Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

TARAK Konulu Şiirler - tarak Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "tarak" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "tarak" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. tarak Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

393  

AYNALAR

En güzel yıllarımı, heba ettim yok yere
Dağılmış parçaları, bulmaz artık aynalar
Bu ben değilim desem, anlatsam birkaç kere
Gençliğin neşesinde, kalmaz artık aynalar..........(Ayak Dörtlüğü) Hülya Ekmekçi

Karşında oturup, konuşsam kendim ile
Yüzleşsem bir şafakta, kavgalar etsem bile
Tüm düğümleri açıp, çözülsem çile çile
Kırılmış çareleri, bölmez artık aynalar...................Hülya Ekmekçi
........... devamı >>
 
Deli Mavi Sevdalar Grubu
    
    
    

394  

BURASI ÇANAKKALE.

Şehit'lik onurumdur,diyen er oğlu erler,
Fatih-in torunları,etten kale örenler.
Kin kusarak saldırır,kâfirler; Mehmet'ciğe,
Kemik çanaklar ile, kan içen bu vampirler.

Burası; Çanakkale,bu boğazlar geçilmez,
Bu kutsal topraklarda; Al Bayrak burç'tan inmez.

Tarak tutmuyor henüz,terlememiş bıyığı,
Tabanı parçalanmış,yok ayakta çarığı,
Gazap tohumu eken,düşman'lara vuruyor,
Boğazı inletiyor; Allah; Allah çığlığı.
........... devamı >>
 
Ali Rıza Sayğan
    
    

395  

BİR GÜN GELİP DE, SEN DE...

Bir gün gelip sen de, göçüp gideceksin
O zaman tatlı canını ne diye üzersin
Anne baba, abi abla, bacı kardeş
Dayı, hala, teyze amca, nine dede
Öğretmen, müdür, milletvekili, doktor
Mühendis, avukat, belediye başkanı
Başbakan veya cumhurbaşkanı
Bir de tutturmaz mıyız Şeyhim, Kralım
Padişahım… Sen çok yaşa…
Sanır mısın ki bunlarla dünyan bahtiyar
Geç bunları! …
Bunlar sadece basit bir avatar
........... devamı >>
 
Kubilay Öğütveren
    
    
    

396  

ZOR YILLAR -14-

Okul ve öğretmen ikilemine kayıtsız olarak gittiğim köy odasında tanık oldum.Köyümüze gelen ilk öğretmen değnek yardımıyla yürüyebilen birisiydi. O’ na, bu yüzden ‘topal öğretmen’ diyorlardı. Aslında, bende yaptığı çağrışımlar başkadır bu yakıştırmanın. Bana kalırsa görevini iyi yapmayan öğretmene yakışırdı bu sıfat. O, ağır aksak bacağı ile bu işi yapabilen nadir insanlardan birisiydi. Çünkü beni kayıtsız olarak okula kabul etmişti. Ayağı falan da topal değildi işte!
........... devamı >>
 
Tayyibe Atay
    
    

397  

LUNAPARK’ TA BİR AKŞAM(ÖYKÜ)

Beyaz şeritli, geniş asfalt yollar boyunca uzanan kaldırımlardaki, mağaza ve lokantaların alımlı vitrinlerinde görünen her şey, “Al beni” der gibiydi. İlk defa gördüğüm büyük bir şehirdeki her şeyin cazibesi içimi kıpır kıpır oynaştırıyordu. Eğlenmek güdüsü, hemen yanı başımdaki Gençlik Parkından gelen şen şakrak seslerle coşuyor, adrenalim giderek daha da yükseliyordu. Gençliğimin ağırbaşlılığı, çocukluğumun pembe düşleri arasında kaybolmak üzereydi artık. Gençlik Parkı’nın giriş kapısının yan duvarlarında, hayranı olduğum Emel Sayın’ın afişini görmemle her şeyi unutmuştum. Sanki ayinsel bir törendeydim. Yüreğimin çarpıntısı o anda, saat tik taklarını aratmayacak kadar sesli atmaya başladı. Bir tanrıçaya yaklaşır gibi heyecanla afişin yanına sokuldum. Sesini radyolardan duyduğum; resmini gazetelerden bolca gördüğüm Emel Sayın, Gölbaşı Gazinosu’ ndaydı... Beynimin boz katmanlarından çıngılanarak kanımda yalazlanan duygularım, ona olan hayranlığımı daha da artırmıştı. Omuz üstüne kadar kesilmiş siyah saçları, genç, duru beyaz yüzünü simetrik sınırlandırmıştı. Afişte gülümseyen, siyah beyaza bürünmüş gökyakut gözlerindeki masumiyet beni kendisine daha da çok çekti. Onun, ince, duru sesi bilinmeyen bir âlemden geliyormuş gibi beynimde yankılandı birden. Hani kimileyin, çok öncelerden duyduğunuz güzel bir ezgi, başınızı yastığa koyduğunuzda beyninizde yankılanır ya, işte öyle bir şeydi dizelerin beynimde yankılanışı...‘Çile Bülbülüm, Çile’şarkısındaki ilk iki dizenin kulaklarımdaki uğultusuyla oyalanırken; kendi kendime, “Hayranlık denen şey, bu mu acaba? ” diye düşünmekten kendimi alamadım bir süre.
Şarkının, sözleri ve ezgisi durmaksızın beynimde yankılanıyordu. Tüm düşüncelerim buharlaşmış gibiydi. Haziran ayının bir akşamında kızıla dönüşen güneşin, turuncu, ipliksi, soluk ışınlarıyla yeryüzü renkleri solmaya yüz tutmuştu artık. Kulağıma kadar gelen sesler ise, parkın göl tarafından esen hafif yelle bir yerlere savrulmuştu sanki. Beynimde yankılanan o iki dizeden başka; hiçbir şeyi, ne duyuyor, ne görüyor, ne de algılayabiliyordum. İğnesi takılmış bir gramofondan çıkan nağmeli dizeler, kulaklarımda uğuldayıp duruyordu. Hayran bakışlarımı onun üzerinden almakta zorlanıyordum. Sonunda kararlı bir ani dönüşle, göl tarafına doğru yürümeye başladım. Kendimi parkın en iyi gazinosu Gölbaşı’nda düşlerken parkın merdivenleri başında duran Cahit’in,
- Sen nerelerdesin aslanım diyen, alaycı sesiyle irkilerek düşlerimden uyandığımda, Gençlik Parkı’nın bol çeşnili havasının kokusunu ancak duyumsayabildim. Semaverlerde buğulanan, demli, buruk çayın kokusunu ve yeni yanan bol dumanlı odun kömürü kokusu havada buğulu yansımalar yapıyordu. Günün son demlerine gelindikçe heyecanım tavsamıştı artık. Hanımlar matinesi yapan gazinolardaki haykırışlar, havaya dalga dalga yayılırken; kimileri yüreklerindeki eğlence özlemini bastırırcasına, banklarda ve çimenlerde kayıtsızca oturuyordu. Kimileri de kendi iç dünyalarını yansıtırcasına sağa sola bakınırken, elden geldiğince neşeli olmaya çalışıyordu sanki.
Lunapark, atlıkarıncalardan dönme dolaplara; aynalardan korku odalarına kadar her eğlenceye girip çıkanlarla dolup taşıyordu. Parası yettiğince eğlencelere katılanlar, çeşitledikleri beğenileriyle bir başka eğleniyordu. Boş alanlara tezgâh açmış olanlar, sigaraya çember attıranlar ve çengilerin gösteri yaptıkları çadırlar tıklım tıklımdı. Tarak yüzü görmemiş, dağınık, düz, siyah saçları, ensesinden gömleğinin yakasına düşen çığırtkan, kahverengi gözleri yuvalarında dört dönerek elindeki beş tahta çemberi şakırdatırken kendisinden geçmiş gibiydi. Bir yandan da “Gel gardaş gel, at çemberi yeniharmana kazan onu, ciğerlerin bayram etsin” diye bas bas bağırıyordu. Öte yandan, çakır gözlü, bozuk şiveli ve orta yaş sınırını çoktan geçmiş, kaba ve cırlak sesli çengi çadırı çığırtkanı, çadır komşusuna rekabet etmek hazzıyla, “Abilerim geliiin! Hadi geliiin, doya doya eğlenin” diye, adeta haykırıyordu. Olanca sesleriyle ısrarlı bağıranların arasında kalmıştım; sanki şeytan pazarına düşmüş bir papaz gibi, şaşkın ve kararsız onları izliyordum.
Birbirine karışan ayarsız seslerin şiddeti, kaç desibeldi bilinmez ama hiç kimse de, rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Ayrıca beni onlara doğru çeken bir şey varmış gibi, ayaklarım o yana doğru çekiliyordu. Artık, gazinoyu unutmuş gibiydim. Artık her eğlencede bizi de, sağa sola caka satarak, Cahit ile birlikte ağızlarımızı yaya yaya konuşmak alışkanlığı sarmıştı. Seyircisi bol penaltı atışlarında; bir yandan da B.J.K’li Baba Recep’miş gibi kasım kasım kasılırken, bir yandan da gözlerimle sağda solda bizi izleyen bir kızın olup olmadığını gözlemeyi ihmal etmiyordum. Bir yandan da kısa kollu, küf yeşili gömleğimin yaka uçlarını düşürüp arkasını kaldırıyordum. Geniş paçalı pantolonumu havada savurarak, köşeye attığımı sandığım her topun arkasından, ya kollarımı havaya kaldırıp “Gol” diye bağırıyor, ya da dışarı giden topun arkasından“Ah, vah”lar çekip duruyordum.
Dönümlerce büyük Gençlik Parkı’nın Lunapark’ında, eğlence bitmek bilmiyordu. Akşamın gölgelediği plastikten yapma ördeklere, arkadaşımla birlikte patlamaz tüfeklerle atışlar yaparken; bir yandan da,“Ben askerdeyken hedefi onikiden vururdum”diyerek, bir afra tafrayla ördeklere nişan alıyorduk. Raylar üzerinde dört tekerlekli ağır demirden bir kütleyi her savurduğumuzda, bize bakan kızlara “Clark çekmek”te, başka bir huyum olup çıkmıştı.
Paramız her eğlence de biraz daha azalırken o akşam, Emel Sayın’ı dinleme hevesimiz de bir başka bahara kalmıştı. Gölbaşı Gazinosu’nda Emel Sayın’ın, ince, duru sesi, gece yarısına doğru perde perde yükselerek dışarıya yayılıyordu. Çevrede gürültü azaldığından, Emel Sayın’ın sesi net ve gürültüye boğulmadan kulaklarımıza geliyordu. Gazinonun dışındaki meydanda hep bir ağızdan ona eşlik etmek, bana daha eğlenceli gelmişti sanki. Hele son söylediği “Çile Bülbülüm, Çile” şarkısını söylerken, sanki içerdeymişim gibi kendimden geçmiştim. Ayakta veya bir yerlere oturan, kadınlı, erkekli onca insan, şarkıya eşlik ediyor ve uyumla şarkıya katılmaya çalışıyordu. Ama her sayılı şey gibi eğlenceli saatlerde bitmiş, gazino dağılmıştı artık.
Sarhoşluğun hantalaştırdığı bedenlerinin uyuşukluğuyla gazinolardan çıkanlar, yollarda savrulurcasına yürüyorlardı. Onlar eğlenceyi kanıksamış halde, eş ve dostlarının kollarında yarı uykulu gibiydiler. Gecenin zifiri karanlığı kadar, uykulu ve yorgundum ama düşünebiliyordum yine de. Kimi insanlar, çimlere, ağaç diplerine sere serpe uzanmış uyurken; kimileri de üç karışlık bankların üzerine, ana rahmi duruşunda kıvrılmıştı. Yoksul ve zavallı insanların bedenlerinden demir karası geceye, sessiz çığlıklar yankılanıyordu sanki. Onlara yüreğim ezilerek bakarken kendi kendime, “Uykulu bilinçlerinin derinliklerinde, huzura dönüşmüş düşlerini görüyorlardır belki de kimbilir” diye düşünmekten kendimi alamazken, arkadaşımla birlikte otelin yolunu tuttuk.
Ruhen dinlenmiştim; ama bedenimde, yer yer sızılar oluşmaya başlamıştı. Başım uyku sersemliğiyle arada, boşlukta kayar gibi omzuma düşüyordu. Saman pazarı’ndaki, kâgir yapılı eski otelimize gelmiştik artık. Köhne otel odamız ağır kokuyordu. Limonküfü rengindeki, rengi uçuk çiçekli bir bezden iki kanatlı perde buruş buruştu. İki yana sıyırdığım perdenin altında kalan balkon kapısını açtığımda içeri giren serin ve temiz hava, kapanan gözlerimizi açmaya yetmişti. Dışarıdaki ışıklı reklâmlardan yansılanan görüntüler pencere camlarından, benekli, renkli parıltılarla, nevresimle kaplanmış yorgan ve yastıklar üzerine düşerken; bir zaman tanelinin, uzun alacalı, dar burgacında bilmediğim bir yerlere doğru gittiğimi duyumsadım birden. Renkli görüntülerin kimisi, kaleydoskop çiçekleri gibi yüzümde açılıp kapanırken; kimisi de renkli krepon kâğıdıyla boyanmış gibi sabitleniyordu. Odayı saran renk cümbüşüyle eğlenirken, bir günün yorgunluğuyla ertesi gün gireceğimiz sınavın, endişeli heyecanıyla uyuya kalmışım. Ertesi gün uyandığımda, “Hayatın gerçekleri ile düşler her zaman böyle, birbirine yüz seksen derece zıt mıdır acaba? ”diyen kafamdaki çelişkiyle, bir lisenin sınav odasında kendimi buldum.
14 – EKİM - 2007
........... devamı >>
 
Ergin Bingöl
    
    
    

398  

‘’YA TAM HAYVAN OL, YA TAM İNSAN! ’’ /DÜZ YAZI -yeni-

Bütün köylü çocuklarının kaderi benim de kaderimdi. İlk okul ikinci sınıfa gidiyordum. Köyde iş çok, çalışacak adam yok. Genellikle kadınların sırtındadır, bağ, bahçe, çubuk, hayvanlar ve ev işleri.
Erkekler madende veya başka işlerde, sekiz saatlik iş saatine en az dört saat de yolda geçen zamanı eklersen, söylenecek söz yok onlara da... İşte bu yüzden erken sorumluluk almak zorundaydık. ‘Hadi
bakalım koca adam oldun artık’ dediler mi, koltuklarımıza karpuz sığardı... Şişinip dururduk, o hava ile de işe koştururduk. İçgüdüsel bir dürtü olsa gerek, sevmeyeceğimiz bir işe gitmemek için hemen de kendimize, kendimiz iş bulurduk. Ben de bir buzağıya bakmayı üslendim. Çaktırmadan aldığım ekmekleri kendi elimle vererek beslerdim onu. Kısa zamanda iyi dost olduk. Beni görünce hemen gelir
........... devamı >>
 
Mehmet Halil
    
    

399  

ZAVALLI ELLERİM / DENEME

Günlük yapmam gereken evişlerimi bitirdim nihayet. İlk bakışta sıradan gibi görünse de, oldukça yorucu işler. Her gün aynı şeyler işte, bilirsiniz. Ertesi gün ise, yeniden başa dönersiniz. Yaptığınız tüm işler, bir yokedici tarafından yok edilmiştir. Başlarsanız aynı işleri yeniden yapmaya. Sanki tiyatroda size verilen bir rolü oynar gibi. Üstelik sonunda alkış falan yok. Bu evişleri neye benziyor biliyor musunuz? Söyley’im: Her gün bir ev yaparsınız, kapısını – penceresini takıp evi bitirmek üzereyken gün akşam olur. Sabahleyin kalktığınızda bir bakarsınız ki, bitmek üzere olan eviniz yıkılmış, yalnızca temeli kalmış. Haydi yeniden başla çalışmaya, bir sonraki gün yıkılacağını bile bile. Şu kadınlar ne sabırlı yaratıklar(ız) !
........... devamı >>
 
Kâmuran Esen
    
    

400  

İNSAN HAKLARI

10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ



Madde 1: Bütün insanlar özgür; onur ve hakları yönünden eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.

Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge'de açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Bundan başka, ister bağımsız ülke uyruğu olsun, isterse bağımlı, özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke uyruğu olsun, bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu devlet ya da ülkenin siyasal, adli ya da uluslararası durumu bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
........... devamı >>
 
Nuray Ülker
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


02.12.2008 21:45:56

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim