TWITTER'DA
TAKİP ET
twitter.com/AntolojiCom
Antoloji.com
O Belde Şiiri - Ahmet Haşim
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResimAntoloji.comForumAntoloji.comNedir?Antoloji.comÜyelerAntoloji.comGruplarAntoloji.com Mesajlarım
 
Şair Ahmet Haşim Ahmet Haşim bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Kitaplar  Zevkler 
 << Önceki ŞiirAhmet Haşim ŞiirleriSonraki Şiir >> 

O Belde

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa:
Olan bu mai deniz,
Melali anlamayan nesle aşina: değiliz.
Sana yalnIz bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'na,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bu-yi ruhunu guya:.
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
O belde?
Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
Mai bir akşam
Eder üstünde daima aram;
Eteklerinde deniz
Döker ervaha bir sükün-ı menam.
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veya hud yar;
Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
DudaklarIndaki giryende buseler, yahud,
O gözlerindeki nili süku:t-ı istifham
Onların ruhu, şam-ı muğberden
Mütekasif menekşelerdir ki
Mütemadi sükun u samtı arar.
Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine
O kadar natüvan ki, ah, onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
Bir yalan yer midir veya mevcud
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
 

Ahmet Haşim

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


Şu konularda daha fazla şiir: Hasret, Kadın, Deniz

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. O Belde adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
7.2 10
(133 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirAhmet Haşim ŞiirleriSonraki Şiir >> 
O Belde Şiiri Hakkında;
Hüseyin Celep: Kendi geçmişini beğenmeyenler Başkalarının geleceğini yaşar Bir şiirin orijini canlı bir insan,çevirisi aynı insanın cesedidir. Buna rağmen aşağıdaki çeviride şiir yine de capcanlı... Dilimizde halkın da kullandığı özellikle yeryüzündeki Türk topluluklarının bildiği binlerce kelimeyi çöpe atarsınız, ama cahilliğinize yanmazsınız Öğrenmek emek ister,güçlüklere katlanmak gerektirir, ama beğenmedim deyip ,anında kurtulmak ne kadar kolay. Kolayı seçen uluslar çalışanların pazarı olmuş hep,bundan sonra da böyle olacak... Buyurun itirazcılar,zahmetsizce okuyun,anlayın Ama dokunduğunuz bir ceset, soğuk bulursanız öldürdüğüm içindir... Saygıyla O DİYAR Denizlerden Esen bu meltem saçlarında eğlensin. Bilsen Hasret ve gurbetin burukluğu ile, akşamın ufkuna bakan Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin! Ne sen, Ne ben, Ne de güzelliğinde toplanan bu akşam, Ne de efkarımın elemlerine bir liman Olan bu mavi deniz. Yürekteki derdi anlamayan nesile aşina değiliz. Sana yalnız bir ince taze kadın, Bana yalnızca eski bir budala Diyen bugünkü insanlık, Bu doymazlık, bu kirli bakış, Bulamaz sende bende bir anlam, Ne bu akşamda ince bir kaygı, Ne de durgun denizde bir kırgınlık İçe kapanmışlık ve arzusuz titreyiş. Sen ve ben Ve deniz Ve bu akşam ki, durgun, sessiz, Topluyor ruhunun kokusunu sanki, Uzak Ve mavi gölgeli bir diyardan ayrı kalarak Bu ayrılık ve sürgüne ,sonsuza kadar, bu yerde mahkûmuz... O belde? Durur hayalin bakir mıntıkalarında; Mavi bir akşam Dinlenir üstünde daim; Eteklerinde deniz Döker ruhlara bir uykulu sükunet. Kadınlar orada güzel, ince, saf, gecemsidir, Hepsinin gözlerinde hüznün var, Hepsi kızkardeştir veya sevgili; Gönül acısını dindirmeyi bilirler Dudaklarındaki ağlayan öpücükler, yahut, O gözlerindeki çivit rengi sessiz endişe. Onların ruhu, kırgın akşamdan, Yoğunlaşmış menekşelerdir ki Hep sessizliği ve sükuneti arar; Ayın hüznünün ışıksız alevi Sığınmış sanki sade ellerine. O kadar narin ki, ah, onlar Onların müşterek ve sessiz hüznü Sonra dalgın akşam, hasta deniz Hepsi benzer o yerde birbirine... O belde Hangi bir hayali kıtada? Hangi bir uzaklardaki ırmak ile çevrili? Bir yalan yer midir, veya var olan, Ya da bulunmayacak bir hayali sığınak mı? Bilmem... Yalnız Bildiğim sen ve ben ve mavi deniz Ve bu akşam ki titretiyor Bende hüzün ve ilham tellerini, Uzak Ve mavi gölgeli bir diyardan ayrı kalarak Bu ayrılık ve sürgüne,sonsuza kadar,bu yerde mahkûmuz... Ahmet Haşim Düzenleme: Hüseyin Celep

9 person liked.
11 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: Sevgili dostum Sinyali..teşekkür ederim…Ve hemen vurgulayayım, farklı görüşler, zıt görüşlere karşın bu düzeyde tartışma herkesin faydasına. Ve şaşılası tartışmanın içeriği esasında belki size edilen bin ithamdan daha etkileyici… Ama önemli olan işte tartışma düzeyi bu..yani görüşlere gerekçe sunuluyor ve kimse kalkıpta digerine sen bana nasıl bunu dersin, sen nasıl öyle düşünüyorsun diye.. digerine kurşunlamıyor! Güzel bu tarzda devam diyerek…ve nicelerine de nasip olsunu ekleyelim...-) Evet şimdi sadete gelelim..(bakın yine bir arapça sözcük SADET oysa ki ASIL konu da diyebilirdim)..Bu neyi gösteriyor terçih ve beğeniyi..belki de estetiği ya da o sözcüğü içselleştirmeyi.. Kimi sıralar, öğrenciliğim dönemlerimde, mutlaka öz türkçe sözcüklerin kullanımı ve seçiminde daha da katıydık.. Bakın işte o katılığı da bir türlü benimseyemedim. Sayın dostum tarihten gelen sosyal-kültürel ilişki ve iletişim, ticaret ya da savaş ve istila gibi nedenlerle halklar olarak iç içe yaşama boyutuyla tabii ki dil ve sanat, edebiyat hele ki şiir odaklarında da karşılıklı etkilinme kaçınılmaz… Bu bir olgu..Olgu olanın kabul edilip edilmemesi söz konusu olamaz ki! Bu bakımdan kendime yöneltilen kabul etmiyorsunuz gibi bir hava yartmanız mantık dışı..Ve o algı olsa olsa size ait.. Örnek çocukluğumuzda ‘jilet’ bir marka değil tıraş bıçağının kendisi bilirdik..Burada varmak istediğim nokta vurguladığım nedenlerle artık dilimize yerleşmiş ve halkın günlük yaşamda kullandığı ve konuşmanın-yazım dilinin bir iletişim aracı noktalarında kabul görmüş boyutlara her hanği bir itirazım yok. Ve dikkatini çekerim..”YOK SAYMAK” diyorsun ki bu bana ait değil, size ait ya da sizin algınız tekarar öyleleşti!.. Ben ne kendi isimimi ne de Ali’yi Hüseyin’i nasıl yok sayarım… Severimde.. Evet umarım yaptığınız biraz ironi ve o ironiyi vurgulamak için şu yok sayma meselesini yaratıcısı da yine sizin kendisi..-) bu da bir ironi oldu herhalde!..Neyse.. Ancak: “menatık-ı duşize-yi tahayyülde Lerze-i istitar ü istiğna” ve sair ve sair evet bunların günlük konuşma, şiir okuma sanatsal işlevi ile sosyal iletişim yaratma da ne gibi etkisi var.. ve şimdi bu sözcükleri burda okuyan kaç kişi anladı! Yani şimdi ben her bu sözcük için TDK´ yamı gideceğim..Yani öğrencinin, annemin, kardeşim ya da otobüste (ki bizde otobüste oturan 40 kişiden ancak belki biri kitap okuyordur ..o da herhalde Sinyali dostumuz..-) işi gücü yokta TDK ya mı gidecek..ya da bunların çevirisi için devamlı SİNYALİ lerin onların yanında yolculuk etmeleri gerekiyor! Yani kendi yurdumuz da her birimizin bir çevirmeni yanı başında..şaka ve ironi ama ..Kusura bakmayın bu durum biraz saçmalık bence! Degerli Sinyali konu sizin işaret ettiğinizden daha da karışık ve derin.. Ama esasında çok basit! Basit yönü ve sadece sizden istenen önce ana diline ve özüne sadık kalacaksın ve çünkü üretim, yürek ve beyin üçgeni ordan doğuyor! Diger tarafı ise, derim ki size nedense Afrika ülkelerinde, Kuzey Amarika ülkelerinde ya da kısaca koloni olan ülkelerde hep İngilizce, Fransızca, Almanca..Hollandaca sözcük ve dil kalıntıları o ülkelerinin kendi öz lisan ve iletişim diline girmiş, azaltmış ya da kimini yok dâhi etmiştir. Bakın şimdi geldik..burada bir.., ama askeri güç, ama inanç gücü, ama ticaret gücü… güçsüz olanın ya da kendi öz kültürüne asalak/hain ve illüzyon içinde olan halkın kültürünü boğmuş, tüyünü yolup kızartmış ve afiyetlemiş.. Ama şöyle ya da böyle dünyada ki dönğü ve konun odak noktası orda dönüyor! Basit olan noktaya dönersek.., o önemli odak noktamız ise bir halk bireyinin yaratıcılığı ve düşünme işlevi ancak kendi ana diliyle oluyorsa üretkendir. Bu aynen kendi üreten bir toplumum nasıl temel BAĞIMSIZLIK unsuru ise..dil de de bağımsızlıkta onunla AYNIDIR. Eger siz başkasının üretiklerini tekarar keşf eder, işlerseniz, yerseniz, yutar ve şiirleştirir sanatı öyle götürürseniz özü itibariyle kendi üretiminizden yoksun kalır ve bağımlı olmaktan asırlarca kurtulmazsınız! Bu bağımlılık öyle lanet bir bağımlılik ki asırla sürer.. Ve işte böylelikle de geldik Atatür dil devrimine..devrim dostum gök zimbile gökten yere düşüp ve hayatta hemen yaşam bulmaz..devrim yerleşmesinde ve yaşanmasında bir süreçtir..Bu bakımdan Atatürk dil devrimi bir sonuç degil ..o sürece bir başlamdır..Ve şimdi biz halen – kimi tökezleme ve bunu alaşağı etme iffetsizliklerine karşın – bu süreci yaşıyoruz..! Ve dönelim karışık boyuta.., kimi Afrika ülkesinde olduğu gibi ‘bağımsızlık’ sözcüğü dahi kullanım-yazım dilinizde bulunmaz,, telaffuz edilmez. Ne kadar içler acısı ve karışık bir durum..insanın beyini zonkluyor! Estetik, güzel sanat, şiir ve begeni iyi tamam..tamam da siz şu yukarda vergulanan özeler de bilinçli iseniz..Özünüze bağlıysanız,,üretim ve bağımsızlık diyorsanız..gelin biz Yunus Emre’ yi al aşağı edelim ve evrende Ahmet Haşim’i ozan edelim! Ben ce hiş sorun olmaz..hatta bir ozanımiz daha dünya standartı olması gurur verir bize! Yok hayır, edindiğim intiba gereği siz samimi açık ve ne dediğini bilensiniz, ama kimileri inanın bana fitnelik ediyor..Beni kültürümde, özümde, bağmsızlığımda yurt sevgimde çeşitli makarnalar çeviriyor..danya ya hakim olmak için ılımlı yüzünü gösterip ve benim halkımı değil kendi dünyalık cennetliğini kurmaya kültürümü kaltletme pahasına yalan-dolan işler çeviriyor.. Halkımdan az açta-açıkta, baskıda ve özgürlükten yoksun insan yok..pek çok! Ve nerdeyse Amarika’nın tamamen hükmü ve istilası ve dayatması karşısında üretimden, özgürlük ve gerçek halk demokrasi yolundan saptırılıp, dalkuavukluk, sadaka ve biat kültürüne kurtuluş onda diyor. İşte bu zihniyette olan Ahmet Haşim gibilerin evet biline karşısındayım..sanata..şiirde ve edebiyatta karşısındayım! Onun için diyorum ki öncelikle ana dilinde düşünmek, konuşmak, yazmak iletişim ve şiir de buluşmak yürek ile beyin ilşlevinin dengesidir..Gerçek üretim ordan doğar.. Dengeleyelim kendimizi ve devrim sürecimizi tam dil bağımsızlığı bilinciyle yolumuza devam! Şimdi siz bunlara hayır mı diyorsunuz? Peki bu boyutta düşüneler şiir ve sanatta, neden sizin o dediğiniz yolun yolcuları ..estetik ve sevenleri bu olgu ya kem gözle bakıyor ve kabul etmiyorlar ki? Nedir yani konunun özü? Bizim yakamızdan, arapça-farsçaya açık net ve samimi ne düşünüyorsak o yalınlıkla açıklıyor, gerekçe sunuyoruz..İyi de sizin bizim bu yakamıza olan itirazınız ne? Ne istiyorsunuz varmak istediğiniz boyut nedir? Evet bu soruları da size ve ilgililere yöneltmiş olarak burda noktaladım…Saygıyla..

11 person liked.
11 person did not like.
Ferhat Keremgil 2: Sayın Nadir Bey esasında şiirin dışına çıkmak,özel muhabbetlere tutuşmak bu site okuruna saygısızlık oluyor; ama mecbur bırakılıyorum. Tabii ki Türkçe yazmak,okumak,üretmek en ideali ; lakin bizim sol aydınların anlamadığı da şu:Dilimize girmiş Arapça, Farsça sözcükler artık galat olmuş,yani neredeyse orijinal menşeinden uzaklaşmış,bin yıllardır o sözcüklere Türk zevki başka bir anlam katmış.Örneğin: 'mahrem' sözcüğü haram dan türemiş,yasak anlamında bir sözcük öyle mi? Yıllar içinde mahrem sözcüğü yasaktan ziyade birilerine helal olan anlamına gelmiş.Akif,İstiklal Marşında 'Değmesin mabedimin üstüne namahrem eli' derken ne demek istiyordu? 'Na' farsça olumsuzluk eki,dolayısıyla 'namahrem'haram olmayan, helal anlamına gelmesi gerekirken,Akif bunu:'Değmesin mabedime haram eli' kastıyla kullanmıştır.Bunun gibi yüzlerce örnek bulunabilir:Arapçada 'Thank you' anlamına gelen sözcük 'şükran'dır; oysa türk zevki 'şükran' sözcüğünü beğenmemiş 'teşekkür ederim' şeklinde bir söz öbeği oluşturmuştur.Şimdi size uzun uzun örnekler sıralamayayım,zaten amacım da 'Arapça kuvvetli,Türkçe zayıf bir dil' mantığını ispat etmek değil.Mesel şu:Evet bendeniz edebiyat öğretmeniyim ve sözcüklere çok da ırkçı yaklaşmıyorum her ne kadar sol düşünceye inansam da bu böyle.Benim anlamadığım; düşündüğünü,okuduğunu söyleyen arkadaşların -bu sağda da solda da aynı-kültür adına da olsa karşı düşünceyle ilişkilendirilecek bir argümana koşulsuz saldırmaları.Bir sakin olalım kardeşim,madem biz bu milletin evlatlarıyız,madem üretilen bütün değerlerimiz ortak el insaf bir durup düşünelim.O zaman cami kültürü Araplardan geliyor diye camileri yok mu sayalım,İngiliz kültürüdür diye bilgisayarı ve terimlerini kabul etmeyelim mi? Bu nasıl bir mantıktır Allah aşkınıza yahu! Belki de kafanızdaki sol tipine uymuyoruz diye saldırıyorsunuz; ama ben buyum kardeşim,hem dinimi seviyorum,hem divan şiirini seviyorum,hem Nazım'ı...Halk şiirini de okurum; hatta bağlamamla çalar söylerim,hem de en uç komünist bir şairin şiirinden tad almasını bilirim.Madımak'ı yakanları nasıl lanetliyorsam,Terörist hainleri de öyle lanetlerim.Gözüm bir tarafa kapalı değildir.Bu yüzden de hep yalnızım,doğru bildiğimi söyler grup tesirinde kalmam.Bence gerçek özgürlük de bu olsa gerek.Saygılar.

5 person liked.
11 person did not like.
sinyali: sevgili nadir sayın acaba şu halk sözcüğünü hiç ağzımıza almasak mı..arapça çünkü...veya sizi yok mu saysak..isminiz arapça diye..ayrıca sadece nadir değil ondan türeme tüm isim sahiplerini de mi yok saysak..nadirden türeme örneğin ender ve nedret gibi isimleri.. bu yaptığım nedir bilmiyorum..belki ironi belki daha kötüsü iğrenç bir polemik başlatma isteği.. hayır söylemek istediğim daha başka bir şey.. inanın bu dil konusu gerçekten o kadar basit bir konu değil..örneğin karamanoğlu mehmet rest çekmiş yüzyıllar önce ama rest çekerken bile kullandığı sözcüklere bakar mısınız.. 'bundan böyle divanda dergahta bargahta'' diye başlıyor... ben az önce ne dedim..rest çekmek dedim..bakın bu sözcükte ingilizce.. filhakika bu görüşünüzün inanın ben de yıllarca müdafii oldum..maamafih el'an da müdaafaa etmekteyim..Binaenaleyh siz bu hususa iştirak etmemekte serbestsiniz..hürsünüz... ben 57 doğumluyum..bizim çocukluğumuzda saylavlar böyle konuşurdu..maal esef her neyse.. şamata değil inanın amacım içtenlikle ele alındığında kolay bir konu değil bu ..güneş dil teorisi bizzat en arzulu isimler tarafından bile zaman içinde savunulamaz oldu..TDK sitesinde bu olayın serencamı mevcut..Sevgili dostumuzun söylediği gibi dilde aşırılığa varan özleştirme ve arılaştırma sürecinden mustafa kemal de uzaklaşmıştı zaman içinde.. bence dile çok kısıt koymamak ve bununla birlikte kökeni türkçe olan sözcükleri özendirmek gerekir...Diyorum bir türk olarak.. ahmet haşime gelince şair olan herkes bu ülkede onun şairliğini onaylar.. bir şiirin geniş kitleler tarafından benimsenmesi iyi bir şeydir..ama zıddı doğru değildir..geniş kitleler tarafından benimsenmeyen sanat eserleri için kötüdür yargısı çıkmaz bu önermeden.. mozart inanın batı istatistikleri verilerine göre çok dinlenmiyor geniş kitlelerce... bugün popülist müzik tüm dünyada çok daha fazla rağbet görüyor... ..elbette var olduğundan beri seçkinlerin müziğiydi mozart ın müziği.. ama her zaman seçkin demek saraylı iktidara yakın komprador v.s demek değil..beğeni düzeyi sarayda da gelişebilir bir insanda..dağ başında da ..beğeni düzeyindeki seviye de elitizmin bir göstergesidir..elitizm....sanırım bizdeki tabiri erbablık idi eskiden bu sözcüğün.. saygılar...

5 person liked.
12 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: Düzeyli olan farklı görüşe ve etiksel tartışmaya her zaman varız… Özü itibariyle burada Haşim’in şairliğine birşey dediğimiz yok..Ne diyoruz..bu şiiri günümüz diliyle anlaşılmıyor..İlkokul öğrencimiz anlamıyor..halk anlamıyor.. Şairse kendine şair onun şairliğini ve sevenlerine şair.. olabilir ve saygı da duyduk… Bu olguyu inkarda etmiyoruz. Ama bu şiir ve şair çağımızın kendi var olan öz kültürümüz ve dilimizin şiiri ve halk şairi değil diyoruz… Bunu siz anlamakta zorlanıyorsunuz ve adeta inkar eder ima veriyorsunuz… Kalkıyorsunuz Atatürkçüyüm diyorsunuz… Olabilir ama bilin ki ve etrafınıza bakın ki düzen iktidarı arap kültürüne özenti, sorgulamayan, araştırmayan, üretmeyen ve özünden kopan bir gidişat içinde..Adam üretemiyorsa ne yapacak kopyalayacak..gel keyfim gel! Daha geçenlerde Ardal Atabek´in yazısına yer verdik.. Atatürkçü olarak, edebiyatta da, gerçekci olmak gerekiyor..Ahmet Haşim´in şiirini hiç anlamadan sevmek şiirsel dop dolu duyguya ermek Erdal Atabek çıkışıyla olsa olsa ancak bir tehlikesiz cehalettir (dikkat edin ANLAMADAN diyorum), ama edebiyatta arapçayı kendi öz diline terçhi ve sistematik işleme özentisi ise tehlikeli cehallettir. Bakın nereden nerelere geldik..elinizi uzatıyorsunuz..kolunuzu..omuz veriyorsunuz bedeninizi ve dilinizi nerdeyse yutacaklar.. Atatürk´e dahi nerdeyse islam cumhuriyeti için devrimleri yaptı diyecekler..Şair ve edebiyat yazar dediğiniz insan biraz da geleceği gören ve halkı uyaran bir fonksiyonu vardır.. Yürürlükte ki gidişat demokrasi değil, kendi görüş ve inacının özgürlüğü (digerlerine tak kança ya da zorunlu din dersi) ve demokrasi hukuk üstünlüğü değil, kendi yasasını ve üstünlüğünü yartmadır.. Bunu çağımız güzüyle özgür ve bağımsız beyin ve şair görebilmelidir... Burada ki meselemiz ise edebiyatın çağdaş ve halk sanatını, şairini oluşturmak için vurgudur, sorumluluktur.. Siz den en azından buna saygı beklenir. Evet saygı bize nerde!.. Bizim çağdaş, halk sanatı ve yazım diline vurgu yapılırken yok işte kompleks arapçya, farsçaya demek, var olan gerçekleri görmeyen, savsaklamadır. İşte bizim bu yanımızı bilakis kendileri ötekileştiren o zihniyet ne demeketedir…yok işte halkın şimdi yüzde 60/ 70 i arapça .farsça şiir ve şair ..ve şu anki düzenden yana halkı oluşturuyormuş.. Buna bir Atatürk devrimine inanın kişinin kanması onların reklamını yapmaktan, kanmışlıktan başka bir şey değdir.. Kendinizi ve görüşlerinize yolunuza siz dönüp iyi bir bakmalısınız! Lütfen konuyu özünden saptırıp ne bizi Ahmet Haşim ve onun şiirini, şairliğine karşıtlarmış gibi gösterelim ne de özümüzü kendi dilimizi arapça..farsçaya terçih ediyoruz aymazlığına girelim… Saygıyla…

7 person liked.
13 person did not like.
Ferhat Keremgil 2: :)))) Haydi hayırlısı bakalım, 'BİR YÜRÜYÜŞ EYLEDİLER SABAHTAN' diyorsun yani...

1 person liked.
5 person did not like.
Ferhat Keremgil 2: Sayın yoldaş, sosyal demokratlık bu milletin değerlerini toptan reddetmek değildir.İşimize gelince kızıl bayrak,işimize gelince yeşil bayrağa hiç sarılmadık.Biz bir tek bayrak biliriz dedelerimizin kanıyla boyanmış al bayrak.Yüzde doksanı farsça olan bir dilin dil sayılıp konuşulması için birileri bu kadar çırpınırken sesini çıkarmayan; hatta onları destekleyenlerin de ne kadar öztürkçeci olduğu tartışılır.Bizim derdimiz değerlerimizi küçümsemeyelim,şu şiir bütün Türk edebiyatının en önde gelen on şiirinden biridir.Bunu ben söylemiyorum,kendisini sosyalist addeden onlarca edebiyat profösörü söylüyor.Hoş bizde herkes doktordan çok sağlıktan,mühendisten çok makineden,pilottan çok uçak kullanmaktan anladığı için bu görüşlerin de bir önemi yok tabi.Saygılar.

2 person liked.
5 person did not like.
Yakup Onat: Bir vakitler şair de Recaizade M.Ekrem'le 'şiir üzerine'tartışmalarını yapmıştır.Cevabını orda bulabiliriz bence.Şiire ve şaire saygı duymayı bir görev bilerek kendimize. Ya şimdi,tıpkı milletimizin bir gece de cahil kaldığı gibi bir nesil bir nesli anlayabiliyor mu?Küreselleşme,dünya dili,iletişim dili gibi aldatmacalarla gençliğimizi kendi kültürü ve tarihi değerlerinden yoksun bırakan güçlerin ve o güçlere kanun ve yönetmeliklerle destek olanların suçu yok mu bizim birbirimizi suçlamalarımızda?İşin siyesi yönüne değinmiyorum ben?Çift dilli tabela,iş yeri isimlerine,çift dilli alış-verişleri yapılsın baş kaldırısına..Orası bağımsızlığımızla alakalı bir durum çünkü.Ben,yabancı araştırmacılar dahi Türk dilinin en ıygun iletişim dili oluşundan dem vururken,yabancı hayranlığı,kısa ve tarzanca konuşma heveslilerimizin işi nerelere vardırdıklarından bahsediyorum.Bilim,kültür,edebiyat,sanat,sanayi en iyi insanın kendi dilinde öğrenilip,üretilmez mi?İçimizi acıtan nokta bu. Ben Haşim'in şiir sanatı,şiir dili üzerine savunduğu görüşleri haklı buluyorum: HAŞİM'E GÖRE ŞİİR: “Şiirde Mana”, Haşim’in Dergâh’taki üçüncü mensuresidir. Sanatçı, daha çok “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adıyla tanınan ve bir çeşit poetikası sayılan bu mühim musahebesini, sonradan bazı değişikliklerle Piyale’nin başına da almıştır. 6 Deneme tarzındaki bu metin, şairin Dergâh’ta çıkan “Bir Gününün Sonunda Arzu” başlıklı şiirinin, R. Mahmut Ekrem’in önceden gündeme getirdiği; vuzuh, tabiîlik, fesahat, tabiata uygunluk gibi kaideler çerçevesinde (Ayvazoğlu, 2000, s. 109) “uğradığı eleştiri ve saldırılara karşı kaleme alınmış bir savunma yazısıdır.” (Erbay, 2003, s. 165–184; Demirci, 2007, s. 30) Bu meşhur yazısında A. Haşim; şiir, şair, şiirde mana, vuzuh, kapalılık, konu, ahenk dil, üslup, şiir ve okuyucu, bu türün nesir ve musikiyle ilişkisi gibi önemli hususlar üzerinde ayrıntılı olarak durur, ilginç benzetme ve örneklerle özgün düşüncelerini açıklar. “Birkaç ay evvel bu sahifelerde intişar eden ve manası bazılarınca muğlak telâkki edilen bir manzume münasebetiyle şiirde ‘mana’ ve ‘vuzuh’ hakkında muhtelif şeyler söylenmiş ve yazılmıştı.”(s.113) diyerek yazısına başlayan Haşim, bizdeki edebî tartışmaların seviyesizliğinden şikâyet ettikten sonra, sözü üzerinde durmak istediği asıl meseleye getirir. Nitekim Haşim; şair, şiirde “mana ve vuzuh” konusunda şunları söyler: “Her şeyden evvel şunu itiraf edelim ki şiirde manadan ne kastedildiğini bilmiyoruz. Fikir dedikleri bayağı mütalâalar yığını mı, hikâye mi, mazmun mu; ve ‘vuzuh’ bunların idrak-i adiye göre anlaşılması mı demektir? Şiir için bunları elzem addedenler, şiiri, tarih, felsefe, nutuk ve belagat gibi bir sürü ‘söz’ sanatlarıyla karıştıranlar ve onu asıl çehre ve alâiminde seçip tanımayanlardır. Şiirin bu mahiyette bir sanat hâlinde telâkki olunması, resim, musiki ve heykeltıraşî gibi sanatların, kendilerine has ve münhasır fırça, boya, nota ve kalem gibi, istimali güç bir hünere mütevakkıf vasıtalara malik bulunmalarına mukabil, şiirin bu gibi hususi vesaitten mahrum olması ve ifadesini konuşulan lisanda istiareye mecbur olmasındandır. Bu sebepten dolayıdır ki, parmaklarının tutmasını bilmediği fırçaya ve gözlerinin okumasını bilmediği notaya karşı mütehâşi ve hürmetkâr olan nâehiller, kelimelerden vücuda gelmiş gibi gördükleri şiiri alelâde ‘lisan’ mahiyetinde telâkki ile, sırf bu zaviye-i rüyetten bakarak, başkaca hazırlıklı olmağa hiç lüzum görmeksizin, onu küstahâne bir lâubalilikle muhakeme etmek hakkını kendilerinde bulurlar. The Journal of International Social Research Volume 3 / 10 Winter 2010 320 tarzı bizi fecir âleminden koparmıştır. Başka ülkelerde fecri yalnız kırdan şehre sebze ve meyve getirenlerin ahmak gözleri ve muzdariplerin şişkin kapaklar içinden bakan kırmızı ve perişan gözleri tanır. Bu zavallılar için fecrin parıltıları, yeniden boyuna geçirilecek olan hayat ipinin kanlı ilmeğini aydınlatır; Müslüman içinse rüyasız bir uykunun sonu, temizlik, ibadet, neş’e ve ümidin başlangıcıdır.” (Ayvazoğlu, 2000, s. 114–116) 5 Ahmet Haşim fıkrasını, kaybettiklerimizin adeta sanatkârane fotoğrafı sayılabilecek, şu hüzünlü ve dokunaklı ifadeleriyle tamamlar: “ Müslüman yüzü, kuş sesleri ve çiçek kokuları gibi fecrin en güzel tecellilerindendir. Kubbe ve minareleri, o alaca saatte görmemiş olan gözler, taşa en ilâhî manayı veren o muhayyirü’l-ukûl mimariyi anlamış değillerdir. Esmer camiler, fecirden itibaren semavi bir altın ve semavi bir çini ile kaplanır ve İslâm ustalarının natamam eserleri o saatte tamamlanır. Bütün mabetler içinde, güneşten ilk ziya alan, camidir. Bakır oklu minareler güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir. Şimdi heyhat, eski “saat”le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir, artık gecedir; ve birçoklarımızı güneş, yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar, bozuk çarşaflara dolaşmış kıvranırken buluyor. Artık geç uyanıyoruz, çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve haset sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz. Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir âlemin vakitlerini gösterir gibi bizim için gece olan saatleri gündüz ve gündüz olan saatleri gece renginde gösteriyor. Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz.”(s.35) “Şiirde Mana”, Haşim’in Dergâh’taki üçüncü mensuresidir. Sanatçı, daha çok “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adıyla tanınan ve bir çeşit poetikası sayılan bu mühim musahebesini, sonradan bazı değişikliklerle Piyale’nin başına da almıştır. 6 Deneme tarzındaki bu metin, şairin Dergâh’ta çıkan “Bir Gününün Sonunda Arzu” başlıklı şiirinin, R. Mahmut Ekrem’in önceden gündeme getirdiği; vuzuh, tabiîlik, fesahat, tabiata uygunluk gibi kaideler çerçevesinde (Ayvazoğlu, 2000, s. 109) “uğradığı eleştiri ve saldırılara karşı kaleme alınmış bir savunma yazısıdır.” (Erbay, 2003, s. 165–184; Demirci, 2007, s. 30) Bu meşhur yazısında A. Haşim; şiir, şair, şiirde mana, vuzuh, kapalılık, konu, ahenk dil, üslup, şiir ve okuyucu, bu türün nesir ve musikiyle ilişkisi gibi önemli hususlar üzerinde ayrıntılı olarak durur, ilginç benzetme ve örneklerle özgün düşüncelerini açıklar. “Birkaç ay evvel bu sahifelerde intişar eden ve manası bazılarınca muğlak telâkki edilen bir manzume münasebetiyle şiirde ‘mana’ ve ‘vuzuh’ hakkında muhtelif şeyler söylenmiş ve yazılmıştı.”(s.113) diyerek yazısına başlayan Haşim, bizdeki edebî tartışmaların seviyesizliğinden şikâyet ettikten sonra, sözü üzerinde durmak istediği asıl meseleye getirir. Nitekim Haşim; şair, şiirde “mana ve vuzuh” konusunda şunları söyler: “Her şeyden evvel şunu itiraf edelim ki şiirde manadan ne kastedildiğini bilmiyoruz. Fikir dedikleri bayağı mütalâalar yığını mı, hikâye mi, mazmun mu; ve ‘vuzuh’ bunların idrak-i adiye göre anlaşılması mı demektir? Şiir için bunları elzem addedenler, şiiri, tarih, felsefe, nutuk ve belagat gibi bir sürü ‘söz’ sanatlarıyla karıştıranlar ve onu asıl çehre ve alâiminde seçip tanımayanlardır. Şiirin bu mahiyette bir sanat hâlinde telâkki olunması, resim, musiki ve heykeltıraşî gibi sanatların, kendilerine has ve münhasır fırça, boya, nota ve kalem gibi, istimali güç bir hünere mütevakkıf vasıtalara malik bulunmalarına mukabil, şiirin bu gibi hususi vesaitten mahrum olması ve ifadesini konuşulan lisanda istiareye mecbur olmasındandır. Bu sebepten dolayıdır ki, parmaklarının tutmasını bilmediği fırçaya ve gözlerinin okumasını bilmediği notaya karşı mütehâşi ve hürmetkâr olan nâehiller, kelimelerden vücuda gelmiş gibi gördükleri şiiri alelâde ‘lisan’ mahiyetinde telâkki ile, sırf bu zaviye-i rüyetten bakarak, başkaca hazırlıklı olmağa hiç lüzum görmeksizin, onu küstahâne bir lâubalilikle muhakeme etmek hakkını kendilerinde bulurlar. 5 B. Ayvazoğlu Dergâh’ta yayımlanan “Ahmet Haşim’i Unutmak Mümkün mü?” adlı sohbet yazısında, Ahmet Haşim’in İslam karşısındaki duruşunu ve bu durumun şiirlerine nasıl yansıdığı konusunu “Müslüman Saati” nesrinden yola çıkarak açıklar. (Ayvazoğlu, 2001, s. 12–14) 6 Orhan Bey’in “Şiirde Mana”yı ve “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar”ı yeni harflere aktararak iki metin arasındaki farkları gösterişi için bk. (Okay,2004, s. 92–111) Yine Orhan Bey’in, “‘Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar’ yazısının, kendi şiiri için olduğu kadar Türk şiiri hatta genellikle şiir hakkında yazılmış önemli poetika metinlerinden biri olduğu malumdur.” cümlesi, Haşim’in bu yazıyı Dergâh’ta yayınladığı zaman övgüyle andığı Yahya Kemal adını Piyale “Önsözü”(1926)’nden çıkarıp, oraya, sonradan yerdiği Ahmet Refik’in adını ima yoluyla koyuşu, bunu da Orhan Bey’e kadar kimsenin fark edemeyişi için bk. (Okay, Kasım 2004, s. 9– 10) Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Volume 3 / 10 Winter 2010 321 Halbuki şair, ne bir hakikat habercisi, ne bir belâgatli bir insan, ne de bir vâzı-ı kanundur. Şairin lisanı, ister nazım ister nesir olsun, anlaşılmak değil, hissedilmek üzere teşekkül etmiş, musiki ile söz arasında mutavassıt bir lisandır. Onun için her eser-i edebî, bir ‘eser’ paye ve haysiyetine yükselebilmek için sahibinin umumî lisandan hiç kimseninkine benzemez ve kendi deruni ahenk ve hassasiyetine göre biçilmiş bir lisan istihracına muvaffak olmasıyla, yani bir üslûp sahibi olmasıyla mümkündür. Böyle bir lisanı seyyanen herkes niçin anlayabilsin? Şiirde üslûbun teşekkülüne amil olan esasatın hiçbirisi için ‘vuzuh’ bir hedef ve bir maksat değildir. Zira edebî üslûp deruni bir ses, deruni bir edadır.” (s.113) Edebî üslubu içten bir ses ve eda olarak gören Ahmet Haşim için üslupta birinci dereceden önemli olan, kelimenin anlamı değil, cümledeki telaffuz kıymetidir. Üslup ise, “ya ‘sıfat’ların intihabı, tenevvüü ve nedreti veyahut cümle aksamının hususi bir nizama göre tertip ve terkibiyle vücut bulur. Üslûbun merkez-i mihanikiyeti ‘kelime’ değil cümledir.”(s.113) Üslupçu için her türlü hünerlere açık geniş bir saha da cümle musikisidir. Gerçek şairin hedefinde olması gereken cümle musikisi ise, “her kelimenin cümledeki mevkiini, diğer kelimelerle olacak temas ve tesadümden ve esrarengiz izdivaçlardan mütehassıl, tatlı, mahrem, havai veya haşin sese göre ve musammem bir âhenk endişesine tebean tayin ve bu müteferrik kelime âhenklerini, cümlenin umumi revişine tâbi kılarak mütemevviç, seyyal, muzlim veya muzî ağır veya seri hislere, kelimelerin manası fevkınde cümlenin musiki temevvücatından nâ- mahdut ve müessir bir ifade bulmaktır.”(s113) Aslına bakılırsa mana, “ahengin telkinatı”ndan başka bir şey değildir. Bu itibarla şiirde mevzu, “şair için ancak terennüm ve tahayyüle bir sebeptir. Sıkı bir defne ormanında bırakılan bal dolu bir fağfur kavanoz gibi, ‘mana’ şiirin yapraklarında gizlenerek her göze görünmez ve yalnız hayalât ve kelime kafilelerini vızıltılı arılar gibi haricen etrafında uçuşturur. Fağfur kavanozu görmeyen kari, bu muhayyiru’l-ukul arıların kanat musikisini işitir; kırmızı çiçekli siyah defne ormanının sırrı bu gümüş kanatların sesindedir; bu tarifin haricinde hiçbir şiir yoktur. Böyle olmadığı iddia edilebilecekcek şiir varsa o şiir değildir ve ona ‘şiir’ diyenler şiirin yabancılarıdır.(…) Bilâ mübalağa denilebilir ki herkesin anlayabileceği şiir, münhasıran dûn şairlerin işidir.” (s.114) Şiirde anlam ve açıklık aramaya karşı çıkan; şiirin çeşitli yorumlara açık olması, anlamını okuyucunun hayatından, hayalinden, idrak gücünden, hatta zaman ve iklim şartlarından alması gerektiğine inanan Haşim, denemesini poetika açısından önemli şu paragrafla sona erdirir: “Hâsılı şiir, resûllerin sözü gibi, muhtelif tefsîrâta müsait bir vüsat ve şümul ve nâmütenâhiyeti hâiz olmalı. Bir şiirin manası diğer bir ‘mana’ olmağa müsait oldukça her okuyan ona kendi hayatının da manasını izafe edebilir ve bu suretle şiir, şairlerle insanlar arasında bir müşterek teessür lisanı olur. En rengin, en derin ve en müessir şiir herkesin istediği tarzda anlayacağı ve binaenaleyh nâmütenâhi hassasiyetleri istiap edecek vüs’ati olandır. Mahdut ve münferit bir mananın çemberi içinde sıkışıp kalan şiir o müphem, seyyal ve hududu, beşerî teessürâtın mahşerini çeviren nâmütenâhi şiirin lezzeti yanında nedir?” (s. 114) Bu düşüncelerin, özellikle açıklandığı zaman açısından, önemini ve değerini Tanpınar’ın şu ifadeleri çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır: “Biz ilk defa olarak Ahmet Hâşim ile, Avrupalı mânâsında ve beşerî nispette büyük şairi tanıdık; şiirin arkasında bütün bir estetik ve nizam âleminin mevcudiyetindeki zarureti öğrendik. Sanatla hayatın arasındaki münasebetin derecesini tayin eden, şiiri bin bir temayüllü hayatın önünde anlaşılmaz bir dil ve acayip bir şarlatan vakarıyla vaazlar veren bir hatip gülünçlüğünden kurtarıp, onu ruhumuzla baş başa kaldığımız pek az anların lezzeti yapan da odur. Bu itibarla Dergâh mecmuasında çıkan Piyâle mukaddimesi hakikî bir dönüm yeridir.” (Tanpınar, 1977, s. 284) Hiç şüphesiz, “Sembolizm’in Türk şiirinde ilk ciddî yansıması olan bu görüşler, devrine göre son derece modern ve ufuk açıcıdır.” Haşim’e ait daha çok şiir “estetiğinin prensiplerini net bir şekilde” içeren “ ‘Şiirde Mana’nın bizde poetika niteliği taşıyan ilk yazı olduğu söylenebilir” 7 (Ayvazoğlu, 2000, s. 110) Ayrıca geleneği iyi tanıyan Ahmet Haşim’in hem bu poetikasıyla, hem de yazdığı şiirlerle, kendi dönemindeki ve daha sonraki şairler üzerinde etkili olduğunu da belirtmek gerekir. KAYNAK:sosyal araştırmalar.com

3 person liked.
5 person did not like.
Ahmet Şaban Özkan: .Benim kimsenin eleştiri hakkını elinden almak gibi bir niyetim yok.Sadece hakaretlere cevap verdim.Tıpkı sizin adımı kullanarak hakarete yeltenmeniz gibi.Olabilir kapasite meselesi.Terbiyenin camının çerçevesinin indirildiği bir yerde benim işim yok.Selâmetle.

4 person liked.
1 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: Beni tanıyorsanız o zaman sınırlarımı ve kaldıracağım ölçütü de bilmelisiz.. Keskinliğim şahsınıza değil..genel yapıya ve görüşlerinize..Ve siz Atatürk yolunda olan size özellikle, yobazların bilimsel veriye dayanmayan ve kamu oyunu altatan-kandıran tahmini yüzedelerini, burada tekrarlarsanız çelişki yaratırsınız… Bunu irdelemek isterim… Diger dediklerinize de katılmıyorum..saray sanatı halkım sanatı olmaz..Anadolu yakamızda gerçektende halkın bağrına bastığı dediğiniz konumda aşık ve sanatcılar, şairler vardır..Ama çağdaş sanatımız..edebiyat ve şairlerimizde de gerçek halk sanatını işleyen, yazan ve edebiyatta yer alan pek çok ustamız, santcımız vardır..Bunlar santın kötülüğüyle, çirkiniyle değil bizzat güzellikleriyle halkla iç içe dir..Arap asimilisyonlu kültür ve sanr ve santı bizim sanatımız değildir…seversiniz, izlersiniz başka..Ama illa tutup bizim santımızdır, neşemizdir..güzelliğimizdir diye kendinizi kandıramazsınız..Onu bırakın Araplar yapsın..Neden İran sanatıyla özentisiyle, Farsça kökenle kendimizi halen bu çağda kandıralım ki..Diyorum ki kedninize gelin, özünüze dönün..onun güzel santını işleyin..Atatürk devrinleri içinde yer alan en önemli nokta Türçe yazım dildir. Ve o boşuna yapılmamıştır! Bunu o halde sizin dahi iyi bilmeniz gerekir.. Ve kaldı ki Atatürk devrimleri şu anda dahi nerdeyse 100 yıl geride kaldı.. Önmeli olan cağımızda onun ruhuyla yeni yeni ve cağdaş, özümümüze ve dilimize bağlı ürtemek üretmek..üretmek..olmalıdır…Yoksa kuyruğu sancılılar..hâlâ geri dönüş için yok Ahmet Haşim arapça, farça aşılamalarla o kuyruk acılarını işte nerdeyese sizi dahi kandırdıkları sanısıyla geriye dönüşün duasına yatmışlar avuçlarını avuyorlar..şiirle karın doyuruyor..gerçek yaşmadan kopuk yükseklerde siirlerle dans ediyorlar…Hem sizi ve hemde kendilerini kandırdıklarını bile .bile..Neyse..Burda noktaldım..İyi akşamalar..

3 person liked.
2 person did not like.
Ahmet Şaban Özkan: Yenilir yutulur hale gelmek için fon müziğine ihtiyaç duymayan aksine kendi müziğini yine kendi ortaya koyan nefis bir şiir.Aslında bir edebiyat eserinin değerini ne halkın beğenisi ne okuyucu ilgisi vs. değil o eserin mensup olduğu edebiyattan çıkarıldığında boşluk yaratıp yaratmadığı belli eder.Değil Ahmet Hâşim'i yalnızca O Belde şiirini edebiyatımızdan çıkarsak ideolojik saplantıların insanda açtığı derin boşluk gibi bir boşluk oluştuğunu görürüz.Şiiri okumak ne kadar içimi aydınlattıysa bazı yorumları okumakta o derece kararttı.Beyler bu ne şiddet ne celâl.Beğenmeyen beğenmedim desin geçsin.Şairin kullandığı dil kişisel seçimi değil mi?Şair size ya da herhangi bir kutsalınıza sövüyor mu ki siz bu hakkı kendinizde buluyorsunuz?Üstelik şiiri severek okuyan onca kişinin beğenisini aşağılayarak. İngiltere'de ikamet edenler iyi bilir en azından bilmeliler.Bu gün Shakespeare'in dilini kaç İngiliz anlar ve anlamadığı takdirde kaçı Shakespeare'e hakaret eder?Lugate bakmaktanda gocunmayın.Bir gün eğer çocuk sahibi olursam son nefesimde onlara vasiyetim lugatten el çekmemeleri olurdu.Çünkü din,tarih,gelenek görenek yani bir milleti millet yapan ne kadar değer varsa hepsi dille aktarılır.Hatta bir babanın beni unutmayın demesidir bu.Hangi millet var ki babasının yahut dedesinin yazdığını okuyamasın okusada anlamasın.Yüksek eğitim gören öğrenciler bile anlamıyorsa bu bir zamanların yüksek Türkçesini oluşturup yaşatanların suçu değil parça başı fason çalışan tekstil atölyeleri gibi uydurdukları kelime başına para alanların suçudur.Evet bir halk dili bir de yüksek dil vardır.Düşüncenin, felsefenin ve bütünüyle edebiyatın halk diliyle yapılması beklenemez.Çünkü halkın kullandığı dil gerekli kavramları bulundurmaz.Arapça, Farsça muhabbetine gelirsek Avrupa dillerindeki Latince etkisine dikkatinizi çekerim.Latince Katolikliğin resmi dili.Tıpkı bizim din dilimizin Arapça olması gibi.Farsça karşısındada komplekse girmeye gerek yok.Asırlarca egemenliğimiz altında yaşayan İranlıların dil ve kültür açısından bizden etkilenmemiş olmaları düşünülemez.Yani müslüman doğunun üç büyük dilinin sentezi hakim unsur olan ve fakat o döneme kadar göçebe hayat tarzlarından dolayı dilleri nispeten zayıf kalan Türkler tarafından yapılmıştır.Bunlar yadırganmayacak doğallıkta etkileşimlerdir.Bütün dünya dil ve kültürleri böyle oluşmuştur Aslında cevabı Hâşim bir asır öncesinden tek mısra ile veriyor. Melali anlamayan nesle aşina değiliz.Geri kalandan tek satır anlaşılmasa yalnızca bu mısra bütün itilmişlerin,dışlamışların,ezilmişlerin sesi olarak yeter.Ezilenlerin sesi olma iddiasındaki bir takım ideolojilerin mensubu olanlar bunu anlamazlarsa hiç değilse biraz düşünüp düştükleri derin çelişkinin farkına varsınlar.Ahmet Hâşime rahmet dilerim.Seçici kurul ve Çağan Armangil beyefendiye bizim seviyeyi düşürdüğümüz ortama nefis Hâşim değerlendirmesiyle kalite kattığı için teşekkürler.

4 person liked.
0 person did not like.
Lara Açanba: Şairliğin ilk kuralı şiirin gücüne inanmaktır...yoksa sadece gurme olursunuz... o zaman şiiri anlayacak bir nesil olmaz...aç ve tok insanlar olur...toklar aç kalmadıkça ve açlar doymadıkça şiirin yüzüne bakmazlar.LaraAçanba dilinizin şiirlerine sahip çıkmadıkça dil fukarası olmaya mahkumsunuzdur...

3 person liked.
1 person did not like.
love and life/İbrahim EROĞLU: Ah Bu Melisa Kokuları.... Ayın şavkı ödünç; gün ışığı gerçekmiş .. .....................

1 person liked.
1 person did not like.
Yanıltan Işıklar: Sayın Çağan, Ben ,Ahmet Haşim'in sadece dil seçimiyle onu eleştirseydim haklı olabilirdiniz ama konu o kadar yüzeysel değil malesef. Bu seçimin ardında yatan nedenler benim için çok daha önemli ve bunu yorumumda açıklamaya çalıştım ama o noktayı es geçmişsiniz sanırım... Halkın genelinin bu şiiri sevdiği konusuna gelince: Yüzde 70 'i belli bir politikaya oy veren sokaktaki o vatandaşın yüzde 80'i ,değil Ahmet Haşim'i sevmesi ,adını bile bilmediğine rahatlıkla bahse girebilirim. Benim gibi ,kendini şair olarak adlandıran 50-60 bin şiir meraklısı var bu sitede ve bu meraklıların beğenileri ne yönde olursa olsun halkı temsil etmediklerine yine eminim. Bahsettiğiniz entellerin yanına, bir de sarıklarını evde bırakmış ,Osmanlı olsun da nasıl olursa olsun diyen ve benimseyen yeni bir entel kesimi var ki; bu tür şiirlere bin metreden balıklama atlamalarına ve savunmalarına hiç şaşırmam. Osmanlıyı geri getireceğiz ya !!! ))) Saygılar Fikret Şahin

1 person liked.
1 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: Yani şimdi Çağan bey, biraz abartmadınız mı? O dediğiniz yüzdelerde ölçümünüz nedir? O yüzde doksan beş diyorsanız..onun şu anda yüzde 40 üzeri olan iktidar’ın oy potansiyelidir. Önümüzdeki süreç içinde bu ne olacaktır..kos koca anket araştırma kodamanları dahi tam bilemezken.. Siz yani..hala Osmanlı geçmişine takılıp kaldığınızdan olacak..evet hemen ne olacagını bu yüzdelerin bildiniz yani..İnsaf ..kendinizi bu yalanla kandırmnaktan, bu zihniyetten sizi men ederim bir yurtdaşıniz olarak! Önce bir bunu iletirim! Bakın bu benim yukarda dediğim yüzde şu anda bir bilimsel satadistik değildir, ama daha mantıklı ve gerçekci bir tanımdır! Size biraz önce ki örneklerimde Yunus Emre, Pir Sultan Apdal..Nazım Hikmet, Ahmet arif ve Can Yücel..Şimdi gelin öyle savsaklamayı bir kenara bırakın ki bizim burda ki odağımız şiir, yazım dili ve edebiyattır, ona dönün!…Evet Şimdi gidin..Çıkın dışarı..bulunduğunuz köyse, kahvesine..Kasabaysa..cami avlusuna ya da pazarına..Şehirse, merkezine ..ve on kişiye sorun..Bu on kisiden kaçı Ahmet Haşim’i tanır..bu şiirini bilir…Ve bir de onlara Aşık Veyseli sorun, Atilla İlhan´ı.. Siz zihniyettekiler işte bu yalanlarla yetiştiriliyorsunuz ve yalana sonradan gerçekmiş gibi onu buna karın sancınızla, aşılanmışlıkla ve yanılsamayla sunuyorsunuz…İyi de bu yalan nereye kadar? Bakın size ve siz gibilere yanıt bu denli yalın…Sizler bilin ki Osmanlı tarihte kaldı…Bizim halkımız Türkiye Cumhuriyeti Halkıdır…Bunu önce içine sineceksin..ama sineceksin ama sineceksin.. önce onun Türkçesini konuşacak ve yazacaksın…Ondan sonra hobin midir.., kendinden geçme merasim ya da ritüellerin mi ondan sonra yapacaksın. Siz önce onurunuz ve ana dilinize sahip çıkcaksınız beyfendi, yoksa sizinle babanız, dediniz..nineniz nasıl anlaşacak!..Yoksa yarın bir gün gelir araplar yurdunu istila eder..İngilizler dilini Osmanlıcaya çevirtir..Lozanı başına geçirir, bir elli yıl sonra İngilizce dua etmen için ayinler düzenler..Annenle..babanla..artık önce öz Türkçe konuş..öz Türkçe ilhama varıyorsan yazdığın şiiri çocuklarında anlasın.. Size daha önceki yorumumda somut sordum..hanği bir Arap şair, Türkçe bir kaç kelimelerden olumuş şiir yazmış..hangi Fransız onu takip etmiş.. Dünyada var mı örneği..Yok siz de bunlara somut yanıt yok..Ne var..salama…kendini kandini kandırma..Veri ve gerçekleri saptırma var..., `Helal olsun adama, arlem/gurlem-yalan/dolan, ama iyi döndü köşeyi…`mislai yozlaşmış degerler kültürü ile yozlaşmış edebiyat..o kadar! saygılar

3 person liked.
1 person did not like.
Lara Açanba: yani Ahmet Haşim..şiirin hem de çok sevdiği bir şairdir...eğiliyorum..binlerce kez..yine yine...

2 person liked.
1 person did not like.
Lara Açanba: ...yani eğer şair isterse…en bildik dil bile size anlaşılmaz olur…çünkü ne hafızasın da ne de gelecek hesaplarında dil…kendi aklını teslim etmez…(insanoğlunun zayıf iradesine) ve gizlenir ağaç kovukları gibi akıl odalarınızın pervazlarında..ama yine de bildiğiniz şarkıların nakaratları terk eder sizi…kısa adımlarınızın metrelerinde …öyleyse ne gam ne kader…siz ne kadar şiir iseniz..şair o kadar tanıdıktır size…bırakın şiir kovalasın ve siz durun durabilirseniz önünde

2 person liked.
1 person did not like.
Lara Açanba: Aşk… Şiirini terk etmeyen tek âşıktır mı? belki Mecnun kendi şiirini yazarken Leyla sına…bulduğu yüzyıllık bir yalnızlık iken…aşkın gerçek mimarisine dokundu elleri… .işte bunu başarırken şiir…garip bir tarzın atmosferine çekildiğini gördü…karşı durmak istese dururdu amma velakin…gidilecek yollar hangi şiirin alanını daraltabilirdi ki…şairler ne ile beslenirdi…aşk onlara neden yasaktı…bedenen yaşansın..yoksa hep çirkin yüzlerle mi otururdu şairler aynalarına..sırlarına dokunurken..şiir akıp gider miydi pencereden…özgürlüğüne değişir miydi şairini…yoksa şiir garip dillerinde ki…asılsız bir otorite miydi…tabi ki de …sustuğunuz her yerde ve ölümcül her aşk ta tek başınaydı şiir…şairsizlik ne kadar dert ise şiirin başına…şiirsizlikte bir o kadar fenaydı…şairine..öyleyse şiirin yüreğindeki…her ne ise siz..bir başınıza bilebilir miydiniz..sokakta ki ölümlerin adlarını…faillerini…yoksa şehriniz kapalı mı ruhların geçiş güzergahına…vizeleriniz tükendi mi..toprakları yasak mı size..ülkeniz hala taşınıyor mu şairsizliğe…o zaman bırakın saraylı dansçılar sürsün devrini…açlık en şeytani sofralarını kursun…bebekler doğmadan ölsün..erkekleriniz..soylarına soytarı şiirler yazsın ve kadınlarınız dişsiz kalana kadar yoğursun mayanızı..nedir şiir bu kadar zulüm..bırak gidelim varacağımız yere..inanmak ise derdimiz inanalım..kahretmesin şiir şiirsizliğimize..biraz daha aşk için susarken şair…ölmeden ama ölürcesine…yine şiir …yine şiir…sevgilerimle

1 person liked.
1 person did not like.
Yanıltan Işıklar: Her ne kadar dans edip,kelimelerle oyarsanız oynayın ,aslını asıl unutan ve kendi dilini unutan birileri varsa o da Ahmet Haşim ve onun gibi Osmanlı'nın Arapça ve Farsçadan aptalca etkilenerek yarattığı saray diline mahkum olmuş ve kendilerini halktan soyutlamış bu şairlerin şiirlerine şiir ,kendilerine de şair diyemeyeceğim. Ama ,kendilerince elit olan bu kesim için şiir yazdıkları ve sadece onlar tarafından anlaşılacağını düşündükleri ve belki de en önemlisi ;o elit kesim tarafından kabul edilmedikleri sürece hiç bir yere ulaşamayacaklarını düşünerek ,başka bir deyişle yaltaklık sanatı yaptıklarıdır. Yüz yıllar boyunca en ince ruhuyla ,tüm toplumun hiç zorlanmadan anlayabildiği şiirler yazan halk ozalarını unutarak bu özentili budalalara şair demek en büyük hatadır bence... Fa-i la tün fa-i la tün fa -i lün .. Yok dedemin külahı ))) ...amma büyük sanat ha !!! Saygılar Fikret Şahin

2 person liked.
1 person did not like.
Nsi/Nadir Sayin: (Daha önce ki yorumumda gözümden kaçan klavye hataları, görebildiğim kadarıyla, düzeltilerek ve son bölüme sanat sanat içindir diyenlere ciddi sorular yönelterek bu yorum tekrar yüklenmiştir!) Ahmet Haşim büyük bir şair, tartışılmaz.., ama bakın bu büyük şair in şu şiiri ben şairim diyen usta ve yetkin şairler tarafından dahi (kullandığı dil bazında da) anlaşılmıyor..Kaldı ki şimdinin bir ilkokul çoçuğumuzu ya da liseli bir gencimizi düşünün..Bu bizim sanat ve kültürümüzde de gelecek neslimiz işte bugün ki konuştuğumuz dilimizle, bu büyük şairin şiirini maalesef Türkçeye çevirisi olmazsa (Sinyali şair dostumuz şükranlarımızla) anlayamayacaklar… Siz şu içine düştüğümüz, sanat ve edebiyatta ki, sefilliğe ve acınacak halimize bakın..; bir büyük şairinin şiir dilini, yüksek eğitim alan gencimiz dahi konuştuğu dille anlayamıyor! Ne gülünç ve adeta diger dünya dilleri bazında bu, kara bir edebiyat mizahı gibi.. Hangi bir yüksek eğitimli olan bir İranlı, kendi ulusunun şairinin şiir dilini anlamaz? Hangi bir çinli..Fransız ya da Rus, kendi dilinde şairin şirini diğer bir Rus’a çevirisini yapar! Bizde ki sanat için sanat diyenlerin en büyük sorunlarından biri de bence dil boyutlu asimilasyon özentisidir. Hatta asimilasyon dahi denmez..Arap çorbası..Kardeşim asimle olacaksan bari ona adam gibi sadık olarak asimile ol! Yok o da yok bunlarda. Bu nedir? Özenti ve öğkünme gibi kendi özgüvenlerinden yoksunluktur.. Bu temel boyut ‘ana’ya olan sevgi ve saygıyı kendi öz annene değil, bir yabancı kadına anne sevgisini aramaya benzer…. Bu derece illüzyon girdabına girmişlik ve tarihten bu yana ona devam inatı niye? Ha evet, tekararlıyorum, ingilizce bilir..ingilizce şiir yazarsınız..Farsça bilir baştan aşağı Farsça şiir yazarsınız… Baştan sona siz burda hiç Arapça yazan bir şairin, şiirini okudunuz mu? Ama bakın bir aralar yine bu köşede belirtmiştim: Dört kitabın mânâsı Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır Yunus Emre der hoca Gerekse var bin hacca Hepisinden iyice Bir gönüle girmektir ___ Ben yürürüm yana yana Aşk boyadı beni kana Ne akılem ne divane Gel gör beni aşk neyledi ***** Sen bir Azırail olsan Canımı almaya gelsen Ben bir cennetlik kul olsam Cennete girsem ne dersin ____ Yürü bire Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır Güvendiğin padişahın O dabir gün devrilir ___ Nasıl yâr diyeyim ben böyle yare Mecnun edip çöle saldıktan sonra Alemin bağına bülbüller konmuş Nidem benim gülüm solduktan sonra ***** … bir şeyler anlattın bize denizliğin kaderinden biraz daha umutluyuz biraz daha adam olduk işte geldik gidiyoruz hoşçakal kardeşim deniz -- Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip... Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada, Yürü üstüne - üstüne, Tükür yüzüne celladın, Fırsatçının, fesatçının, hayının... Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile Dayan rüsva etme beni. **** Ve yakın tarihçemize geliyoruz: “Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa,Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin” ___________ Evet..sanıyorum samimi ve içsellikte şiiri sevenlerin hepisi, yukarda ki alıntıların hangi ozan ve ustalarımıza olduğunu anlayacaklardır. Onlar ki işte halk şairleridir!.. İlkokul çocuğuna kadar anlaşılan, Anadolu’nun kuytu bir köşesinde yaşayan ananın.., evladının murada ereceği umudu, genç kızın yarine kavuşacağı düşü, emekçinin ekini-unu..; sevgilinin sevgiliye erişeceği yolu.., zindanda yurt sevgisi uğruna dik duruşu nedeniyle yatanın özgürlüğüdür! Ve onlar ki her koşula karşın vatanın bağımsızlığına, tam bir demokrasi düzenine ve insan sevgisine bir bariz edebiyat, ozan ve şair ve şiirleriyle insan sevgisine deniz ile dergahıdır.. Evet bunları ve şiir dillerini..; bırakın siz ve ben gibi şairi..bırakın sosyeteden..emekçiye..patron ve işçiye—öğretmene ve siyasetciyi vs kadar.., her hanği bir halktan insanını..evet bu halk ozanlarımızın yazım dilini ve şiirin duygu seli ile şeklini-şemalini-mesajını ve içeriğini ANLAMAYAN ilk okul çocuğu var mı? Burda ki vurguyla sanat sanat için diyenler! Sözüm sizedir! Alın bu söylediklerimi ve verin verecekseniz edepli gerekçelerinizi..nerede sizde o yürek, nerede sizde o ilham ve ithamsız..yalansız..ve küfürsüz nerede sizde o lisan ? Buyrun anlatın.., siz hiç bir Türkiye, İstanbul, Anadolu kültürü ya da İslam inancı boyutlarından etkilenmiş bir İngiliz..bir Fransız bir Çinli ya da İranlı şair ve ozanlarının yarı kendi lisanlarıyla yarı arapça ve yarı Türkçe/gerisi Rusça şiirleriniz okudunuz mu ? Gösterin bir dünya da örnek..Bu özentinin bu kendine güvensizliğin ve kendi temal ana ilhamına inançsızlığın bu bağımlılık ve illüzyonun kökenini biraz biliyorum ama ..burada irdelemek yeri değil....Onu da size bırakıyorum..biraz şu arap çorbasına benzer asimilasyounu bir kenara koyup şöyle bir derin tarihin içine gömülün/araştırın..Eminim birşeyler bulacaksınız ! İşte onun içindir ki Ahmet Haşim ne derece ‘büyük şair’ olursa olsun..bu gibi şiirleriyle..halka..halkın insanına..hatta korusuna komşusuna..belki sevgilisine ya da bir aile ferdine karşı dâhi..,bu tür şiir diliyle marjinal kalmaya ve sadece saray hevesli sanat severlere hitap etmeye mahkum kalacaktır. Bu bağlamda, şiiirin şiirselliği ve içeriğinin ise, anlayacağınız üzre, değinmeye dâhi gerek var mı? Saygılar..

2 person liked.
1 person did not like.
Bu şiir hakkında yazılmış 83 adet yorumu okumak için tıklayınız.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Zerya Ağacanoğlu
Celal Kaya
Ayhan Yılmaz
Önder Özer Yedikir...
Zafer Erdoğdu
Gözde Aldemir
Hamdi Korkman
Ümit Yasin Taşmaz
 Bu Şiirimizi Okudunuz mu?
Ey Aşk (Mustafa Çelebi Çetinkaya)
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
10  Ben Senden Önce Ölmek İsterim...  (Nazım Hikmet Ran)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Siperde Perende (Murat Menteş)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: O Belde Şiiri - Ahmet Haşim

Antoloji.com
24.04.2014 14:39:09  #.234#
[1629]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#1629 ##25