Antoloji.com
Mescid-i Aksa Şiiri - Mehmet Akif İnan
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapcEtkinlikler cŞarkılar cResimcForumcNedir?cÜyelercGruplarc Mesajlarım
Mehmet Akif İnan bu nedir >>Popülerlik=5/5
Hayatı  Şiirleri  Forum  İstatistikler  Zevkler 
Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnını koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes

Burak dolanırdı yörelerimde
Mi’raca yol veren hız üssü idim
Bellidir kutsallığım şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim

Hani o günler ki binlerce mü’min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine
Cevaba erişen dualar vardı

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım

Mescid-i Aksa’yı görüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu
 

Mehmet Akif İnan

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


Şu konularda daha fazla şiir: Çocuk, Peygamber, Şehir

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Mescid-i Aksa adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
7.9 10
(59 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
Mescid-i Aksa Şiiri Hakkında;
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:
 
Abdülkerim Saltuk Buğrahan: akif inan mescidi aksayı sinesinde hissetmiş ne büyük bir fazilet bir insan için

4 person liked.
0 person did not like.
Şiirlerin Prensi/ Nihat Gülle: mescid-i-aksa Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnını koydum Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu Gözlerim yollarda bekler dururum Nerde kardeşlerim diyordu bir ses İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin Unuttu mu bunu acaba herkes Burak dolanırdı yörelerimde Mi’raca yol veren hız üssü idim Bellidir kutsallığım şehir ismimden Her yana nur saçan bir kürsü idim Hani o günler ki binlerce mü’min Tek yürek halinde bana koşardı Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine Cevaba erişen dualar vardı Şimdi kimsecikler varmaz yanıma Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım Mescid-i Aksa’yı görüm düşümde Götür müslümana selam diyordu Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyordu Mehmet Akif İnan SEVGİLİ MEHMET AKİF BEY HARİKULADE GÜZEL BİR ŞİİR OKUDUM KALEMİNİZDEN İÇİM BURKULDU MESCİD İ AKSANIN YAHUDİ SİYONİSTLERİNİN ELİNDEKİ MAHZUN HALİNİ YAŞADIM SİZİNLE ADETA O GÜZEL RÜYANIZI O KADAR GÜZEL HARİKA BİR ANLATIM Kİ O KUTSAL BELDEYE GİDİP GEZİP GELDİM SANKİ KUTLUYORUM ON TAM PUAN BU GÜZEL ÖTESİ MÜKEMMEL ŞİİRE SELAM VE SEVGİLERİMİ SUNUYORUM ŞİİR SAYFAMI ZİYARET ETMENİZ BENİ ONURLANDIRIR DOST KALEM HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN

4 person liked.
0 person did not like.
salimkanat: tarihin, dünün ve günün gündemi olan kudüs, mescid-i aksa ve filistin sorunu.. rahmetli şairin kaleminde nasıl da yerli yerinde durmuş günün şiiri olarak.. selamlarımla..

1 person liked.
0 person did not like.
Mehmet YÜCEDAĞ: Olağan üstü güzellikte, muhteşem bir şiir... Daha önce bir arkadaşımın evinde afiş üzerinde halini görmüştüm... Bu şiiri bulup günün şiiri yapan seçici kurulu ve bu muhteşem eseri nakşeden şairi saygıyla selamlıyorum... Mehmet Yücedağ

1 person liked.
0 person did not like.
Hasan Tan 1: Son dörtlüğün ilk dizesindeki ' görüm kelimesi gördüm olacak..' En son ölen Gazzeli çocuğun dudağındaysa enteresan bir tebessüm..!! Bilmem anlatabiliyor muyum..!?

1 person liked.
0 person did not like.
Mertlerin Efendisi: Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım eyvallah kutlarım şiirin şairini saygılar

1 person liked.
0 person did not like.
Hamza Çelik 2: 'Mescid-i Aksa’yı görüm düşümde / Götür müslümana selam diyordu / Dayanamıyorum bu ayrılığa / Kucaklasın beni İslâm diyordu' Tebrikler hocam. Yüreğine sağlık.

0 person liked.
0 person did not like.
merdudî: İbrahim Bey, baştan belirteyim ben de bir öğretmen(d)im. 2 yıl Van ve Diyarbakır’da öğretmenlik yaptım ve ardından istifa ettim. Dolayısıyla eğitim emekçileri içinde yer almış biri olarak sizin savunma hakkınız kadar benim de eleştiri yapma hakkım vardır diye düşünüyorum. Fotoğrafımdaki sigaraya gelince, bu sizi neden rahatsız etti anlamadım. Hem resmimin yazdıklarımla ne ilgisi var. Antoloji sitesi devlet dairesi mi kravatlı fotoğraf bırakayım, kapalı alan mı 4207 sayılı yasa gereği sigara içmeyeyim. :) Her neyse alıntıladığınız şiirime gelince. Şiiri eleştirmemişsiniz sadece beğenmediğinize dair bir ibare bırakmışsınız. Eyvallah saygı duyarım ve hiçbir şey demem. Ama biliniz ki altın çamura düşmeyle değer kaybetmez. Saygı ve sevgimle…

0 person liked.
0 person did not like.
carpe_diem262: çok güzel bi şiirr....allahım bütün müslüman kardeşlerimize o güzel toprakları görmeyi nasip etsin...

0 person liked.
0 person did not like.
Selçuk Bekâr: Bu arada (kimseden duymadım ama ben) bu büyük şairin Mescidi-i Aksa'nın eşiğine kimin alnını koyduğunu merak ediyordum. Bir dost sağ olsun beni aydınlattı: Mescid-i Aksa Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu. Varıp eşiğine alnımı koydum Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu. Gözlerim yollarda, bekler dururum 'Nerde kardeşlerim' diyordu bir ses. İlk kıblesi benim ulu Nebimin Unuttu mu bunu acaba herkes. Şimdi kimsecikler varmaz yanıma Resulden yoksunum, tek ve tenhayım. Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vahayım. Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde Götür Müslüman'a selam diyordu. Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyordu. M.Akif İnan Yani kendi alnını koymuş, Müslüman'ı da küçük harfle yazmamış.

0 person liked.
0 person did not like.
Yücel Yarımbatman: yar desem düşerim bir yanı hep uçurum yarin...

0 person liked.
0 person did not like.
Selçuk Bekâr: Karıştırma şimdi küpeliyi :)))

0 person liked.
0 person did not like.
*Serapta bir damla/*Züleyha Özbay Bilgiç: yüreğimiz buruk öksüz şimdi mescidi aksa..günün şiiri köşesinde okumak onurdu..üstada Rabb,mden rahmet dilerim.

0 person liked.
0 person did not like.
monaroza19: kaleminize sağlık....

0 person liked.
0 person did not like.
merdudî: son not: Küpeli haklısın. Ama şiir biraz da gizemdir. Bırakalım o kadarını da okur bulsun. dediğin gibi kesme işareti daha iyi açıklar ama ünlemle senin belirtmiş olduğun şekilde inat anlamı da çıkıyor doğru yani dediğin... ben gittim. kolay gele

0 person liked.
0 person did not like.
merdudî: NOT: Dışarı çıkıyorum, bu notuma yazacaklarınıza cevap veremezsem kusura bakmayınız. Hem zaten şiirin şair tarafından savunulmaya ihtiyacı yoktur. O kendini savunacak potansiyeli içinde barındırır. Eğer o potansiyel yoksa zaten yazılan ya şiir değildir yada zayıf, vasat bir şiirdir...

0 person liked.
0 person did not like.
merdudî: imlâsız sözler yığıldı ağzımın çeperine sustum! sonra kutsadım zehrimi hiçbir sesin kölesi olmadım hiçbir ağızda her yerde mücrim her çağdan merdudiydim asla af dilemedim buyrukçulardan ateşe sunulan armağandım suya adanmış kurban dilsiz bir tanrıydım hiçbir şey vahyetmedim susmaktan başka mesihlerim ayetlerini kendileri yazdılar çarmıhını ben taşıdım şiirlerimin (Sus/Kuyu/Su- 10.Bölüm-Mehmet Oğuz) Yukarıda vermiş oludğum şiir(im)de sadece bir yerde ünlem kullandığımı farketmişsinizdir. Burada kullanılan ünelme imi ile kelimeye iki farklı anlam vermiş olduğumuz görülmektedir. Ünlem olmadan okunduğunda 'sustum' sözcüğü 'konuşmayı bıraktım' anlamındayken; 'sustum!' şeklinde yazılan sözcük ünlem işareti kullanarak; 'sus olan bendim' anlamını vermektedir. Diğer dizelerde ise herhangi bir im kullanılmamıştır. Noktalama imlerini gerekli olduğu yerde elbette bende kullanıyorum ve bunda bir beis de görmüyorum. Bu arada TDK denen kurumun Türk diline ne gibi bir hizmeti olmuş, burada çalışan adamlar ne iş yaparlar tam olarak bilmiyorum ama Eğitimin 'Milli' olduğu bir ülkede ben okullarımızda yetişen çocuklardan da Türkçeyi ne kadar doğru öğrendiklerinden şüpheliyim. (Şimdi Ahmet Erdem işin içine politika karıştırdım diye kızıcak ama) Hele de Hüseyin Çelik gibi şahsen yakından tanıdığım biri Milli Eğitim bakanıyken. Çünkü üniversitelerinde bilimin esamesi okunmayan bir ülkede yetişen öğretmenler kendi dillerine ne kadar hakimlerse verecekleri eğitim de ancak o kadar bilimsel olur.

0 person liked.
0 person did not like.
Selçuk Bekâr: Düzeltme yapıyormuş. Önemli değişiklik yoktur muhtemelen. İkinci defa okuyamayacağım kadar uzun çünkü. Aynı metni yapıştırıyorum: İbrahim Hocam, Ben de uzun yazıyorum sanıyordum :) Ama inatla okudum hepsini. Bir iki konuda düşündüklerinizin internet ortamında zaten mevcut olduğunu hatırlatmak istiyorum. Şiir yazan programlar var. Bunlardan biri Modern Müteşair idi. Gerçekten, şu bol imgeli şiirlere çok benzeyen metinler türetiyordu. Ne yazık ki sayfası kapanmış. Kimi şiirlerin altına 'Şu bilgisayarın yazdığından ne farkı var? ' diye eklemek için aradığımda tekrar bulamamıştım çünkü. Kafiye işini de halletmişler. Uyaklar diye bir program var. Çok yetersiz, insan beyni kadar fazla seçenek henüz sunamıyor, biraz eski kelimeler de kullanan biriyseniz çok bön kalıyor, ama var. Muhtemelen uyaklar yazıp ararsanız linkini bulabilirsiniz. Yazdıklarınız içinde pek iştirak etmediğim bir husus (hızlı okumak zorunda kaldım ama) görmedim. Teşekkür ederim.

0 person liked.
0 person did not like.
İbrahim Necati Günay: Noktalama Kuralları Okuduğum metinlerde, noktalama işaretlerinin kullanımı sözkonusu olduğunda, sık sık benzer yanlışların yapıldığına görüyorum.. İşin kötü tarafı, bu tür yanlışlar, özenli ve düzgün cümleler kurabilenlerde dahi rastlanabiliyor. Bu da, bana, bu konuda bir bilgi boşluğu olduğunu hissettiriyor. Ve, bu bilgi boşluğunu da -bir açıdan- anlayışla karşılıyorum: Ben de eğitim hayatımın herhangi bir yerinde bu konuda formel bir kural seti ile karşılaşmış değilim -ya da hatırlamıyorum. Başka birçok konuda -genelde- kurallar vs açıkça belirtilir, fakat bu konuda -nedense- yoktur. Yazı yazanların bunu ozmoz yoluyla edinmeleri beklenir sanki. El yazısının ya da daktilonun hakim olduğu dönemlerde bu o kadar da önemli değildi belki; özellikle daktilo vb aletler sözkonusu olduğunda, sadece bilenler (sekreterler, musahhihler vs) yazıyı yazıyor ya da denetliyordu ve sorun olmuyordu. Fakat, şimdi, artık öyle değil; hepimiz kendi yazacaklarımızı kendimiz yazıyoruz ve yazdığımız metnin okubabilirliğinden de kendimiz sorumluyuz. Bu konuda kendi bildiklerimi biraraya toplayıp bir liste oluşturdum. 1) Yazının estetiği ya da biçemi gerektirse dahi, metnin herhangi bir yerinde yanyana bir adetten fazla boşluk bırakılamaz. Estetik ya da biçem için başka çözümlere (sekmeler, tablolar vs) başvurmak zorunludur. 2) Yazının estetiği ya da biçemi gerektirse dahi, paragraf başlangıcında boşluk bırakılamaz. Estetik ya da biçem için başka çözümlere (sekmeler, tablolar vs) başvurmak zorunludur. 3) 'Nokta', 'virgül', 'noktalıvirgül', 'ikinoktaüstüste', 'ünlem', 'soruişareti', 'ikinokta', 'üçnokta' vb noktalama işaretlerinden hemen sonra bir adet boşluk bırakılır. (Ayrıca, bkz. kural 4.) Çok istisnai (olağanüstü) durumlar haricinde, 'nokta', 'virgül', 'noktalıvirgül', 'ikinoktaüstüste', 'ünlem', 'soruişareti', 'ikinokta', 'üçnokta' vb arka-arkaya kullanılmaz. Sayıların binlik hanelerini ayırmak, ya da ondalık kısımların göstermek amacıyla nokta ya da virgül kullanıldığı hallerde boşluk bırakılmaz. (Örnek: '123,456.78') Aynı şekilde, vakit bilgisi yazarken, saat ve dakika arasında 'ikinoktaüstüste' kullanıldığında da bu kurala uyulmaz. (Örnek: '12:35') 4) Paragrafın sonundaki noktalama işaretinden sonra boşluk bırakılmaz. Bu, yukarıdaki 3 nolu kuralda, ve aşağıdaki diğer kurallarda, bir istisna anlamına gelir. 5) 'Açparantez'den önce, 'kapaparantez'den sonra bir adet boşluk bırakılır. (Ayrıca, bkz. kural 4.) Köşeli ve kıvrık parantezler de bu kurala uyarlar. 6) Cümledeki her 'açparantez'e karşılık bir adet (ve sadece bir adet) 'kapaparantez' mevcut olmak zorundadır. Yani, açılan her parantez muhakkak kapatılmak zorundadır. Ayrıca, her 'açparantez' (ancak ve sadece) kendi cinsinden bir 'kapaparantez' ile kapatılabilir -yani, mesela, bir köşeli 'açparantez' bir kıvrık 'kapaparantez' ile kapatılamaz. 7) 'Açparantez'den sonra, 'kapaparantez'den önce bosluk bırakılmaz. (Bkz. kural 13.) 8) 'Tek-tire'den önce veya sonra boşluk bırakılmaz -çünkü, bu işaret sadece kelimeyi ayırmak için kullanılır. 9) 'Çift-tire' ise parantezler gibi kullanılır, fakat kapatmak zorunlu değildir. (Ayrıca, bkz. kural 4.) 10) Tırnak işaretleri de parantezlerde olduğu şekilde kullanılır. 'Tek-tırnak' bir kavramı, 'çift-tırnak' ise bir konuşmayı temsil etmek için kullanılır. Konuşmayı, ya da kavramı temsil etmek için parantezler kullanılmaz -parantezler sadece açıklayıcı ek bilgi amacıyla kullanılır. 11) Parantezler hariç, aritmetik sembollerden veya işlemcilerden önce ve sonra birer boşluk bırakılır. (Ayrıca, bkz. kural 4.) Bu bir genel kuraldır, daha özelde ise, aritmetiğin kendi yazım kurallarına uyulur. Yani, ilgili sembolün ne olduğu önemlidir. Örnek vermek gerekirse, '+/-' yazmak sözkonusu olduğunda bunu '+ / -' yazmayız. Aralarda boşluk bırakılmaz. 12) Polarite belirteçlerinden ('+1', '-5' gibi) once boşluk bırakılır; sonra bırakılmaz. 13) 'Sırıtkan' ('smiley') kullanıldığı hallerde, ilgili 'sırıtkan' sembolünden hem önce hem de sonra boşluk bırakılır. (Ayrıca, bkz. kural 4.) 'Sırıtkan', parantez içinde ve en sondaysa, 'kapaparantez'den önce bir boşluk bırakılır. Bu da, yukarıdaki 7 nolu parantez kuralında bir istisna anlamına gelir. :) 14) Parantezler içine yazılan cümle, eğer yine parantez içinde sonlanmışsa, sonunda nokta vb uygun noktalama işaretleri kullanılır. Umarım faydalı olur. Eksik veya yanlış bulduklarınız varsa, düzeltebilmem için, lütfen yazıp uyarır mısınız. Türkçenin kelime yapısına giriş.. Veya 'Şiir yazmak günüdür bugün'... Önce, en son söylenecekleri en başta söylemek istiyorum. Akademik dil kullanmak kaygım olmayacak. Bu akademik dil ile ya da akademiya ile bir sorunum olduğu anlamına gelmiyor. Ben bu konuyla ilgilendiğim süre içinde akademiya ile irtibatlı çalışmadım. Dolayısı ile, dillerini öğrenmek bir yana, ortak dil de oluşturmadım. Akademik nosyon da kullanmayacağım. Bunun da izahı ve gerekçeleri yukarıda olduğu şekildedir. Şimdi de, kelime yapısı ile ilgili birkaç şey söylemem gerekiyor: Kelimenin anlamı ile hiç ilgilenmiyoruz. Şunu demek istiyorum: Eldeki kelimenin, cümlenin ya da metnin anlamlı olup olmadığı bu çalışmanın ilgi sahasına girmiyor. Yapısal analiz sonucunda bir dizi 'kural' oluşturabilmek için, ele aldığımız kelimelerin düzgün oluşturulmuş ve anlamlı kelimeler olduğunu farzediyoruz. Benzer şeklilde, test etmek amacıyla üreteceğimiz herhangi bir deneysel kelimenin anlamlı olup olmadığı ile de ilgilenmiyoruz. Bu yaklaşımın aslında çok basit bir sebebi var: Anlam, yapıdan daha yukarlarda oluşan bir şey. Ve, çoğu zaman da, kelimenin kullanıldığı bağlam (context) vs ile de ilgili. Yani, o apayrı bir proses –en azından bu çalışma sırasında öyle sayabiliriz. Bu çalışmada ortaya cıkacak olan 'kural'lar Türkçenin veya Türkçe konuşanların uymak zorunda olacağı yasa maddeleri anlamına gelmez.. 'Doğa yasaları'nda olduğu üzere, doğa bu yasalara uymak zorunda olduğu için bunlara 'yasa' demiyoruz; doğadaki şeyleri bize olabildiğince iyi anlattıkları için yasa diyoruz. İstisnaları vardır, ve istisnalarının görüldüğü nispeten nadir hallerde aniden herşeyin anlmasızlığına hükmetmediğimiz gibi, doğa yasalarından herhangi birisine uymayanı da hapse filan atmıyoruz. Burada bahsettiğimiz kurallar da öyledir. Bu çalışmada, muhatabımızın öğretilme yeteneği olduğunu fakat bilgisinin sıfır olduğunu kabul ediyoruz. Ne demek istediğimi bir başka şekilde söylemem gerekirse, Türkçeye tam anlamıyla yabancı fakat aklî melekeleri yerinde olan bir (yetişkin) kişiyle muhatap olduğumuzu düşünebiliriz; ya da, bir bilgisayarla muhatap olduğumuzu. Ben çoğunlukla ikincisini seçeceğim; yani, muhatabımız bir bilgisayar olacak. 'Muhatabımız bir bilgisayar olacak' diyerek gözünüzü korkutmak istiyor değilim. Birer bilgisayarcı, programcı filan olmamız gerekmiyor. Fakat, tam olarak ne demek istediğimi kısaca anlatmam gerekebilir. Bildiğiniz gibi, bilgisayarlar hem çok yetenekli, hem de çok aptal aletlerdir. Yetenekleri şudur: Bir defa neyi nasıl yapacağını öğrettikten sonra, o işi –bir insanla kıyaslarsak– korkunç denecek hızlarda yapabilir. Bilgisayarların aptallığı da şudur: Ne yapmalarını istiyorsak, herşeyi biz vermek zorundayız. Yani, hem verileri ('data'yı) hem de yötem bilgisini (yani, 'metod'u, ya da 'verilerin nasıl işleneceği'ni) vermek zorundayız. Bu ikisini, verebildiğimiz takdirde, yapmasını istediğimiz şeyi bizden kat be kat hızlı ve tutarlı bir şekilde yapar. Kısacası, bizim yapmamız gereken şey, verileri ve yöntemleri vermek. Bunu 'bilgisayarca'ya tercüme edecek olan kişinin de biz olması gerekmiyor; onu yapmak başkalarının işi. Şöyle bir senaryo düşünelim: Şiir yazmak istiyoruz. Ama, hem hece ölçüsünde, hem de kafiyeli olsun istiyoruz. Heceleri saymak zor değil tabii, ama bununla uğraşmanın ne âlemi var. Bunu da bilgisayar pekala yapabilir ve bizi bu cansıkıcı rutinden kurtarabilir. Nitekim, hecelerine ayırmak konusunda yazdığım kısa bir yazıda, bunu bilgisayara yaptırtmanın hayli kolay olduğunu görmüştük. Hece meselesini hallettik sayalım. Fakat, kafiye (uyak) işi de bir tür angarya.. Üstelik cansıkıcı tarafları da var. Sözlükler filan pek de yardımcı olamıyor, çünkü uyak için kelimenin başı değil de sonu önemli. Piyasada, içindeki kelimeler tersinden yazılmış bir sözlük benzeri bir şey var mı bilmiyorum, ama olsa da yeterli olmaz bence. Çünkü, uyaklar sözkonusu olduğunda, biz sadece kök kelimelerle değil, basbayağı yapılandırılmış kelimelerle de ilgileniriz. Böylesine detaylı (tafsilatlı, mufassal) ve kelimeleri tersinden yazarak listeleyen bir şeyi de pek bir yerlerde bulmak mümkün değil tabii. Ne talihsizlik! Halbuki, eğer öyle bir şey mevcut olsaydı, o zaman şöyle bir mısra ile başladığımız zaman tıkanıp kalmazdık: 'Şiir yazmak günüdür bugün' Bu, 9 heceli (4 + 5) bir mısra; ve sonunda da 'bugün' kelimesi var. Bize 'bugün' ile kafiye yapacak kelimeler lazım.. Hemen akla gelen birkaç tanesini yazayım: 'sürgün', 'üzgün', 'düzgün', 'bütün', 'büsbütün', 'büstün', 'üstün', 'özün', 'sözün', 'gözün', 'düğün', 'gördüğün', 'ördüğün', 'böldüğün', 'öldüğün'.. Bunların bir kısmı sözlüklerde var bir kısmı ise yok. Hele de ikinci gruptakiler; 'gördüğün', 'ördüğün', 'böldüğün', 'öldüğün' gibi kelimeler yapılandırılmış kelimelerdir ve, haliyle, sözlükler bunları içermezler. Yapılandırılmış kelimeleri, insanlar, kafalarında depoladıkları kelime köklerini kullanarak ve öğrenmiş oldukları kelime oluşturma yöntemleriyle üretirler. İyi de, anlamlı bir şiir yazmak zaten yeterince zor; bunun üstüne üstlük bir de kafiye bulmakla uğraşmak istemiyoruz. Kafiyeleri bir bilgisayar bulsun, ne kadar çok bulursa o kadar iyi ve biz de aralarından –bizim istediğimiz anlamı verecek olanı– seçelim istiyoruz. Güzel. Ama, bunu bu aptal aletin yapması için, bizim önce bir şeyler yapmamız gerekiyor. Onu da yukarıda söylemiştik: Bilgisayara verileri ve yöntemleri vermek gerekiyor. Önce, 'kafiye ne demektir'i tarif etmemiz lazım. Kolay, her iki kelimenin sonunda aynı harfler varsa, o iki kelime kafiyeli olur. Bunun dışında, bir de birbirine benzeyen sesler çıkaran harfler var. Bu benzer sesli harflerin hangi harfler olacağını da tabii ki söylememiz lazım. Bunları alt alta yazdığımız zaman, kafiye kurallarını belirlemiş oluruz ve birisi de bu kuralları 'bilgisayarca'ya tercüme edebilir artık. İyi de, yukarıda sadece kuralları tarifledik. Peki, veriler nerede? Henüz ortada veri filan yok tabii ki. Onu da biz vermek zorundayız. Bu zahmete bir defa katlanmamız, değme şairlerin yazamayacağı şiirler yazmak adına, bunu yapmamız lazım :) Veriler, bu bağlamda, aralarında 'sür', 'üz', 'düz', 'bütün', 'büst', 'üst', 'üstün', 'öz', 'söz', 'göz', 'düğün', 'gör', 'ör', 'böl', 'öl' gibi kelimeler demektir ve ne kadar çok sayıda olursa, ilerde bize faydası da o kadar çok olur. Şimdii.. dikkatli baktıysanız, bizim veriler diyerek verdiğimiz liste ile, daha önceki kafiye alternatifleri listemiz arasında farklar var: 'bütün', 'üstün', 'düğün' gibi az sayıdaki birkaç kelime haricindekiler farklı. Fark ne, ve niçin farklı? Fark şu: Biz bilgisayara, veri olarak sadece kök kelimelerin bir listesini verdik; şu veya bu yolla türetilmiş olanları listeye dahil etmedik. Sebebi de basit: Eğer bilgisayara bu köklerden yeni kelimeleri nasıl türeteceğini de öğretirsek, bunun karşılığında bize her türlü türemiş kelimeyi verebilir. Yani, 'söz' kökünden 'sözlük', 'sözel', 'sözsüz', 'sözlü', 'sözcü', 'sözsüzlük', 'sözlülük', 'sözcülük', 'sözlüğü', 'sözeli', 'sözsüzü', 'sözlüsü', 'sözcüsü', 'sözsüzlüğü', 'sözlülüğü', 'sözcülüğü', 'sözsüzünün', 'sözlüsünün', 'sözcüsünün', 'sözsüzlüğünün', 'sözlülüğünün', 'sözcülüğünün'... [daha fazla uzatmayacağım; tek kelimeden inanılmaz sayılarda varyasyon üretebilir]. Bilgisayar bunu rahatça yapabilir, ama ondan önce bizim yapmamız gereken bir şey daha var: Türetme kurallarını bilgisayar vermemiz gerekiyor. Hangi cins kelime köküne, hangi tip ekler nasıl takılabilir; hangi ekler hangi eklerden sonra ve nasıl gelebilir cinsinden bir liste yani.. Böyle bir listeyi yaptığımız zaman, kafiye elde etmek için kafa patlatmağa gerek kalmayacaktır.. Tek yapacağımız şey, bilgisayarın önümüze getirdiği kelimeler arasından, bizim istediğimiz anlamı verecek olan alternatifleri seçmek olacak.. Peki, bu imkân bizi tarihe geçecek bir şair yapar mı? Onu bilemem, ama şunu rahatça söyleyebilirim sanıyorum: Yukarıda kısaca anlattığım şekilde, verileri ve yöntemleri verirsek, bundan, hepimiz –tahmin edemeyeceğiniz derece ve ölçeklerde– faydalanacağız. Çünkü, bu bahsettiğimiz işlemle, esasen, Türkçenin kelime oluşturma tekniklerini en yetenekli ve en aptal şeye –bilgisayara– tariflemiş oluyoruz. Bu çok önemli bir adımdır, ve faydası, yukarıdaki 'şiirlere kafiye bulmak' gibi hem magazinel hem de karikatürize olan bir örneği –inanılmayacak ölçeklerde– aşar. Üstelik, bunu yapmak da, gördüğünüz üzere, hiç de zor değil –sadece biraz zaman ayırmak gerekecek, o kadar. Bu noktada, şunu diyeceğinizi sanıyorum: İyi de, kelimeler oluşturmanın ne faydası var? Bizim asıl istediğimiz şey, kelimeyi bilgisayarın oluşturması değil, verilen bir kelimenin yapısını bilgisayarın bulması ve bize yanlış olup olmadığını söylemesi! Evet, öyle. Ama, kelime oluşturma kurallarını belirledikten sonra, verilen herhangi bir kelimenin yapısı bulmak (ve, dolayısıyla, yanlış olup olmadığını da belirlemek) artık, esasen, bir çocuk oyuncağıdır. O safhada artık sizin veri, yöntem vs vermenize gerek yoktur. O işi bilgisayara yaptırtmak için sadece yazılımcıların uğraşması sözkonusu olacak –ve onlar da pek fazla uğraşacak değiller aslında. Bütün yapmaları gereken şey, kelime oluşturma (kelime sentezi) prosesini tersine çevirmek ve kelimenin yapısını belirlemek (kelime analizi) olacak. Hiç de zor değil. Bu arada, 'Şiir yazmak günüdür bugün' diye başladık, nereden nereye geldik.. Şiir yarım kalmış gibi görünüyor.. Olsun, onu da bu çalışma bitince birisi tamamlar artık.. :) Kalbi sevgi ve saygılarımla....

0 person liked.
0 person did not like.
avukat7: Her solcu şiiri yayınlandığında ağzından salyalar akarak kin kusan zat tarafsız yorum yapıyormuş amacı şiirmiş güleyim bari

0 person liked.
0 person did not like.
Bu şiir hakkında yazılmış 37 adet yorumu okumak için tıklayınız.
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Cevat Turan
Gözde Hatiboğlu
Ahmet Köse
Hüseyin Kalyan
İbrahim Başar
Hediye Şahin
Fatma Akar
Nilgün Akçay
 Bu Şiirimizi Okudunuz mu?
Merdiven (Ahmet Haşim)
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Ben Senden Önce Ölmek İsterim...  (Nazım Hikmet Ran)
10  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
 Günün Şiiri
Eleni’nin Elleri (İlhan Berk)
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: Mescid-i Aksa Şiiri - Mehmet Akif İnan

Antoloji.com
30.08.2014 21:15:53  #.234#
[20584]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#20584 ##4075