Antoloji.com

Sarı Zeybek Şiiri - Hüseyin Nihal Atsız

Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapcEtkinlikler cŞarkılar cResimcForumcNedir?cÜyelercGruplarc Mesajlarım
Şair Hüseyin Nihal Atsız Hüseyin Nihal Atsız bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Zevkler 
 << Önceki ŞiirHüseyin Nihal Atsız ŞiirleriSonraki Şiir >> 
Sarı Zeybek

Şu dağların meşeleri karanlık,
Etekleri olur çayır çimenlik
Kızanlarla burda eder yarenlik,
“Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır,
Yağmur yağar, pusatları ıslanır”.

Sarı Zeybek şu dağların eridir,
Dağlar onun bütün yoğu varıdır.
Kendi sarı, bindiği at dorudur;
Attan inip şu dağlara yaslanır,
Gözü dalar, bakışları puslanır.

Sarı Zeybek dağdan dağa taşınır,
Taşınır da yüce dağlar aşınır.
Mola verip Gökçen kızı düşünür;
Efe dağdan köye doğru seslenir,
Yosma Gökçen sesi duyar, süslenir.

Sevmesin mi Sarı Zeybek Gökçeni?
Yüzü melek, saçı ipek Gökçeni?
Bütün Aydın elinde tek Gökçeni?
Kız sevmeyen erin gönlü paslanır,
Paslanırda imil imil yaslanır.

Padişahın kulağına varırsa,
Tutun diye devlet emir verirse,
Üç yüz atlı, beş yüz yaya yürürse
Dağlar, taşlar barut ile sislenir,
Ölen ölür, anaları yaslanır.

II

Candarmalar genç efeyi sardılar,
Kırk ölümden beğendiğin sordular;
Kızanları bir bir yere serdiler.
Sarı Zeybek kara sürmez şanına,
Erlik için kıyar kendi canına.

Nasıl olsa uçar da can, kalır ten;
Bir ah tuttu şu dağları derinden.
Sarı Zeybek vuruldu üç yerinden.
“Yazık olsun Telli Doru şanına,
Eğil de bak mor cepkenin kanına”.

Sarı Zeybek gün batarken vuruldu.
Nabızları yavaş yavaş duruldu,
Gözlerine kara perde gerildi
Yiğit başı düşüp kaldı yanına,
Bakmaz oldu mor cepkenin kanına.

Sarı Zeybek öldü sanma, diridir;
O, dağların yine eşsiz eridir,
Bütün kızlar artık onun yaridir.
Vurulmuştur hepsi onun ününe.
Can atarlar şimdi gerdek gününe.

Sarı Zeybek şimdi artık masaldır,
Sanma yıllar şerefini azaltır.
Yiğitlerin dillerinde meseldir.
Er kişiler kıyar da öz canına
Bir damlacık leke sürmez şanına...
1940
 

Hüseyin Nihal Atsız

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


Şu konularda daha fazla şiir: Yağmur

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Sarı Zeybek adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
8.2 10
(67 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirHüseyin Nihal Atsız ŞiirleriSonraki Şiir >> 
Sarı Zeybek Şiiri Hakkında;
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:
 
Cemali Hikmet Aksu: İlkokul çağlarımı çağrıştırır bu yiğitlik destanı ve duguların selinde akarım akarım akarım

5 person liked.
2 person did not like.
Ümüt Güngör 1: Sen kamu mallarını taşlayacaksın vede yağmalayacaksın Atatürk heykeline Ordu Evlerine vede Türk Bayrağına saldıracaksın.Çocuk çocuğu toğlayıp polisi taşlatacaksın.Üstüne üstlük 7 askerimizi şehit ettireceksin şer çetenle.Sonrada partim kapatıldı diye veryansın edeceksin.Hani sizin barışınız bumu ortalığı savaş alanına çeviriyorsunuz.Sonra çocuk ve asker katili pkk yı alenen destekleyen bir parti malum dtp.Sonrada Nihal ADSIZ'ın şiiri günün şiiri seçildi diye burayı reklam sayfası olarak kullanacaksın oh ne ala.Türkiyede sadece bir millet tok fakat onlar ayrılık istemiyor terörde yapmıyor.Allah Nihal ADSIZ'a gani gani rahmet eylesin inşallah.

3 person liked.
2 person did not like.
Nevin Subaşı: Candarmalar genç efeyi sardılar, Kırk ölümden beğendiğin sordular; Kızanları bir bir yere serdiler. Sarı Zeybek kara sürmez şanına, Erlik için kıyar kendi canına. efelik taslayışın kutsandığı bir şiir aslında biz asya'lıların kanını kaynatan asla vazgemediğimiz bir karekter ölçüsü şudur denilemeyecek kadar kullanılmaya müsait kızanlık geleneği bu tür duygudaşlığa yönelik olumlu yapılanma modeli olarak uzun yıllar boyunca sürdürülmüş kendi içinde dikkate değer dinamik bir demokrasiyi öğrenme ve hayata geçirme yöntemi bilhassa anadolu halkı tarafından üretilmiş kendi iç dinamikleriyle en olumlu yönleri belirleyen kısmen demokrat bir 'sözünü söyleyebilme erkânı ' göstergelerinden sadece biri bu şekerlik şiire konu edilmiştir. acının coğrafyası şiirinde güzel uyumakta olan dost turgut uyar şöyle diyor 'artık öyle açık ki kuşkuya yer yok kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır herşeyi bozuk paraları da umutsuzluğu da aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum güneşin yedirenk ayasını biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum ya da üstüste silah atsan kent tepinir belki bütün kuşlar uçar belki değil mutlaka ama bir tanesi mutlaka kalır...' ve elbette onun adı, Barış'tır oğullarımızı koklarken aldığımız soluk kadar insancıl ve sonsuz bir kavrayıştır... sevgiyle

1 person liked.
1 person did not like.
Mehmet Tamer Altıparmak 1: Başbuğumun Ülküdaşı,Ülkücülerin kutup yıldızı,Dik duruşun adı,çilenin soyadı,Türkçülerin atası ATSIZ hocam ruhun şad mekanın Cennet olsun TÜRKÜM TÜRKÇÜYÜM ÇÜNKÜ ATATÜRKÇÜYÜM

6 person liked.
1 person did not like.
İsmail Tıkıroğlu 1: Atsız ATA sen rahat uyu. Bırakıpta gittiğiniz Türkiye belki eski Türkiye değil lakin kürşad ruhlu, bozkurt duruşlu yiğitlerin yaşları ilerlesede ruhları aynı tazeliğini koruyor. Miğfersiz ve ünuformasız askeriz diye yeminimizi o yıllarda yaptık ve yeminimizi unutmadık. baltalar gömdüğümüz yerde yerini de unutacak kadar yaşlanmadık.Biz kandili yakarsak ortalık ışılar kaçacak inleride kalmaz. tarihte 29 sefer ders verilmiş 30 ders te verilir elbet 'SORULACAK HESAP VARSA ALINACAK BAŞTA VARDIR'

2 person liked.
1 person did not like.
Vuslatî/osman öcal: 11 Aralık 1975 Perşembe Günü ani bir kalp krizi ile ebediyete intikal eden Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905 (12 Kânun-i sâni 1905) tarihinde İstanbul`da doğmuştur. Hüseyin Nihal Atsız'ın Hayatı 11 Aralık 1975 Perşembe Günü ani bir kalp krizi ile ebediyete intikal eden Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905 (12 Kânun-i sâni 1905) tarihinde İstanbul`da doğmuştur. Atsız Bey`in babası Gümüşhane`nin Torul/Dorul kazasının Midi köyünün Çiftçi-oğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon`un Kadı-oğullaı ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey`in kızı Fatma Zehra Hanım`dır. Atsız Bey`in ailesi, Gümüşhane`nin Torul/Dorul kazasının Midi köyünde Çiftçi-oğulları adı ile bilinmektedir. Çiftçi-oğulları, Midi Köyünde 18. asrın sonlarına doğru yakınındaki Edire köyünden göçmüşlerdir. Çiftçi-oğulları ailesinin tesbit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa`dır. Ahmet Ağa`nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa`nın çocukları Midi`den, Yozgat`ın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa`nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir. Ahmet Ağa`nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 - 1894) ışe 1850-1852 şıralarında Deniz eri olarak Istanbul`a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Osmanlı Donanması (Dönanma-yı Hümayün) 'da kalmış ve makina önyüzbaşlığına (çarkçı (-Makine) Kölağalığı) 'na terfi etmiştir. Hüseyin Ağa`nın eşi Emine Hayriye Hanım`dır. Iki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944) . Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması`na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı`ndan emekli olmuştur. Mehmet Nail Bey`ın ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884 - 1930) 'dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahrıye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfıka Hanım'ın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzon`lu ölüp ailesi Kadı-oğulları namı ile marüfdür. Mehmet Nail Bey`ın ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905`de Hüseyin Nihal (Atsız) , 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet (Sancar) ve Aralık 1912`de Fatma Nezıhe (Çiftçioğlu) . 1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra`dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla (Çiftçioğlu) adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememış ve iki yıl sonra ayrılmıştır. İlk ve Ortaöğreniminı Kadıköy`dekı Fransız ve Alman okullarında (1911) , babası Mehmed Nail Bey`ın Kızıldeniz`dekı görevinden ötürü Süveyş`de bir Fransız İlkokulu`nda birkaç ay (1911) , Kasımpaşa`dakı Cezayirli Gazi Haşan Paşa İlk Mektebi, Haydarpaşa`dakı Hususi Osman İttihad İlk Mektebi Kadıköy Sultanisi ve İstanbul Sultanisi'nde yapmıştır. İlkokula 6 yaşında iken, Kadıköy`dekı Fransız okulunda, Latin harfli öğretim ile başlayan Atsız`a göre Bu okulda dersten çok oyun ve şarkı vardı. Buna rağmen, dil bilmeyip derdini anlatamaması yüzünden Bu okulda çok sıkılmakta idi. bir gün, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir Rum çocuğu Atsız'ın kafaşını duvara vurmuş ve Atsız'ın yarılan kafauından kanlar akmauı üzerine de, bağıra çağıra suçünu İstavri adlı bir başka Rum çocuğunun üzerine atmış, bünün üzerine İstavri, derste iki dizi üzerine çöktürülüp, dizlerinin altına da, daha çok acı çeksin dıye, bir cetvel konarak, ders sonuna kadar cezalandırılmıştır. Bu haksızlık küçük Atsız`ın çocuk ruhunda fırtınalar yaratmış ve Atsız 'şu mektep yansa da kurtulsam' diye içinden bedduada bulunmuştur. bir müddet sonra bir gece, tesadüfen çıkan bir yangında Fransız Mektebi yanınca Küçük Atsız istemediği Bu mektepten kurtulmuş, fakat Bu sefer de Latin harfleri ile öğretim yapan başka bir okula, Alman Mektebi`ne verilmiştir. Bir müddet sonra, Kızıldenız`de bulunan Malatya Gambotunun süvarisi olan babası Mehmed Nail Bey`in yanına giden Atsız, Türk-İtalyan şavaşının çıkması üzerine Mehmed Nail Bey`ın Osmanlı Bahriye Nezareti`nde Süveyş`e sığınması emrini alması ile, Süveyş sokaklarında İtalyan çocukları ile döğüşmesi, Atsız`ın milliyetçi mücadelesinin ilk örneklerindendir. Babasının İstanbul'a dönme emrini alması ile İstanbul`a gelen Atsız, Kasımpaşa`dakı Cezayirli Gazi Hasan Paşa mektebine kaydolmuş ve Arap harfleri ile öğrenime başlamıştır. Ailesinin Kasımpaşa`dan Kadıköy`e taşınması ile Hususi Osmanlı İttihad Mektebı`nde öğrenimine devam eden Atsız, babasının önyüzbaşı (Kölağaşı) olarak Birinci Cıhan Harbi`ne gitmesi yüzünden Hususi Osmanlı İttihad Mektebi`nden Kadıköy Sultanisi`nın rüştıye (ortaokul) kısmında öğrenimine devam etmiştir. Buradan da İstanbul Sultanisi`ne geçen Atsız, 1922 tarihinde lise öğrenimini tamamlamıştır. 1922 yılında imtihanla Askeri Tıbbıye`ye girmiştir. O yıllarda Tıbbıye`de kömünistlik ve bir takim azınlık milliyetçiliği güden öğrenciler vardı. Bu öğrenciler ile Türk öğrenciler arasında sık sık tartışmalar olur, Bu tartışmalar arasıra da yumruk kavgasına dönerdi. Bu kavgaların içinde Atsız da ölürdü. Bu yüzden birçok defa disiplin ve hapis cezası almıştır. Zıya Gökalp`in cenaze töreninin yapıldığı günün akşamı, Türk öğrenciler ile diğer öğrenciler arasında çıkan bir kavga sonuçunda, Atsız`a gayet ağır bir ceza verilmiştir. Bu ceza, öğrenciliği sırasında işleyeceğı herhangibir suç neticesinde Atsız`ın Askeri Tıbbıye`den çıkarılacağıdır. Atsız, Askeri Tıbbıye`nın 3. sınıfında iken, Arap asıllı olduğu için Bağdatlı Mesud Süreyya Efendi adlı bir mülazım (Teğmen`ın) kasdi bir şekilde lüzumsuz bir yerde istediği selamı vermediği için, 4 Mart 1925 tarihinde Askerı Tıbbıye`den çıkarılmıştır. Bu hadiseden sonra üç ay Kabataş Lısesi`nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları`nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda katip muavini olarak vazife görmüş ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır. 1926 yılında İstanbul Darülfününü'nün Edebiyat Fakültesi`nin Edebiyat Bölümü`ne ve İstanbul Darülfününü`nün yatılı kısmı olan Yüksek Müallim Mektebı`ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil ısteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak (28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927) İstanbul`da Taşkışla`da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır. Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı 'Anadolu`da Türklere ait yer isimleri' adlı makalelerinin Türkiyat Mecmuası`nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan M. Fuad Köprülü`nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmı`nın divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmış (Divan-ı Türk-ı Basit, Gramer ve Lügatı, 1930, 111 s. Türkıyat Enstıtüsü Mezuniyet Tezi, nu. 82) ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi`nden mezun olmuştur. Atsız`ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoglu, Ziya Karamuk, Orhan Şaik Gökyay, Pertev Naili Boratav, Nihad Şami Banarlı gibi isimleri sayabiliriz. Mezuniyetini müteakıp Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. M. Fuat Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için tavussutta bulunarak, Yüksek Öğretmen Okulu`nu öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecbüri hizmetini affettirmiş ve Atsız`ı kendisine asistan almıştır. (25 Ocak 1931) Atsız, 15 Mayıs 1931`den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua`yı (toplam 17 sayı) çıkarmıştır. M. Fuad Köprülü, Zeki V. Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de dahil bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu 'Türkçü ve Köycü' dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, adeta Cumhuriyet devri Türkçülüğü`nün öncüsü olmuştur. Atsız, kendisini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihal) imzası ile, hikayelerini de (Y.D.) imzası ile, bu dergıde neşre başlamıştır. 1931 yılında Darülfünün`ün Felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiştir (Ocak 1931) . Ocak 1933`den itibaren eşi ile ayrı yaşayan Atsız, 1935 yılında Mehpare Hanım`dan ayrılmıştır. 1932 Temmuz`unda Ankara`da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, ilmi olmayan bir tarih tezine karşı çıkan Prof. Dr. Zekı Velidi Togan`a Dr. Reşid Galip`in yaptığı haksız hücum üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye (Atsız) `ında bulunduğu sekiz arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib`e 'Zekı Velidi`nin talebesi olmakla iftihar ederiz' diye bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine mimlenmıştır. İstanbul Darülfününü`nda Edebiyat Fakültesi`nın dekanı olan Prof. Dr. M. Fuad Köprülü ile umumi Türk Tarihi profesörü Zeki Velidi Togan, Ankara`nın inanmadıkları tarih tezini yıkmak için anlaşmışlardı. Fakat Köprülü, Zeki Velidi`ye yapılan pek ağır tenkidi görünce, daha önce verdiği karardan caymış ve Ankara`nın tarih tezi aleyhine hazırladığı konuşmasını yapmamış ayrıca Zeki Velidi ve Atsız gibi muhalıf olmadığını göstermek için de asistanı olan Atsız`ı ünıversiteden çıkaracağını vaad etmiştir. Köprülü, Atsız`a üniversiteden atılacağını, kendisinin daha önce davranıp liselerden birinde hoca olmasını tavsiye edince Atsız, hocası ve amiri olan Köprülü ile yaptığı şiddetli bir münakaşadan sonra vazifesinde kalıp mücadelesine devam etmiştir. 19 Eylül 1932`de Dr. Reşid Galip Maarif Vekili olmuş ve kısa bir süre sonra da Edebiyat Fakültesi Dekanlığı`na vekaleten bakan Ali Muzaffer Bey asaleten tayin edilmiştir.Atsız`ı ünıversiteden uzaklaştırmak için fırsat arayan Reşid Galib, Atsız`ın Atsız Mecmua`nın 17. sayısındaki 'Darülfünün`ün kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi' adlı makalesi ile bu fırsatı yakalamış ve Edebiyat Fakültesi Dekanı kanuni hiç bir sebeb yok iken Atsız`ın üniversite asistanlığına son vermiştir (13 Mart 1933) . Ünıverşiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesi Dekanı`nı Tokatlıyan`dakı bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. Atsız`a bu hadise için hiç bir şekilde tepki gösterilmemiştir. Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız (Mart 1933) Malatya Orta Okulu`na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir. Malatya`da kısa bir müddet (8 Nisan 1933 - 31 Temmüz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi Edebiyat öğretmenliği`ne tayin edilmiştir. Atsız`ın Edirne`deki Edebiyat öğretmenliği de hemen hemen dört ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir (11 Eylül 1933 - 28 Aralık 1933) . Edirne`de iken Atsız Mecmua`nın devamı mahiyetindekı 'Aylık Türkçü Derğı' olan Orhun (5 Kaşım 1933 - 16 Temmüz 1934, sayı 1-9) Dergisi`ni yayınlayan Atsız, dergide Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarının yanlışlarını ağır bir şekilde tenkit ettiği için vekalet emrine alınmış, (28 Aralık 1933) , 9. sayısında da Orhun, Bakanlar Kurulu kararı ile, kapatılmıştır. Dokuz ay vekalet emrinde kalan Atsız, Kasımpaşa`dakı Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`na Türkçe öğretmenı ölarak tayin olmuştur (9 Eylül 1934) . 27 Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım (Atsız) ile evlenen Atsız`ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra adlı iki oğlu olmuştur. 1 Aralık 1913 tarihinde İzmir`de doğan Bedriye Hanım`ın ailesi Raşit Kadı-zedeler diye tanınmaktadır. Babası asker olan Bedriye Hanım`ın tesbit edilen ecdadının hepsi ilmiye sınıfına mensup olup, Kadı`dadır. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü`nden 1935 yılında mezun olan Bedriye Hanım, Osman Sabit Bey`in üç kızından ikincisidir. Ablası Bedia Hanım (doğumu 1909) dört çocuk sahibidir. Edebiyat Fakültesi`nin Türk Dılı ve Edebiyatı Bölümü`nden mezun olan (1939) küçük kardeşi merhume Behiçe Hanım (doğumu 1915 - ölümü 1967) ise Prof. Dr. Mehmet Kaplan`ın eşi idi. Behiçe ve Mehmet Kaplan`ın çocukları olmamıştır. Behiçe Hanım babasının Birinci Cihan savaşında, Kafkas cephesinde, vefatından sonra doğmuştur. Atsız Bey, çok üzün müddetten beridır ayrı yaşadığı ikinci eşi Bedriye Atsız`dan da Mart 1975 tarihinde böşanmıştır. Atsız. Kasımpaşa`dakı Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nda Türkçe öğretmenı olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmüz 1938 yılında bu vazifesinden ıhraç edilmiştir. Atsız`ın bu okuldan ıhraç edılmesinın sebebi de yine azınlık meselesi yüzündendir. Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nun yönetmeliğine göre, Türk olmuyanlar okula öğrenci olarak alınamazdı. Yenı öğrencileri imtihan eden komisyonda üye olan Atsız, sorduğu sorularla adaylardan Türk asıllı olmuyanları tesbit etmekte ve öğrenci olarak okula alınamayan bu adaylar yüzünden de etrafındaki düşmanlar çoğalmakta idi. Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nun 1937-1938 yıllarındaki müdürü Arnavut asıllı idi. Arnavut asıllı müdür, Atsız`ı imtihan komisyonundan çıkarmış ve böylece okula Türk olmayan öğrenciler de alınmıştır. Bu hadise üzerine Arnavut asıllı müdüre selam vermeyen Atsız, müdürün Mıllı Savunma Bakanlığı`na yazdığı bir yazı sonucunda bu okuldakı vazifesinden ihraç edilmiştir. Bünün üzerine Atsız, Özel Yüce-Ülkü Lisesi`ndeki öğretmenliğine devam etmiştir. 1937 yılından 1939 yılının Haziran`ının sonuna kadar Özel Yüce-Ülkü Lisesi`nde Edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, 19 Mayıs 1939 - 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesi`nde Edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur. Atsız, Boğaziçi Lisesi`nin Türkçe öğretmeni iken Orhun (1 Ekım 1943 - 1 Nisan 1944, sayı 10-16, toplam 7 sayı) Dergisi`ni yeniden neşre başlamıştır.]/p] II. Dünya savaşı sıralarında yerli komünistler faaliyetlerini fevkalade artırdıkları halde, resmi makamlar bu aşırı hareketlere karşı tedbir almak yerine, seyirci kalmayı tercih etmekte idiler. Atsız, ilgililerı ikaz için Orhun`un Mart 1944`de yayımlanan 15. sayısında, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu`na hitaben bir 'açık mektup' yayınlamıştır. Bu açık mektupta, komünistlerin artan faaliyetleri belirtilmekte idi. Orhun kapatılmadığı takdirde bir sonraki sayısında bu aşırı faaliyetlerin belgeleri ile birlikte örneklerini vereceğini bildiren Atsız, Orhun`un kapatılmaması üzerine Nisan 1944`de yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettın Celal`ın komünist faaliyetlerini açıklayarak devrin Mıllı Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel`i istifaya çağırmıştır. Bu ikinci mektup yurt içinde büyük bir milli galeyana sebeb olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere bir çok şehirde, komünızm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Bu arada Atsız`a yurdun her köşesinden mektupların, telgrafların gelmesi Ankara`daki yetkilililerı tedirgin etmekte idi. Miliı Eğitim camiasındaki komünistler sebebı ile kendı partisinin mensupları tarafından dahi sığaya çekilmeye başlanan Hasan Ali Yücel, ilk işi olarak Atsız`ın Boğaziçi Lisesi`ndekı Edebiyat öğretmenliği gorevine son vermiştir (7 Nisan 1944) . Orhun Dergisi ıse Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatılmıştır. Atsız`ın ikinci mektubunda 'vatan haini' dıye tavsif ettiği Sabahattin Ali`de kışkırtılarak Atsız aleyhıne hakaret davası açmaya zorlanmıştır. Atsız, aleyhine dava açılınca trenle Ankara`ya gitmiş ve Türkçü Gençler tarafından daha istasyonda karşılanarak, bir otelde misafir edilmiştir. Hakaret Davası`nın 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu gayet hadiseli geçmiştir. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de devrin Halk Partisi iktidarının ödünü patlatan büyük öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tevkif edilmiştir. 'Sabahattin Ali - Nihal Atsız davası' olmaktan ziyade 'Komünıstliğe karşı Türkçülük davası' halini alan bu davanın 19 Mayıs 1944 törenlerınde cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde itham eden nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Nümaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nde yargılanmaya başlamışlardır. Aralarında Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun, Reha Oğuz Türkkan, Orhan Saik Gökyay, İsmet Tümtürk, Nejdet Sancar, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Said Bilğiç gibi ünıversite profesörü, öğretmen, subay, doktor ve üniversite öğrencilerinden ibaret sanıklar, sorguya çekme adı ile ilk önce çeşitli işkencelere maruz bırakıldıktan sonra, 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlanmıştır. 'Irkçılık-Turancılık davası' adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde nıhayetlenmiş ve Atsız 6.5 seneye mahküm olmuştur. Atsız bu kararı temyiz etmiş ve Askeri Yargıtay 1 Numaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nin kararini esasından bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekım 1945 tarihinde tahliye edilmiştir. 5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (bu dava prof. Kenan Öner - Hasan Ali Yücel davası ile tanınmıştır) 31 Mart 1947 tarihinde nıhayetlenmiş ve 29 oturum devam eden mahkeme bütün sanıkların beraatine karar vermiştir. Nisan 1947`den Temmuz 1949`a kadar kendisine ış verilmeyen Atsız, Ekim 1945 - Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi`nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan 'Türkıye Asla Boyun Eğmeyecektir.' adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahşın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır. Atsız`ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahşın Bangüoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca, Atsız`ı 25 Temmüz 1949`da Süleymaniye Kütüphanesi`ne 'uzman' olarak tayin etmiştir. Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti`nin iktidara gelmesinden sonra Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğine tayin olmuştur (21 Eylül 1950) . 4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi`nde vermiş olduğu 'Türkıye`nin Kurtuluşu' konulu bir konferans üzerine, Cumhuriyet Gazetesi Atsız`ın aleyhine yalan yayın yapmış, hakkında bakanlık tarafından tahkikat açılan Atsız`ın konuşmaşının ilmi olduğu tesbit edilmiş, fakat Atsız Haydarpaşa Lisesi`ndeki Edebiyat öğretmenliği görevinden 'muvakkat' kaydı ile alınarak (13 Mayıs 1952) yine Süleymaniye Kütüphanesi`ndekı vazifesine tayin edilmiştir. 31 Mayıs 1952 tarihinden emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphanesi`nde çalışan Atsız`ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphanedekı memuriyeti olmuştur. Adalet Partisi iktidarı zamanında Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde baş gösteren 'yıkıcılık' ve 'bölücülük' hareketleri hakkında, Atsız, (Devrin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`ı Gaziantep`e giderken bir kişinin 'ıdareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar' sözlerine karşılık cumhurbaşkanı Sunay`ın 'Türk topraklarında yaşayan herkes Türk`tür' demesi üzerine) Ötüken`in Nisan 1967`de yayınlanan 40. sayısından itibaren 'Konuşmalar I' (sayı 40) , 'Konuşmalar II' (sayı 41) , 'Konuşmalar III' (sayı 43) , 'Kızıl kürtlerın yaygarası' (sayı 42) , 'Doğu mitinglerinde kürt devleti propagandası' (sayı 43) , 'Satılmışlar-Moskof Uşakları'(sayı 48) , adlı seri makalelerinde kürtçü kömünistlerin Doğu Bölgelerimiz`de yaptıkları gizli çalışmaları açıklamış ve bu makaleler hakkında savcılıkça tahkikat açılmıştır. Savçılığın yaptığı ilk tahkikatta Atsız`a hiç bir şuç kondurulamamıştır. Ancak bu yazılar üzerine, Ankara`dakı kızıl teşekküller tarafından Atsız aleyhine hazırlanmış kızıl bildiriler sokaklarda dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisi`nin bir Diyarbakır senatörü, senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.Bu sistemli girişimler sonucunda, Hasan Dinçer`in Adalet Bakanı olduğu sıralarda, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sıkıyönetim mahkemelerinde Türk Milleti`nin ve vatanının birliğine ve bölünmezliğine karşı çıkan yıkıcılar, bölücüler, kömünistler ve anarşiştler mühakeme edilirken, sivil mahkemelerde ise aynı hususlara daha 4-5 yıl önce dıkkati çeken Atsız mühakeme ediliyordu. Uzun duruşmalardan sonra mahkeme Ötüken`in sahibi Atsız`ı ve sorumlusu Mustafa Kayabek`i 15`er ay hapse mahkum etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1`lik ekseriyetle verilen bu karar temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuş, fakat aynı mahkeme 2-1`lik kararda ısrar edince Yargıtay hükmü tasdik etmiştir. Atsız ve Mustafa Kayabek 'Tashih-i karar' isteğinde bulunmuşlar fakat bu iştekleri mahkemece kabul edilmemiş ve böylece mahkümiyet kararı kesinleşmiştir. Krönik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi`nde yatan Atsız`a Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından 'cezaevine konulamayacağı' kaydı bulunan rapor verilmiş, fakat 4 aylık bir rapor adlı tıp tarafından kabul edilmemiş ve 'reviri olan cezaevinde kalabilir' şeklinde değiştirilmiştir. Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız`ı evınden aldırarak Toptaşı Cezaevi`ne sevketmiştir. 40 kişilik adı suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi`ne nakledilmiştir. Atsız, kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, Atsız`ın yazılarından, fikirlerinden, eserlerinden feyz alan milliyetçi ilim adamları, üniversite mensupları, gençlik teşekkülleri, kültür dernekleri vasıtası ile Türk milleti, cumhurbaşkanına başvurup Atsız için af çıkarmasını istemiştir. Atsız Hoca, suç ışlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, cumhurbaşkanı Fahri Korütürk yetkisini kullanarak Atsız`ın cezasını affetmiştir. 22 Ocak 1974 Salı günü öğleden sonra saat 17'de Bayrampaşa Cezaevi`nden tahliye edilen Atsız, 1.5 yıllık cezasının 2.5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir. Atsız hiç şüphesiz ki Türk Mıllıyetçiliği`nin Zıya Gökalp`ten sonrakı en büyük ismi olmuştur. Fikirleri ile yaşayışını telıf eden bir karaktere ve şahsiyete sahipti. İbnülemin Mahmut Kemal İnal`ın tarifi ile 'Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan' Atsız, ateşli ve keskin bir üsluba sahip olması yanında, hususi hayatında sakin, kibar, mülayim, nüktedan ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş küçük olursa olsun herkese 'bey' diye hitap ederdi. Vakur davranışı ve tevazü içinde yaşayışı ile, dimdik başı ve sağlam karakteri ile Atsız Bey, Türk Tarihinin derinliklerinden kopup gelen bir 'Türk Beyi' idi. Hayatı boyunca Atsız ile uğraşılmıştır. Her seferinde de uğraşanlar yenilmiştir. Mağlup olanların yerine yenilerı gelmiş, fakat ne Atsız`ı yıldırabilmişler ne de 'ülkü' sünü yenebilmişlerdir. Atsız, hayatında bir defa, o da ölüme karşı, mağlup olmuştur. Türk milliyetçiliğinin öncüsü olan Atsız, kuvvetlı bir Türkologdur. Türk dilini, tarihinı ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, bılhassa Türk Tarihinin Göktürk devrini adeta yaşamışcasına bilir ve severdi. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtlar (Bozkurtların ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor) adı ile romanlaştırmış ve Göktürkleri yeni nesile tanıtarak sevdirmiştir. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı Tarihinin ilk devrelerini romanlaştırmıştı. Ruh Adam`dakı Selim Pusat`ın şahsiyetinde Atsız`ı görürüz. Neşredilmemış eserlerinin içerişinde 'II. Mahmut`tan günümüze kadar ki Osmanlı Hanedanı Tarihi' nı zikredebiliriz. Hapısten çıkmasından vefatına kadar olan devrede hazırlamakta olduğu 'Türk Tarihi' adlı eser üzerinde çalışıyordu. Küçük kardeşi Nejdet Sancar`ın ani ölümü Atsız için çok acı bir darbe olmuş ve Atsız, Sancar`ın ölümünden sonra ancak 10 ay kadar yaşayabilmiş, bu yüzden de üzerinde çalıştığı eserlerini bitirememiştir. 1975`in Kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenilmiş, yapılan muayene ve testler sonucunda hasta olmadığı anlaşılmıştır. 10 Aralık 1975 gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlıyamamıştır. Ertesi akşam, Atsız`ı ziyaret eden yeni bir kriz, Atsız`ı 11 Aralık 1975 Cuma gecesi aramızdan alıp götürmüştür. Yarım asırdır hiç bir kuvvetin Türk Milliyetçiliği`nin burcundan indiremediği bayraklardan birincisi olan Atsız Bey`e Kurban Bayramı dolayısıyla ziyaret yapmak isteyenler, 13 aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı`nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Camii`nde son vazifelerini ifa ettiler. Kılınan ikindi namazını müteakip Osmanağa Camii`nden Karacaahmet mezarlığında kardeşi Nejdet Sancar`ın yanına kadar, Türkiye`nin her yerinden gelen Türkçüler, O'nü eller üzerinde taşıdılar... Kaynak: HUN TÜRK

0 person liked.
1 person did not like.
türkii: Ruhun Şad olsun Atsız Ata mız.Gözün arkada kalmasın.Bizler dün vardık,buğün varız,yarın da olacağız.Tanrı Türkü Korusun......

1 person liked.
1 person did not like.
Güneri Yıldız 1: Huzur içinde yat Atsız Atam, ardından binlerce Atsız yürüyor...

0 person liked.
2 person did not like.
Vuslatî/osman öcal: rahat uyu atsız ata.

1 person liked.
1 person did not like.
heybaba: Hikaye şiirin tadını daha bir kıvama erdirmiş. Ustaları okumak ne güzel.

1 person liked.
1 person did not like.
hasan05 Hasan Buldu: Önce şunu irdeleyelim: Azınlik nedir? Ve ne istiyorlar? Aslında biz azınlık diye bir kavramı kabul etmiyoruz. Çünkü, etnik bir yapıya sahip, olan bir ülke olarak, hepimiz eşit haklara sahibiz. Nasıl ki, ABD. ülkesi birçok milliyetten ülke haline geldiyse, biz neden ayrışalım? Şimdi ben size soruyorum: ülkemiz bölündüğü zaman, Kürt kardeşlerimiz sanıyorlar mı ki, rahat olacaklar. Hayır. ufacık bir devlet olarak, yani zayıf ve güçsüz bir devlet olarak, başka ülkelere peyk olacaklardır. Önerim: Adımınızı dikkatli atın ve şu anda tabi olduğunuz ülkenize sahip çıkınız. Aksi takdirde sizi, bizde kurtaramayız.

1 person liked.
1 person did not like.
Selçuk Bekâr: Kafam karışmış değildir. Reklam yaptırmayın. İnternette arama yapınız: Dinamik Esnek Demokrasi. Hiyerarşik bir yapılanma değil ama teknolojinin tam verimle kullanıldığı bir seçim sistemi ve halkın eşzamanlı kontrol mekanizmasının sağlandığı bir demokrasi modeli önerisi... Reklam mı oldu ne? :)))

0 person liked.
1 person did not like.
Sınır Öte-ki-si: Beni de kapatsınlar Naci Abi, DTP'ye oy vermiştim çünkü; Şimdi Venedik kriterleri, demokrasi falan diye satırlarca kelime telef etmenin kimseye bir yararı olmayacaktır, en çok da bana. Şiddeti övmekse kriter, o zaman MHP'yi de kapatmak lazım. Dağa çıkarız demişlerdi. Ki Bahçeli belki de ömründe görmedi Şırnak'ı, görmeyecek de.. -Hakkı Bey'in söylediklerine tamamen katılmasam da ince dokunuşlarda bulunmuş olması beni sevindirdi demeden geçemeyeceğim- Şimdi DTP'nin kapatlmasını hukuki açıdan kabul ettiğimiz varsayalım. Bir çok umudun pamuk ipliğine bağlı olduğu bu günlerde, yangına körükle gidenlerin yanısıra DTP'yi kapatmak siyasal açıdan tonarca sorun doğuracaktır. Öncelikle Kürdler 'daha önce DTP'nin selefi niteliğindeki partiler kapatıldı, şimdi de DTP ve biz her seferinde siyastin dışına itiliyoruz, öteleniyoruz' diye düşünmeyecekler mi? Erbakan'nın partisi kapatıldı deniyor, Kürdlerin kapatılan kaçıncı partis bu sayan var mı? Bir açılımdan söz ediliyorken ve açılımın muhatabı olarak birleri aranıyorken neden kapatılıyor DTP? O zaman türk vatandaşların aklna şöyle bir soru gelmeli bence, 'siyasi bir parti olan DTP'nin kapatılması İmralı'nın ve dağın muhatap alınması demek mi oluyor?' Parti çöplüğü haline gelmiş bir siyasi tarihi var ülkemizin. 10'a yakın Kürd partis kapatıldı, kime ne yarar sağladı bu? Benim kannımca Pkk de DTP'nin kapatlmasını istiyr, zira demokratik bir zeminde bölgenin temsili tamamen engellenmiş olacak. DTP kapatıldı şimdi Pkk muhatap alınması gereken tek unsur olarak kaldı. Açılım sevdasından asla vazgeçmeyecek olan AKP şimdi ne yapacak? Kendi kamuoyunun vicdanına nasıl seslenere kendisne bir muhatap arayacak? Aklıma iyi ve umutvar şeyler de gelmiyor değil aslında. Madem bir sorun var ve madem sorunun aktörleri var o zaman aktörlerin masaya oturma zamanı gelmiştir. Biri elini taşın altna sokup acıyı göğüsleyecek. Ya da herkes taşın altına uzanacak ki acı paylaşılsın...

0 person liked.
1 person did not like.
Selçuk Bekâr: Demokrasilerde -aslında- parti kapatma olmamalıdır ama mademki bizim demokrasimizde bu vardır, (çünkü zavallı Erbakan'ın partisi gak dese de guk dese de kapatılmıştır) , eğer bu bir ölçü iset DTP'nin kapatılması için geç bile kalınmıştır. DTP mensupları çok net bir şekilde ayrılma niyetini belirten ifadeler ve ayaklanma tehditlerini dile getirmiştir. Yani anayasa eğer anayasa ise ve kararlar anayasaya göre alınıyorsa bunda şeklen bir hata görmüyorum. Şimdi kimileriniz diyecek ki TKP yasal bir parti olarak mevcut. Ne yani TKP rejimi komünizme yönlendirmek istemediği halde mi TKP'dir? Eğer bu anayasa ile çelişiyorsa o olabiliyor da bu niye savunulamıyor... Açıkçası ona da verebilecek cevabım yok. Bu ülkenin hangi temel doğruları nasıl ele alarak yönetildiğini ben de tam anlamış değilim. Eğer demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi olarak tanımlanıyorsa halkın Komünizm, Faşizm veya Şeriat'la yönetilmek istemesi halinde buna izin vermeyince halkın kendi kendini nasıl yönetmiş olabileceğini de anlamıyorum. İzin vermeye kalkışırsa kendi kendinin yıkılmasına yönelik gayretlere izin veren bir yönetim biçiminin nasıl bir şey olduğuna karar veremiyorum. Bu sözlerimden kesinlikle halkın çoğunluğu neyi isterse onunla yönetilsin kanaatindeyim sonucu çıkarılmasın. Bir yönetim biçimi düşünün ki halkın yüzde elli biri onu istiyor fakat bu yönetim biçimi kalan yüzde kırk birin köle sayılacağını öngörüyorsa işte bu demokrasidir diyemeyiz. Zaten demokrasinin bu olduğunu veya halkı bütünüyle memnun edeceğini de söylemiyor kimse. Demokrasilerde çoğunluğun azınlığa tahakkümünün kaçınılmaz bir şekilde bulunduğunu inkar edemiyor sosyologlar. Velâkin... Acıdır ama... Daha iyi bir önerisi olan beri gelsin :) Daha iyisi yoksa... O zaman da her yönetim kendi devamlılığını korumaya çalışır demekten başka çare kalmıyor. Bir şeyi kesin olarak söyleyebilirim. Her devlet kendine silah çekene karşı tedbir alır, bunun istinası yok ve makul da değildir. En güncel yorum bu olsa gerek.

0 person liked.
1 person did not like.
Perihan Pehlivan: eskiden yiğitlik mertlik vardı.onur vardı. ar vardı, şeref şan vardı.gambazlık, arkadan kurşun atmak,kahbec pusu kurmak yoktu silahsıza. sarı zeybek o zaman erdi,yiğitti.desatanlar bire onlara dardı.memleketine can verenlere selam olsun......

0 person liked.
1 person did not like.
Sınır Öte-ki-si: İçimde bin Cudi, Kına mı yakacaksınız tam vaktidir; Yakın bütün gemilerinizi; Şimdi. DTP'yi kapatanlar yaranın kabuğunu kaldırmışlardır hoyratça. Yaranızı kanatmayın efendiler demenin de anlamı yoktur. Dilimde acı ve siyah onlarca kelime..! Susuyorum büyüklüğünüzü!

0 person liked.
1 person did not like.
Selçuk Bekâr: Nihal Atsız'ın bazı arkadaşların sayfaya yapıştırdığı bu şiiri (ki gerçekten muhteşem bir şiirdir) aruz vezninde olup ölçüsü mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün şeklindedir. Sayfaya yapıştırılan halleri hatalı olan mısraların doğrusu şöyledir: Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Tapmanın kelimesinden sonraki virgülün ulamaya mani teşkil edip etmediği konusu tartışmalıdır. Şu an orijinal haline bakamıyorum ama virgül konması gerektiğini düşünenlerdenim.

0 person liked.
1 person did not like.
kanra545: Er kişiler kıyar da öz canına Bir damlacık leke sürmez şanına... ER KİŞİLER KIYMAZ KARDEŞ KANINA, bir damlacık leke sürmez şanına. Ruhu şad olsun.

0 person liked.
1 person did not like.
ibrahim akın: arı Zeybek şimdi artık masaldır, Sanma yıllar şerefini azaltır. Yiğitlerin dillerinde meseldir. Er kişiler kıyar da öz canına Bir damlacık leke sürmez şanına... 1940 Hüseyin Nihal Atsız TEŞEKKÜR EDERİM ÜSTAD

0 person liked.
1 person did not like.
Www Elif Com: kir, bedenin malı değildir sadece misafiridir.. zaman gelir ağırlar, devran döner kovalar! kir'li matemler geçer, film şeridi gibi ve ar'lı dualarla günah çıkarma zamanıdır.. kir'i ve ar'ı senin olsun ŞaiR, sen bana SaRı ZeyBeK ver yeter..

0 person liked.
0 person did not like.
Bu şiir hakkında yazılmış 24 adet yorumu okumak için tıklayınız.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Dilek Kadıoğlu
Mehmet Turgut Altı
Sacide Yaylaz
Teyfik Abanoz
İsmail Delihasan
Ahmet Bahadır Üge
Mustafa İhsan Alba...
Serpil Kurt 3
 Bu Şiirimizi Okudunuz mu?
Dudak Payı (Sunay Akın)
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Ben Senden Önce Ölmek İsterim...  (Nazım Hikmet Ran)
10  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Kırk Dişli Kelime (Evliya Çelik)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: Sarı Zeybek Şiiri - Hüseyin Nihal Atsız

Antoloji.com
01.11.2014 07:06:31  #.239#
[3192]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#3192 ##922