Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

TEMIZLIK Konulu Şiirler - temizlik Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "temizlik" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "temizlik" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. temizlik Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

513  

*12 EYLÜL*

'İnsani olan hiçbir şey bize yabancı değil'.(Marks) Din ve milliyetçilik aynı şeyler değildir. Sosyalistlerin en büyük yanılgısı dine mesafeli durarak onu öğrenmemek oldu.Eskiden bugünkü ulusalcıların bakış açısıyla dine yaklaştılar. Yok öyle bir şey olmamalıydı.Ülkemiz gibi dinin hayatın her alanına sızdığı bir ülkede,halkla iletişim kurabilmek için bunu çok iyi kavramamız gerekiyordu aslında.Bir somut olgudan uzak durduğun sürece o da etkilediği toplumu senden uzaklaştırır. Onun için şu anki sosyalistlerimizde rahatlıkla laiklik vb. söz konusu olduğunda rahatlıkla Kemalistlerle aynı potaya girebilmekteler.
........... devamı >>
 
Aliseydi Taşdemir
    
    
    

514  

GÖKTE KANAT ÇIRPAN YARALI KUŞ/ 1

Mehmet Sarı


DİLSİZLERİN DESTANI / 1

gökte
kanat çırpan
yaralı kuş




........... devamı >>
 
Mehmet Sarı
    
    

515  

İLİM,GÖNÜL VE ŞİİR EHLİ OKU YUSUF HAS HACİP'TEN BU MÜKEMMEL ÖĞÜTLERİ

'Kitabın kadrini de ancak bilgili bilir, akılsız kimseden zaten ne beklenir' (s. 4) .

'Hükümdar raiyyet üzerinde ne kadar çok kudretli olursa, bütün işlerinde o kadar rahat ve huzur bulur' (s. 6) .

'Ey Allah'ım, benim gönlümü gözet; kıyamette beni sevgili Peygamber ile birlikte hasret' (s. 15) .

'Allah insanı seçerek yükseltti; ona fazilet, bilgi, akıl ve anlayış verdi' (s. 22) .

'Anlayış nerede olursa, orası ululuk kazanır; bilgi kimde olursa, o büyüklük bulur' (s. 23) .
........... devamı >>
 
Durdu Şahin
    
    
    

516  

NAKŞEDEN İZLER (ANI ROMAN 3)

Perakende,toptan ve daha sonra,toptancılara mal satan fabrika,kurarak sahibi olmuş,bir çok insana iş imkanı sağlamış oldukça başarılı bir insan.
Saygı duymamak,şaşırmamak mümkün değil,gıpta ile nazar ettim, baktım birde kendime, fakat mukayese edemedim,aramızda bulunan farkı açık,seçik bir şekilde sorguladım.
Babam tek amcaları olmasının yanı sıra,Sümer bez fabrikasından emekli ve dar gelirli olması sebebiyle,her sene Ramazan ayında, amcamın canlı hatırası olan yengemi gönderirler ve sevgili yengem ihtiyaçların tespitini yapardı.
Bir yıllık ne ihtiyaç varsa,her şey dahil alınır,biraz da harçlık vererek hayır dualarla başka ihtiyaç sahiplerinin, yardımına gitmek için, vedalaşarak helallik alırdı.
........... devamı >>
 
Mustafa Cilasun
    
    

517  

AAA...HOŞ GELDİNİZ...YAYINLANMIŞ TÜM ŞİİRLERİM...

Aaa...Hoş Geldiniz...

Yayınlanmış tüm şiirlerime buradan ulaşabilirsiniz...
Savaş Yuva
Ekonomi Forum Gazetesi, Kurucusu ve İmtiyaz Sahibi
Sevgi,saygı ve selamlarımla...


-----------


Artık Hayatımı Yazmayacağım
........... devamı >>
 
Savaş Yuva
    
    
    

518  

İLGİNÇ RASLANTI

Bu yıl ağustos ayının dördünden itibaren yıllık izinimi kullanmak için izine ayrılmıştım. Ỉ zini planlarken amacım yirmi günlüğüne bir Ỉ stanbul ziyareti olacaktı, ama çeşitli ve kişisel sebeplerden dolayı bu izinimi erteleyerek Ỉ stanbula gitmekten son anda vazgeçmiştim. Ve gerçekten iyi de yapmamıştım. Yıllardan beri ihtirasla istediğim bu ziyaret kendi hatalar zincirimin sadece bir halkasıydı benim biyografimde... Ben de kendimi teselli ederek gezdiğim şu Almanya’nın Frankfurt am Main kentinde kendime her gün can sıkıntılarımı aşmak için geliştirdiğim bir yöntem buluyordum. Bu kafeterya senin, şu bar benim diye dolaşıp duruyordum. 11 Ağıstos 2008 tarihi de aslında diğer günlerden farklı bir gün değildi, ben iyi uyumadığım bir gecenin ardından her zamanki gibi tıraşımı olup, duşumu aldıktan sonra temizce giyinerek gönlümce bir gün geçirmek için evden zevkle ve ıslık çalarak çıkmıştım, beni görenler ya lottodan para kazandığımı, ya da yeni bir bayan arkadaş bulduğumu sanarlardı. Bu sevinç rüzgarıyla tramvay durağına doğru hızlı ve neşeli adımlarla yürüdüm. Tahminen beş dakikalık bir bekleyişten sonra beklediğim tramvay geldi ve ben yine her zaman ki gibi boş koltuklardan birine oturarak yeni başladığım kitabımın sayfaları arasına gömülerek içimdeki neşesiz sevinci, neşeye dönüştürmeğe ugraştım. Okumanın zevkini gerçekten beşinci ve altıncı cümleden sonra olsa gerek, alarak tattım. Kaşımı kaldırdığımda tramvay da istediğim durağa gelmişti zaten. Ben de bu süre içinde bu kitaptan yedi sayfa kadar bir kısmı okumuştm. Kitabın konusu aydın, ilerici bir tarih öğretmeninin, öğretmenliği sırasında tarih derslerinde alışılagelmiş resmi tarihi irdeleyerek büyüteç altına almasından dolayı karşılaştığı güçlükleri anlatıyordu. Yani resmi tarihin „yalanlarını“ gerçekten gün ışığına çıkaran yöntemler kullanan bu Atatürkçü Öğretmen bir yönüyle aydın kuşaklar yaratmanın mücadelesini verirken, gelecek kuşaklara okuma sevgisinide aşılamak için verdiği olağanüstü gayretlerini sıralıyordu. Çünkü Türkiye’de 1950 yıllardan beri her alanda görülen yozlaşma en çok eğtim alanında gerçekleştirildiği için, sanırım ülkemizin şu an karşılaşmış olduğu sorunların da geçen 60 yılda ülkeye hükmeden bütün gerici ve sağcı partilerin dini kullanarak istedikleri başarıyı elde etmeleri bunun bir göstergesi olsa gerek. Bunun tersini iddia etmek demek, „kuma kafa gömerek, dünyaya bakmak“ demek olduğunu her aklı selim insan anlayacaktır. Cumhuriyet, Türkiye’ de Avrupa’da ki gibi tabandan gelişerek kurulan bir halk hareketi olmadığı için gelişimide ancak askeri kontrollerle geçici başarılara imza atarak kalıcı olma mücadelesini sürdürmüştü. Ne zamanki benim deyişimle sözde „inmek – binmek demokrasisi“ endüstrileşmeyi yaşamamış, yarı kentli, yarı köylü, okuma yazmayı kıt kanat beceren, düşünmeyen, sorgulamayan, itaatkar bir halkla salt çoğunlukları sağlayarak ikdidardaki partiler istedikleri kadroları, istedikleri bakanlıklara getirerek adım adım iktidarlarını kuruyorlardı. Bu bir yönüyle bana Selçuklu Devleti’nin feodal beylerinin karşılıklı sürdürdükleri it dalaşını andırıyordu. Bir kaç ilerici Kemalist aydının ve Kemalizmi canı pahasına savunan subay kadroları işin üstesinden gelemiyorlardı. Çırpındıkça batış misalini oynayan „Türkiye Sosyaldemokrasi’sinden ümitler tamamen kesilmişti. Kısa msafede kitaptan edindiğim bu bilgiler benim içimdeki öteki acılarımı bir nebze de olsa dindirmişe benziyordu. Ỉ nisten hemen sonra ilerideki bankama giderek biraz para alıp harcamak istiyordum. Ỉ lk işim kremalı bir Cappuccino içerek güne merhaba demek olacaktı. Ben gerekli parayı kontomdan çektikten sonra şehirin merkezine doğru giden onlarca metro ve tramvaylardan dört numaralı metroya binerek on dakikalık ikinci bir yolculuktan sonra istediğim istikamete de gelmiştim. Binlerce insan içinden sıyrılarak uzunca yürüyen merdivenlerden birine atlayıp sessiz ve sakince etrafımı ayrıntılarıyla inceleyerek Kadınlar Kilisesi’ni geçip, Frankfurt Merkez Kütüphanesi’nin merkez binasındaki Kafeteryaya gelmiştim. Hemen köşedeki boş masalardan birisine rahatça oturarak solumdaki masada oturarak kahvesini içip kaşığını yalayan güzel bir Alman bayanı gizlice göz altından seyretmeğe başladım. Bu arada garson kızın gelmesini bekleyerek listeyi elime alıp evire çevire döndürerek bakmış gibi yaparak öyle duruyordum. Hava bu ülke için normalin biraz üzerinde olduğu için cappuccino içme fikrimi bir saniyede değiştirerek büyük bir cam tabakta 5.90 Euro değerinde mevalı bir dondurma ısmarladım kendime… Bu arada bir yandan da çaktırmadan sol tarafımda oturan bayanı hala seyretmek için arada sırada ona dogru bakışlar fırlatıyordum. Bu şehirin ana merkezi sayılacak yeri bana Türkiye’de ki bayramdan önceki Pazar yerlerini andırıyordu. Daha on dakika geçmeden ananaslı, kivili, mangoslu ve kirazlı dondurma tabağım da gelmişti. Kendi içimden bu manzara görülmeye değer diyerek geçirdim ve eğer hava sıcak olmasa çok yavaş yeme isteğimde olabilirdi. Ama ben normalden fazla acele ederek yavaş yavaş meyvalı dondurmamı kaşıklamağa başladım, dondurmayı yerken, bir yandan da bu orta güzellikte ki Alman hanımla bir diyalog kurmanın felsefesini yapmağa uğraşıyordum. Bayan kırkını ya yeni aşmış, ya da kırkına yeni basmıştı yaş itibariyle… O öyle sesiz başı öne eğik melankolik ve elemli bir şekilde düşünürken; ben onun elbiselerini, saçını, ellerini, giydiği ayakkabısını, omuzlarının duruşunu, göğsünü, yüz ifadesindeki mimikleri, sukunetini ve kilosunu tahmin ederek zamanımı geçirmeğe çalışıyordum. Sonra birden güneşin dönüşüyle gördüğüm yüzünün soluk oluşunu görmem, duygularımın emriyle harket eden mantığım, onunla kontak aramama gerek olmadığı sinyalini beynime gönderdi. O şu andan itibaren kilolarının aradığım özelliklerde birisi olmasına rağmen benim beynimdeki formata uymuyordu. Bakımlı yüzleri, onun içindeki gizli soğukluğu gizleyemiyordu. O bu arada yinede bir iki defa benim tarafıma bakarak hesabını ödemek istiyordu. Bunu ben davranışlarından anlamıştım. Ama ben açık vermeden bir daha onun tarafına bakarak karşılıklı bir gülümseyişle cevaplandırmıştım. Gayet sakin olan bu hanımefendi, acaba benim bakışlarımı farkedip rahatsız mı oldu diye içimden geçirirken o da hesabınını ödüyordu. Ben ona bir daha tepeden tırnağa bakarak vucut olarak hiçte fena sayılmayan bu hanımla neden iyi bir diyalog kuramadığıma hayıflanırken, bu kez ki bakış ondan geldi ve gülümseyerek, kibar Almancasıyla „size iyi günler diliyorum“ diyerek kalkıp ters istikamete doğru yürüyordu. Bende hemen hafifçe başımı çevirerek ona baktığım da o hemen yandaki oldukça modern mimari bir tarzda yapılmış bir binaya girmek için sol cebinden çikardığı şifreli kartı ile kapıyı açarak bu binaya girdi. Bina Franfurt Belediyesi’ne ait bir bina idi. Kapının hemen girişinin sağ yanındaki kartallı armanın altında: Kadınlardan sorumlu bir müdürlük kolu olduğu anlaşılıyordu (Frauenbeaufrtagte für Frankfurt am Main) .
........... devamı >>
 
Hasan Hüseyin Arslan
    
    

519  

DİLİNDE AŞK VARDI YÜREĞİNDE İHANET BÖLÜM - 16

ON ALTINCI BÖLÜM

Bu yol başka yol. Ömür törpüsü gibi,
insanı rende yapar.

YOLCU YOLUNDA GEREK

Hikmet dayı beni kapıda bekliyordu. Yüzüme bakınca olayların nasıl geliştiğini tahmin etti.
... Ben ateşle barut yan yana durmaz demiştim. Dediğime geldin mi?
Hasan Cevat:
... Bilmiyorum iyi mi yaptım, kötü mü yaptım? Kafam durdu Himmet dayı. Ama galiba hiç iyi olmadı. Aha şurada dışarıda iki saattir düşünüyorum. Doğrusu şudur diyemedim.
Himmet dayı:
... Senin bahçe kapısında bir karar vermeye çalış-tığını gözlüyordum. Aslında ben olacakları aşağı yukarı tahmin ettim ya.Benim beklemem sizi merak etmem-dendi. Çok yağmur altında kaldınız?
........... devamı >>
 
Tuğrul Pekel
    
    

520  

EMEKÇİ GÖLGELİĞİ (ÖYKÜ)

EMEKÇİ GÖLGELİĞİ


Dinlenme salonuna girince geçip, acılarını bir yaralı serçe gibi yüreğinde taşıyan Düve Selim’in yanına oturuyorum. Samsun sigarasından bir tek çekip bakır rengi dudaklarıma tutuşturunca Düve’nin elinde yanmakta olan sigarasına uzandım. Kabadayı gibi ayakkabısının ökçesine basan Fatih Terim, dünkü maçta Yıldıray’ı oyundan almıştı, merak edip sordum..
-Hoca, Yıldıray’ı kötü oynadığı için mi oyundan aldı?
Kafasının içinde kendisiyle cebelleşen Düve konuşmakta gecikince ablak suratlı Şeyh ecinli buyurganlığı ile konuşmaya başladı.
-Adam şampiyonlar liginde doksan dakika oynadı. Belki de yorulmuştu.
........... devamı >>
 
Ali Akdemir
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


03.12.2008 05:36:09

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim