Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

UNIVERSITE Konulu Şiirler - universite Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "universite" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "universite" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. universite Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

473  

AĞZI BURNU KIRILMIŞ KADIN KARİYERİ

O benim cocukluk arkadasim, kankardesim, su anda sahip oldugum en uzun
gecmisli dostluk...Ilkokuldan beri ayni siniftaydik, beraber buyuduk, kostuk
oynadik, elma sekeri yedik.Genc kizligimizin ilk kalp carpintilarini
birbirimizden baska kimseye soylemedik. Oyle guzel, masum bir dostluk
iste...
Sonra yollarimiz ayrildi, ben onun bulundugu sehirden tasindim. O yurtdisina
okumaya gitti, donusunde ayni sehirdeydik, ama fazla gorusemiyorduk, cunku
artik bir erkek arkadasi vardi. Universite yillarinda nisanlandi, bitirir
bitirmez de evlendi. herseyiyle mukemmel bir ask evliligi...Tipki peri
........... devamı >>
 
Elif Şebnem Akal
    
    
    

474  

ÖZLÜYORUM ANNE

21 yıldır seninleyim anne
Varlığını bilmek yetiyor çoğu zaman
Kendime çeki düzen vermeye

Liseyle birlikte ayrıldım evden
Sonra üniversite, sonra da koca dediklerinde
Anlamıştın gerçekten ayrılığın başladığını
Artık senin dizinin dibinde olmayacaktım
Sabahın köründe kalkıp
O soğukta bana portakal suyu sıkmayacaktın
İlk başlarda rahatladığını düşündüm bende
Ama sonra…

Sonra bende büyüdüm anne,
Üstelik seni de, babamı da
Anlayacak kadar büyüdüm.
Sizi; sizin beni özlediğiniz gibi,
Bir şeylerden korkar gibi özleyecek kadar büyüdüm
Anne kız kavgalarımızda bile kilometrelerimiz odu
........... devamı >>
 
Bumerang
    
    

475  

ANLAMSIZ RUHBAN ŞAİRLER

Anlamsız şiir yazanları hiç anlayamamışımdır. Ne yapmaya çalışıyor bunlar. Bence anlamsız şiir yazanların kendileri de anlamsızdır. Çünkü bu kişiler, hayatı anlamlı kılan sözcükleri anlamsızlık çukuruna atarak daha da karmaşıklaştırıyorlar.

Bunlar, edebiyatın ruhban sınıfıdır. Anlamsızlıklarıyla şiire renk kattıklarını sansalar da, aslında ortalığı berbat etmektedirler. Çünkü, edebiyatı kendileri için yaptıklarını savunurlar. Neden o zaman, dergi ve kitaplarda şiirlerinizi yayımlamaya çalışıyorsunuz denilse, ne cevap verirlerdi acaba? Yine, kendimiz için mi diyecekler di?
........... devamı >>
 
Ayhan Uçar
    
    
    

476  

_ SEVGİLİYE MEKTUPLAR / SEN KOKULU MEKTUBUM

......... Sarı liranın tedavülde ve değerli olduğu zamandan beri saklıyorum postacının getirdiği mektupları... T’si telaffuz edilmeyen telefon denen aygıtın bilinmediği zamanlardı ve forslu olurdu kıyafeti ve şapkasıyla postacı... Aşk, acı, sevinç ve hüzünleri hep bir arada taşır ve yorulmazdı onca bilinmez yükün altında...

......... En çok bizim sokağa girdiğinde sevinirdim alacağım zarfların üzerindeki pulları merak ederek... Halide Edip, H. Rahmi Gürpınar, Ömer Seyfettin, Tevfik Fikret’i önce mektupların üzerindeki pullardan sonra okulda Türkçe derslerinden tanıdım ama sen yoktun ben onları tanırken ve yine de özlüyordum seni bir gün mutlaka tanıyacağımı varsayarak... Hep özenle çıkarır ve saklardım herkesten, çocuk aklımla sarı lira sanıp ve bir gün sana pullarımı sunup ‘beğendiğini al’ demek içindi ama sen bilmiyordun ve yoktun dünyamda...
........... devamı >>
 
Olgun Ekinci
    
    

477  

İĞRENÇ OLASIM GELDİ

4-5 yaşımda ahşap iki katlı evimizin abak deliğinden aşağıdan geçen çocukların kafasına tükürürdüm. Gerçi üniversite yıllarımda sabahın 5 inde arkadaşım Vildan’ı cork diye ezdiğim kara Fatma cesedini faraşaya koyarak, evde turlatmıştım. Ciyak ciyak balkona kaçtı, takibi sürdürdüm, gecelikle cama koşanları görünce vazgeçtim. Birde meslek lisesi yıllarımda sınıfta iki kızdık. Erkekler yemekten önce bize iğrenç fıkralar anlatarak iştahımızı kapatmaya çalışırdı. Bir iki öğün yemeğimi kaptırdıktan sonra, onların iğrenç fıkralarını tepkisiz, suratımı buruşturmadan ayyy, ıyyy, böggg sesleri çıkarmadan dinleyerek daha iğrenç hikayeler anlatıp karşı saldırıda bulundum. Heee heee sade derslerde değil, iğrençlikte de onları halt etmek çok hoştu. Hatta bir seferinde işi azıtıp yağmurda toprak üstüne çıkan solucanları avuçlamış, okuldaki kızları önüme katarak kovalamıştım. İşte çubuk makarna, gel ye diye de bağırdım. Okulumuzun Müdüründe öyle derin izler bırakmışım ki… Yıllar sonra iş yerimde amirimin odasında oturuyordu. Elimde evrakla içeri daldım. Beni tanımazdı nasıl olsa. Sen kalk yaşından başından utanma, beni tanı, üstelik anlat yaptıklarımı. Evli barklı, çoluk çocuk sahibi kadına yapılır mı bu ya. Hiç eğitim neferine yakışıyor mu? Bide dedi ki. Bu var ya bu, (İşaret parmağıyla beni gösteriyooo) saçımı beyazlattı. (halbuki saç beyazlaması kalıtsaldır, ne alaka şimdi? İki oğlanı merdivenden kayarken ittim diye, koridorda fındık faresi kovalayıp, yakalayıp önüme gelene attım diye hiç müdürün saçı beyazlar mı?) Ah bide lise sonda kendini jön zanneden (etrafında yapışık bir sürü salak kızın verdiği zanna) bir çocuk vardı. Bir gün yanıma gelip sana olan hislerimi biliyor musun dedi. Bende hayır, ama sen benim sana olan hislerimi biliyor musun dedim. Zafer kazanmış, mağrur bir eda ile yüzüme baktı. Baş ve vücudumu geriden ileriye, ona doğru şiddetle iterek böööğ dedim. Sonradan duyduk ki cinsiyet değiştirmiş (Acaba günaha mı girdim? Aşırı tepki gösterip zavallıyı ters mi çevirdim. Sen affet Yarabbi)
Okul ve mahalle arkadaşım olan, bütün mağdur ve mağdurelerden özür diliyor bana haklarını helal etmelerini istiyorum. Hiçbir günahları ve suçları art niyetleri yokmuş meğer. Zamanımızda ki insan suretinde yaratıkları gördükçe, gazetede ki olayları okudukça, içimden bunlara ani tükürük saldırısında bulunmak, Kırım Kongo Kenelerini burunlarına tıkmak (bulup da çıkaramasınlar) et obur örümceklerle tüm vücutlarını sarıp sarmalamak, baş ve gövdemi geriden doğru hızla itip, büyük bir tazyikle suratlarına kusmak istiyorum. Bir iğrenç olasım geldi, bir iğrenç olasım geldi ki sormayın.
........... devamı >>
 
Aynur Baydar
    
    
    

478  

SAKLAMBAÇ OYNUYORUZ

SAKLAMBAÇ OYUNU

K.maraşın asil ve kültürlü atmosferinde başladı yaşamım.
Asalet diyorum çünkü...
Unutuldu bu günlerde bu kelimenin anlamı.
İlk orta lise derken geçip giden yıllar.
Farkında olmadan yaşandı bir çok olaylar......
Hani derler ya...
'o insanlar ki derya içredirler ama deryayı bilmezler.'
İşte tam bunun gibi geçti gençlik yılları.
Komşu komşunun külüne muhtaçtı.
Komşu kızını namus sayardık.
Mahalleden geçerken başımız hep öndeydi.
Ne kimsenin penceresine nede Karısına-kızına bakardık.
Eğer tanıdık biriyse gördüğümüz yüzümüzü hafif bir mahçubiyet kaplar:
Gülümseyerek 'merhaba'derdik.
........... devamı >>
 
Kadir Özdemir
    
    

479  

HAYALİMDEKİ KÂHTA

Gençliğimin hayali,
Bu günümün düşü,
Yarınlarımın umudusun…
Çağdaş Kâhta sevdası,
Bir güzel sevda,
Bir tatlı sevda,
İşte size gönlümdeki Kâhta,
İşte size hayalimdeki Kâhta…

Kâhta’nın etrafında fabrikalar kurulmuş,
İşsizlik sorunu kökten çözülmüş…
Ne Malatya’ya kayısıya,
Ne Haran’a, Çukurova’ya pamuğa,
Ne de Karadeniz’e fındığa,
Mevsimlik işçi olarak gidiş var…
Adana, Mersin, İstanbul ve diğer ellerden,
Davul, zurna, zılgıt eşliğinde,
Kamyon kamyon,
Kâhta’ya geri dönüş var…
Yoksulluk yakmıyor sinemi,
Bitmiş artık ayrılık özlemi,
Kavuşma sevinci, coşkusu,
Sarmış gönülleri,
Bayram var…
........... devamı >>
 
Mahmut Cantekin
    
    

480  

AYRILIK AZABI

Sanırım uzak düşeceğiz biri birimize,
belki bir ömür,
belki birkaç sene,
‘hem de hiç yoktan yere’.
Sen bu kararı verdiğinden beri
bilemezsin nasıl köz düştü gönlüme.

Konuşamadım bile seninle,
yanaşamadım sana eskisi gibi.
Kim bilir,
belki sensizliğe alıştırmak içindi kendimi,
belki de bensizliğe alıştırmak içindi seni,
belki de hiç biri.

Ama seni izledim,
seni seyrettim hep gizlice,
doya doya ve sindire sindire.
Evde bastığın yerlere bile baktım
sen yürürken,
hatıran olarak
ayak izlerin kalır mı diye.
Haberin bile yoktu senin.
........... devamı >>
 
Abdurrahman Özdemir
    

??
       
 
             
 
               
 
 

 

 

 

 

 

 

 
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


30.08.2008 02:39:10

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
  » gebelik   » Hastane   » Sağlık   » Çiçekçi   »

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim