Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

SIIRSEL Konulu Şiirler - siirsel Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "siirsel" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "siirsel" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. siirsel Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

593  

...ŞİİR TADINDA SÖYLEŞİ...FERDİ KÜÇÜK


Su Gibi_Sizi tanıyoruz ama yinede bizlere kısaca yaşam hikâyenizi anlatır mısınız?
Ferdi Küçük_
1983 İstanbul doğumlu aslen Kırklareli/Pehlivanköy’lüyüm. Kendimi bildim bileli şiirin içindeyim. Şiir her şeyim oldu şiirle yaşamaya devam etmekteyim. Lise mezunuyum. İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Su Gibi_Şiir yolculuğunuz nasıl başladı?
Ferdi Küçük_
İlkokul öğretmenim hep şiir kitapları okurdu. Bir gün okuduğu kitabı istedim. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın dörtlüklerinden oluşan bir kitaptı. Daha sonra şiirin ne kadar güzel olduğunu gördüm. Ve acemi şiirler karalamaya başladım.
........... devamı >>
 
Su Gibi Şiir Grubu Şairleri
    
    
    

594  

(((SERBEST))) ŞİİR JÜRİ DEĞERLENDİRMELERİ

*Serbest Şiir Jüri Değerlendirmeleri

DİKENSİZ GÜLLER GRUBU ŞUBAT AYI ŞİİR YARIŞMASI
JÜRİ DEĞERLENDİRME RAPORUDUR

DAL: Serbest Şiir RAPOR TARİHİ:28.02.2008
KONU: Yoksulluk
JÜRİ ÜYESİ:Necdet ARSLAN (Jüri Başkanı)
--

1 NUMARALI ŞİİR (Nuray Ülker)

........... devamı >>
 
Yunus Ermiş
    
    

595  

NİLGÜN ARAS'IN 'GÜVERCİN KARDEŞLİĞİ' ADLI ÖYKÜSÜ.

Gönlüne çarpan her duygu ve düşünceyi, bir böceğin zar kanadından yayılan titreşimlerle parfümleyerek 'Nilgünce' şiirleriyle yakından tanıdığımız Nilgün ARAS 31 Ekim 2006 Salı günü sayfasında 'Güvercin Kardeşliği' adlı bir öykü yayınladı. Şiirleri ve tarzıyla sevgi, saygı ve hayranlık uyandırmasının nedenleri bu öykü ile çok kolay anlaşılıyor. Demek ki, yaşamın kesitlerini yazı yoluyla da irdeleme becerisine sahip şairlerin şiirleri ayrıcalıklı ve mıknatıs gücü daha yüksek oluyor.
........... devamı >>
 
Ramazan Topoğlu
    
    
    

596  

...ŞİİR TADINDA SÖYLEŞİ...ALİ RIZA KARS


Su Gibi_Ali Rıza Bey sizi tanıyoruz ama yinede bizlere kısaca yaşam hikâyenizi anlatır mısınız?

1952 yılında Yozgat - Gümüşkavak, Köyünde doğmuşum. Yozgat Erkek Sanat Enstitüsü Torna – Tesviye Bölümü, Goethe-Institut ve Gazi Eğitim Almanca bölümünden mezun oldum. Köydeki koyun, kuzu ve at gütmelerin dışında, üç yılı Almanya’da olmak üzere, atölye ve fabrikalarda işçi olarak çalıştım. Daha sonra kamu kuruluşlarında, idari işler, eğitim, halkla ilişkiler konularında yöneticilik yaptım. Emeklilik süremi hak edince de, bir dizenin peşinde koşabilmeyi, müdürlük makamına tercih ettim. Ve koşuyorum dizelerin peşinde. Şiire, ortaokuldayken, halk şiiriyle başladım. Hece vezniyle yazdığım şiirlerimde Kaptanî mahlasını kullandım. Bazı şiirlerim ve Düş ve Sokak adlı kitabım ödüle değer görüldü.
........... devamı >>
 
Su Gibi Şiir Grubu Şairleri
    
    

597  

SIR (DÜŞÜNGÜLÜ ELEŞTİRİ)

S I R

(DÜŞÜNGÜLÜ ELEŞTİRİ)

Hayatını, kendi seçtiğin gibi yaşarsan
senin olur, unutma! Kitaptan

‘Sır,’ genç okurun nabzına göre şerbet veren Nermin Bezmen’in hiçbir sınır tanımayan bir cinselliğe yaslanan, tutkulu bir aşk romanı.
Hüma, doksan beş yaşına bastığı gün ölür. Doğum gününü kutlamaya gelen oğulları, gelinleri, kızı, damadı, torunlarıyla birlikte eşleri de başındadır. Ölmeden önce kadife kaplı kalın bir defteri bileğine kelepçeler, anahtarı da boynuna asar. Hüma, belleğinde devinen tüm fantezilerin gerçekleşmesini, iliğine kadar yaşadığı coşkulu aşkı benöyküsel bir dille kaleme almış. Kadının cesedi daha soğumadan torunu Hüma, anneannesinin yazdıklarını herkesin önünde okur. Torun Hüma zaten kanında var olan tutkulu, çılgın aşkı, devinimleri keşfeder.
........... devamı >>
 
Ali Akdemir
    
    
    

598  

RENKLİ FIRÇA

Elif, evinin bodrumun da küçük, sevdiği eşyalarla döşenmiş, sadece ona ait odasın da eline ilk kez aldığı boya fırçalarına bakıp, önünde sonsuzluk kadar derin görünen tuval karşısında düşünüyordu: Nereden, nasıl başlamalıydı? Bu cümleyi kendi yaşamını anlatacağı ilk şiirine başlarken de tekrarlamıştı. “Nereden, nasıl başlamalı? Nasıl anlatmalı? ” Bu sefer anlatım dili olarak boyaları, renkleri, tuvali seçmişti. Hani şimdiye kadar kelimeler arasında gidip gelmeyi, bazen sarsak adımlarla, bazen usta kelime cambazlıkları arasında dolanmayı seviyordu ama bu sefer durum farklı idi. Hiç bilmediği bir ormanda kendine yol arayan bir serüvencinin heyecanı doldurmuştu içini. Hangi yoldan gitmeli, hangi kavşakta ne tarafa dönmeli, her kavşakta gözüne ilişenleri, bunların içinde yarattığı titreşimleri nasıl anlatmalıydı? Biraz daha seyretti boş tuvali. Sonra şu soruyu yanıtlamalıyım diye geçirdi içinden. Geçmişimi mi, bu günümü mü, yoksa geleceğimi mi çizmeliyim tuvale? Sonra “saçmalama,” dedi kendine, “geleceği nasıl çizersin. Tanrıyı oynama fikri de nereden geldi aklına? ” Güldü kendine. Geleceği çizme gücü olsaydı elinde neler çizmek isterdi? Birden şaşırdı. Bilmek istemiyor, çizmek istemiyordu. Olması gerekenler olmalıydı. “İşin kolayına kaçıyorsun Elif” dedi kendine.
Elbette geçmişten başlamalı idi çizmeye. Peki hangi dönemi çizmeli? Yaşama merakla bakıp her günün diğerinden farklı olacağını düşündüğü saflık dönemini mi… “Bu dönem için bolca beyaz ve pembe renkleri seçmeliyim. Şiir tadında olmalı renkler. Hatta bakanlar kuş cıvıltılarını duymalı kulakları ile. Evet müzikal olmalı, şiirsel olmalı ama araya başarısızlıkları, hayal kırıklıkları ve ihanetleri yansıtacak griler, koyu bordo siyahlar da katmalı! ” dedi kendine. Yine durdu düşündü. Bu renkleri rast gele fırça darbelerinin emrine mi vermeli yoksa zeminde hep biraz muzip, çocuksu ruhu yansıtan ama yüzünün diğer yarısı hüzün olan bir kadını mı ortaya çıkarmalıydı fırça darbeleri? Karar veremiyordu bir türlü. Bilirdi yaratmak, ürün vermek, kendini özgürce ifade etmek zordu, sancılıydı. Ama o hep sevmişti bu sancılı paylaşımı. Çok örselenmiş, berelenmiş ama bundan vazgeçmemişti. Daha doğrusu bu paylaşma inadı olmasa geçemeyeceğini biliyordu dar boğazlardan. Dönemeyeceğini biliyordu yelken açtığı okyanuslardan. Biliyordu hepten katlanılmaz bulacağını bu acınası dünyayı. Sonra yine gözlerini bomboş tuval üzerinde dolaştırdı. Eline fırçayı alıp beyaza buladı ve çizmeye başladı Önce bir yüz belirdi fırçanın ucundan. Ne kadar beyaz, pembe ve yeşil de kullansa, gözlere yerleşen hüzün ifadesini değiştiremiyordu. Fırçayı tekrar tekrar göz bebekleri üzerinde gezdirdi. Olmuyordu. Fırça istemi dışında hareket etmekteydi sanki. Silemiyordu hüznü. Ama son bir çaba ile iki pırıltı yerleştirdi iri iri bakan kahve gözlere. Evet olmuştu. Sevinçle bakıyordu yüz kendisine. Daha çok yıllar var mutlu olunacak, çevredekileri mutlu edecek çok yıllar. İçimdeki çocuk hiç büyümeyecek, hep soracak, hep aldanıp yeniden tamir edecek ama incineceğim diye asla denemekten, yüreğinin kapılarını açmaktan vazgeçmeyecek diyordu bu yüz kendine. Sonra fırçayı siyah ve beyazın karışımı ile elde ettiği griye batırdı. Fırça tuval üzerinde kendiliğinden gezinmeye başladı. Yüreğinin yarısını griye diğer yarısını kırmızıya boyamıştı. Neden böyle yaptığını pek bilmiyordu. Aslında fırça istemişti bunu. O katmıştı bu renkleri yüreğe. Sonra fırça, duru bir çocuk yüzünü andıran portrenin gerisindeki boşluğu çizmeye başladı. Fırça yine kendiliğinden almış başını gidiyordu. Önce denizleri sonra dağları çizdi ama hiç ova çizmiyordu. Deniz' in yaşamı gibi hep ya yükseklerde, ya çok derinlerde seyrediyordu fırça. Fırça istemişti bunu, o çiziyordu. Deniz söylememişti bunları çizmesini. Almış başını gidiyordu. Sonra göç eden kuşları çizdi fırça. Bunlar içimden göç eden sevinçler mi acaba, dedi Deniz' e sessizce. Bilmiyordu. Fırça çizmeye devam ediyordu. Gökyüzüne birkaç sevdalı bulut çizdi. Bulutlar da bir yöne doğru akıyor, ileride bir gökkuşağında son buluyordu sevdaları.
Sonra fırça yine griler siyahlar üzerinde gezindi. Aldığı renkleri portrenin yüzünde, yüreğinde gezdirmeye koyuldu. O sırada yürekteki renkler de değişmiş bir yarısı siyah bir yarısı beyaz olmuştu. Renkler yok olmuştu sanki. Susmuştu türküler. Fırça bir darbede, göç eden kuşları gök kuşağının yedi rengini silmiş, geriye tek düze gri tonlar kalmıştı. Bu grilikler içinde yine dağlar denizler seçiliyor ama pembeye rastlanmıyordu. Elif anladı; fırça kendiliğinden bu güne geçmişti. Ne büyük heyecanların rengi “kırmızı”, ne yeni umutların rengi “yeşil” vardı artık. Ama gri tonların, tüller tarzında derinlikler yarattığı tabloda çok gerilerde bir yerlerde güneş ışığına benzer bir turuncu, tüm grilere inat durmaktaydı orada. Minicik bir ışık huzmesi gibi bir şey. Gözü oraya takıldı Elif’in. Fırçanın kendisine oynadığı bir oyun, küçük bir sürpriz olmalıydı. O ışığı turuncudan sarıya, güneş renklerine değiştiren son darbeyi vurduğunda tüm grileri yırtarak geçen bu ışık geldi durdu tuvalin kıyısında. Adı “umuttu” ışığın. Bir tebessüm yerleşti tuvaldeki kadının dudaklarına. Öylece bakıyordu şimdi Elif’e, gözlerinde çocuk sevinci, yüreğinde hüzün, dudaklarında buruk bir tebessüm ile. Fırça işini bitirmiş kenardaki kavanozun içine, kendi dünyasına dönmüştü artık. Sessizce. Şimdi odada, sadece tuvaldeki kadının tebessümü ve yerde yanan mumlar ışıldamaktaydı. Deniz neredeydi? Kim di o? Şaşkınlıkla aradı, kimse yoktu. Peki Elif kiminle konuşmuştu?
........... devamı >>
 
Ömer Şancı
    
    

599  

BENDEN OLMAYAN - CENNETLE CEHENNEMİN EVLİLİĞİNDEN. W.BLAKE

ALTIKIRKBEŞ
Neredeyse bütün eserleri dizisi: 02
William Blake - The Mariage of Heaven and Hell, 1790 ı. baskı: Mart 1997 (Türkçesi: Rahmi G. Öğdül)
2. baskı: Eylül 2003
Yayın Yönetmeni Kaan Çaydamlı
Kapak Tasarımı Altıkırkdört Yapım / Murat (K) Bozkurt
Sayfa Tasarımı S. K. Angı
Baskı
Umut Matbaacılık (0-212) 637 09 34 - 04 i i
ISBN-975-279-001-1
Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına göre ayıp, yasalarımıza göre suç sayılmaktadır.
Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

600  

C. ARF

“ Matematik tümevarımsal bir bilimdir ve bu tümevarımsal bilim sonsuz kümeler için geçerli. Bu sonsuzlukları tümevarımsal bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu hissediyoruz, sınırsızlığı.
Ve bu bize mutluluk veriyor, çünkü ölümü unutuyoruz... Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim...” CAHİT ARF (İSTANBUL, 26.12.1997)
........... devamı >>
 
Akın Akça
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 12:37:46

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim