Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

IDDIA Konulu Şiirler - iddia Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "iddia" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "iddia" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. iddia Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

385  

ULUS/DEVLET ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

Önce şunu aydınlatmamız gerekiyor sanırım.Kavramlar,düşünceler,akımlar realiteden bağımsız olarak mı oluşurlar,yoksa gerçeklik midir onlara hayat veren.İnsan aklını özgürleştiren akılcılık ve deneycilik ile kökeninde us dışı öğeler olan,mitlere dayanan romantizmin ulus ve ulusçuluk üzerine etkileri eş zamanlı mıdır? Yoksa sırasıyla akılcılık,deneycilik aklın sınırlarını ortadan kaldırmış,özgürleşen akıl kollektif bilimsel birikimi yaşamın gereksinimlerini karşılamak için pratiğe dökmüş ve bilimsel buluşlar çağı mı başlamıştır,yoksa yukarılarda bir yerde bulunan “eş dünya”mızda zaten sonsuzluğun başlangıcından bu yana bulunmakta olan bilgiler,kavramlar insanoğlunun yeterince olgunlaşmasını mı beklemişlerdir,ortaya çıkmak/çıkarılmak için.Tabii ki,son saydığımız değil,bu konuda herkes hemfikir sanırım.Ama eğer öyleyse,niçin kavramları tartışıyoruz.kavramları tartışmak bizi bir yere götürmez,şu ya da bu siyasi akımın sempatizanı,militanı olmaktan,öteye.Amacımız,bugünü ve yarını anlamaksa eğer,dün ve bugünün dünyasını belirleyen gerçeklik ve bu gerçekliğin insan zihnindeki yansıması,algılanması ve entelektüel/bilimsel dünyaya aktarılmasını,tartışmalıyız gibi geliyor bana.Yani tartışılması gereken ulus,ulusçuluk,ulus-devlet kavram ve realitesinin temelinde yatan gelişmelerdir. Lafı çok uzatmaya niyetim yok.olabildiğince yalın olmaya çalışacağım.Feodalizmin hangi yapı ve”ideoloji”sidir,üretim güçlerinin ve ekonomik,toplumsal değişimin önüne set kuran.Bu yapı ve ideolojinin yıkılması ile atbaşı gider uluslaşma süreci ve merkezi devletin oluşması/oluşturulması.Mülkiyet hakkının kutsallaşması/kutsallaştırılması ve dolayısıyla sermaye birikimi,ticareti engelleyen “tali”sınırların yok edilmesi,yeksenak bir hukuk sistemi bir taraftan ulus-devleti güçlendirir diğer yandan ulus’u oluşturur.Ülkenin tek pazara dönüşmesi,mülkiyet hakkının kutsallığı,tek bir hukuk sistemi,kanun ile sınırlanmış bir merkezi yönetim üretim güçlerinin önünü açarken gerek sermayeye ve gerekse tek tek insanlara sağladığı olanaklarla değişik mezhep,etnisite,kökenlere sahip insanları da homojenize eder,ulus doğar. Tabii ki Batı Avrupa’dan bahsediyoruz. Nereden bakarsanız bakın bu süreç anılan coğrafyada şöyle böyle 400-450 yıllık bir süreçtir ve kısmen düzensiz dalgalar halinde yayılır Avrupa’ya.Osmanlıya ise ancak 19.yy’ın II. Yarısında ulaşır ulusçuluk dalgası.Handiyse,Osmanlı Avrupa’daki tüm topraklarını yeni ulusalcılara kaptırdıktan sonra Türk ulusalcılığı doğar.Fakat bu akım geç kalmışlığının yanısıra,yukarıda andığımız,Batı Avrupa’daki gelişmelerden sebeplenemeyen bir ülkede,Avrupa görmüş,girdiği her savaştan dayak yiyerek çıkmış ve savaş yitirme/toprak kaybetme korkusu iliklerine kadar işlemiş bir kesimin,yani ordunun bağrında filiz verir.(ne dersiniz,bölünme korkusuyla tir tir titrememiz/titretilmemiz,tüm dünyanın bize düşman olduğuna inanmamız/inandırılmamızın bunlarla ilgisi olabilir mi?) Türk ulusalcılığının temelinde burjuvazi ve onun talepleri yoktur.Türk ulusalcılığının temelinde yaklaşık 400 yıldır gerileyen bir imparatorluğun yenik savaşçıları vardır.Bu savaşçılar I.Büyük Savaş sonrasında, Anadolu’da hem ulusal devleti ve hem de ulus’u kurmak ve oluşturmak için savaş vereceklerdir.Ulusçu devlet kurulur ve ardından ulus oluşturulmaya çalışılır,kısmen başarılı da olunur.Ancak,Batı Avrupa’da 400-450 yılda yaşanan bir süreci 30-40 yıla sığdırmak kolay değildir.Oluşturulmaya çalışılan ulusal ekonomi ile nispeten kolay eklemlenen kıyı bölgelerde süreç tamamlanırken,feodal ekonomik yapılanması kırılamayan-sınır güvenliği endişesiyle ulaşım olanakları kısıtlanan,aynı endişeyle yatırım yapılmayan ve hatta yatırım yapılması engellenen-diğer yörelerde,ulusal ekonomi ile eklemlenme sağlanamaz.Buna karşılık kısmen başarılı olan eğitim projeleri buralarda karşıt ulusalcılığı tetikler. Ulus ve ulusalcılık kavramları ideolojik kavramlardır.Bilimin konusu olurlar.Bu kavramları ve uzantılarını bilimin konusu olarak ele alıp inceleyebiliriz,Ancak bu kavramların yani ideolojilerin bilimsel olduğunu iddia etmek olası değildir.İdeolojiler bilimden çok çok az, çok daha fazla dinden,efsanelerden,mitlerden,nas’lardan esinlenirler ve az çok kendi içerisinde tutarlı bir çorba oluştururlar.Ulusalcılık, ulusun oluşturulması evresinde değişik unsurları tekdüzeleştiren,homojenize eden bir katalizör işlevi yüklenirken,daha sonraki evrelerde bir tür zamk işlevi görür.Dünyadaki tüm insan topluluklarının Orta Asya orjinli olduğunu bir yerlerden anımsamayan var mı,aranızda? Peki ya,güneş-dil teorisine ne demeli? Bu pasajı niçin mi yazdım? Lütfen bilim/inanç ayrımını hatırlayın.Her birimiz ulusalcı/anti ulusalcı olabiliriz. Neye inanırsak inanalım.İnandığımız sadece inançtır.Bilimin gösterdiği değil.İdeolojilere inanılır.Bilime inanılmaz.Bilim bizlere ulusalcılığın kökenlerini gösterebilir,hangi ekonomik sosyal süreçlerin,hangi bilimsel entelektüel birikimlerin,hangi bozulan ve yeniden kurulan gerilim ve dengelerin ulus ve ulusçuluk oluşum ve akımlarını tetiklediğini ya da engellediğini bilimsel olarak açıklayabilirsiniz.Ama ulusçuluğun/anti ulusçuluğun bilimsel olduğunu iddia edemezsiniz.Zira tüm ideolojiler gibi bu iki karşıt ideoloji de bilimsel değildir ve bünyelerinde bilim ve akıl dışı,mit ve efsanelere, nas’lara yer verirler. Sanırım birkaç söz de Amerikan çoğulculuğu hakkında söylemem gerekiyor.bugünkü Amerikan demokrasisinin temelinde,Avrupa’da din ve mezhep savaşlarından,vebadan,açlıktan,darağacından,giyotinden,feodal bey’in ilk gece hakkından kaçanların yeni kıta’da karşılaştıkları ilkel cennet vardır.Yeni dünya’da insanların önlerinde-kısmi yerli direnişi ve fiziki engeller dışında-atlarının ve kendi bacaklarının tükenen takati haricinde hiçbir engel yoktur.Bu durum,göçmenlerin-fiziki diyebileceğimiz bir- özgürlük yaşamalarına yol açar. Bu fiziki özgürlük realitesi,Amerikan liberalizminin kökenini oluşturur.Avrupa’dan ölümden kaçanların yeni kıtada karşılaştıkları olanakları bir tasavvur etmeye çalışın.Ulaşabildiğiniz her şey sizin.Bu olgu,Amerika’da mülkiyet merkezli bir liberalizmin temelini oluşturur. Mülkiyet kutsaldır ve onu korumak en tabii haktır.Çağdaş amerikan değerlerinde mülkiyet ve silah bulundurma/kullanma olgusunun atbaşı yürümesinde acaba bu anlattıklarımızın payı yok mudur? Evet amerikan demokrasisinin temelinde bahsettiğimiz fiziki özgürlük realite ve yansımalarını görebiliriz.Amerika’nın dünyayı yeniden yapılandırma anlayışının temelinde,başat güç olmasının yanısıra sözünü ettiğimiz bu özgürlük anlayışının payı olabilir mi sizce de? .AB nedir sizce? Salt gümrük birliği mi? Salt serbest ticaret mi,salt sermaye ve emeğin serbest dolaşımı mı,salt para birliği mi? AB bütün bunlarla beraber bunların çok ötesinde bir projedir. AB’nin nihai hedefi,tek ülke,tek sınırdır.Lütfen bir hatırlayın,AB’yi entelektüel düzeyde tartışmaya açan ve hayata geçiren hangi gelişmelerdir? kuşkusuz ki I.ve II.Dünya savaşlarının yarattığı yıkım ve yeni bir savaştan kaçınma isteğidir.Andığımız savaşların nedir sebebi? Alman emperyalizminin dünyayı yeniden paylaşma taleplerinin barışçı yollarla karşılanamaması da diyebilirsiniz yanıt olarak,gecikmiş Sırp milliyetçiliğini de suçlayabilirsiniz,Batı Demokrasilerinin totaliter komşularına karşı savunma reflekslerini de gösterebilirsiniz,kapitalist ülkelerdeki burjuvazi/proleter çelişkisinin hasır altı edilmesi için burjuvazinin bir atraksiyonu olarak da niteleyebilirsiniz savaşları açıklamaya çalışırken ve daha sonsuz sayıda argüman üretebilirsiniz,yanında saf tuttuğunuz ideolojiye uygun olarak..Ürettiğiniz argüman ne olursa olsun,her iki savaşın temelinde ulusçuluk olduğunu red edemezsiniz.Her iki savaşın odak noktasında da çatışan Alman/Fransız-İngiliz ulusal çıkarları ve uluçuluğu vardır.AB’nin temelinde de bu çelişkileri törpülemek giderek yok etmek amacı yatar. Saygılar sunarım Hoşçakalın -----------------------------------------------------PS:Bir başka forumda ‘AB KARŞITLIĞI ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ’e yöneltilen saldırgan eleştirilere yanıt niteliğindeydi,bu yazı.İlk yazı ile bütünlük taşımadığı intibaı doğurması,bu nedenle doğaldır.Yazı içerisindeki daldan dala sıçramaları da aynı nedenle hoşgörmenizi talep ederim.
........... devamı >>
 
İbrahim Balcı
    
    
    

386  

VAR OLMAK MI ONURLA YAŞAMAK MI?

İnsan ne için yaşar? Yaratıcısının buyruklarını yerine getirmek için. Diyelim ki Yaratan’ımızın buyruklarını yerine getirmiyoruz ve Yaratıcı’mızdan korkmuyoruz. Eğer bir başkasının buyruklarını yerine getiriyor ve ondan korkuyorsak ve buna rağmen gururumuz onurumuz zedeleniyor ve buyruklarını yerine getirdiğimiz kişi tarafından insan yerine konmuyorsak, bizim yok olmamız var olmamızdan daha yeğdir. Onursuz ve kişiliksiz insan olarak yaşamaktansa onuru ile ölmek her insan için bir ödevdir. İlletle yaşamaktansa zilletle ölmek darbı meselini unutmamak gerekir. Milletler için de öyledir. Bu sözü en fazla kendisine uydurması gereken millet ise Türk Milletidir. Türk Milleti milletler içinde en onurlu ve başı dik bir millettir. Tarihimiz şan ve şerefin kucaklaştığı bir tarihtir. Kimseye yük olmamış, kimseden dilenmemiş, kimseden emir almamış inançlarını kendisi oluşturmuş ve inandığı gibi de yaşamış. Zaman içinde şartlar değişip de güç, kol gücünden para gücüne geçince, Türk’ün karakterinde olmayan bir zemin oluşmuş. Medeniyetini ve gücünü asla meşru olmayan şeyler üzerine kurmayan Türkler bu yüzden geri kalmış. Medeniyetini kan, sahtekarlık, sömürge, inançsızlık, çıkarcılık gibi barbar, ilkel, ve gayri ahlaki yollar üzerine kuran Batı Medeniyeti ile vaad edilen topraklarda tek güç sahibi olmak isteyen Yahudiler işbirliği ile gücü eline geçirence, Türkleri Anadolu’dan manen ve fiziken uzaklaştırmak için olanca bir çaba içine düştüler. Türk milleti kimliğinden sıyrılarak her türlü özelliklerini yadsıyarak kendini hakir görerek bu topraklarda boşa yaşamış olacaktır. Türk Milleti olarak bizler onurumuz ve kimliğimiz için yaşıyoruz.
........... devamı >>
 
Mustafa Kemal ŞEN
    
    

387  

KURTULUŞ SAVAŞI ÖNCESİ VE SIRASI DURUMLARA BİR BAKIŞ 3

Tüm efe hareketlerini bir vatan severlik hareketi kabul edelim. Bir an, yasaya kızmışların, çapul ve talan yapanların, yöre eğemenleri destekli, baskı sindirme uygulayanların; dağa çıktığını unutup, hepsi yurt savunması için çıktılar desek. Olay en az iki açıdan amaca uygun, isteseler dahi düşemeyecektir. Kendi kurallarını yaşayacaktır.

1- Kontrolsüz güç güç değildir, ilkesi gereği zamanla amaçtan kaymalar ve birbirine hırsla düşürülür olmalar başlayacaktır.
........... devamı >>
 
Bayram Kaya
    
    
    

388  

SADECE KRAL DEĞİL BÜTÜN HALK ÇIPLAK (2) DENEMELER

SADECE KRAL DEĞİL BÜTÜN HALK ÇIPLAK (2)

Sistemsizliğin kuyruklarında ülkemiz insanı, kültür seviyesini ortaya koyuyor. Giderek yozlaşan, saygısız ve bencil bir toplum olduk ne yazık ki. Bencilliğin, saygısızlığın, toplumsal sorumsuzluğun enkazında kalan bir topluma mensup bu insanların; “Ben varım. Buradayım. Yaşıyorum.” demesi için illa ki ses yaratıp, o enkazda ıslık çalması mı gerekiyor?
Çözüm biraz da toplumsal sorumluluklarımızı bilmek değil midir?
........... devamı >>
 
Dilek Fırat
    
    

389  

-----------MEHMET AKİF İLE HASBİHAL

İstanbul’da 1873 yılında dünyaya geldi.Aynı şehirde 27.12.1936 günü Hakkın rahmetine kavuştu.İstiklal Marşımızın şairi; iman ve ideal adamı,karakter abidesi.”Üstad sizi Türkçü olarak görüyorum” diyene şöyle kükrer:”TÜRK’E HİÇ BİR KAVMİN HOROZ OLMASINA TAHAMMÜL EDEMEM.”
Son uykusunu, sonradan nakledildiği EDİRNEKAPI Şehitliğinde kendi adını taşıyan meydanda “BİR HİLAL UĞRUNA BATAN GÜNEŞLER”in yakınında yatmaktadır.
Babanzade Naim,Süleyman NAZİF ve Muallim CEVDET de yanındadır.
........... devamı >>
 
Dursun Elmas
    
    
    

390  

UNİLEVER

Unilever’in sloganı “her yerde, insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak”. Bu çokuluslu şirketin kesinlikle devasa ve giderek artan bir küresel yayılma alanı var. Unilever, her gün 150 milyon insanın “ailelerini beslemek ve evlerini temizlemek için” kendi markalarını seçtiğini gururla ilan eder. Şirket, dünyanın en tepedeki paketlenmiş tüketici malı üreticilerinden biridir ve deodorantlar, güzel kokular, sabun, margarin, çay, donmuş gıda gibi sayısız ürünü dünya çapında satar. Unilever, 150’den fazla ülkede satış yapar ve yıllık yaklaşık 46 milyar dolarlık satış geliri elde eder. En az 90 ülkede yan kuruluşları olan Unilever’in 295 bin çalışanı bulunmaktadır (2000 yılı rakamları) . Unilever, dünyanın en tepedeki 3 yiyecek şirketinden biridir - Nestle ve Kraft’tan sonra - ve dünyanın ikinci en büyük paketlenmiş tüketici malı şirketidir - Procter & Gamble’ın ardından.
........... devamı >>
 
Berzan
    
    

391  

BİR GÜNAH İŞLEDİM PEDER / MONOLOG

(!) bir günah işledim peder!
ne olduğunu sorgulayan soru cümlelerini beklemeden anlatmalıyım,
anlattığım kadar hızlı olmalıyım sonra kaçarken buradan.
anlat(ama) dıklarımı, anlayamayacağını biliyorum peder, anlayamadığınız yerde tanrının bildiğini iddia edişlerinize çok tanık oldum.
aklımı kaçırmak üzereyim pedeer!
işlediğim günaha tanrı nasıl bir ceza verir, söyleyin bana lütfen,
o kadar eminsiniz ki, onun sizinle konuştuğundan, o duyduğunuz seslerin kat'iliği başımı döndürmekte.
o sizinle konuşur peder, beni unutalı çok oldu...
........... devamı >>
 
Emel Özten
    
    

392  

KÖPRÜ

Güneş; bir doğup bir batıyordu bir zamanlar!
Şimdi batmak bilmiyor!
Dakikaların, saatlerin hiçbir değeri yoktu bir zamanlar!
Şimdi geçmek bilmiyor …

Dolu doluyum, değerliyim, şimdi artık “ Benim “ diyebiliyorum.

O kadar sık çocukluğuma dönerdim ki,
Şimdilerde ise unuttum.
Yıllar nasıl geçti unuttum.
Şimdinin harikalığının yaşıyor ve sürekli gülümsüyorum.
Ne geçmişin zahmetleri, ne de gelecek endişeleri …
........... devamı >>
 
Ferit Emre Adaklı
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


08.01.2009 09:49:54

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim