Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

TURKLUK Konulu Şiirler - turkluk Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "turkluk" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "turkluk" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. turkluk Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

433  

TUTUN KALE ÇIKIŞLARINI, KÖPRÜ BAŞLARINI TUTUN! ..

Amok koşucusu gibi intihara koşuyorlar..
İnsanların bilincini ve tarihin süzgecinden süzüle süzüle gelen koskoca Türkiye’nin hafızasını silmeye çalışıyor sömürgen ve kuklası olan işbirlikçiler.
Yalnız insanlarımızın canı değil, devletimizin de varlığı tehdit altında..
Düşman karargahından emir almış gibi, aynı anda; Irak’ta, Kıbrıs’ta ve Türkiye’de Petrol yasalarının mecliste geçirilmesi kuşkularımızı yeşertiyor, kök salıyor..
Devriyeler! .., Devriyeler! ..
Parola sorun, işareti sorun? ..
Parola: Namus, İşareti: Vatan.
........... devamı >>
 
Hilmi Kayıhan
    
    
    

434  

AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ

Türk Dünyasının ilk üniversitesiydi, Ahmet Yesevi Üniversitesi!
Kazakistan’a, 2006 yılında Elâzığ Valisi Muammer Muşmal’ın Başkanlığındaki bir heyetle, Orta Asya’nın parlayan yıldızı Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e, Türk Dünyası Hizmet Ödülünü vermek vesilesiyle gitmiştik. Tabiatıyla, Anadolu’nun manevi fatihi, bütün Türk Dünyası’nda, ‘—Pir-î Türkistanî’ olarak bilinen Ahmet Yesevi Hazretlerinin Yesi Şehrindeki makamlarını da ziyaret etmiştik. O ziyarette Elâzığ Heyetini gecenin geç saatlerinde Ahmet Yesevi Üniversitesinin kapısında karşılayan o dönem Üniversitenin Mütevelli Heyet Başkanı Namık Kemal Zeybek bizlere iki gün boyunca o kadar doyurucu bilgiler vermişlerdi ki, o gıpta ettiğim heyecanı ve coşkuları hala kulaklarımda çınlıyor!
2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülünün mimarları arasında şüphesiz ki, Kültür Eski Bakanımız Namık Kemal Zeybek ve Atatürk Yüksek Kurum Başkanı Prof. Dr. Sadık K.Tural Hocamızın katkıları takdire şayandır.
Türk Dünyasını, Türklük coğrafyasını tarihi, kültürü, dili ve iklimi ile gönlüne bezeyen Namık Kemal Zeybek, Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde ve Türkistan(Yesi) Şehrinde el üstünde taşınıyordu. Kazakistan başta olmak üzere bütün Türk Dünyası’nın buluşma mekânıydı!
Ne olduysa, 2006 yılının Temmuz ayından sonra oldu. Olanları, Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Yönetim Kurulu’nda bulunan Feyzullah Budak’tan dinleyelim; “Biz Sayın Zeybek’le birlikte bu şansı iyi değerlendirmeye gayret ettik. Türkiye Türkçe’sini yaymaya, Müslümanlığı öğretmeye çalıştık; alkol konusunda iyi örnek olmaya çalıştık.. Ancak Sayın Çetin Doğan’ın göreve gelmesiyle öyle uygulamalar başlatıldı ki, öyle garip bir görüntü ortaya konuldu ki, Yesevi Üniversitesi, misyonundan çıktı adeta. Okutulan Yesevilik dersi bile kaldırıldı. Bazı üniversitelerde açtığımız Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri kapatıldı. Yaklaşık 60 lisede kurduğumuz sınıfların çok cüzi miktarlarda olan kaynağı, sırf İlahiyatçılara ders verdiriliyor diye kesildi. Türkî Cumhuriyetlerden öğrenci alımının önüne geçildi. Başörtüsü yasağı getirildi… Bütün bunlar bizim yıllardır orada yapmak istediğimiz hizmetleri baltalamaktan başka bir şey değil. Anlamıyorum ben, Yesevilik dersi nasıl kaldırılır. Kazak toplumunu, Orta Asya’yı ayağa kaldıracak olan Yesevi düşüncesidir.”
İşi ehlinden alırsanız, işi kendilerini bu davaya hasreden yürekli insanların, Yunus yüzlü asrın gönül dervişlerinin elinden alırsanız, ‘—tepetakla gidersiniz’ Feyzullah Budak’ın anlattıkları karşısında, ‘—başımızdan kaynar suların döküldüğünü’ hissediyorsunuz. Öyle bir zihniyet iş başına geliyor ki, 10–15 yıllık emeği yerle bir ediyor. Bir yüce ufku, Türklüğün buluşma adresinin adresine, ‘—simsiyah bir bulut’ bir zifiri karanlık gibi çöküyor!
Sn. Budak anlatıyorlar; “Doğan’ın göreve geldiği 2006’nın Temmuz ayında, üniversitede Türkiye’den gelmiş 48 personel vardı; öğretim üyesi ve idari kadrolarda. Bu 48 kişi o kadar hassas ve kritik noktalarda görevliydi ki.. Türkiye bu 48 kişiyle tam bir ortaklık görüntüsü veriyordu. Paşa, 2006’nın Ağustos ayında yeni görevlendirmeler yapılırken, bu 48 kişiden 40’ını gönderdi, attı. 2007’nin Ağustos ayında da geriye kalan 8 personeli çekti. Türkiye’den gelen yönetici sayısını sıfırladı. Paşa böylelikle üniversitenin yönetimini Kazaklara devretti.”
Uluslar arası Hazar Şiir Akşamları ve Türk Dünyası Hizmet Ödülleri vesilesiyle, Türk Dünyası’nın değişik coğrafyalarından yüzlerce bilim adamı, akademisyen, edip ve sanatçıyla tanışma ve sohbet imkânlarımız oldu. Tek kelime ile her biri Anadolu’yu, Anadolu Türkünü kendilerine, ‘—ağabey’ biliyorlar. Tarihi bir buluşmanın adresi, mihengi olarak görüyorlar. 1990’lardan sonra birbirimize o kadar yakın olduk ki, o yakınlığı maalesef; o sefil diyeyim, o kendi içerisine kapalı diyeyim, bu milletin değerlerinden hiç mi hiç nasibini almamış malum yaftalar diyeyim evet, onların yüzünden ‘—yakını kendimize, ırak ettik’
Asıl ham yobaz, asıl bağnaz, asıl softa ve asıl taassup hamuruyla yıkanmış kafalar yüzünden geri kaldık! Türkiye’yi kendi coğrafyasına taşıyan, ‘—okullara’ bile karşı çıktık! 70 yılın kızıl zehrini iman şefkatiyle söküp atmaya çalışan asrın Alperenlerine bile çamur sıçratmaya gayretimiz oldu!
Evet, o kadar üzgünüm ki, bir ruhsuz insan çıkıyor; Ahmet Yesevi Üniversitesinin manevi iklimini çalıyor. Türk Dünyasının dört bir yanından ‘—bilgi ve hikmet’ gayesiyle gelecek ve yarınki Türk Dünyasının harcını dökecek bir akışa, bir güzel rağbete kalın bir duvar örüyor! Sadece bir kelime söylüyorum, GİDİNİZ BEY EFENDİ! GELDİĞİNİZ YERE GİDİNİZ! BU YER SİZİN HARCINIZ DEĞİL! GİDİNİZ, KENDİ DÜNYANIZA VE SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE OLUNUZ!
........... devamı >>
 
Bedrettin Keleştimur
    
    

435  

TOPLUMSAL AHLAK BOYUTU

Ahlak, insanın doğuştan getirdiği veya sonradan kazandığı bir takım hukuk örf ve adetler, gelenekler, görenekler töreler, dinsel ve ulusal kavramların manevi seviyesini belirten tutum ve tavırlardır.
Toplumun kabul ettiği güzel ve doğruların oluşturduğu ahlak kurallarını terk etmeden yaşamını sürdüren kimseler makbul insanlardır. Toplumun güzel bulduğu davranışları, iyi ve doğruları benimseyerek yaşama geçiren kişilerin bunun, aksine davrananlara da itibar göstermemesi gerekirken günlük yaşamımızda bunu görememenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Oysa, ahlak geleneği ve kurallarına uygun olan ile olmayanı toplumun seçmesi gerekir. Toplumun kabul ederek bir takım kurallara bağlamış olduğu usûl, düzen, yol gibi normlara uymayanlara kötü insan denmesi gerekmez mi?
Toplumsal yaşamımıza yerleşen, olgunlaşmasına ve gelişmesine yarayan ve çoğunluğun kabul ettiği kuralları çiğneyenlerin karşısına hukuk çıkar, toplum adına müeyyidesini haklı olarak uygular. Oysa, iyi ve kötüyü doğru olarak değerlendirildiğinde topyekün manevi gücümüzün artacağını düşünmeden özel çıkar veya cehaleti yüzünden bu kuralların dışına çıkan kişi sayılarının gün geçtikçe arttığını görüyor ve toplum da buna seyirci kalıyor.
Toplum içinde yaşadığımıza göre, ortak yaşamın yükseldiği zorunluluğa paralel kişilerin korunması, uzlaşmanın gerçekleştirilmesi bir vicdan işi olduğunu unutmamalıyız. Kişi kendisi ile baş başa kaldığı vicdanından ayrılmaması gerekir. Kendine reva görmeyen başkasına da reva görmemelidir, iyi düşünen, vicdanından ayrılmaz, insanın vicdanı yargıç olmalıdır. Doğruyu bilmek yetmez. Onu yapmakla gerçekleşir. Vicdan, uygulama ile aydınlanır. Ahlakın konusu erdemliğe ulaşmadır. Erdemin olmadığı yerde kargaşa vardır.
Cesaret, dayanıklılık, sabır, ayırt etme, bilgelik, ihtiyat, ölçü, hayırseverlik, adalet, yaratılanı inciltmemek (yaratandan ötürü) , gerçek dost olmak, konukseverlik, acıma duygusu, yardımseverlik, hoşgörü, insaf, şevkat, sevgi, saygı, doğruluk, iyilik, barış, uzlaşma tavazu, affetme, bağışlama, helali / haramı bilme, alay etmeme, küfürlü konuşmama, nezaket kurallarını bilip uygulama, hakkı olmayana el uzatmama, cana kıymama, adam kayırmacılığı yapmama, devletin ve toplumun koyduğu kurallara uyma. Sonra çalışmak, çalışmak...
Kendi vicdanını işletmeyenler, Yaratan'ın her şeyi gören olduğuna göre, kötülük işleyenlere uyan cezaları, mükâfatları ya bu dünyada alır ya da halen kısa bir ömür (veya belki bir sürelik uyku sayılan) bu dünyadan göçtüğünde (veya sonsuzluğa uyandığında) mutlaka alacaktır.
Unutulmamalı ki; bugün düşünen, hisseden, anlayan insanın kendi vicdanı haline gelen amellerin en büyük gözetmeni kendi içimizde gizlenmiş olduğunu asla unutmamak gerekir. Din adına yapılmış her türlü kötülük, ahlaksızlık, dine dayanmayan rezillikten daha acıdır, daha geniştir. Hemen kaydedelim ki her dindar ahlaklı olmadığı gibi, her dinsiz de ahlaksız olmayabilir. Ahlak vicdanın köküdür. Her şey burada saklıdır.
Vicdanın oluşmasında ailenin, çevrenin ve eğitim kurumlarının bilgi düzeyi önem taşımaktadır. Toplumdan topluma ahlak, din, töre, gelenek, görenek, hukuk anlayışı değişir.
Beş bin yıla varan mazisi ile Türk Ulusunun ahlak anlayışı, Türklük, islamlık ve batı uygarlığı sentezinde biçim almıştır. Toplumsal yaşamda, kamuda, siyasette, inançta, bilimde ve sanatta bu ahlaksal düşüncelerimiz geçerliliğini korumalıdır.
Varlığımızın Sürekliliği söz konusudur. Öyle ise kamunun çıkarlarını özel çıkarlarımızdan daha üstün tutmalıyız. Bu da toplumsal ahlak boyutunu oluşturacaktır.
Ahlaklı bir toplum güçlü bir ulus güçlü ve saygın bir devlettir. Ulusça güçlü olmanın başında ahlak, bilgi, demokrasi kuralları, özgürlük anlayışı, sosyal hukuk düzeni yatar. İyi bir yurttaş; kendisine tanınan hakların dışına çıkmadan toplumda yerini alandır.
........... devamı >>
 
Ahmet Mustafa Kulaber
    
    
    

436  

BEN GÜZELİ SEVMİŞİM

Bir değil benim gönül verdiğim
Ben güzel olan her şeyi sevmişim
Ne bir çift ela göz, hilal kaş altında.
Ne bir gül dudak, şerbet tadında.
Ne sarı saç dalga dalga, kıvrımlı,
Ne cilveli, nazlı olsun, ne de edalı
Ne servi boylu, ince bellisi.
Ne ak göğsün üstünde nokta benlisi.
Ne dolgun bacakları düzgün olsun
Ne gamzeleri süzgün olsun
Tarife gelmez benim sevdiğim
Ben güzel olan her şeyi sevmişim.
........... devamı >>
 
Mehmet Yaşar Demir
    
    

437  

TÜRKLÜK

Rahmet çeşmesinden sular akıyor.
Dolduran doldursun vakit gelmeden.
Namert TÜRK,lüğüme çelme takıyor.
Daha yaraları iyileşmeden.

TÜRK dendiği zaman silkinen dünya.
Şimdi ise bize kafa tutuyor.
TÜRK,üz müzlümanız elhamdulillah.
Onlar ise bizi caydı sanıyor.

Susmama bakmayın ben hep böyleyim.
Çünkü TÜRK soyundan geliyor neslim.
Yeri geldiğinde kabarıp taşar.
TÜRK olduğu için bu benim aslım.
........... devamı >>
 
Ozan Şeref Kaya
    
    
    

438  

BOZKURT YEMİNİ

Bir gece...
Gökyüzünde hiçbir şey yok.
Simsiyah bir çarşaf gibi örtmüş,
Karartmış her yanı zifiri bir karanlık...

Daha önce sanki her yer cıvıl cıvıldı.
Neşe doluydu kâinat.
Kuşların ötüşü,
Kuzuların melemesi ne kadar değişikti! ..
Dallarını göğe uzatmış
Akçakavağın altından,
Yanık kaval sesi yayılırdı ovaya.
İnsanlar sevgiyle bakarlardı,
Sevgiyle gülerlerdi yekdiğerine.

Bir gece...
Gökyüzünde hiçbir şey yok.
Simsiyah bir çarşaf gibi örtmüş,
Karartmış her yanı zifiri bir karanlık...
........... devamı >>
 
Şuayip Albayrak
    
    

439  

BİR İSYANIN ANATOMİSİ*8*



Aman ya Rabbim, bu nasıl bir şeydi. Dört duvar arasında, elin kolu bağlı, 41 insanın üzerine 5-6 silahtan durmadan kurşun yağdırılıyor. Merminin bolluğu, bu kadar silahın cezaevi içinde bir siyasi grupta olması aklın hafsalanın alabileceği bir şey değil. Amerikan uşağı F 101 mensuplarında ise boş bir mermi kovanı dahi yok. Daha önce de belirttiğim gibi Amerika’nın bize gönderdiği silah yüklü gemi herhalde Pasifik’te fırtınaya yakalanmıştı.
........... devamı >>
 
Fikret Oğuztürk
    
    

440  

******ORTANCA SOKAĞININ ÇOCUKLARI-ARİF NİHAT ASYA******MEVLİDİN EHEMMİYETİ

Ortanca Sokağı’nın Çocukları

Bacanağımın birinci ölüm yıldönümü için mevlid okutacağımız gün ilk düşüncem, mahallemizin çocuklarının gürültüsü olmuştu: Mevlidin istedigi huzur havasını tatmaktan bizi de, ölüleride mahrum edecekler diye korkuyordum.
O gün kimse, birşey söylemedigi halde, mevlit başlayınca oyun bırakıldı.Hareketler ağırlaştı ve durdu.Sesler yavaşladı ve dindi.Büyügüne,küçügüne bir efendilik geldi
Mevlidin kanatları altında birbirlerine sokularak yumuldular, bekleştiler...
Kimisi çömelerek, eşiklere oturarak dinledi:kimisi yanındakine söyleyeceklerini fısıltıyla söyledi.
........... devamı >>
 
Zehra Çelik
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 23:57:03

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim