TWITTER'DA
TAKİP ET
twitter.com/AntolojiCom
Antoloji.com
Kadın ve Adam Şiiri - Salih Koca
Şiir
Antoloji.com ŞiirKitapŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResimAntoloji.comForumAntoloji.comNedir?Antoloji.comÜyelerAntoloji.comGruplarAntoloji.com Mesajlarım
Salih Koca   (Şairin üye profili) Şair
Şiirleri  Forum  İstatistikler  Zevkler 
 << Önceki ŞiirSalih Koca ŞiirleriSonraki Şiir >> 

Kadın ve Adam

Adam, kadının son söylediklerine cevap vermenin zayıflık ve duygusal bir dilenme olacağını düşünerek tepkisiz kaldı. Hatta bütün bunlara hazırmış izlenimi vermeyi de düşündü. Ancak karşıdan gelen kararlılık dolu, anlam olarak değilse de sonuçları bakımından zalimce sözlerin, içinde bir yerde yarattığı derin kanamanın yüzüne yayılan etkisini gizlemeyi başaramadı. Eskiye oranla epey dökülmüş saçlarını avucuna aldı, yaşadıklarının sebebi onlarmış gibi sıktı, aradığı cevabı bulmaya çalışır gibi ellerini yüzünde gezdirdi.
Biliyordu aslında ilişkisinde sonbaharı yaşadığını. Bu evliliğin iki tarafından biri olduğu halde, kötü gidişi engelleyebilecek gücü yoktu. Her olan bitenin kendisini de alıp bir yerlere götürdüğü son birkaç ayda, rüyasında yaşadıklarına müdahale edemeyip, uykusunda çaresizce acı çeken biri gibiydi.
Karşı tarafın konuşmasının üzerinden on saniye anca geçmişti. O an bir şeyler söylemenin mi, yoksa susmanın mı daha uygun düşeceğini bilemedi. Cevabı nasıl verecekti? Bakışlarıyla mı, kelimelerle mi? Bu kararsızlık ona biraz daha daha zaman kaybettirdi. Kendisine bile güven vermeyen bedenini yana doğru eğdi, taşıdığı yükü üzerinden atmaya çalışır gibi sol ayağını yere iyice bastırdı.
Buluşma öncesi, üzerine tam oturmayan ceketine duyduğu öfkeyi hatırladı. Kaprisli, titiz ve kendine güvenen o hâli, şu anki durumundan ne kadar uzaktaydı. Kısa bir an her şeyi, ceketini bile ilişkisini sabote etmekle suçlayacak kadar dağıtıverdi kendini. İçinde sürekli güç ile güçsüzlük birbiriyle çarpışıyor ama zayıflığı hep kuvvetli olma çabasını yeniyordu.
Genç kadın, adama değil de, uzaktaki evlerin gökyüzüyle birleşen çatılarına doğru bakarak başlamıştı konuşmasına. Her defasında umulmayacak net cümleler kuruyor, karşısındakinin alıp faydalanabileceği en küçük anlam kaymalarına bile müsaade etmiyordu. Ümit vermemek için, daha çok acı verse de sözlerini keskinleştirip apaçık söylemekten hiç çekinmiyordu. Bazen konuşmasını ağırlaştırıyor, sözlerini tane tane söyleyerek kelimelere bağımsız bir hava veriyor, böylece her kelimenin ayrı ayrı acıtmasını istiyor gibiydi. Bazen de emin ve kararlı biçimde birçok sözcüğü hızla bir araya getiriyor, karşısındakine tek solukta saplayıveriyordu.
Adam, bir zamanlar yaşamdan beklentileri aynı olan kadında böylesine bir acımasızlık ve umursamazlık olmasına çok şaşırıyordu. Şaşırması, onu kolay hedef yapacağı için, hemen yüzüne durumu anlamaya çabalayan güçlü insan ifadesini yerleştiriyor, yıkılan ruhunun kalıntılarını da onun arkasına gizlemeye çalışıyordu. Karşıdan duyduğu her sözle biraz daha parçalanan varlığını panikle toparlamaya çalışan biri olarak değil de, yapacağı konuşmaya sakince hazırlanıp kaybetmeyi düşünmeyen insanlar gibi görünüyordu..
Kadın söylenecek son sözü, aslında bir zamanlar öpmek için açılan o güzel dudaklarının arasından umulmayacak sertlikle ilk önce söylemişti. Ondan sonra ise kararlılığının ne kadar güçlü olduğunu karşısındakine göstermek amacıyla konuşuyordu. Adam, sevgi sunan, şarkı mırıldanan, rüya vaat eden dudakların zaman içinde, kendisine yabancılaşıp başkasını öpebilen dudaklar haline gelebileceğini düşündü… Her şeyin tersyüz olabileceği şu dünyada, neyi kutsallaştıracağını, neye değer vereceğini, neyi yüceltip, neyi umursamaması gerektiğini, kısacası o ana kadar öğrendiği yaşamın bütün dengelerini ve anlamını unuttu gitti…
Tekrar yaşadığını anlayıp, ayakta durması için bir sebep bulana kadar geçen süre içinde sendeledi. Tutunacak yer aramak için etrafına bakındı… Sonra kendi dünyasına, içine döndü. Gençliğinden kalma, şimdi kendisine de çok çocuksu gelen “erkek adam ayakta kalır” sözüne olağanüstü anlamlar yükleyerek onu tutunacak bir şey haline getirdi… Böylece “abartılı anlamlar” yükleyeceği süre içinde yaşayabilecek basit bir cümle onu ayakta tuttu. Aklına gelen gençliğinden kalma tek söze, her an devrilecek tek bir sopaya bağlı korkuluk gibi dayanarak öylece karşıdan gelecek yeni sözlere hazırlandı…
“Birlikte on bir yıl geçirdik, geçmiş güzeldi ama aynı güzellikte bir geleceğimizin olacağına inanmıyorum. Kendi yarattığımız boşluklar yüzünden birbirimizden bağımsızlaşıp uzaklaşırken, yaşamımızın iyi veya kötü olduğunu tam bilemediğimiz böyle dönemlerde de kararlar alabilmeliyiz. Birbirimize karşı çekim gücümüzü yitirdiğimiz bir zamanda bu evliliğe son noktayı koymamız ikimiz için de iyi olacak” dedi genç kadın.

Ve devam etti; “eğer birbirimizi ikna edeceksek, ayrılmaya ikna etmemiz gerekiyor! ”.

***
Adam, onu evlenmeye ikna ettiği günü, saati ve anı hatırladı. Utangaç bir hâlde kadın bu geç gelmiş teklife cevap vermemiş sadece sevinçten ağlamaklı uzun uzun bakmıştı. Adam, kadının titremesini ancak zayıf narin ellerini avucuna alarak durdurabilmişti. Kadın evlenme tekfini duyduktan sonra “ama sen de saçını kısa keseceksin, çünkü sana kısa saç yakışıyor” demişti oyun oynarken kurallar koyan bir kız çocuğu masumiyetiyle. Adam gülerek “tamam, olur” deyince kalkıp el ele yürümeye başlamışlardı Fatih’e doğru bir akşam vaktinde.
Evlerine gitmek için koşuşturan insanların arasında, avucundaki ellerin sahibine aşkını sağır birine laf anlatmaya çalışır gibi tekrarlamıştı adam. Aynı aşk sözcüklerini yol boyunca duymaktan öyle memnundu ki kadın; arada etrafında dönmekten, aniden durup gülen gözlerle karşısındakinin yüzüne bakmaktan ve kendisini bırakacağından korkuyormuş gibi tuttuğu eli sürekli sıkmaktan kendini alamamıştı.
Bir ara Hava Şehitleri Parkı’nda dinlenmek için banka oturduklarında kadının ilk yaptığı şey adamın omzuna başını koymak olmuştu. Yıllarca bu huzuru arıyormuş gibi gözlerini kapatıp parkın ortasında sessizliğe bürünüvermişti. O akşam adam kadına, kadın adama sevecen bir tedirginlikle öyle güzel şeyler söylediler ki, o gece her ikisi de uykuya dalarken yalnız olsalar da birbirleri için bu güzel şeyleri fısıldamaya devam ettiler.
Ertesi gün iş çıkışı, Süleymaniye Camii’nin merdivenlerine oturup beş yüzyıldır o merdivenleri aşındıran adımların sahibi insanların neler yaşamış olabileceğini konuştular. Yapının tüm tarihinde kendileri gibi bir aşk yaşayan çift var mıdır diye birbirlerine sordular, sonra bunun çok nadir bir şey olabileceğini anlayarak birbirlerine daha da sokuldular. O an özel bir şey yaşadıklarını beş yüzyıl önce yapılmış taş duvarlara, avludaki yaşlı ama ayakta kalmış ağaçlara ve insan taşımaktan aşınmış mermerlere bakarak fark ettiler.
Adam bölük pörçük kelimelerle ve aralarında küçük çelişkileri olan sözcüklerle aşk ve tarih üzerine konuştu. İçinde aşk olmasa ne oturdukları merdivenin, ne bu caminin ne de şehrin ortaya çıkabileceğini anlattı. “Yani aşk hep vardı biz sadece ona kavuşmakta geç kaldık” dedi. Kadın göğe doğru uzayıp giden minareleri, tarihî duvarların üzerinde inatla yeşeren bitkileri, yanlarındaki mezar taşlarının üzerindeki motifleri anlatmaya çalışarak cevap verdi. Sonra, içmeyi beceremediği sigarasını tüttürerek aşkın en saf halini taşıyan varlığını adamla paylaşmaya hazır yüz ifadesiyle etrafına bakınmaya başladı.
İçlerindeki sevginin yarattığı heyecanla Süleymaniye’nin ara sokaklarından Eminönü’ne doğru inmeye başladılar. Anadolu’dan gelen işçilerin yerleşmesiyle iyice yoksullaşan, tarih yorgunu bir sokaktan geçerken, bir ara bu sokaktan hiç umulmayacak zenginlikte bir İstanbul manzarasıyla karşılaştılar. Asılı çamaşırların, tenekelerle tamir edilmiş duvarların, yıkılmak üzere olan ahşap evlerin arasından, Eminönü’nü, Pera’yı, mavi denizin üzerinde duran Galata Köprüsünü ve karşıdaki Üsküdar’ı gördüler. Sürpriz manzarayı şehrin aşklarına sunduğu bir hediye gibi kabul edip uzun süre seyrettiler.
Sevgilerini her sokakta daha önce yaşanmış aşklarla tanıştırmak için İstanbul’da gezintiye çıktılar. Kâh Balat’ın yüzyıllık evlerinin sıralandığı kıvrım kıvrım yokuşlarını çıktılar, kâh Üsküdar’ın tepesinden iğde kokuları eşliğinde Boğaz’ı seyrettiler. Her yokuşta soluklanmak için durduklarında birbirlerine nefes oldular. Gittikleri her yerde çiçeklerin, güllerin ve özenle yapılmış evlerin arasında yine de en güzel şey olarak birbirleri gördüler. Harabe ve terk edilmiş eski bir köşkün önünden geçerken, bahçesinde duran ihtiyar çam ağacının gölgesinde çocukluğu geçmiş insanların ne kadar şanslı olabileceğini konuştular. Bu bahçede zamanında yaşanmış; ramazan akşamlarının tatlı telaşına, ciddiyetle konuşan büyüklere aldırmadan çam ağacının etrafında oynayan çocuklara, muhtemelen yaklaşan düğün hakkında bahçede kızıyla konuşan annenin yüzündeki gurura şahit olmuş gibi ahşap köşkü incelediler. Birkaç sokak sonra, üstleri bakımsız ama ağlarken bile her an gülmeye meyilli, az önce baktıkları köşkün bahçesine gizli gizli girmeyi bir maceraya çevirmiş mahalle çocuklarıyla karşılaştılar. Çocuklar, kadın ve adamın anne baba edasıyla sorduğu her soruya, o bahçede bir zamanlar oynamış çocukları bile tanıyormuş gibi bilgiççe cevaplar verdiler.
Kadın ve Adam, hep mutlu yaşayacakları küçük bir dünya hayaliyle evlendiler. Geçmişlerinde yaşadıkları zor zamanların rövanşını alırcasına öyle kenetlendiler ki, evlerini paylaşmanın, dayanışmanın merkezi yapmaları ve koruyucu bir dünyaya dönüştürmeleri fazla zaman almadı.
Şimdi hayatları; aşkları ve yaptıkları tüm diğer şeyler olarak ikiye ayrılmış durumdaydı. Bir tarafta yaşadıkları, diğer tarafa bereket, mutluluk ve yaşam enerjisi olarak taşınıyor, ne olursa olsun o günkü yaşadıkları en güzel şey yine günün sonunda birbirlerini görmeleri oluyordu.
Hayattan hep küçük şeyler istediler. Kendilerine yetecek birkaç odası olan küçük bir evi almayı planladılar aylarca. Araba almayı düşündüklerinde yine küçük olan ucuz bir modeli istemişti kadın. Beyoğlu’ndaki tek oda ofisine her gün düzenli giden adamla, her akşam evde onun yolunu bekleyen Kadın, büyük bir aşk yaşasalar da, hayatta büyük olan hiç bir şeyi elde edeceklerini düşünmediler.
Evlendiklerinde çocuksu masumiyetlerini gören bir yakınları, bunun evlilik değil de evcilik oyunu olduğunu söylemişti. Evlilik sürecinde küstüklerinde bile birbirlerinden uzaklaşamadılar. Sevdiğinin kokusunu içine çekmek, varlığının getirdiği huzuru kaybetmemek için, evde öbürü hangi odada oturuyorsa, diğeri de bir bahane bulup aynı odada vakit geçirdi. Çocuk oldular, aşık oldular, annelik ve babalık hayaliyle planlar yaptılar. Kadın doğacak çocuğu için ördüğü hırkaları, patikleri adama gösterdiğinde adam bunun ona hissettirdiklerini söyleyecek tek kelime bulamadı. Konunun kendisini alıp eriteceği duygusal bir atmosfer oluşturacağı için, karısı bu konuları açtığında basit cümlelerle geçiştirdi.
Kadın evde olmadığı zamanlar, doğmamış çocuk için annesinin ördüğü o hırkaları, patikleri ve alınmış birkaç oyuncak eşyayı yerlerinden çıkarıp odanın ortasına serdi. Hepsine tek tek dokunup hissettiği heyecanı anlamaya çalıştı. Evin içinde garip bir hüzünle dolaştı. Şimdiye kadar bilmediği birçok duyguyu yaşatan kadına ait şeyleri hiç görmemiş gibi tek tek inceledi. Yalnızlıklarla, sıkıntılarla geçen hayatında Kadının nasıl olağanüstü bir kapı açtığını kavradı. Ona ait yarım kalmış bir tabağa, masanın üzerinde bırakılmış kahve fincanına, duvara astığı bir resme onun geldiğine dair kapıda bir tıkırtı duyana kadar olağanüstü bir dünyadan geride kalmış nadide parçalar gibi baktı.
Kadının evde yarattığı olağanüstü dünyanın farkını anlamak için bazen evinin penceresinden diğer evlere baktı. Evindeki her şeye sinmiş sevginin içinden dışarı her baktığında öbür evlerde yaşayanların böylesine mutluluk yaşayamayacağını, çünkü bunu sağlayabilecek kadının yeryüzünde sadece kendi hayatındaki Kadın olduğunu düşündü. Her işe giderken, perdelerin arasından kendisine bakan karısının güzel yüzü aklına öyle yerleşti ki, daha sonra yaşanan hiçbir güzel şey o bakışların yarattığı büyüyü bozacak boyuta erişemedi.

***
Kadın yeni bir iş buldu ikinci üniversiteyi bitirdi, Adam işini genişletti, her ikisi de hayattan yavaş yavaş büyük şeyler istemeyi öğrendi. Kısacası Adam ve Kadın, zaman içinde birçok şey yaptılar, hayatlarına yeni başarılar eklediler. Evliliklerine ve aşklarına dair yapacaklarını ise, kendilerine ya da aşklarına duydukları güvenden midir nedir sürekli ertelediler. Ama ertelenen her şeyin zamanla büyüyüp bir gün kendini erteletmeyecek kadar güçlü bir şeye dönüşeceğini bilemediler.
“Başlıyorsa bitmesini engelleyemezsin” dedi adam. Biraz ilerde kadının arkadaşlarına bir şeyler söylemesini ne kadar ilgili olmaya çalışsa da yabancılaşarak izledi. Akşam gittikleri davette fotoğraflar çekilirken Adam’dan başka herkes gülümsemişti. Aynı fotoğraf karesinde son kez birlikte olduğu Kadın’ı düşünerek; “sevdiğinin her türlü kararına iştirak etmiyorsan ve kabullenmiyorsan bu onu değil, kendini sevdiğini göstermez mi? ” diye çıkıştı hala âşık yanına.
Adam kadına dair, kadın adama dair her şeyi biliyordu. Adam ve kadının bilmediği kendilerine dair şeylerdi. Zaman içinde kendilerinin dönüşmesini engelleyemediler birbirlerine karşı. Sonunda büyük bir acı yaşandı ama hiç kimse suçlu değildi. Acının sahibi, unutulmuş sahipsiz aşktı.
Yıllar sonra, o gece gittikleri davette çekilen fotoğrafı bir arkadaşı e posta olarak yolladığında bir süre fotoğrafı inceledikten sonra arkadaşına şu cevabı yazdı; “Aşk; bunu onunla yaşamak kadar, onun bu yeryüzünde var olduğunu bilmek değil mi biraz da”.

***

“Bütün sokaklarını İstanbul’un
Nakış gibi işlesen ayaklarınla
Düşünür mutlu olurum,
Az önce geçmişsen buradan
Acele adımlarla…”
 

Salih Koca

 
SİZCE BU ŞİİR NE HAKKINDA Şiiri Etiketleyin Nedir?


(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Kadın ve Adam adlı şiirde hata varsa lütfen buraya tıklayarak bize bildiriniz..
 
 
 
 
Bu şiiri Antolojim'e ekleyeceğim
Bu şiiri bir arkadaşıma göndereceğim
E-kart olarak gondereceğim
Şiire puan vereceğim

puan
5.5 10
(10 kişi)

 

yaz | oku

 

Facebook'ta
Bu Şiiri Paylaş
 
 << Önceki ŞiirSalih Koca ŞiirleriSonraki Şiir >> 
Kadın ve Adam Şiiri Hakkında;
 
Bu şiir ile ilgili düşüncenizi paylaşın:

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
 Bu Şairlerimizi Okudunuz mu? (bu da ne?)
Edip Karahan
Ergün Efe
Ahmet Köse
Hüseyin Kalyan
İbrahim Başar
Keramettin Ünver
Satılmış Turgay Ka...
Fatih Han Terzioğl...
 TOP 100 Şiirler
1  Beklenen  (Necip Fazıl Kısakürek)
2  Ben Sana Mecburum  (Attila İlhan)
3  Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?  (Victor Hugo)
4  Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin  (Nazım Hikmet Ran)
5  Anlatamıyorum  (Orhan Veli Kanık)
6  Hasretinden Prangalar Eskittim  (Ahmed Arif)
7  Ayrılık Sevdaya Dahil  (Attila İlhan)
8  Kaldırımlar 1  (Necip Fazıl Kısakürek)
9  Sakarya Türküsü  (Necip Fazıl Kısakürek)
10  Ben Senden Önce Ölmek İsterim...  (Nazım Hikmet Ran)
» Tüm Top 100 Şiirler
 Konularına Göre Şiirler
Aile
Barış
Kadın
Allah
Bebek
Mutluluk
Ankara
Doğum Günü
Ölüm
Anne
Dostluk
Özlem
Asker
Gurbet
Savaş
Aşk
Hasret
Sevgi
Atatürk
Hayat
Sitem
Ayrılık
İhanet
Vatan
Baba
İstanbul
Zaman
  BUGÜNKÜ GAZETELER
Gazeteler  Sabah Gazeteler  Milliyet Gazeteler  Zaman Gazeteler  Sözcü Gazeteler  Habertürk Gazeteler  Taraf Gazeteler  Cumhuriyet Gazeteler  Fotomaç Gazeteler  Türkiye Gazeteler  Tüm Gazeteler
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: Kadın ve Adam Şiiri - Salih Koca

Antoloji.com
20.04.2014 11:22:30  #.234#
[1760799]
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

#1760799 ##72846