Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

IDEOLOJI Konulu Şiirler - ideoloji Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "ideoloji" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "ideoloji" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. ideoloji Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

57  

İSRAİL BARIŞ YAPMAZ!

Canım Filistin! Barış diye ölüm kaderi
Umarım çözülecek komedisine ağlıyor yüreğim…

Siyonist ideoloji buna izin vermez
Üç bin yıl eseri bu naneli masal soysuzluğu
İsrail şekildir, Batı şerhası izin vermez
Çelişkiler yumağı teoloji sefilliği
Siyasi amaca ayrımcılık yumurtlayan bakteriler

Nerdeyse orda yaşamalı Yahudi mahlukatlığı icadı
Her yerde herkes gibi…yok ki yerli olma amacı
İsrail barış yapmaz! O, terörlüğe kararlılık maksadı
........... devamı >>
 
Sevinç Kavuk
    
    
    

58  

İZM,-İZM,-KENDİİZM

Merhaba Dostlar,
Çoktandır yazamıyorum.
........Faşizm,komünizm,sosyalizm,kapitalizm,fundamentalizm...
Dostlar bir kez de -izm, lerden kurtulup kendimiz olsak.İnsanlık var olduğundan beri doğanın içine doğan insan, ait olmak istiyor.ait olamazsa kendini boşlukta hissediyor.İnsan doğduğu andan itibaren kaygı başlıyor.
Yaşama isteğiyle ölme,yok olma korkusu insanı sığınmalara götürmüştür.
Ve insanlar doğdukları ortamın kültürünü,dinini,inançlarını,gelenek ve göreneklerini kabullenir.Belli bir yaşa gelinceye kadar hep benimsemekle geçer.Yahut benimsemek zorunda kalır.El mecburdur insan.Kendi dinini,kendi kültürünü gelenek ve göreneklerini beslenme kültürünü öyle kabullenir ki...diğerleri bozuktur yanlıştır.
........... devamı >>
 
Halit Mehdigil
    
    

59  

DEĞERLER

Değerler
...
Yıl bin dokuz yüz sekzen
Burası benim ülkem!
Her köşe başında bir ideoloji..
Ellerinde bir tas boya..
Duvar gazetelerinde sloganlar,
Bir kovalamaca içinde, devam eden..
...
Neyin kavgası veriliyordu...
Sağ-sol çizgide gezinirken
Altüst olmuş dengelerde.
........... devamı >>
 
Cağlar Akarsu
    
    
    

60  

OĞLUMA MEKTUP 2

Sen yıkılmaz dağlarımın doruklarındasın oğlum
Bir kartal gibi yuvalan
Korkma...
Sen zırhınla doğdun kurşun işlemez sana
Ancak korkaklar siper yapar taşları, ağaçları
Ancak namertler sıkar kurşunu pusudan
Sen bir kartal gibi düşmanın üzerine atla
Sökülsün ciğerleri yerinden
Nefes aldırma

İnanma kardeş falan edebiyatına
Biz kardeşlerimizle burada
Van’da, Bingöl’de Diyarbakır’da, omuz-omuza
Ağıtlar yakıyoruz kırılan fidanlarımıza
Yakılıp yıkılanlarımıza
Yiğidim
Yedirdiğim, içirdiğim emek verdiğim
Cennet vatanımda kardeşlik abidesi yetiştirdiğim
Askerim
........... devamı >>
 
Rahim Recep Akdora
    
    

61  

GECENİN UZUN SÖYLEVİ

I.
Coşkularımız yetim kaldı. Yoksul kağıtlarımızı onarmıyor artık şiirlerimiz. Şiirlerimizin kireci vuruyor yüzümüzdeki duvara. (Eksik fakat aydınlık anlatımları her çeşit mutsuzluğun...) Ve ellerimizi koğuşturuyoruz durmadan. Sabıkalı şiirlerimizden artan ve kendimizce yorumladığımız ellerimizi. Durmadan kendimize tırmanıyoruz uzun soluklarla. Ayaklarımız çiğnenmiş leylaklardan devşirilmiş; leylak yorgunu sarp yollar inmekte denizin sabıkalı sevdalarına.
(Korsan yorgunu denizin; gökyüzüne rengi yitik şafakların yamadığı...)
........... devamı >>
 
Murathan Mungan
    
    
    

62  

KİTAP ÖLÜ KALMASIN

***********Sen ufak bir kuşsun bir tanem. Daha ilk kanat çırpmaların bunlar. Daha ilk daldasın. Ve ilk kara kara düşünmen. Ben ise ter kokuları biriktirdim. Her aşkta biraz daha eksildim, biraz daha arttım. Kıyısızlıklardan, kıtasızlıklardan geçip geldim. Kimi zaman bir baskından döndüm, yaralı bir dostu omuzlarımda taşıdım.
***********Kimi zaman bütün isimleri, bütün renkleri unuttum. Ama her zaman yeni bir yol vardı, yeni bir adres.
***********Aynalara küstüğüm olurdu aynalarında bana. Kendimle konuşmazdım. Suskunluğun dilini öğrendiğim olurdu. Ve bazen bir tanem kendimle karşılaşırdım. Tahammül etmezdim kendime, durmadan saldırırdım. Kendimi öldürdüğüm olurdu.
........... devamı >>
 
İrfan Sönmez
    
    

63  

ULUS/DEVLET ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

Önce şunu aydınlatmamız gerekiyor sanırım.Kavramlar,düşünceler,akımlar realiteden bağımsız olarak mı oluşurlar,yoksa gerçeklik midir onlara hayat veren.İnsan aklını özgürleştiren akılcılık ve deneycilik ile kökeninde us dışı öğeler olan,mitlere dayanan romantizmin ulus ve ulusçuluk üzerine etkileri eş zamanlı mıdır? Yoksa sırasıyla akılcılık,deneycilik aklın sınırlarını ortadan kaldırmış,özgürleşen akıl kollektif bilimsel birikimi yaşamın gereksinimlerini karşılamak için pratiğe dökmüş ve bilimsel buluşlar çağı mı başlamıştır,yoksa yukarılarda bir yerde bulunan “eş dünya”mızda zaten sonsuzluğun başlangıcından bu yana bulunmakta olan bilgiler,kavramlar insanoğlunun yeterince olgunlaşmasını mı beklemişlerdir,ortaya çıkmak/çıkarılmak için.Tabii ki,son saydığımız değil,bu konuda herkes hemfikir sanırım.Ama eğer öyleyse,niçin kavramları tartışıyoruz.kavramları tartışmak bizi bir yere götürmez,şu ya da bu siyasi akımın sempatizanı,militanı olmaktan,öteye.Amacımız,bugünü ve yarını anlamaksa eğer,dün ve bugünün dünyasını belirleyen gerçeklik ve bu gerçekliğin insan zihnindeki yansıması,algılanması ve entelektüel/bilimsel dünyaya aktarılmasını,tartışmalıyız gibi geliyor bana.Yani tartışılması gereken ulus,ulusçuluk,ulus-devlet kavram ve realitesinin temelinde yatan gelişmelerdir. Lafı çok uzatmaya niyetim yok.olabildiğince yalın olmaya çalışacağım.Feodalizmin hangi yapı ve”ideoloji”sidir,üretim güçlerinin ve ekonomik,toplumsal değişimin önüne set kuran.Bu yapı ve ideolojinin yıkılması ile atbaşı gider uluslaşma süreci ve merkezi devletin oluşması/oluşturulması.Mülkiyet hakkının kutsallaşması/kutsallaştırılması ve dolayısıyla sermaye birikimi,ticareti engelleyen “tali”sınırların yok edilmesi,yeksenak bir hukuk sistemi bir taraftan ulus-devleti güçlendirir diğer yandan ulus’u oluşturur.Ülkenin tek pazara dönüşmesi,mülkiyet hakkının kutsallığı,tek bir hukuk sistemi,kanun ile sınırlanmış bir merkezi yönetim üretim güçlerinin önünü açarken gerek sermayeye ve gerekse tek tek insanlara sağladığı olanaklarla değişik mezhep,etnisite,kökenlere sahip insanları da homojenize eder,ulus doğar. Tabii ki Batı Avrupa’dan bahsediyoruz. Nereden bakarsanız bakın bu süreç anılan coğrafyada şöyle böyle 400-450 yıllık bir süreçtir ve kısmen düzensiz dalgalar halinde yayılır Avrupa’ya.Osmanlıya ise ancak 19.yy’ın II. Yarısında ulaşır ulusçuluk dalgası.Handiyse,Osmanlı Avrupa’daki tüm topraklarını yeni ulusalcılara kaptırdıktan sonra Türk ulusalcılığı doğar.Fakat bu akım geç kalmışlığının yanısıra,yukarıda andığımız,Batı Avrupa’daki gelişmelerden sebeplenemeyen bir ülkede,Avrupa görmüş,girdiği her savaştan dayak yiyerek çıkmış ve savaş yitirme/toprak kaybetme korkusu iliklerine kadar işlemiş bir kesimin,yani ordunun bağrında filiz verir.(ne dersiniz,bölünme korkusuyla tir tir titrememiz/titretilmemiz,tüm dünyanın bize düşman olduğuna inanmamız/inandırılmamızın bunlarla ilgisi olabilir mi?) Türk ulusalcılığının temelinde burjuvazi ve onun talepleri yoktur.Türk ulusalcılığının temelinde yaklaşık 400 yıldır gerileyen bir imparatorluğun yenik savaşçıları vardır.Bu savaşçılar I.Büyük Savaş sonrasında, Anadolu’da hem ulusal devleti ve hem de ulus’u kurmak ve oluşturmak için savaş vereceklerdir.Ulusçu devlet kurulur ve ardından ulus oluşturulmaya çalışılır,kısmen başarılı da olunur.Ancak,Batı Avrupa’da 400-450 yılda yaşanan bir süreci 30-40 yıla sığdırmak kolay değildir.Oluşturulmaya çalışılan ulusal ekonomi ile nispeten kolay eklemlenen kıyı bölgelerde süreç tamamlanırken,feodal ekonomik yapılanması kırılamayan-sınır güvenliği endişesiyle ulaşım olanakları kısıtlanan,aynı endişeyle yatırım yapılmayan ve hatta yatırım yapılması engellenen-diğer yörelerde,ulusal ekonomi ile eklemlenme sağlanamaz.Buna karşılık kısmen başarılı olan eğitim projeleri buralarda karşıt ulusalcılığı tetikler. Ulus ve ulusalcılık kavramları ideolojik kavramlardır.Bilimin konusu olurlar.Bu kavramları ve uzantılarını bilimin konusu olarak ele alıp inceleyebiliriz,Ancak bu kavramların yani ideolojilerin bilimsel olduğunu iddia etmek olası değildir.İdeolojiler bilimden çok çok az, çok daha fazla dinden,efsanelerden,mitlerden,nas’lardan esinlenirler ve az çok kendi içerisinde tutarlı bir çorba oluştururlar.Ulusalcılık, ulusun oluşturulması evresinde değişik unsurları tekdüzeleştiren,homojenize eden bir katalizör işlevi yüklenirken,daha sonraki evrelerde bir tür zamk işlevi görür.Dünyadaki tüm insan topluluklarının Orta Asya orjinli olduğunu bir yerlerden anımsamayan var mı,aranızda? Peki ya,güneş-dil teorisine ne demeli? Bu pasajı niçin mi yazdım? Lütfen bilim/inanç ayrımını hatırlayın.Her birimiz ulusalcı/anti ulusalcı olabiliriz. Neye inanırsak inanalım.İnandığımız sadece inançtır.Bilimin gösterdiği değil.İdeolojilere inanılır.Bilime inanılmaz.Bilim bizlere ulusalcılığın kökenlerini gösterebilir,hangi ekonomik sosyal süreçlerin,hangi bilimsel entelektüel birikimlerin,hangi bozulan ve yeniden kurulan gerilim ve dengelerin ulus ve ulusçuluk oluşum ve akımlarını tetiklediğini ya da engellediğini bilimsel olarak açıklayabilirsiniz.Ama ulusçuluğun/anti ulusçuluğun bilimsel olduğunu iddia edemezsiniz.Zira tüm ideolojiler gibi bu iki karşıt ideoloji de bilimsel değildir ve bünyelerinde bilim ve akıl dışı,mit ve efsanelere, nas’lara yer verirler. Sanırım birkaç söz de Amerikan çoğulculuğu hakkında söylemem gerekiyor.bugünkü Amerikan demokrasisinin temelinde,Avrupa’da din ve mezhep savaşlarından,vebadan,açlıktan,darağacından,giyotinden,feodal bey’in ilk gece hakkından kaçanların yeni kıta’da karşılaştıkları ilkel cennet vardır.Yeni dünya’da insanların önlerinde-kısmi yerli direnişi ve fiziki engeller dışında-atlarının ve kendi bacaklarının tükenen takati haricinde hiçbir engel yoktur.Bu durum,göçmenlerin-fiziki diyebileceğimiz bir- özgürlük yaşamalarına yol açar. Bu fiziki özgürlük realitesi,Amerikan liberalizminin kökenini oluşturur.Avrupa’dan ölümden kaçanların yeni kıtada karşılaştıkları olanakları bir tasavvur etmeye çalışın.Ulaşabildiğiniz her şey sizin.Bu olgu,Amerika’da mülkiyet merkezli bir liberalizmin temelini oluşturur. Mülkiyet kutsaldır ve onu korumak en tabii haktır.Çağdaş amerikan değerlerinde mülkiyet ve silah bulundurma/kullanma olgusunun atbaşı yürümesinde acaba bu anlattıklarımızın payı yok mudur? Evet amerikan demokrasisinin temelinde bahsettiğimiz fiziki özgürlük realite ve yansımalarını görebiliriz.Amerika’nın dünyayı yeniden yapılandırma anlayışının temelinde,başat güç olmasının yanısıra sözünü ettiğimiz bu özgürlük anlayışının payı olabilir mi sizce de? .AB nedir sizce? Salt gümrük birliği mi? Salt serbest ticaret mi,salt sermaye ve emeğin serbest dolaşımı mı,salt para birliği mi? AB bütün bunlarla beraber bunların çok ötesinde bir projedir. AB’nin nihai hedefi,tek ülke,tek sınırdır.Lütfen bir hatırlayın,AB’yi entelektüel düzeyde tartışmaya açan ve hayata geçiren hangi gelişmelerdir? kuşkusuz ki I.ve II.Dünya savaşlarının yarattığı yıkım ve yeni bir savaştan kaçınma isteğidir.Andığımız savaşların nedir sebebi? Alman emperyalizminin dünyayı yeniden paylaşma taleplerinin barışçı yollarla karşılanamaması da diyebilirsiniz yanıt olarak,gecikmiş Sırp milliyetçiliğini de suçlayabilirsiniz,Batı Demokrasilerinin totaliter komşularına karşı savunma reflekslerini de gösterebilirsiniz,kapitalist ülkelerdeki burjuvazi/proleter çelişkisinin hasır altı edilmesi için burjuvazinin bir atraksiyonu olarak da niteleyebilirsiniz savaşları açıklamaya çalışırken ve daha sonsuz sayıda argüman üretebilirsiniz,yanında saf tuttuğunuz ideolojiye uygun olarak..Ürettiğiniz argüman ne olursa olsun,her iki savaşın temelinde ulusçuluk olduğunu red edemezsiniz.Her iki savaşın odak noktasında da çatışan Alman/Fransız-İngiliz ulusal çıkarları ve uluçuluğu vardır.AB’nin temelinde de bu çelişkileri törpülemek giderek yok etmek amacı yatar. Saygılar sunarım Hoşçakalın -----------------------------------------------------PS:Bir başka forumda ‘AB KARŞITLIĞI ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ’e yöneltilen saldırgan eleştirilere yanıt niteliğindeydi,bu yazı.İlk yazı ile bütünlük taşımadığı intibaı doğurması,bu nedenle doğaldır.Yazı içerisindeki daldan dala sıçramaları da aynı nedenle hoşgörmenizi talep ederim.
........... devamı >>
 
İbrahim Balcı
    
    

64  

AB KARŞITLIĞI ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

Osmanlının Batıyı tanıma ve anlama gereksinimi duyması, çaresizliğinin ayırdına varmasıyla koşut gelişir.Osmanlı için Batıyı tanımaya ve anlamaya çalışmak,savaş alanlarındaki yenilgilerin furyaya dönüşmesiyle gündeme gelir.Neden yeniliyoruz,sorusunun cevabı önceleri kullanılan silahlarda,giderek ordunun örgütlenmesinde bulunmaya çalışılır.Osmanlı yarı sömürgeleşme sürecinde ilerler ve batı tarzı yaşam daha çok aydın tarafından tanındıkça cevap olarak devlet-tebaa arasındaki ilişkilerde aranır cevap.Sorunun doğru yanıtı ancak,19. yy’ın sonlarında düşer usa.özgürleşen akıl,bilimsel buluş ve keşifler,ticaretle oluşan sermaye,sermayenin ihtiyaç duyduğu kanun ile sınırlanmış merkezi yönetim,tekdüze hukuk sistemi ve tali sınırların ortadan kalkması,bu gelişmelerle bir potada eriyen,grup,katman etnisitelerin oluşturduğu uluslar.Bilimsel buluşlar ve sermayenin bir araya gelmesiyle gelişen teknolojinin üretimde kullanılması,sanayinin ortaya çıkması,daha iyi yaşam koşulları nedeniyle kitlelerin kentlere yığılması ulus potasındaki çorbanın koyulaşmasına katkıda bulunur. Dediğimiz gibi,Osmanlı aydını bu gelişmelerin ayırdına ancak,bu gelişmelerden kaynaklanan esinlenen geç uluslar, ülkesini kemire kemire neredeyse yok ettikten sonra varır. Ama bunun ayırdına varamayanlar da mevcuttur. Birtakım Osmanlı aydını da sorunun cevabı olarak,islamdan,asr-ı saadet dönemindeki islam anlayışından uzaklaşmayı görür/gösterir. Türk siyasal yaşamında bu iki akım,yani batıyı anlamaya,tanımaya çalışanlar,batının değerlerini evrensel değer olarak kabul eden ve ülkenin geleceğinin batıda olduğuna inananlar ile sorunun,islamdan ayrılmak olduğuna inananlar 100 yy önce olduğu gibi günümüzde de Türk siyasi hayatında iki ana yönelimi temsil ederler.bu ayırımın klasik sağ/sol ayırımı ile örtüşmediğini görebilirsiniz. Zira,marksizmin türevlerinden tutun,Turancılığa kadar uzanan sol,orta, muhafazakar, milliyetçi çizgilerin tümünün kökeninde batı ve batıdan kaynaklanan siyasi akımlar varken,genellikle şeriatçı olarak nitelenen akım geleceğini doğuda arar ve düşünsel kaynakları da doğudadır. İçinde bulunduğumuz dönemde ise AB yanlılığı/karşıtlığı temelinde,yukarıda işaret etmeye çalıştığımız iki siyasi yönelimde dikkat çekici bir hareketlilik söz konusu.AB karşıt cepheye dikkatinizi çekmek istiyorum.radikal milliyetçiler,islamcılar (yoksa Arap milliyetçileri mi demeliydim?) ,ulusalcı solcular(ne denli tutarlı oldukları kendilerini tanımladıkları kelimelerden belli değil mi?) ve de marksizm’in maocu yorumcuları.Ne dersiniz,işkembeli,karidesli,tahin helvalı,kremalı balık çorbasını oluşturan bu unsurlara biraz daha yakından bakalım mı? ve bu arada bu unsurların,ülkemizin hangi sınıf,grup,çıkar çevresinin vb.(ne derseniz deyin) kaygılarını,çıkarlarını,özlemlerini dile getirdiklerini,kimlerin ‘ideolojik’ sözcülüğünü üstlendiklerini görmeye çalışalım mı? Radikal milliyetçiler diye tanımladıklarımız hakkında çok da söylenecek söz yok doğrusu.onlar bizim ‘geç ulusallaşma’mızın ‘geç milliyetçileri’dir.açıkça söyleyemeselar de,türk milletinin,milletlerarası sömürü yarışında geç kaldığına,haksızlığı uğradığına inanırlar onlara göre Türkiye,öncelikle Kıbrıs,Kerkük,Musul,Batı Trakya gibi Türk varlığının kısmi de olsa varlığını koruduğu yerlerden başlamak üzere giderek genişleyen dalgalar halinde kendisine etki alanları giderek yaşam alanları yaratmalıdır.çünkü,tarih o’na bu hakkı vermiştir.AB’ye katılmak ise Türk milletini atalete sürükleyecektir. İslamcılık görüntüsü altında Arapçılık,Arap milliyetçiliği yapan güruh hakkında ne söylenebilir ki.iç politika,dış politika,ekonomiye bakışları her konuda ama her konuda ülkemizin gerici Arap rejimlerine yaklaşması,yamanması için ileri sürerler bütün tezlerini.Mülklerinin Türkiye gibi bir demokrasiye dönüşmesinden ürken kralların,şeyhlerin Türkiye’yi kendi mülklerine benzetme amacıyla, ulufe olarak dağıttıkları petrodolarlardan sebeplenmişlerdir ve hala da sebeplenmektedirler.Bu petrodolarlar ile oluşturulan resmi/gayriresmi islamcı eğitim kurumlarında yetiştirilen İslamcı militanlar,geçmişte Arap nasyonalizmi adına bu ülkede kitlesel katliamlara girişmişlerdir ve korkarım bu girişimler son bulmamıştır.(islam enternasyonalizminin gerçekte Arap nasyonalizminden başka bir şey olmadığına,olamayacağına inanıyorum.) Gelelim ulusal solcularımıza,sıkı birer Atatürkçü,giderek Kemalist olduklarına inanırlar.Bu iki kavram arasındaki farklılığı bir başka yazıya bırakalım.Türkiye’de tek parti döneminde giderek bir ideolojiye dönüşen/dönüştürülen Kemalizm’in, çağdaş bir demokrasi ile bağdaşabileceğine inanan kimse var mı? Kemalizm’in bir aydınlanma ideolojisi olduğu doğrudur da,tek doğru bu saptama değildir.Evet,Kemalizm totaliter bir ideoloji değildir,fakat otoriter bir ideolojidir.cumhuriyet,aydınlanmacı felsefesiyle cumhuru aydınlatacak,olgunlaştıracak ve ancak ondan sonra demokrasiye geçilecektir,geçilmesi gerekir.bu açılımıyla Kemalist, toplumsal değişim ve dönüşümü neredeyse salt eğitime bağlar.eğitimli grup olarak,cumhurun yeterince eğitilip eğitilmediğine,olgunlaşıp olgunlaşmadığına karar verecek olan da kendisidir zaten.Dış dinamiklerin etkisiyle çok partili siyasi sisteme geçiş ve giderek genişleyen demokratik açılımlar, Kemalist’in perspektifini değiştirmiş midir? Korkarım hayır.bu olguyu,her genel,yerel seçim ertesinde Kemalistlerin yaptıkları yorumlarda sezebilirsiniz. Onlara göre Sol’un,Kemalistlerin seçimi yitirmelerinin sebebi,halkın bilinçsizliği,eğitimsizliği değil midir? böylece Kemalist kendisini ve ideolojisini durmaksızın yineler,yeniden yaratır,ululaştırır.özeleştiri mi,haydi canım sen de. Ya şu bizim kendini marksist sanan köylü değerlerine hayran Maocumuza ne demeli.Hala farkında olmaması mümkün mü,Çin devriminin nihai olarak bir küçük burjuva devrimi olduğu ve tıpkı Rus devrimi gibi asıl mecrasına dönmekte olduğunun.Küçük burjuva ve devrim sözcüklerinin bir araya gelemeyeceğini mi söylüyorsunuz.Sizce,Türk ulusalcılığı kimin eseridir beyler? Lütfen SSCB ve ÇHC tarihini bir kez de bu açıdan okuyun.Göreceksiniz ki,aslında bu süreçler uluslaşma sürecidir.Sanayi devrimi ve uluslaşma süreci batıda atbaşı yürür ve 19. yy dünya tarihine damgasını vururken,20.yy sanayi devrimiyle birlikte uluslaşma sürecinde de geç kalan halkların yüzyılıdır.Ama sorun,bu ülkelerde yığınları arkalarına alacak,onlara önderlik edecek bir burjuvazinin yeterince güçlü olmamasıdır.Burjuvazinin beceremediğini,marksist,leninist,stalinist,maoistler becerir.Hem sanayi devrimini gerçekleştirirler ülkelerinde hem de eski düzenin efendilerini fiziksel ve de ideolojik olarak ortadan kaldırırlar.Tabii ki,salt eski düzenin efendileri değil onlarla birlikte köylülük de kaldırılır ortadan,boyun eğiciliği,kaderciliği,durağanlığı ile birlikte.Ya bizim maocumuz görür mü bunları? Hayır.Ona göre Marks / Engels yanılmışlardır,sosyalist devrimin sanayi devrimini tamamlamaktan öte olgunlaşmış kapitalist ülkelerde iç çelişkilerin aşılamayacağı sonucunda gerçekleşeceğini öngörmekle.Sanır ki,Çin örneğinde de görüldüğü üzere sanayi devrimini gerçekleştirememiş ülkelerde devrim,köylerden kentlere yürüyecektir.İyi ama nerede kaldı diyalektik,nerede kaldı diyalektik materyalizm.Yoksa şu bizim maocu, ’aslolan eylemdir,fikir,düşünce(ideoloji) eylemden sonra gelir ve eylemin yönüne,sonuçlarına göre oluşur’ diyenlerden olmasın? Peki nedir bu çorbayı oluşturan,aralarındaki onca karşıtlığa rağmen AB karşıtlığında buluşturan bunları.AB üyesi bir Türkiye’nin çağdaş demokrasiyi oturtacağı,yaşam standartlarının değişeceği,din ve etnisitenin -en azından bugünkü-anlamını yitireceği,dünya ile daha barışık bir ülke olacağı açık değil midir? Peki bu ülkede sizce,çorbayı oluşturan bu ideolojilerin yaşama şansı olabilir mi? Şimdi,olayı bir başka açıdan ele almaya çalışalım.Çorbadaki bu ideolojilerin başka ne gibi ortak paydaları olabilir? AB karşıtlığını bir ideoloji olarak kabul edersek eğer,bu ideolojinin bir toplumsal tabanı var mıdır? Hangi sınıf,grup,tabaka(ne derseniz deyin) ’nın kaygıları,özlemleri,istekleri,talepleri dile gelmektedir,sonuç olarak? Yanıtı birlikte verelim.Türkiye’nin AB üyeliğinden zarar görecek olanlar,en azından öyle sananlar.Türkiye yaklaşık 25 yıldan bu yana oldukça sancılı yeni bir dönem yaşamaktadır.Bu dönemi sanayi devriminin 2.atılımı olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım.Anadolu’da giderek yükselen atılımlara dikkatinizi çekerim.Adına ister milli sermaye deyin,isterseniz yeşil sermaye, temelinde ticaret olan bir sermaye birikimi vardır ve giderek hızlanan bir biçimde sanayiye kaymaktadır.Ancak bu yeni yükselen sermayedarların henüz dünya klasmanına çıkacak güçleri yoktur (en azından öyle sanmaktadırlar) ve kendilerini korunmaya muhtaç hissetmektedirler.Kökenleri ticarete,esnaflığa dayanmaktadır ve yeterince sermaye gücüne sahip olmamaları yanında köklerini aldıkları ticaret erbabının tüm karakteristiklerini de hala korumaktadırlar.Dünyaya bakışlarında tutucu,hayata bakışlarında hazcı,dine bakışlarında gerici,ekonomiye bakışlarında çıkarcılıklarını hemen teşhis edebilirsiniz.Bu yeni yükselen grup bırakın AB’yi, gümrük birliğine de karşıdır,IMF’ye de.19. yy’ın vahşi kapitalizmini yaşamak ve yaşatmak ister.Bakın bu grubun çalıştırdığı sanayi tesislerine,kaçında arıtma tesisi vardır,var olanların kaçında tesisler çalıştırılmaktadır,kaçı göstermeliktir.tesislerin kaçında işçi sendikası vardır,sendikayı bırakın çalışanların kaçı sigortalıdır,kaçı ücretli hafta tatili ve yıllık izin kullanabilmektedir.Kaçı,günde 12 saat çalışmakla beraber fazla mesai ücreti alabilmektedir? Bu şirketlerin kaçı,çalışanlarından kestikleri sigorta primlerini SSK’na ödemekte,kaçı işçilerin ücretlerinden kestikleri gelir vergilerini vergi dairelerine yatırmaktadır? Bu soruları uzatmak mümkündür ve ne yazık ki,olumlu yanıt çok azdır.Türkiye’nin yeni sanayicileri sermaye birikimlerini vahşi kapitalizmin ilkeleriyle sağlamaktadır. Yahu korkmayın esnaf kafalı yeni kapitalistler,çevreyi yok ederken gösterdiğiniz gözüpeklik,çalışanlarınız ve tüketicilerinizin sağlıkları konusundaki vurdumduymazlık,çalışanlarınız ve devletinizden çalıp çırparken sergilediğiniz yüzsüzlük oldukça sizinle hangi dünya devi aşık atabilir ki? Arkadaşlar,bu yazı deneme niteliğinde bir yazıdır ve yazarının olguları anlama,anlamlandırma çabalarının bir ürünüdür.Tartışmaya katılmanız bendenizi mutlu eder.Rus ve Çin devrimlerinin nitelikleri konusunda ileri sürülen görüşler-eğer yanılmıyorsam-ilk kez dile getirilmekte olup patenti tümüyle yazara aittir.(bu pasajı yazdığım için lütfen beni mazur görün.TERÖR ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ başlıklı yazımdaki görüşlerin,tezlerin çalınıp çok satan gazetelerin köşe yazıları ve araştırma yazılarında başkalarının imzasıyla arz-endam etmelerinden sonra,korkarım yeni bir tez içeren her yazıma buna benzer pasajlar eklemek zorundayım.) Son bir söz daha.AB yanlısı ya da AB karşıtı olabilirsiniz. Neyi savunursanız savunun,savınızı destekleyecek analizleriniz olsun.muarızlarınız salt ’vatan haini’,’demokrasi düşmanı’ vb. sıfatlarla suçlamak sizi haklı kılmaz.Olsa olsa entelektüel/bilimsel dünyanızın ne denli sığ olduğunu gösterir.Bu son pasajda yazılanların amacının sizi kırmak olmadığını hatırlatırım Saygılar sunarım Hoşçakalın
........... devamı >>
 
İbrahim Balcı
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


05.12.2008 15:13:24

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim