Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

KACIRMAK Konulu Şiirler - kacirmak Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "kacirmak" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "kacirmak" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. kacirmak Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

193  

ÇORABIM SÖKÜLDÜ

ÇORABIM SÖKÜLDÜ


Barda karşılıklı oturuyorlardı.
Gözlerden uzaktılar, ama kalabalığın içinde, ayakaltı bir yerde duran masadaydılar.
Bara girişte, sağ çaprazda bulunan merdivenin dibinde duran masayı mesken bilmişlerdi.
Her o bara gidişlerinde, o masada oturmayı çok seviyorlardı; eğer o masa boş ise. O dolu olduğunda, barın arka tarafındaki çay bahçesi ile birleştiği bölüm olan kısmında, sol duvar tarafındaki orta masada otururlardı.
Kadın en çok bu barda çalan şarkıları çok beğenirdi ve bunu her gelişlerinde gülerek belirtir, erkekte, o gülünce mutlu olurdu. Onun gülmesi, erkek için zaten dünyada yaşıyor olmasının en yüksek değeri idi.
........... devamı >>
 
Erbil Kutlu
    
    
    

194  

YENİ ORTADOĞU VE DÜNYA PROJESİ VETÜRKİYEYE BİÇİLEN ROL (8)

II. MODEL:İNCİL (BUGÜNKÜ HIRİSTİYANLIK YORUMU)



Aslında başkalaştırılmış bu ikinci modelde de İsa Peygambere Yarı –Tanrı bir sıfat kazandırılmıştır. Hıristiyanlık Yetki hiyerarşisinde, İsa’dan sonra gelen Ruhban sınıfı yine Allah ve İsa adına her türlü kararı verme potansiyeline sahip kılınmıştır. Hatta o denli ileri gidilmiştir ki, papazlar Allah adına insanları yargılayıp, affetmek veya her türlü cezayı vermek ve uygulamak görevini üstlenmişlerdir. Allah’ın ve İsa’nın tercümanlığını yapmak cüreti göstermek, Hıristiyan ruhban sınıfını hala hiç rahatsız etmemektedir.Bugün bile Allah’la insan arasındaki her türlü ilişkiyi düzenlemeyi,ruhban sınıfının idare ettiği (adeta iki taraf arasında köprü kurduklarını iddea ederek) kimin af olup,kimin olmayacağına Allah ve İsa adına Ruhbanların karar verdiği Hıristiyanlık alemi,bu ikinci modelde yine bir önceki modelin bir benzeri şekilde,diğer tüm insanlardan üstün tutulmuştur.Öyle ki “İsa Tanrı’nın oğludur, biz de onu takipçileri ve bekleyenleriyiz.” diyen her Hıristiyan,Hıristiyanlık inancına göre ve eğer ruhbanları izin verirse,cennete girecektir.Ancak buna katılmayan,ömrünü dünya insanlarının iyiliğine,faydasına harcamış birisi ise cehennemi boylayacaktır.Çünkü cennetin anahtarları yalnızca Papazların boynunda asılıdır. Peki, dünya bu ikinci modelden hareketle, nihayi olarak nereye varır? Hıristiyan ruhban sınıfının idari ve ekonomik yönden her zaman ön saflarda yer aldığı, siyasetçilere ortak olacağı, Dünyanın tepesine oturmuş, olabildiğince zengin müreffeh ve mutlu olarak sonsuza dek yaşayacak Hıristiyan Birliğidir nihayi amaçlanan. Bu birliğe dahil olanlar,Dünyanın Kumandanları olacaklardır.(Şu anda AB ile kısmen bu yapılmak isteniyor.)
........... devamı >>
 
Dursun Elmas
    
    

195  

HİKAYE(KARDELENLER AÇINCA)

Gülten; Annesi ev hanımı Babası Polis bir ailenin,beşi erkek beşi kız olan on kardeşinden yedincisi olandı..okul yıllarında futbol dahil her türlü sporu yapıyordu, kızlardan çok erkek arkadaşları vardı,spordaki becerisi kadar,arkadaşları tarafından sevilen değer verilen ve güven duyulan bir insandı. Bir gün büyük ağabeyinin Gültene baş örtüsü almasıyla hayatının akışı yön değiştirdi...bunu büyük bir sorumluluk ve görev addeden Gülten hemen kapandı ve o günden sonra beş vakit namazına ibadetine başladı,, o kabına sığmayan hareketli erkeklerle futbol oynayan kız gitmiş yerine ağırbaşlı sorumluluk duygusu ile hareket eden bir genç kız gelmişti..Çok geçmeden Gülten bir fabrikada işe başladı ve aradan bir yıl geçtikten sonra evine istemeye geldiler..o daha on sekiz yaşındaydı ve evlenmek için erken olduğunu düşünüyor,evlenecekse de tanıdığı sevdiği aşık olmayı beklediği bir erkeğin karşısına çıkmasını istiyordu…,,ağabeyleri ve ablaları dahil bütün büyükleri sevdikleri ile evlendirilmişti…onunda kafasında tasarladığı örnek aldığı evlilik türü de ağabeyleri gibi olandı… Gültenin kapalı olması ve genç kız olarak ağırbaşlı çalışkan hali aynı işyerinde çalışan Bekirin dikkatini çekmişti,,ailesinin istediği tarzda bir gelindi.. hemen istemeler gidip gelmeler ve araya tanıdıkları koyarak kabul ettirmeye çalışmalar uzunca bir süre aldı..Gülten her defasında reddediyor evlenmeyeceğim diyordu,ama bir yandan da kendiyle konuşuyor,bu kadar çok istemelerini anlamaya, acaba daha kötüsü mü karşıma çıkacak benmi sınanıyorum,kabul etmelimiyim,bu benim kaderimmi diye hep manevi duygular içerisinde bir karar vermeye çalışıyordu,,gönülden içten bir evet diyemiyordu,belliki Bekiri pek beğenmemişti ama onun amacı fiziki değil duygusu iletişimi olan anlaşabileceğini, seçilmiş olmaktan çok seçebileceğini düşündüğü biri için karar vermek, evet demek istiyordu..birde evlilik için erken olduğunu düşünmekteydi..
........... devamı >>
 
Tayfun Bulut
    
    
    

196  

AŞKIN TUHAF BİR ANLATIMI, YA DA GÖZLERİNDEKİLER,

Bir adam;
Sabahın diken gibi batan ayazında
Durakta fabrika servisini bekliyor.
Adam 52 yaşında.
Kimin ördüğünü bile hatırlamadığı
Hafif sökük bir yün bere başında.
Buruk bir mutluluk var
Adamın soğuktan donmuş sırıtışında.
Alın teriyle kazanmaya inanmış biri,
Adam helal lokma peşinde
Tek amacı var, vaktinde olmak işinde.
Adamın karısı
Saçları saman sarısı
Ve dokuz yaş adamdan küçük yaşı;
Bir oğlu var yirmi ikisinde
Liseden terk ve işsiz;
Adamın belki de tek kâbusu.
Bir de kızı -onun için- dünya tatlısı
Lise son sınıfta ve ilerde doktor olacak.
Bu üç insan bilmem şu an kaçıncı düşünde,
........... devamı >>
 
Çağdaş Öztürk
    
    

197  

YEDİ DÜVELE MALAMAT OLDUK

Sevdandan vurmuşlar yoktur çaresi
Gayrı bakılacak yüzü kalmamış
Bu sendeki hovardalık yarası
Tarlada tapanda izi kalmamış

Utan Karadeniz Akdeniz utan
Yoksulluktan öldü şurada yatan
Senin kızın kendini satan
Ortaya çıkacak yüzü kalmamış

Eğil Ağrı dağı utan da eğil
İnsanlığa değil paraya meyil
Giden gelir ama eskisi değil
Kurt girmiş gövdeye özü kalmamış

Ne yol belli ne iz birlik bozuldu
Bereket kalmadı dirlik bozuldu
Söz ayrı öz ayrı erlik bozuldu
Nerde köroğlu’nun izi kalmamış
........... devamı >>
 
Mahmut Nazik
    
    
    

198  

GÖLGELERİM

(bir gün çok zengin olacağım ve barımı açacağım)

Bir yağmurlu cumartesi sabahında, gene içim kan ağlıyor ve yine işime gidiyorum. İşim dedim ise, sahibi olduğum bir işim değil, paragöz bir adamın –ki bu adam vergi vermemek adına sürekli her personeli adına paravan şirketler kuran ve onlar arasında kar aktarması yaparak “karhane” olarak kullandığı- iş yeri.

Hani derler ya: el parası ile gerdeğe girilmez, sanırım ben hala bu yüzden evlenemiyorum. Evlensem de, bir hayrını görmem diye korkuyorum.
........... devamı >>
 
Erbil Kutlu
    
    

199  

MASUMİYET MÜZESİ (DÜŞÜNGÜLÜ ELEŞTİRİ)

M A S U M İ Y E T M Ü Z E S İ

(DÜŞÜNGÜLÜ ELEŞTİRİ)

‘Biraz dikeni olmazsa, aşk
gülünün kokusunu alamazsın.’ Kitaptan.
‘Çıktığı andan itibaren en hızlı satan kitap’ olduğu söylenen aşkın gül kurusu ‘Masumiyet Müzesi,’ Nobel alma adına halkıyla ters düşen Orhan Pamuk’un en son romanı.
Kendi aile firmasında genel müdürlük yapmakta olan Kemal ile bir dükkânda tezgâhtar olarak çalışan Füsun’un aşkı anlatılıyor. ‘Annem, Füsun’un erkeklerle yatmaya başladığını ima ediyordu. Benzer bir dedikoduyu, Füsun’un ön elemeyi kazananlarla birlikte fotoğrafı Milliyet’te yayımlanınca, Nişantaşlı çapkın arkadaşlardan da işitmiş, utanç verici konuyla ilgilenir gözükmek istememiştim.’ (s.18) Sibel’le nişanlanacak olan Kemal, annesinden bunları duyar duymaz Füsun’u yatağa atmak için harekete geçer. ’27 Nisan 1975’te’ tanıştığı Füsun’u 1 Mayıs günü ‘gerilemediğini görünce dudağının kenarından’ (s.32) öper. ‘3 Mayıs 1975 günü’ kızı yatağa atmak üzereyken yukarıdaki kurgulamayı hiçe sayarak “ ‘sonuna kadar’ sevişebileceğimizi hissettim. Ama bakire olduğuna göre bu imkansızdı.” (s.37) Annesinin anlattıklarını duyduktan sonra neden bakire olduğunu düşünsün? .. Hem o yıllarda kızlar doktorlardan rapor alıyor, erkeği evliliğe zorluyorlardı. Kemal, kadın yüzü görmeyen biri de değil, hemen her gün sözlüsü, nişanlanacağı Sibel’le ‘sonuna kadar’ seviştiği anlaşılıyor. Yazar, az sonra zifafı anlatmak istiyor ya, annesine söylettikleri, kurgunun altını oyduğu umurunda değil! .. Önemli olan o ânı anlatmak… Buraya kadar üç satırlık bir diyalog var, aşk yok. Füsun’un yatağa girmek istemesi ile ilgili bir irdeleme yapılmamış! ? Pamuk için dikkate değer bir eksiklik. Tabi, bir buçuk ay sonra nişanlanacak bir genel müdürü kim kaçırmak ister..? ‘Füsun’un tek tek elbiselerinden sonra, aynı kararlılıkla küçük külotunu da bana aynı şeyi, benimle sonuna kadar sevişeceğini düşündürdü.’ (s.38) Sanki fuhuş yapan bir kadının muamelesi! ? .. ÖSS sınavına hazırlanan bir kız… Devam edelim: ‘…Romanımızın bu kısmını okutan lise öğretmenleri endişeye kapıldıysa, öğrencilerine şu bir sayfayı atlamalarını önerebilirler.’ (s.38) Öykünün en albenili, en güzel yerinde ne geziyor Orhan Pamuk? ! .. Kemal, KA gibi yazar değil..? Yapmayın Allah aşkına! Okur da bilinçlendi… Ama kav / al(ı) cıya oy veriyor..! ! “…ona yüklenirken, onu zorlarken söylediğim tatlı sözler arasında, ‘Canın yanıyor mu canım? ’ diye sordukça, gözlerini gözlerime dikmiş olduğu halde bana hiç cevap vermemesini yadırgamadım” (s.38) Valla bir yaşına daha bastım! Zevkin doruğunda böyle şeylerin söylendiğini ilk kez duyuyorum. Zevkin cılkını çıkarmış, hiç gerçekçi değil.
........... devamı >>
 
Ali Akdemir
    
    

200  

AYŞE APO-II (HİKAYE)



(TÊLÎ)

Kapı açıldı ve ellerinde sınav evrak poşetleri ile birkaç bayan öğretmen içeri girdi. Ayşe Apo, saatine baktı. Sınavın son dakikalarına girilmişti. Bende çıkmak için ayağa kalktım. Hikâyenin geri kalan kısmını merak etmiyor, zaten biliyordum. Çıkmak için izin istedim. Nihayet ikinci bir kez saatini kontrol ettikten sonra güvenlik görevlisinin de olur vermesi üzerine dışarı çıkmama izin verdiler.
........... devamı >>
 
Mahmut Semen
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 18:10:36

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim