Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

TUTU Konulu Şiirler - tutu Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "tutu" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "tutu" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. tutu Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
<< Önceki Sayfa

Sayfa: 1 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

 
    

113  

BABA50 BABA100(DÜZ YAZI)

BABA 50BABA100BABA 150…….
Şaban amcanın huyuydu, bir yere ne kadar erken gitmek mümkünse o zaman giderdi. Maden Ocaklarında 29 yıl çalışarak emekli ikramiyesi ile aldığı pikap ile köylünün taşınacak odun, un, sap, saman gibi taşımacılık işlerini yapar köylüyü kasaba pazarına getirip götürürdü. Köyde acil hasta olduğu zaman hastaları doktora yetiştirerek bir nevi ambulans görevini de üstlenmişti. Kasabanın pazarı olduğu günler erkenden pikabı köyün meydanına çeker yolcular gelene kadar bir o yana bir bu yana dolanıp dururdu, derdi kasabadaki işlerini de biran önce bitirip köye gün ışığında dönebilmek olan bu adamın bu yüzden köyde seveni kadar sevmeyeni de vardı, Şaban amcanın bu huyu bilindiğinden pazara gidecekler yataktan kalkıp fazla oyalanmadan koşar adım arabanın yanına gelmek zorundaydılar.Domuzdamcı yedeği Fuat’ın iş elbiseleri birkaç şahsi eşyası ve bir iki öğün yetecek kadar kuru gıdadan oluşan erzak kapının hemen eşiğinde hazırlanmış duruyordu.Annesi daha oğlunun elbiselerini yıkayıp söküğünü iliğini dikerken ağlamaya başlar, Fuat her defasında anasının bu haline üzülür ana ağlama ben artık maden ocağına alıştım diye söylese de fukara kadının daha da yüreği derpleşir o ince tiz sesiyle ağıtlar yakmaya devam ederdi. Oğlunun maden ocağına gitmesine üç beş gün kala ne zaman aklına gelirse sofrada yemek yerken ahırda hayvanlarıyla meşgul olurken bostanda tarlada ağlayıp dururdu, Bu durum hemen hemen madence işçi gönderen her evde yaşanır maden işçileri madene giderken üzüntü evlerine dönüşleri büyük bir sevinç yaşanırdı,çünkü maden ocaklarında çok kişi ya ölümcül kazalarda grizu göçük vs yada kazalarda yaralanmış sakat kalmıştı bunlarda olmaz ise madenden emekli olanlar çok değil 5-10 yıl sonunda meslek hastalığına yakalanır hastanelerden ve doktor kapılarından kurtulamazlardı. Onların bir evide artık hastane odaları olurdu,hele bir hastaneye yatmaya görsünler kovuş arkadaşlarından ufak bir tanışma faslından sonra mutlaka birbirlerini bir yerlerden tanımış olurlardı yada başka bir yerde aynı işi yapmış olduklarından meslektaş çıkarlardı..Köy halkının bu olaylar adeta bilinç altlarına yerleştiği için kendilerine madene gidenin ardından bin türlü üzüntü ve ağlama sebebi bulunurdu. Fuat elbise ve erzak çuvalını kapını eşiğinden alıp omzuna kaldırdı çuval bu ay da her zamanki gibi ağırdı anası elinden geldiği kadar çok yiyecek malzemesi koyardı, merdiven başından aşağıya iner inmez anası ağlamaya başlamıştı,anasının bu üzüntüsünü hafifletecek tek şey büyük oğlunun madenden köyüne dönecek olmasıydı iki oğlundan birisi A-grubu diğeri B grubu işçisi olarak çalıştığından 30 gün birisi maden ocağında çalışıp köye gelirken diğeri maden ocağına giderdi.Arabanın köy ortasında durak olarak kullandığı yer evlerinin yakınında olduğundan bu sabah Fuat en önde gelenlerden birisi olduğundan eski bir madenci olan aynı zamanda akrabası olan aracın sahibi Şaban amcasından aferin bile almıştı hemen hemen herkes meydana gelmişti sabahın alaca karanlığında sokağı bir uğultu kaplamış ortalığı sigara dumanı kokusu sarmıştı aralarında her zaman her yere geç gelme alışkanlığı olanlar olmasa herkes tamamdı.Babası Ahmet amca hem onları yolcu etmek hem ağılındaki birkaç küçük baş hayvanı köy merasına getirmek için dışarı çıkmış, madencileri yolcu edene kadar oğlu Fuat ve diğer madene gideceklerle sohbet ediyordu, hayatının büyük bir bölümünü bu köyde hatta bu mahallede geçiren bu ihtiyar adam, köyde madende çalışmayan nadir erkeklerden birisiydi o yanı başındaki bir ayağı sakat kardeşi ile geçimini çiftçilik ve hayvancılık yaparak sağlamış fakat kendilerinin çalışmadıkları maden ocaklarına iki oğlunu da işçi olarak vermişti. Madene ve kasabaya gideceklerin hepsi arabanın yanına gelmiş araba yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı araba hareket ederken kadınlar birbiri ile yarış eder gibi ağlaşıyordu kimi kocasına kimi babasına kimisi oğluna galiba en sahici ağlayanlar analardı. Hava yeni aydınlandığından mahallesinin görüntüsü de yeni yeni meydana çıkıyordu bu iki küçük dereciğin birleştiği yere kurulan bu 15-20 hanelik mahalle ayrılığın verdiği üzüntü ve kederle.gözlerine şimdi daha bir güzel görünüyordu. Yeni yağmur yağmış olduğundan karşıdaki ormanların rengi öyle canlı görünüyordu ki ağaçlar adeta yıkanmış ütülenmiş gibi yemyeşil onlara veda ediyordu, yol kenarlarındaki kır çiçeklerin güzelliği de bir başka güzellik olarak onları selamlıyor gibiydi.İşçilerde evlerinden ayrılmaya üzülüyorlardı ama üzüntülerini pek belli etmiyorlardı ağlamalar ve dualar arsında yolculuklarına başladılar bir ay boyunca buralardan uzaklara maden ocaklarına çalışmaya gidiyorlardı. Araba mahalleden biraz uzaklaştıktan sonra içlerindeki üzüntülü halleri biraz olsun gitmiş, aralarında birbirleriyle şakalaşmaya başlamışlardı bile ne kadar üzülseler de bu maden ocaklarına gitmelerini engellemeyecektiki, yaklaşık 20 kişi 40-45 dakika yolculuktan sonra kasabaya vardılar.Araba her zamanki durağına park ettiğinde yolculuk ücretlerini verip arabadan indiler
........... devamı >>
 
Muharrem Akman
    
    
    

114  

YEL SANDYM

YEL SANDIM

Hilal ka?ly kara gözlü boy suna
Aldy gitti beni benden yel sandym
Her baky?y zarar veriyor cana
Vurdu yykty azgyn akan sel sandym

Ne söylersen söyle a?ka kar etmez
Ceylan baky?lary kar?ymdan gitmez
Bütün dertler biter yar derdi bitmez
Bu güzeli meyve verir dal sandym

Zapt olmuyor gönül gördü göreli
Ok?ayyp tarayyp zülfün öreli
Sanki byçak yedi sinem yareli
Kara sevda gelir geçer hal sandym
........... devamı >>
 
Kemal Işık
    
    

115  

BERDEL

Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da evlilikler genellikle ya berdel usulü ya da görücü usulü ile olur. Bu her iki seçenek hem insanlığa hem de insanların duygularına ihanettir.
Hiç tanımadığınız biri ile karşılaşıp onunla bir ömür boyu hayat sürdüreceksiniz.
Birey olarak hiçbir seçenek hakkınız yok hakkınız gasp edilmiş iradeniz elinizden alınmış. İtiraz etme durumda da değilsiniz çünkü feodal yapının çarkında dönmek zorundasınız. Aile ekâbirlerin yani ana babaların dediği dedik. Aşklar sineye gömülür sevdalar laflarda kalır. Sadece uzaktan bakışlar, beğenmeler, biri birini isteme arzuları beyinlerde ölünceye kadar ahlarla oflarla geçer. Kader deyip gizli gizli ağlamalar sadece ruhlara teselli olur.
........... devamı >>
 
Atilla Adsay
    
    
    

116  

ORHUN ABİDELERİ (BİLGE KAĞAN) (NESİR YAZISI)

Orhun Abideleri (Bilge Kağan)

Doğu Yüzü

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı... Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti... Türk tanrısı... üzerinde kagan oturdum.

Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki... dim.
........... devamı >>
 
Serdar Sayıl
    
    

117  

BENDEN OLMAYAN - CENNETLE CEHENNEMİN EVLİLİĞİNDEN. W.BLAKE

ALTIKIRKBEŞ
Neredeyse bütün eserleri dizisi: 02
William Blake - The Mariage of Heaven and Hell, 1790 ı. baskı: Mart 1997 (Türkçesi: Rahmi G. Öğdül)
2. baskı: Eylül 2003
Yayın Yönetmeni Kaan Çaydamlı
Kapak Tasarımı Altıkırkdört Yapım / Murat (K) Bozkurt
Sayfa Tasarımı S. K. Angı
Baskı
Umut Matbaacılık (0-212) 637 09 34 - 04 i i
ISBN-975-279-001-1
Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına göre ayıp, yasalarımıza göre suç sayılmaktadır.
Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    
    

118  

BENİM-SENİN-SİZİN//ONLARIN MI?

..........Dünya kurulalı beri kullanılabilir, hazır üretilmiş kaynakların paylaşımının
kavgasını yaşadı hep. Yaşamaya devam ediyor.

...........Paylaşımdan fazla alan mevkiler (mevki diyorum çünkü toplum karşı sında sahte ya da gerçek nitelikli olmak) hep arslan payını alırlar ve alışmış lardır; acımasızlardır. Bunlara bu yazımda BEN'LER diyeceğim. Bir alt mev kiler daha biraz daha az alanlardır bunlara SEN'LER,topluca çalışıp kaza nan işleri üst düzey memurluk ve ayrıcalıklı işçilik olanlar SİZLER ve üretime katkıda bulunan, didinip de bedenini perişan eden en alt düzeydeki işçi ve köylülüler(Dünya lokomotifi) ve kasıtlı olarak iş verilmeyenler ONLAR...
........... devamı >>
 
Halit Mehdigil
    
    

119  

ŞİİR YORUMU.-YANLIŞIM__REFİKA DOĞAN

Mavigül-ataşlı gurubu üyelerinin şiirlerini yorumlama çalışmalarından 3. sünü tamamladı. Yazan arkadaşımıza ve yorumlayan kalemlere teşekkür ediyoruz.

YANLIŞIM
Hepimize ait bir dünyada; ben sana
Sen
Başkasına ait…
Yanlış adreste
Yanlış duraktaki ben
Yazık ki; seviyorum…

Seni sende severken tutkuyla,
Göz bebeklerinden yüreğine akmaktı
Yanlışım…
Bin düşünce ve merakla
Hop oturup hop kalkarken,
Seni
Yaşamımın merkezi yapmaktı
Yanlışım…
Ve bütün bu yanlışlar içindeki ben;
Yıkık dökük
Hırpani sökük,
Sensizliğin yarattığı yoksulluğumla
Yazık ki; seviyorum…

........... devamı >>
 
Yılmaz Murat Özcan
    
<< Önceki Sayfa

Sayfa: 1 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15


??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 22:49:40

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim