Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

KAGNI Konulu Şiirler - kagni Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "kagni" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "kagni" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. kagni Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

305  

TAHİR GÖNGÖR'ÜN SERGİSİ

FARKLI BİR SERGİ ÖRNEĞİ

Antalya’da, Tahir Güngör’ün 12- 18 Mayıs tarihleri arasında, Ansan Sergi Salonunda açmış olduğu serginin, klasikleşmiş sergi kavramlarını alt-üst eden özelliklerini fark etmemek olanaksızdı. Gördüm ki bu sergi, sanatsal ve estetik veya her hangi bir alanda bir değer ifade eden her şeyin sergilenebileceğine ve hatta farklı değerlerin, birbiri ile uyum içinde bir arada sunumuyla, farklı ve ilginç sergiler yaratılabileceğine çok güzel bir örnek oluşturmuş. Öyle ki kapıdan girer girmez kendinizi, beklediğinizin ötesinde bir çeşitlilik, bir zenginlik ve çok sesliliğin ortasında buluyorsunuz.
........... devamı >>
 
Nazmi Öner
    
    
    

306  

İLGİNÇ ATASÖZLERİ

- Yazılarınızda gerekebilir düşüncesiyle....-


. Ağa güçlü olunca, kul suçlu olur.
. Adam kıtlığında keçiye “Abdurrahman Çelebi” derler.
· Adam sandık eşeği, çifte serdik döşeği.
· Adımız kasap ama, evimizin et yüzü gördüğü yok.
· Afyonun keyfini tiryakiden sormalı.
· Ağzı büyük olana, kepçe kaşık gibi gelir.
· Akça(Para) , akıl; don, yürüyüş öğretir.
· “ A kız! Kocan ne çirkin! ”
-“Olsun! Babamın evinde o da yoktu. “
· Ağızla pilâv pişmez, yağla pirinç gerek.
· Aklını eşeğe verme; çeker, arpa tarlasına gider.
· Alacağın bir fitil, pamuğun batmanını sorarsın.
........... devamı >>
 
Kâmuran Esen
    
    

307  

ÇARESİZLİK DUVARININ ÖNÜNDE,YOL AYRIMLARINDA,KENDİNİ YALNIZLIĞA BÜYÜTEREK,BAZEN OĞULLAR ANALARINI DOĞURUR HAYATA

Çaresizlik Duvarının Önünde,Yol Ayrımlarında,Kendini Yalnızlığa Büyüterek,Bazen Oğullar Analarını Doğurur Hayata



Yalnızlık
Korunaklı hayatınızda eğlencesiz kalmanın verdiği boşluktu çoğu zaman..
Birileri olur yaşamınızda hep.Onlarla en başta kendinizi paylaşırsınız.Siz anlatırsınız,’ben’ diye başlayan cümlelerle,onlar da aynını yapar.Ortak,bir yerde buluşan sorunlarınız olur.Sevmedikleriniz olur,ortak.Sevdikleriniz olur.Çevre,dediğimiz şey işte.Bazen,akrabalarla olan sorunları konuşur,bazen en çok sıkıntı veren derdinizi paylaşırsınız.Çocuklarınızın,eşinizin veya sevgilinizin sizde yarattığı sıkıntıları.Kutlamalara gidersiniz,hatır gönül bilirsiniz karşılıklı.Dersiniz ki,”beni en çok falanca anlıyor”.Dersiniz ki,”onunla iyi anlaşıyoruz”.Karşılıklı rahatlarsınız.Bir tür dayanışmadır bu.Ne zaman sıkılsanız,yalnızlık duysanız,onu ararsınız.
........... devamı >>
 
Adnan Durmaz
    
    
    

308  

AGOP EFENDİNİN HİKAYESİ

Atılım gazetenin
okuyucu köşesinde
bir mektup okudum
geçenlerde
Okur
dört kişilik
sarhoş muhabbetinde..
Dört esnaf Yedikuleden
geçmişler kendilerinden.
Alkolün de etkisiyle
paylaşıyorlar büyük sırlarını
bizimkiyle.
Bu dört kişi
6-7 Eylül karanlık günleri
kıyıyorlar
bir Rum ailenin canına
gelecek ganimet uğruna.
O zamanlar
Kayıkçı biri
diğerleri hakkında
mektupta yok bir bilgi
Ama paylaşıp ganimeti
esnaf oluyor hepsi.
Okuduktan sonra bu haberi
Rum ailenin acı kaderi
boğazıma bir yumruk gibi oturdu
Kafamın içinde
sayısız sorular
döndü durdu..
Mesela
çatladım meraktan
........... devamı >>
 
Mehmet Akif Han
    
    

309  

BİR HAYALLİK BOŞLUK YOK

Karşıma oturdun,ellerini çenene yaslayıp en güzel rüyanı uzaktan izler gibi gözlerime bakıyordun,on beş gün kaldı diyordun son on beş gün düğünümüze.Dakikalarca gözlerini ayırmadan,elinden tutulup parka oyun oynamaya götürülmüş çocuk edasında kayboldun yüzümün bahçelerinde.Elini uzatıp sıkıca tuttuğun bileğimden ansızın sarsıp 'yoksa beni dinlemiyor musun sen? ' deyince irkildim.Hafif bir tebessümle kanat çırptım yüreğinde.Az önce sıkıca kavradığın bileğimden çözülen elin akmaya başladı parmaklarımın üstüne.Seni izliyordum; tüm parmaklarımı ilk defa farketmiş gibi adımlayıp bir tanesinin üstünde bayrak dikmeye hazırlanan bir keşifçi gibi duruşunu ve yüzünü yüzüme yansıtışını seyrediyordum.Bir kaç cümle daha düştü dudaklarından:'Bu parmağına takmanı istiyorum yüzüğü çünkü bu parmak bağlamıştı bizi birbirimize.'Yeniden başlıyordu o düşsel hikaye,uyumaya hazır bir bebeğe okunan masallar gibi en başından.Bir pazar akşamı Kadıköyün sarı dolmuşları.Benden bir durak önce binmiştin.Nasıl da yorgundum,bir daha alışverişe gitmek mi tövbe diyordum.Bütün dolmuşlar dolu dolu geliyor,her gördüğüm tıka basa dolmuş beni biraz daha sinirlendiriyordu ve senin içinde olduğundolmuş durdu hemen önümde.O da doluydu,içimden şoföre'Sanki boş yer var,kucak kucağa mı gideceğiz,ne vurdumduymaz insanlar var' diye geçirirken dolmuştan biri indi,utandım içimden geçenlerden.Yanına oturdum,elimdeki poşetleri sıkıştırmak için çabalarken elini uzatıp yardım ettin.Teşekkür edip ufak bir tebessümle minnettarlığımı gösterirken kalbine aktı gözlerim.Utanmıştım; içimden türlü türlü hayaller geçerken'Saçmalama,bu kadar hayal varken bir hayale daha yerin yok' diyen içimdeki sesin barikatına takılmıştım.Oysa biliyordum ben gibi herkes içindeki sesin muhalifiydi ve insan ömrü boyunca gönlündeki iktidara sahip olmak isteyen,özgürlüğü esaret altına alınmış bir köle gibiydi.Çok az kalmıştı inmeme ve içimdeki o ses beni yine mağlup etmeye yaklaşmıştı.Şoföre ineceğimi söyledim ve ani bir hareketle durağa yanaştı.O sırada utangaç,sıkılgan halimi farketmiş olmalısın ki'Hanımefendi siz inin ben size poşetlerinizi uzatırım' diyen sesin darbe yaptı yüreğime.Demek ki ben utancımdan yüzümü çevirip sana bakamazken sen beni izlemiştin.İçimdeki sese nazire yapar gibi daha da keyiflendim.Dolmuş durağa yanaştı,kapı açıldı.Yüzümü sana dönerken gözlerine bakmaya korkan o köle içindeki sese muhalefet etmek,direnmek için'Haydi ne olacak? Sanki bir daha göreceksin,altı üstü bir hayal' diyordu.Bakamadım,bir hayallik bile boş yer kalmamıştı yüreğimde ama o anda anladım ki gözlerim düştü cennetine.Poşetleri bana uzattığında titreyen ellerim bana ait o poşetleri tutmakta güçlük çekiyordu ve ellerimizin arasına sıkışan o poşet...Ben çekiyordum,parmağına dolanan o poşet inatla bırakmıyordu ve şoförün'Haydi abla her durakta bu kadar beklersek' deyişi seninse şoföre dönüp'İşinize gelince tıngır mıngır kağnı gibi gidişiniz gelmeyince insanları yermek,azarlamak için kabaca tabirleriniz,birde dikiz aynasının yanına müşteri velinimetimizdir diye yazılar iliştirmeniz.Gerçekten siz neredesiniz,siz kimsiniz,bu arabayı kullanan bir şoför mü yoksa evine ekmek götürmek için çabalayan bir baba mı? Siz kimlerdensiniz,bizim gibi ekmek derdine düşenlerden mi yoksa içindeki iktidara karşı mağlubiyeti kabul etmiş muhaliflerden mi? 'Aralarında sohbet eden tüm yolcular susmuş,şoför utancından kızarmıştı.Sense hiçbir şey olmamış gibi o durakta benimle inerken'Neyse kaptan hayırlı işler' deyip şoförü daha da utandırmıştın.Şoförse utangaçlığının altında ezilmekten kurtulmak için son bir gayretle'Abi kusura bakma,malum sabahtan akşama direksiyon sallıyoruz,trafikte bir yandan,ara sıra böyle kaybediyoruz insanlığımızı' demişti.Gerçekten insanlık kaybedilir miydi yoksa bu insanın içindeki sese karşı köleliği kabul edişinin göstergesi miydi? Arkadan yükselen korna sesleriyle dolmuş bir anda hızlanıp gitti.Yüzüne bakamıyordum,yasak bir cennete düşüp kaybolmaktan,içimdeki sesin'Bir hayallik boşluk yok' deyişinin haklı çıkacağından korkuyordum.Parmağını poşetten kurtardıktan sonra poşeti bana uzatışın,gözlerimi gözkapaklarımın altına gizlerken'Ne diyeceğim şimdi,teşekkür etsem çok az,gülümseyip olayı yorumlasam gözlerinin cennetine esir düşeceğim korkusu...O sese daha güçlü muhalif olmalıydım.Başımı kaldırdım ve savaşmaya hazır bir şövalye edasıyla düştüm gözlerinin cennetine.Gördüm ki içimdeki sesin korkutucu bir oyunuydu bu,kandırıp yanıltmaya çalışmıştı beni.Ah nasıl düşünemedim savaş olur muydu hiç cennette? Çok özür dilerim beyefendi,benim yüzümden burada inmek zorunda kaldınız dememle'Hayır zatenburada inecektim' demen bir olmuştu.
'Bu parmağına takmanı istiyorum yüzüğü çünkü bu parmak bağlamıştı bizi birbirimize' derken haylaz bir çocuk edasıyla gülümsüyor ve ellerimin üstünü cimdikliyordun.'Yalan söyledin,orada inmeyecektin bunu biliyordum ama korkusuzca kaybolmak istedim cennetinde.Çünkü durağa çok kısa bir mesafe kala ineceğimi söyledim,söylemesem zaten senin onu söylemeye vaktin kalmayacak o durakta inemeyecektin,öyle değil mi? 'Haklıydı; bu sefer sıra benim o düşsel hikayemdeydi.Ellerini çenesine yaslamış gözlerimdeki bahçede kaybolurken bense kanat çırpıyordum onun yüreğinde.Üniversiteden yeni mezun olmuş hayat denilen boşluğun bir yanına tutunabilme çabasıyla mülakata çağırıldığım iş başvurusundan dönüyordum.Vaktim epeyce olduğundan Kadıköy'e yürüyüp iskeleden denizi ve martıları izleyip üstümdeki stresi hafifletmeye ve bu yürüyüşte mülakatın değerlendirmesini yapmaya karar vermiştim.Bir süre dalgın dalgın yürüdükten sonra önüme gelen ilk trafik lambalarının önünde durup yeşil ışığın yanmasını bekledim.Yeşil ışık yandığında yola henüz adımımı atmıştım ki sarı bir dolmuş ışığa aldırmadan geçmiş ve korkuyla irkilmeme sebep olmuştu.Başımı kaldırıp tekrar ışığa bakmıştım,yeşil yanıyordu doğru görmüştüm fakat insanların hayata kızgınlıklarını hayattan çıkarmak yerine neden diğer insanları yok sayıp kızgınlıklarını insanlara yüklemeye çalıştıklarına hala anlam verememiştim.Yolun karşısına geçtim,tam olarak nerede olduğumu anlamak için tabelaları incelerken dolmuş durağına takıldı gözlerim.Birden içinde bulunduğum arayış sona ermiş durakta gördüğüm kanat çırpamayacak kadar yorgun duran o meleğe takılmıştı gözlerim.O melek sendin,birşeyler yapmalıydım,yanına gelip bir iki kelime birşeyler söylesem her önüne gelene laf atan,kendini beğenmiş insanlar konumuna düşecektim ama birşeyler yapmalıydım.Bir meleğin sesinin kulaklarımdan yüreğime doğru inişini ve o inişte ruhumdaki derinliği daha da fazla hissetmeliydim.Elimdeki en büyük koz,Kadıköy dolmuşlarının on beş dakikada bir geldikleri ve yolun tek yönlü oluşuydu.Koşar adımlarla beklediğin durağın bir üst durağına doğru ilerlerken bir yandan da inşallah ben durağa varmadan boş bir dolmuş geçmez diye dua ediyordum.Çünkü bir meleğin sesinin kulaklarımdan yüreğime doğru inişini ve o inişte ruhumdaki derinliği daha da fazla hissetmek istiyordum.Durağa geleli henüz iki dakika olmuştu ki ilk dolmuş durağa yanaştı fakat içerisinde sadece bir kişilik boş yer vardı.Binmesem bir ileriki durakta sen binecektin ve ben o yorgun meleğin sesinin içimdeki derinlikte çınlayışını hissedemeyecektim.Dolmuşa bindim,iki-üç dakikalık vaktim vardı.Eğer başaramazsam bir camın ardından sade ve sadece üç-dört saniye seni görebilecek içimdeki devrimi bir başka bahara erteleyecektim.Yanımda oturan orta yaşlardaki beyin parmağındaki yüzük yeni bir kapı açmıştı beynime.Hemen o beyle konuşmaya başladım ve ileriki durakta elinde poşetlerle bekleyen kişinin nişanlım olduğunu,annesinin biraz sonra kalp ameliyatına alınacağını,acil olarak Kadıköy'deki bir hastaneye ameliyat malzemesi götürmemiz gerektiğini,kendisininse nişanlıma yerini verip veremeyeceğini sordum.Hiç tereddüt etmedi; gülümseyerek'Biliyor musun eşimi geçen sene bir kazada kaybettim ve bu trafik yüzünden kendisini son kez görmeye bile yetişemedim,tabiki ne demek memnuniyetle' dedi.İçimden bir şimşek nehrin tam ortasına düştü ve o nehirde yüzdüm,kahrolası azgın suları kan kokan o nehirde...Bir meleğin sesini yüreğimin en derinlerinde hissetmek isterken yalan söyledim ve ben o yalanla ortasına şimşek düşen,azgın suları kan kokan nehrin en derinlerine hapsedildim.Dolmuş durağa yanaştı,kapı açılmadan o beye tekrar teşekkür ettim ve niye o dolmuşta olduğumu unuttuğum anda yanıma oturuşunla irkildim.Tam ortasına şimşek düşen o azgın nehri durdurmalıydım yoksa içimdeki o sese yenilip ilk durakta inecektim.Poşetlerini bırakacak uygun bir yer aradığını gördüğümde hiç düşünmeden elimi uzatıp yardım etmeye yeltendim ve sen de bu yardım talebimi geri çevirmedin.Gözlerin hafif bir tebessümle gözlerime değdi ve kanat çırptığımı hissettim yüreğinde.'Teşekkür ederim deyişinle sesin kulaklarımdan aşağı inerken ruhumdaki derinliğin en sonuna ulaşmıştım.Gözlerimi ayırmadan taa ki o ana kadar seni izledim.Durağa beş-on metre kala ineceğini söylediğinde ne yapacağımı bilemedim.Son kez bakmak istedim gözlerine ve 'Siz inin ben poşetlerinizi uzatırım hanımefendi' dedim.Topu topu otuz-kırk dakika önce hayata kızgınlıklarını hayata değil de insanlara yansıtıyorlar diye düşündüğüm bir dolmuş şoförünün sana kızması belki de hayatın içime biriktirdiği tüm enkazı alıp gitmişti.Sen bu parmağına tak yüzüğü diyorsun bense dolmuş şoförlerini her gördüğümde gülümsüyorum ama o yerini rica ettiğim beyle birlikte boğulduğum,o şimşek çakan kahrolası nehri unutamıyorum.
Daha da sıkı sarıldı parmakların parmaklarıma ve bir meleğin dudaklarından düştü seni seviyorum cümlesi.Oyun oynarken topu masamızın yanına gelen o ufak çocuk ve o ufak çocuğun başını okşayışın; yan masada oturan o cennete birlikte girmiş ailenin en kutsal meyvesi.Gülümseyip adını sordun,şefkatle aldın kucağına.Sen onu kucağına aldın gönlümün yollarına düştü çocukluğum.On beş gün kaldı düğünümüze topu topu on beş günve sen içine dolup dolup taşan o sevinçle yerinde duramıyor,bir çocuğu kucağına alırken o çocuğun hayallerinde kayboluyordun.Ayağa kalktın; ilerideki büfeden o çocuğa çikolata alıp biraz daha mutlu etmek istedin.Yüzümde bir tebessümle ufak bir çocuğun elinden tutan o meleğin gidişini izledim.Henüz büfeye ulaşmıştın ki birden alev kusmaya başladı gökyüzü.Gökten bir alev düştü ortalık çığlık çığlık ve sana yetiştiğimde çok geçti,kucağında ölmüştü çocukluğum.Kanatları kana bulanmış o kuş uçamıyordu artık yüreğinde.Hemen peşine bir alev daha düştü gökyüzünden,kan oturmuş gözlerine bakarken yığıldım olduğum yere ve kayboldun cennetim dediğin gözlerimin bahçelerinde.Sen kayboldun içimden lapa lapa kar...Ne kadar zaman geçti bilmiyordum,gözlerimi açtım gökyüzünde derin bir sis ve etrafta onlarca insan.Elimi kalbine götürdüm atmıyordu artık yüreğin.Kucağında ölürken çocukluğum göç mevsimini kaçırmış o kuş donup kalmıştı,kanat çırpmıyordu artık göğsünün içinde.
Oysa sadece on beş gün kalmıştı düğünümüze,Gizli bir el,terörist bir fikir sisten bir perde çekerken gökyüzüne son kez gördüm kucağında çocukluğumu.Seni alev kusan o gökyüzüne teslim edip,o kahrolası azgın suların en derinine girdiğimde anladım:yeryüzünde kapanmaz yaralar bırakanlar olduğu sürece sevenlere bir hayallik boşluk kalmayacak sevgili...
........... devamı >>
 
Kerem Yüce
    
    
    

310  

HÜZÜNLERİ NEŞEYE ÇEVİRDİK!

Ayrılıklar ve ilk buluşmalar her zaman hüzünlüdür. Ama akıllı insanlar hüzünleri de sevince çevirebilir. İki bin altı ve iki bin yedinin vardiya değişiminde böyle bir boşluk oluştu. Bu boşluk çoğu insanı işinden gücünden dokuz gün kopardı. Dokuz gün dillere kolay. Hele işine sevdalı insanlar için çok uzun bir zaman. İnsan böyle zamanlarda sevinemiyor, hatta üzülüyor bile… Nedenini, niçinini sormayın. İşte yazmanın da en zor tarafı bu, insan anlatamıyor bazı şeyleri. Ben istemiyorum mu sanki. İstemek yetmiyor tabi… Herkes kesesindeki kadar verebilir.
İşte bu günlerimizi tatlandırmak için, kooperatifimizin yüklenicisi bayramdan üç gün önce bizi topluca yemeğe götürdü. Allah razı olsun! Bursa ipeği gibi yürek var adamda… Bizi düşünmüş. Çok ince düşünceli, hatta anlatsam inanmayacaksınız, biz yemek yerken telefon çaldı, çocuğu hastalanmış, ama buna rağmen bizi bırakıp gitmedi. Karısına ‘başının çaresine’ bak dedi.
........... devamı >>
 
Mehmet Halil
    
    

311  

84.YIL DESTANI

ÖNSÖZ
DESTANIN TÜM MUHTELİF HAKLARI BANA AİTTİR
YAYINLANMASI ANCAK BİLGİM DÂHİLİNDE MÜSAİTTİR
NASIL YAZILDI DİYE MERAK EDECEK OLURSANIZ EĞER
ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİ OLDUĞU GİBİ
LİRİK’TE DUYGULARIN İÇERİĞİNDE GİZLİDİR

84. YIL DESTANI…

ÇANAKKALEYLE ARTAR BİZİM ŞANIMIZ -(1)
GÖĞSÜNÜ GEREREK SAVAŞMIŞTIR EJDADIMIZ
KARIŞ KARIŞ ŞEHİTLE DOLUDUR TOPRAĞIMIZ
VERMEYİZ BU VATANI KIYAMETİ KOPARSANIZ
........... devamı >>
 
Harun Kasırga
    
    

312  

AŞIK SEFİL SELİMİ(SELİMİ ÜSTADIN SAĞLIĞINDA HAZIRLANAN BİR ÇALIŞMA NOTU)

Ey canımın canı, gönlümün sultanı! .. Hele bir kulak ver söyleyeceklerime. Olmaz mı? İşte iki binli yıllar içerisindeyiz. Yıllar yılı kendime hep sorup durmuşumdur. Kendimde kendimi kaç kere idam ettim bilmiyorum. İnan sayısını unuttum. Aklım, beyin ovalarımda duygu oklarıyla can veren şehit oldu. Sorularıma bir cevap bulayım diye yoldan yola dolaştım, halden hale girdim. Nice insan dinledim, nice söz işittim. Sabır kuyularına Yusuf misal attım kendimi, söylediler dinledim, yumrukladılar sustum. Neden mi? Hep, içimde beni deli kurtlar gibi yiyen soruma cevap bulayım diye...
Ey canımın çiçeği, gönlümün goncası! ... Bu satırları okurken bana;
........... devamı >>
 
Mustafa Ceylan
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 18:37:23

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim