüm ki anne bana yapılan dayatmalar beni çok üzüyordu. Adeta ben 'ben' olmaktan çıkıyordum annem.Bu kalıplar
........... devamı >>
 
Halit Mehdigil
    
    
    

316  

ÜLKESİNE VE ÜLKÜSÜNE AŞIK BİR ŞAİR-YAZAR: ABDURRAHİM KARAKOÇ

Abdurrahim Karakoç, öncelikle âşık bir insan. Çoklarının uşaklığı seçtiği, doğruluğa ve doğruya yakın olmamak için köşe bucak kaçtığı dönemlerde bile âşık. Hakka, adalete, erdeme, ezeli olana daha aklının erdiği, dilinin döndüğü ve kelimeleri cümleler haline getirip kâğıda aktarmaya başladığı günlerden bugüne kadar hep aşkla bağlı kalmış yaşayan gerçek bir âşık…

Ömrünün her karesinde, söylediği türkülerin bestesi de, güftesi de, özü de, sözü de hep gerçeklere ayarlı. Notasında kulak tırmalayan ses, rotasında insanı ürküten ve endişeye, kuşkuya sevk eden bir işaret, cümlelerinde yerini sevmeyen, çiğ ve iğreti bir kelime yok. Sırat-ı müstakim üzere olmayı ve hep öyle kalmayı kendisine en büyük şeref, şan ve baş tacı bilen, yönünü de yorumunu da kıbleye dönük tutan, ömrü boyunca yatan taşları mesuliyetini idrak etmiş, manevî değerlerle kendini donatmış vatandaş haline getirmeye uğraşan, maveraya ve mâneviyata sırtını bir kere olsun dönmeyen, kitaba uymak yerine işlerini kitaba uydurmayı önemli bir özellik gibi gören bunca insana rağmen hep kutsal kitaba ve onun emirlerine uymayı en büyük saadet bilen bir yürekli insan.
........... devamı >>
 
Durdu Şahin
    
    

317  

NE KADAR ÜZÜLMÜŞTÜM!

Ne bilirdik ki!
Nereden bilecektik!
Onca zaman çocukluğun heyecanıyla bir oyana bir buyana koşardık.

Var gücümüzle, dilediğimizce yorulana kadar oyunların renginde nefeslenerek takati bitirecektik.

Bakir olan hislerimiz kendince denenerek halin dilinde bir tecrübe edilecekti.

İlk güven payemiz…
En sevdiğimiz… Annemiz, babamız…
Ancak onların güvenliğinde esenliğe kapı aralayanlarız…
........... devamı >>
 
Mustafa Cilasun
    
    
    

318  

İSPİYONCU KUŞLAR / ANI

Ah çocukluğum, oyuncaklarım, arkadaşlarım! Hepsi aklımda.......Ve annemim kuralları, yasakları........ Yaşam çok güzeldi.....Ah bir de annemim yasakları olmasaydı! ....Eğer bu kurallara uymazsak, annem bizi cezalandırırdı. Oyun süremizi kısıtlardı. Onun sözünü dinlemeliydik. Sonra olan bize olurdu. Arkadaşlarımızın oyunlarına katılamaz, evde kendi başımıza oynamak zorunda kalırdık. Annemin koyduğu kurallara uymak, yasak olanları yapmamak hiç de zor değildi benim için. Bu konuda hiç zorlanmıyordum. Annemin “ yapmayın ” dediğini yapmıyordum, işte o kadar. Yani terbiyeli bir çocuk olmak bu kadar kolaydı. Annem bizim terbiyeli bir çocuk olmamız için böyle davranıyordu. Hiç bizim kötülüğümüzü ister miydi! Hem de annemizin sözünü dinlemez, ona karşı gelirsek, öbür dünyada cayır cayır yakarlardı bizi. Hatta annemizi üzdük diye, taş bile olabilirmişiz.Bazı büyüklerimiz böyle söylüyorlardı.
........... devamı >>
 
Kâmuran Esen
    
    

319  

1.GUSÜL ABDESTİ NEDİR..? NASIL ALINLR..? ÖNEMLİ..! (AÇIKLAMALI ANLATIM) YAKLAŞIK (70.000) OKUNMA ORANLI YAZIM..! GUSÜL ABDESTİ NASIL ALINIR? GUSÜL ABDESTİ NASIL ALINIR?

LÜTFEN YAZIYI SONUNA KADAR OKUYUN..!

Gusül abdesti nasıl alınır?

<><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><><>

DİNİNİZİ ÖĞRENECEĞİNİZ İLK ADRES
T.C. BAŞBAKANLIK DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI OLMALIDIR.

RESMİ İNTERNET SİTESİ:

www.diyanet.gov.tr
........... devamı >>
 
Hasan Beyan
    
    

320  

SEVGİN ÖZEL ÖĞRETMENİM… (ÖZELİM) - DENEMELERİM (SUAT TUTAK)

Yarama dokundun öğretmenim. Bak, kanıyor şimdi.. Anlat diyorsun… Ben annemi sana nasıl anlatırım? Anneler anlatılır mı? Gün gelecek; bu satırlar siz öğretmenlerin el kitabı, yetişme çağındaki çocukların yaşam hikâyesi, genç anne – babaların rehberi, yaşlıların ise gözyaşı şişesi, gerçek yaşam takviminden koparılmış birer yaprak olarak kalacak…
Şuan ise benim sığınma evim… Sevecen bir baba kucağı, çocuğunun her isteğini gözlerinden okuyan, sıkıntısını davranışlarından anlayan, dost, anlayışlı, arkadaş, ılımlı, hoşgörülü, özveri abidesi bir anne limanım…
Anne limanım diyorum… Çünkü onların yüce duygularının saklandığı, beslendiği, hazır bekletildiği yeri, en güzel anlatan kelime o, benim için. Bilirsiniz işte; sefere çıkacak olan her kaptanın, gemisinin her türlü ihtiyaç hazırlığını yaptığı o limandır. Düşünmeden, kuşku duymadan, korkmadan gemisinin demirini atıp, güven içinde bıraktığı yer, yine o limandır.
Gemileri tüm tehlikelerden, fırtınadan, tufandan, borandan koruyan yine o limandır. Sevgililerin el sallayıp vedalaşarak ayrıldığı, hasret duvarlarını aralarına örüp, ayrılık gözyaşlarını akıttıkları yer, buluşan sevgililerin kavuşma sevinciyle, özlem giderip mutluluk gözyaşlarını paylaştıkları, kalplerinin pır pır atıp, tansiyonları yükseltip, azaltan yer de, o limandır…
Hele yabancılık duyulan, yalnızlık duyulan, korunma ihtiyacı duyulduğu anlarda kaptanların bile güvenle sığındığı, gemisini bıraktığı, dönünce de bıraktığı anki sağlamlığı ile gemisini, iç huzuru ile geri teslim aldığı yer yine o korunaklı sahil değil midir?
Bir yerde anneler de, o sahil görevini görmezler mi? Sevginin otağı anneler… Rahmetin kaynağı anneler. Yüce duyguların abidesi o kutsal insanlar. Anneler… Benim annem de onlardan biriydi. Ve ben onu, çocuk yaşta kaybettim.
1958 yılının Kasım 16’da… 12 yaşında bir çocuktum o sıralar… Bir buçuk yaşlarındaki iki küçük yeğenlerimi bakmaktan, doyasıya ağlayamadım başucunda… Tabutu eller üstünde evimizden ayrılır-ken bile gözyaşlarımı içime akıttım. Açıkça ağlayamadım. Onlar korkmasın, (Yeğenlerim) onlar ağla-masın diye… Bir de “ Erkekler ağlamaz…”sözüne uymak için ağlamadım. Yaşlarımı içime, acımı yüreğime gömdüm. Amma, ben de candım. Benim de seven ve yanan bir kalbim vardı. Ana acısına nasıl dayanılırdı?
Cenaze gitti. Gömülüp dönüldü… İnsanlar bir bir evlerine dağıldılar. Kucağımda baktığım iki yeğenimi annelerine teslim ettim. Sonra… Sonra annemin öldüğü odanın kapısının arkasına gizlenip, orada dayalı duran süpürgeyi alıp, süpürgeye sarılarak sessizce ağlamaya başladım. Serde erkeklik vardı ya… Gözyaşlarım seller gibi akmaya başladı. Sanki yüreğimin içindeki yanardağ patlamış, gözyaşlarıma karışan yüreğimin acısı, yangınım o yanardağın lavları gibi akıyordu. Beni o şekilde yakaladılar. Erkekliğe leke getirmiştim… Büyük bir suç işlemiş gibi utandım. Erkekler ağlamazdı. Değil mi ya? Öyle demişti büyüklerim. Ben de, 12 yaşında bir erkektim. Ağlamamalıydım… Ama o acı karşısında, erkeklik sökmedi anne… Erkeklik dayanamadı. Gözyaşı oldu. Beni öyle yakalayanlar, daha büyük bir yasla ağlamaya, feryada başladılar. Olan oldu… Ben de onlara uydum. Feryatlarımla o yas edenlere katıldım. Ahhh be anne, ne zormuş küçük yaşta erkek olmak… Rahatlayıverdim birdenbire.
Yıllar geçti aradan anne… Geçti yıllar. Sen gittin ve dönmedin. Bense her sabah senin yokluğunda yaşlı gözlerle dönmeni bekledim. Amma sen, yine de gelmedin, gelmedin be anne… 1958 – 2008’e gelmişiz. Tam elli yıl girmiş aramıza… Ben hala, öldüğün günü kabul edemedim anne… Bir gün geleceğini umut ederek bekledim. Öldüğüne inanmadım ki anne… Kabul edemedim. Sana yakıştırama-dım. Evet, canım annem ben hala seni bekliyorum. Fakat artık hiç dönmeyeceğini biliyorum anne…
Biliyorum ki, gelmeyeceksin. Biliyorum ki, ben geleceğim senin yanına… Az kaldı sayılır. Az daha… Az daha. Fakat elimde değil. Kabul edemiyorum… Ölümünü kabul edemiyorum. Seven kalpler ölür mü anne? Anladım ki gidenler gelmiyor, sen de gelmeyeceksin… Hiç değilse, beni yanına alsana anne. Parmaklarını saçlarıma sokup, başımı bir kez daha, son kez daha okşar mısın anne? Son kez olsun, okşamaz mısın anne?
........... devamı >>
 
Suat Tutak
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


02.12.2008 04:17:47

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim