Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

KARSILASMAK Konulu Şiirler - karsilasmak Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "karsilasmak" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "karsilasmak" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. karsilasmak Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

153  

OKUR ÖLÜ BİR ŞEYDİR!

YAZI NEREDE


“Sayın yazar,
bu mektubu size olan hayranlığımdan değil, yalnızca sizin kıt hayâl gücünüzün ve cılız yaratıcılığınızın bende uyandırdığı acıma duygusuyla yazıyorum. Hiç bir şaşırtıcılığı olmayacak kadar gerçeğe benzeyen yazılarınızda, okur asla daha önce okumadığı bir şey bulmuyor.


Bu mektup size, insanların gözlerine doğal olarak pek görünmeyen yeteneklerinizi parlatma şansı sunuyor, tabi gerçekten bir yerlerde bu tür gizli yetenekleriniz varsa. Size şu an da sunmakta olduğum malzemeden iyi bir hikâye oluşturmak için gerçekten bir dahi olmaya gerek olmadığını söylersem, lütfen bana inanın. Şimdi soracaksınız: O halde neden ben? İlk neden, birisinin bana adresinizi vermiş olması. İkinci nedense, gerçekten değerli olan bütün yazarların postacıların pek uğramadığı toprağın yedi kat dibinde istirahat etmeleri.”
........... devamı >>
 
Aydın Şimşek
    
    
    

154  

BİR KÜ-ÇÜ-CÜK AS-LAN-CIK VAR-MIŞ

Hayvanlar en eski edebiyatın içindeydiler, çok uzakta değildiler zaten: Aisopos hikâyecikleriyle insanlık durumlarına ilişkin metaforlar için zengin bir kaynak sundular. Ama Batı dünyası, sözgelimi Çin uygarlığından veya Hindulardan farklı olarak insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi 'dostluk' ile 'ahlâki kayıtsızlık' arasında uzanan bir yelpaze üzerine dağıttı. En üst düzeyde 'hayvani' tema, Mezopotamya'dan beri gelişen, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta ön plana çıkan bir 'çoban ile sürü' teması oldu. Tuhaf kriterlere dayanılarak (çift tırnaklı olmak, yarık dudaklı olmamak vesaire) hangi hayvanın yenebileceği, hangilerinin mekruh oldukları tayin edildi. Ama her durumda, bitkilere ve hayvanlara revâ görülen muamele, uygarlıklar düzleminden bakıldığında, insanlar arasındaki ilişkilerin de kriteridir. Öyleyse edebiyatın da...
........... devamı >>
 
Berzan
    
    

155  

İLAN-I VEDA...! ! ! ! ! !

Saldım Seni Denizlere;

Nasıl başlayacağımı bilmeden geçtim ekran karşısına, ipin hangi ucundan tutulur bilmem böyle zamanlarda. Hisleri yazıya dökmek hiç bu kadar zor gelmemişti bana ve hiç bu kadar anlamsız bir hayatım olmamıştı son zamanlar... Yanlış zamanları yaşamak ne zor; içimdeki seni bile koruyamadım bak... Kendimi sorguladığım bir vakitti, bana gönderdiklerini okuduğum an... Her bir sevgi sözcüğünden, bir kolye yaptım kendime; hiç çıkarmamak adına ve yüzlerce kolyem var boynumda senden armağan, avuçlarıma doldurduğum gülüşlerinse hala sıcacık; kaybetmek korkutuyor beni: Çünkü bir umuttu bana gülüşlerin; karanlığın ortasına açılan bir ışık, çıkmazlardaysa bir kapı.
........... devamı >>
 
Gülay Morgül
    
    
    

156  

KAR TUTAN DALLARI SİLKELEMEK

20 - 24 Şubat- 2008 tarihleri arasında, ikincisi yapılan “Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri- 2” ye davet edildiğimizde Ada dergisi olarak “evet, geliyoruz “ dedik.
Ayrıca bireysel olarak çağrıldığım şiir dinletisindeki görevim dolayısıyla daha bir sorumlu hissettim kendimi bu yolculuk için.

Türkiye genelinde birden bastıran soğuğun ve gitmeden üç gün öncesi akşamdan başlayan rüzgâr ve karın ulaşıma etki edebileceği gerçeğiyle endişelensek de ne soğuk ne kar boran durdurabilirdi bizi ama kızımın yola çıkmadan bir gün öncesinde ani rahatsızlığı boynumu büktü açıkçası. Bu konuda en büyük desteği her zamanki gibi yine eşimden aldım. “Olur böyle şeyler. Arkada insan yok mu, gözün arkada kalmasın sen git! ” bu sözü benim için çok önemliydi ve doktora gitmemiz ilaçlara başlamamız ve kızımın geceyi sakin bir şekilde geçirmesi… Yola çıkacağım gün, havanın güzel olması da içimin yine kıpır kıpır olmasına yetmişti. Hazırlıkları tamamlayıp havaalanına doğru giderken iki gün içinde an an değişen havanın ve durumların insanın iç dünyasındaki iniş çıkışlara benzediğini düşündüm. Neticede her şey olacağına varıyordu işte. Dostlarla bir arada olacağımız birkaç günün sevinciyle uçağa bindim.. Küçük bavulumu bagaja vermedim. Yanıma aldım, onu üst bölümdeki yerine yerleştirdim. Koltuğa oturdum. Gittiğim gibi son provalarını yapacağımız ve saat dört civarında gerçekleşecek dinletimiz için elimdeki kâğıtlardaki şiirlere göz gezdirdim. Bir zaman sonra hostesin anonsu hepimizi heyecanlandırdı. Bir yolcu fenalaşmıştı ve doktor olup olmadığını soruyordu. Hemen bir önümdeki sağ taraftaki koltuklardan orta yaşlarda bir bayan kalktı, elindeki kitabı koltuğun üstüne bıraktı ve hastanın yanına gitti. Hastanın tansiyonu ölçüldü, aralarında konuşma geçti. Ve sakin bir şekilde yerine tekrar oturdu doktor hanım. Demek önemli bir şey yoktu. Herkes kendine dönmüştü yine. Gözlerimi kapattım. Yollar ve yolculuklara dair ne çok şey vardı belleğimde. Hepsini tek tek düşündüm. En mutlu edenini, en hüzünlü kılanı, en kırgın bırakanı, en çılgın olanı, en romantik, en bitmek bilmeyenini, çabuk bitenini… Çabuk biteni en kısa zaman içinde en uzun zaman geçişiydi. İnsan ömrünün çoğu yollarda geçiyordu. Bu kesindi ve bana göre insan kendini yolculuklarda buluyordu. Uçağın alçalmaya başladığını anons eden hostesin sesiyle gözlerimi açtım. Yanımdaki iki beyin volümü yüksek seslerini daha yeni yeni duyuyordum. Düşünceler yükselirken bazen en hafif ses bile rahatsızlık verir, bazen çok seste bile sessizliği yakalayabilir insan.
........... devamı >>
 
Ayşe Keskin
    
    

157  

DİLİNDE AŞK VARDI YÜREĞİNDE İHANET BÖLÜM - 11

ONBİRİNCİ BÖLÜM

İkinci bir şans tanı bana sevda çiçeğim.

Dışarısı soğuk olmasına rağmen içerisi sıcacıktı. Orta yaşlı adam, iki odanın da kapısını açmıştı. Ne yaparsa yapsın bedeni ısınsa da uzun zamandır ruhunu ısıtamıyordu. Daima üşümeye mahkumdu. Belki de bunu hak etmişti. Dışarıdaki soğuk hava yüreğini de don-duruyordu. Sobanın üzerindeki çaydanlık fokur, fokur kaynıyor. Masayı şark odasına almayı düşündü. Aklı yatmayınca vazgeçti. Odaya sehpayı koydu.Büyük tepsiyi de sehpanın üzerine yerleştirdi. Gözü duvardaki resme takıldı. Daha yakınına gelerek dikkatli, dikkatli baktı.Veda’m diye geçirdi içinden. Bu çekilen hasretlik onu yavaş, yavaş eritiyordu. Misafirleri gelecekti. Kendini toparladı, odadan çıkıp kapıya yakın bir yere san-dalyesini çekip oturdu. Yapacak başka bir işi kalma-mıştı. Bu akşam kısmet olursa, Kasabanın ilkokulunun müdürü Cemil beyle tanışacak Kasabaya tayini çıkalı bir ayı geçmişti ama bu güne kadar tanışmak kısmet olmamıştı. Kapının çalınması ile irkildi. Yine dalıp gitmişti. Yerinden kımıldandı. Aceleyle kapıyı açtı. Misafirlerle beraber Soğuk hava da odayı doldurdu.
........... devamı >>
 
Tuğrul Pekel
    
    
    

158  

HİKAYE (KEMANCI)

HİKAYE

Adam kafede gördüğü kadının, sanki yıllarca tanıyormuş gibi yanına sokularak,özür dilerim hanımefendi sizin masanızda oturabilir miyim diyerek kuruluverdi sandalyeye,kadın önce afalladı ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.tam hayır diyecekken adam söze başladı..kusura bakmayın sizi rahatsız ettiğimin farkındayım beni biraz dinlerseniz sessizce çekip gideceğim,anlatacaklarım var mutlaka dinlemelisiniz..kadın şaşırdığı kadar merak ve endişe ile bu esrarengiz adamı anlamaya çalışıyordu,etrafına baktı kendisini izleyen var mıydı, tek başına oturan kadına asılan bir adam gibimi görüyorlardı karşısındakini yoksa arkadaşımı yanına gelmişti,göz ucuyla masaları süzdü bir hareketlilik gözlenmiyordu,rahatladı ve buyrun sizi dinliyorum yalnız zamanım çok az,alışık olmadığım bir sohbet olacak umarım bende bıraktığı korku ve heyecanı alacak kadar önemlidir..
........... devamı >>
 
Tayfun Bulut
    
    

159  

AY YILDIZ VE ÜÇ ASLAN'IN ADINDA; BİR FUTBOL ÖZELEŞTİRİSEL

Yaşadığını bilen yaşamayı seçer.

-
i. boyut1 protest müslüm

Mavi kar yağıyor doğal pembe çimlere Ve Stuart yine sahnede. Kah Man. City Kah Hotspur; inceden bir düzen, yumuşak, pamuk oyun stili uymuş hakemine de.
Sarı kartlar birbirini kovalasa da en son bir tane kırmızı çıkacak maçın sonunda; sanki tüm sarı kartlar Tümer Metin’eydi:Asla bir kırmızı kart çıkartamadı Phil Dowd koşmak için gol koklayanlara. O hızlı hızlı konuşması ve ağzını açıp kapayışları ile dişleri ayrık birbirinden, A.B.D.’deki İngiliz komutanlarını anımsattı ne yalan söyleyeyim, Kurtuluş savaşı günlerindeki -Music’in videosunda coşup eğlenişinden önce Madonna’nın; arabada, arka kabinde- hani perukalı kırmızı urbalılar, ne var ki hiç benzemedi hızlı yayışı kelimeleri ağzın, Teksas rodeosu country yanık lehçesine. Oldukça dinamik koşuşu gibi zihni de –ki zor ola denlisinden bu kıta avrupasında- ve neden belirtiyor sarı kart gösterdiklerine ya da göstereceklerini algılamış bile, uyarıyor ve dakikalarca sebep anlatıyor. Şeker bir herif, Stu yumruğu gibi. Bir boğa kafatası, ama aklı gibi hisleri –Wayne Rooney’in cep telefonundaki foto şipşakta, hızından belirsizleşmesi. Beyinsiz olamaz ikisini dengeleyebilen. Ve Pearce yumruğunu kaldırıyor ulusal teknik direktörlüğe göz kırpış az anlayan için derinlerden. Yükseklere çıkardı Man. City’i, bu daha o penaltı kaçırdığı maçta belliydi. Yedi kendini ve sonraki maçta kaçırmadı. Geçerlediğinde bu sefer penaltıyı yumruğu havada, böğüren ağız ses tellerinde; Phil Dowd sahnede, gülen çehre kararlılıkta. Bireysel çıkında, sanki bir değerler gizli; Shearer’e patentlenişine bu benziyor, onun gol attığında sevincine el kaldırışı: Real’li Brezilyalılar fazlasıyla yere
........... devamı >>
 
Akın Akça
    
    

160  

KARAR 1

KARAR 22 Ağustos 2008

(Bu gün; yeni bir hayata merhaba demenin,sevinci ve mutluluğu parlıyordu Dilruba'nın gözlerinde)
Yıllar sonra ilk kez umutluydu ve güveniyordu yarınlara, Merhaba demişti hayata, merhaba! .
.

Yıl 1987.Evde huzursuzluk diz boyu. Dilruba'nın 14 yaşındaki kardeşi, Metin evden ayrılmış, hayatına bir çiftlikte şoför olarak, devam ediyordu.
Dilruba buna çok içerliyor fakat elinden de bir şey gelmiyordu. Ağabeyi evden ayrılalı bir kaç yıl olmuştu. Babasıyla arası yoktu ve eve gelmesi yasaktı Dilruba ve annesi ağabeyini gizli, gizli eve alıyor karnını doyuruyor, Çamaşırlarını yıkıyor ve biraz hasret giderdikten sonra ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Ağabey Muharrem henüz 19 yaşındaydı ve 16 yaşından beri sokaklarda yaşıyordu.
........... devamı >>
 
Emine Genç
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 19:23:01

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim