Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

MALZEME Konulu Şiirler - malzeme Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "malzeme" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "malzeme" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. malzeme Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

313  

İCTİHAT PENCERESİ..

İCTİHAT PENCERESİ KAPALIMI?


İslam’ın evrensel misyonunu çağlara taşıyan yegane menbağ içtihattır. Allah insanın yaşamının genel çerçevesini çizmiş bunun dışındaki zamana ve zemine müteallik spesifik konuları ise bu temel hükümlere bağlı kalmak koşuluyla insan aklına bırakmıştır.Bu Allah’ın insana merhameti ve tanıdığı fikri özgürlüğünün bir göstergesidir. Bkz. Maide101-102 İslam’ın temel prensibi olan ‘Eşyada asıl olan mubahlıktır.’düsturu Allah’ın insan cinsi için sağladığı yaşam kolaylığını ve şartlara,zamana ve zemine göre hareket edebilme kabiliyetini sağlamışken bu akışın durması ise İslam’ın canlılığını ve dinamizmini yok etmiştir.Aklın yerini taklidin ve dogmanın alması,asıl ile füru olanın birbirine karışması skolastik bir Ortodoks İslam’ının doğmasını sağlamıştır bu zamanla İslam’ın bir yönetim biçimi olarak yerini seküler hukuka bırakmasına da zemin hazırlamış İslam-i bir hayat nizamı olmaktan çıkarmış bireysel bir mistik inanış haline getirmiştir. Bahsetmiş olduğumuz bu süreci hazırlayan sebepler siyasi,tarihi ve sosyal olup bu süreç uzun bir zaman serüveninde ortaya çıkmıştır. Başta şuraya dayalı yönetim biçiminin saltanatla birlikte ortadan kaldırılması,dini hassasiyetin yerini soy sop ve asabiyet anlayışının alması bu olumsuz durumun başlangıç sebebidir,akabinde uzun süren iç çekişmeler ve çatışmalarda sahabe ve tabinin ileri gelenlerinin ölmesi,uzun süren fikri ayrılık ve hizipleşmenin oluşturduğu mezhepleşme kavgaları ve oluşan tarafgirlik ve taassup atmosferi, Ehli Beyte ve onlardan tarafa duranlara uygulanan baskı tecrit ve dışlamaya karşın bir kısım tarafgir ilim ehlinin iktidardan yana oluşturduğu fikri atmosfer ve resmi din anlayışının dayatılması,sünnet fikri yerine daraltılmış hadis anlayışının ve resmi fıkıh anlayışının siyasi otorite tarafından dayatılması,farklı fikirlerin resmi din kurumlarınca sapıklıkla itham edilmesi ve bir çok ilim adamının sürgün ve idam edilişi temel siyasi etmenlerdir.Tercüme faaliyetleriyle birlikte farklı kültürlerin İslam’a girmesi, baskı ortamından bıkan halkın ilmi faaliyet yerine zahitliği ve münzevi hayatı tercih etmesi,zamanla felsefi tasavvufla birlikte doğru din algılama biçiminin bulanması ve bu kültürle birlikte İslam’a giren münzevi yaşam biçiminin din zannedilmesi ve İlmin ihmali bu ortamı hazırlayan sosyal sebeplerden sayılabilir.Batınilik ve diğer sapık fikir akımlarının cahil bırakılmış halk üzerinde etkili oluşu ve buna karşı resmi mezhep oluşturma tavrı ve İçtihadın bu resmi mezhep çerçevesinde oluşturulmaya çalışılması,halk için taklidin özendirilmesi ve bunun formüle edilmesi bu arada resmi görüşe uymayan bütün görüşlerin reddedilmesi ve kısıtlanması bu olumsuzluğun ilmi sebeplerinden sayılabilir.Bu ifade ettiğimiz sözleri ne kadarda kötü niyetli kimseler gelenek düşmanlığı olarak lanse etmeye çabalasa da biz esasen bu dönemlerde müctehit ve müceddit ulamanın gayretlerini ve ortaya koydukları güzel eserleri hayırla yad ediyoruz,bizim problemimiz kitabi kültürle değil piyasa kültürüyledir.’ Kara Kablı Kitap’ olarak fıkralara dahi konu olan bu kitap sırf taklidi ve cehaleti öğütleyen ve El cevap caizdir el cevap caiz değildir ifadeleriyle dolu ümmeti aptal ve koyun yerine koyan kültürle alakalıdır bizim isyanımız.Tarihte hiçbir selef alimi ben mutlak hakikat sahibiyim beni taklit edin beni ve benim gibileri taklit etmeyenler yoldan çıkar dememiştir.Bilakis onlar bunun tersini söylemişler bir çok alim taklidi imanı en azından caiz görmemiştir,bu alimler içinde taklidi geçersiz sayanlarda vardır,Kuranda atalar dini olarak zemmedilen ve alim ve ruhbanları ilahlaştırmakla eş görülen taassup maalesef bu gün dahi bir kısım insanlar tarafından sağlam Müslümanlık ve alimlere vefa olarak lanse ediliyor.Bkz.Tevbe31 oysa bakın İmam Gazzali İhya’sında ‘Taklit yolu ile mezhebe bağlanarak inceleme yapmadan yalnız duyduğuna inanmak sureti ile körü körüne orada donup kalmak,böyle bir kişinin müşahedesi hissine bağlanmış olur şayet kendisine bir ışık deliği açılırda inancının aksine bir gerçeğe ulaşırsa hemen taklit şeytanı ona saldırarak ’ecdadının inancına uymayan bu gibi şeyleri nasıl hatırına getiriyorsun der.’ Diyerek geçmiş ulemanın da taklide hoş bakmadığına bir numune teşkil eder.Bkz.İhya Ulumu-d Din s. 804 -807
........... devamı >>
 
Yusuf Aygun
    
    
    

314  

ÖZÜRLÜLERDİR ARAMIZDA OLDUKLARI VE OLMADIKLARIYLA…

Konu olarak: ‘’’Bence bu konu yıllardır istismar edildi. Bu konu kişisel hak ve özgürlükler zemininde kendiliğinden ve kalıcı olarak çözülür.

Hiç kimsenin başı açılmaya veya kapanmaya zorlanmamalıdır. Buna kişinin kendisi hür iradesi ile karar verebilmelidir. Kişinin tercihi ne olursa olsun saygılı davranmalıdır. Eğer biz kendimiz saygı görmek istiyorsak önce biz başkasına saygılı davranmalıyız ki, bize de saygılı davranılmasını beklemeye hakkımız olsun.
........... devamı >>
 
Sevinç Kavuk
    
    

315  

.ÇIKAMIYORUM

Durur durur, akla mesaj gönderir
Gönül ile başa çıkamıyorum.
Aklım, düşüncenin içinde erir
Düştüğüm girdaptan çıkamıyorum.

Özgürlük hapsettim sur duvarlara
Gözümü kapattım, ilkbaharlara
Kendimi savursam yardan yarlara
Dört duvar içinden çıkamıyorum.

Seni görsem, kaçmak istiyorum ben
Görmesem, yaklaşmak istiyorum ben
Gizlemek ve açmak istiyorum ben
Bu işin içinden çıkamıyorum.

Aşk, karlı dağların doruklarında
Aşıkların güçlü soluklarında
Kabe’nin altından oluklarında
Bu yollar yokuşlu, çıkamıyorum.
........... devamı >>
 
Onur Bilge
    
    
    

316  

RECABARREN İÇİN

(I)

Dünya, dünyanın metali, o yoğun
güzellik, mızrak, lamba ya da yüzük
olacak demir dolu barış,
saf irin, zamanın
satınalma gücü, çıplak toprak için
hekimlik sanatı.

Mineral batmış ve gömülmüş
bir yıldız gibiydi.
Gezegenin nabızatışları altına saklandı
ışık gram gram.
Kalın harmani, balçık ve kum
örttü senin yarıküreni.

Ne ki sevdim senin tuzunu, yüzeyini.
Senin ağır yağmurunu, gözkapağını senin, görünümünü.
........... devamı >>
 
İsmail Aksoy
    
    

317  

GÜMÜŞ VE HACIKÖY; GÜMÜŞHACIKÖY

Seyahatlerin belki de en önemli safhası, oraya gidiş yolculuğudur. Yolculukta yaşanan detayların yarattığı atmosfer üzerine devam eder geziniz çünkü. Beni Gümüşhacıköy’e götüren otobüsün camına başımı dayamış dışarıyı seyrederken bu ayrıntıyı düşünüyordum. Dışarıda birbiri peşi sıra değişen renklerin sarhoşluğuna pirinç tarlaları içinde kıvrımlanan Kızılırmak görüntüleri ekleniyordu. Varacağım yere dair düşünceler şekillenmeye başladı zihnimde.
........... devamı >>
 
Aynur Uluç
    
    
    

318  

ŞAİRLERE DAİR (ALINTI)

Zerdüşt havarilerinden birine şöyle diyordu: 'Bedeni daha iyi tanıyalı beri ruhun bence ehemmiyeti kalmadı. Ve ''ebedi'' denen her şey bir sembolden ibaret.' Havari cevap verdi: 'Evvelce de böyle bir şey söylemiştin. Fakat şairler çok yalan söylerler diye ilave etmiştin. Bunu neden demiştin.' Zerdüşt, 'neden diye soruyorsun' dedi. 'Ben o adamlardanım ki onlara neden diye sual sorulmaz. Ben bunları henüz dün mü yaşadım. Fikirlerimin sebeplerini yaşayalı beri hayli zaman geçti. Eğer sebeplerimi de yanımda taşımam gerekseydi benim bir hafıza ambarı olmam lazım değil miydi? Fikirlerimi kendim için saklamam bile bana fazla geliyor. Ve nice kuşlar uçup gidiyorlar. Bazen güvercinliğime yabancı ve elimle dokunduğum zaman titreyen bir kuşun sığındığını görürüm. Fakat Zerdüşt sana bir zaman ne diyordu? Şairlerin çok yalan söylediğini mi? Fakat Zerdüşt de bir şairdir. Onun bu işte hakikati söylediğine inanıyor musun? Neden inanıyorsun? 'Havari cevap verdi: 'Ben Zerdüşt''e inanırım.' Zerdüşt başını salladı ve gülümsedi. 'İnanman, hele bana inanman, beni mesut etmez. Fakat birisi ciddiyetle, şairler çok yalan söylerler diyorsa haklıdır. Biz çok yalan söyleriz. Biz pek az şey biliriz. Ve güç öğreniriz. Onun için yalan söylemeye mecburuz. Biz şairlerden, şarabını tağşiş etmeyen kim var? Kilerimizde nice zehirli karıştırmalar yaptık. Tarif edilmez nice işler yaptık. Çok az şey bildiğimiz için ruhça züğürt olanlar hoşumuza gider. Hele kadınlar! Hatta ihtiyar kadınların akşamları anlattıkları masallara bile hasret duyarız. Ve kendimizce buna 'ebedi karanlık' deriz. Sanki hususi ve mahrem bir kapı varmış da öğrenmek isteyenlere oradan bilgi dağıtılıyormuş gibi, halka ve onun vecizelerine inanırız. Çayırda veya münzevi tepelerde yatıp kulaklarını diken herkesin gökle yer arasındaki şeylerin bazılarına agâh olabileceğine bütün şairler inanır. Ve şairler kendilerine ermin heyecanlar gelince bizzat tabiatın kendilerine âşık olduğunu ve tabiatın kulaklarına gizlice okşayıcı sözler fısıldadığını duyarlar ve faniler önünde bununla göğüs kabartırlar. Ah yerle gök arasında o kadar çok şey var ki bunları ancak şairler tahayyül edebilir. Hele tanrı hakkında. Çünkü bütün ilahlar şair sembolleri ve şair uydurmalarıdır. Gerçekten, daima göklere yeni bulutların âlemine yükseliriz bu bulutların üstüne alaca körüklerimizi kurarız. Ve sonra onlara tanrılar ve üst insanlar deriz. Onlar ancak bu iskemlelere oturabilecek kadar yufkadırlar. Bütün o şairler ve üst insanlar! Ah, olağanüstü bir şeymiş gibi görünmek isteyen bütün bu acizlerden ne bıkkınım! Ah bütün şairlerde ne bezginim. 'Zerdüşt böyle deyince çömezi ona kızdı. Fakat sustu. Zerdüşt de sustu. Ve gözleri sanki çok uzaklara bakıyormuş gibi içine yöneldi. Nihayet içini çekti ve nefes aldı. Ve şöyle dedi: 'Ben bugünün ve dünün eseriyim. Fakat içimde bir şey var ki, yarının, yarından sonranın ve daha uzak bir istikbalindir. Ben eski ve yeni şairlerden bezginim. Bence hepsi sathidirler. Ve sığ sulardır. Derinlere dalamamışlardır. Onun için duyguları dibe nüfuz edememiştir. Biraz şehvet, biraz can sıkıntısı. Onların en çok düşündüğü bu idi. Onların saz tıngırtıları bir hayaletin hışırtılarıdır. Seslerin içliliğinden ne anlıyorlardı? Onlar temiz de değillerdi. Derin görünsün diye bütün sularını bulandırmışlardır. Ve böylelikle barıştırıcı görünmek istediler. Fakat bence aracı, karıştırıcıdırlar. Yarım ve pistirler. Ah, ben ağımı onların denizlerine daldırdım ve balık avlamak istedim. Fakat daima eski bir tanrının başını çektim. Böylece deniz ancak bir taş vermiş oldu. Bizzat onlar da denizden gelmiş olabilirler. Tabii içlerinde inci vardır. Fakat kabuklu hayvanlara o nispette benzerler. Ve kendilerinde ruh yerine ekseriya tuzlu bir sümük buldum. Onlar denizden gurur da öğrenmişlerdir. Deniz tavus kuşlarının en güzeli değil mi? Tavus en çirkin bir manda karşısında bile kuyruğunu açar gümüşten ve ipekten kanatlarından hiç bıkkınlık göstermez. Manda hayretle bunu seyreder. Ruhunda kuma yakın, sazlıklara daha yakın, batağa en yakın olarak. Mandaya güzellikten, denizden ve tavus süsünden ne? Şairlere bu sembolü söylerim. Gerçekten, onların ruhları tavusların tavusudur ve bir kibir denizidir. Şairin ruhu seyirci ister. İsterse seyirci manda olsun. Fakat ben, bu ruhtan bezdim. Ve görüyorum ki o da kendinden bezecek. Ben şairleri değişmiş ve bakışları kendilerine yönelmiş görüyorum. Ruh tövbekârlığının geldiğini görüyorum. Bunlar onlardan meydana gelmiştir. Zerdüşt böyle dedi.
........... devamı >>
 
Osman Karahasanoğlu
    
    

319  

TEHLİKELİ YAŞAMIN DİLSEL DURUMU

Tehlikeli Yaşamın Dilsel Durumu

Ali Abdolrezaei nin şiirin anlamlandırma

Saeed Ahmadzadeh Ardabili



Ali Abdolrezaei nin şiiri tehlikeli yaşamın dilsel durumudur. Bu şiirin en sonunda kelimeye dayandığı bir kan ve anlayış var. O iktidar dilinin tahakkümünden kurtararak kendinde doğrulanan bir olguyu durumuna getirir.Verili gerçekliği paranteze alır, yapıştırılmış anlamlardan soyar, yeniden anlamlandırır. Bu, dünyayı (eşyayı, insanı, olguyu, süreci, tarihi) anlama/ anlamlandırma ve oradan varoluşu dayanılır bakımından en ileri insanî eylemlilik olduğunu söylemek bile fazla.
Abdolrezaei nin anlamlandırma sürecinde elindeki biricik malzeme Dil’ dir. İktidarı önce dil dizgesinde bozar. Tebliğ eden değil, anlamaya çalışan bir epistemolojik süreçtir bu. Dildeki gösterge düzeneğini tahrip etmek üzere sözcük ilişkilerini yeniden kurar, imge olanağıyla gerçeklediği bağlılaşık alamında yeni bir bilgibiçimi oluşturur. Bütün şiirsel öğeleri bunun için eşgüdümle örgütler, biçimler ve dili kendi mülkiyetine alır.
........... devamı >>
 
Ali Abdolrezaei
    
    

320  

PARADOKS/PARADOKSLAR ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ



Durun! Kaçmayın hemen.Başlığa bakıp da ne sandınız? Size, ne kaynakların sınırlılığı ile tüketim toplumunun israfı ve -bu arada da -açlıktan cartayı çekmekte olan milyonlardan bahsedeceğim,ne de yeryüzünde cennet’i kurmak adına yola çıkıp da salt kendi cennetlerini yaratan nomenklatura’dan.Hatta ve de hatta milliyetçilik naraları atarken emperyalizmi içselleştirdiklerinin,meşrulaştırdıklarının ayırdında bile olmayanlardan da bahis yok,bu yazıda.Hayır, yanıldınız işte,ne elitist Türk aydınını içsel çelişkileri var bu yazıda,ne de kemalizm’in trajedisi.Teslim oldunuz mu sonunda?
........... devamı >>
 
İbrahim Balcı
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


11.10.2008 13:17:07

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim