Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  KitapEtkinliklerŞarkılarResimForumNedir?E-KartÜyelerGruplarSMS
 Şiir Bölümü 

Şiir / Şair Arama >> 

 Bu şairlerimizi okudunuz mu? Bu kutuyu gizle!
bu da ne?
 Şiir Ana Sayfa
 Şiir / Şair Arama
 Şiir Listem
 Şair Listem
 Tüm Şairler
 Tüm Şiirler
 Yeni Şiirler
 Top100 Şiir
 A Listesi
 Günün Şiiri
 Rastgele Şiir
 MP3 Şiirler
 Resim Şiirler
 Şiir / Şair Ekleme
 Yetkili Şair Girişi
 Şiir Yarışması
 E-kitap
 Yorumlarım
 
Konularına Göre:
• Aile
• Allah
• Ankara
• Anne
• Asker
• Aşk
• Atatürk
• Ayrılık
• Baba
• Barış
• Bebek
• Doğum Günü
• Dostluk
• Gurbet
• Hasret
• Hayat
• İhanet
• İstanbul
• Kadın
• Mutluluk
• Ölüm
• Özlem
• Savaş
• Sevgi
• Sitem
• Umut
• Vatan

daha fazlası >>

 

IDDIA Konulu Şiirler - iddia Şiirleri

Bu sayfada sitemizde kayıtlı 200,000 'den fazla şiir arasında konusu "iddia" olan şiirleri görmektesiniz. Şiirlerin "iddia" ile ilgili olup olmadıkları sistem tarafından belirlendiğinden konu dışı bazı şiirler listeye karışmış olabilir. iddia Şiirleri, "kaliteye" göre değil, konuya olan ilgilerine ve popülariteye göre sıralanmıştır.

 
 
 
    

257  

NAZIM - ORHAN (BİRÇOK ŞEYE CEVAP)

Bu ülke anlamsız ayrımcılıklar ile yıllarca acı çekti, artık ayrımcılıktan bıkmış bir toplumun edebiyat çatısı altında nasıl birleştiğini, ayrı düşünen iki şairin hikayesini sizlerle paylaşmak istedim!

Yazı, yazar M. Şeref Özsoy'un Kanıksadığım biri Orhan Veli kitabından alınmıştır.

...........................
....................................
.....Lakapların dışında bir de takma isimler vardır. Mehmet Ali Sel, Orhan Veli'nin takma ismidir. Oktay Rifat, 'galiba atmaya kıyamadığı şiirlerini bu isimle yayımlardı' der. Bir de Orhan Selim vardır. O da Nazım Hikmet'in 1934'te başladığı Akşam Gazetesi'ndeki yazılarında kullandığı takma isimdir. Her ne kadar, o yıllarda Orhan Veli'nin ismi pek duyulmadıysa da Nazım Hikmet'in bir kelime oyunu yapmak istediğini 'uydurmamız' yerinde olur:
........... devamı >>
 
Görkem Kaya
    
    
    

258  

ANARŞİZMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ YA DA HAFİFLİĞİN DAYANILMAZ ANARŞİSİ

Birisi bu başlığın altını doldurmalı. Ve Anarşizmin dayanılmaz hafifliğinden de çok hafifliğin dayanılmaz Anarşisini yazmalı. Anarşistler kendilerini kapitalizmin bir yan ürünü değil de felsefi bir duruş sanıyorlar. Hem, insanlık için nasıl bir felsefi duruşsa, içinde bu dünyanın geniş ovalarının, yüksek dağlarının, derin denizlerinin ve bilinmeyen evreninin değil de, bolca nihilizmin, bolca takıntının, bolca sırf sevişmek için sarf edilmiş laf salatasının olduğu kaotik bir duruş… Ve hiç farkında değiller, oradan buradan devşirdikleri onca lafa rağmen kendilerinin de, kendi içinde yıkılmaz yasaları olan, onlardan olmak için onlar gibi yaşamak, onlar gibi düşünmek zorunda olduğun bir topluluk, bir grup olduklarının. Ve kimse benim gibi düşünmek zorunda değil, derken, aslında bunun da karşındakini sınırlayan bir totalitarizm içerdiğinin de farkında değiller. Acaba “Biz” olmasak o içinde kaybolup gittikleri “Ben” kendini neye göre tanımlar. Bitkilere mi, hayvanlara mı, sonra kendisini yavaş yavaş tanrı mı hissetmeye başlar o “Ben”, “Biz” olmasak-“Biz” olmadığımız için. Anarşizm kapitalizmin öyle bir yan ürünü ki, belki de kapitalizmin, dövse de sövse de en sevdiği çocuğu Anarşizm. Eğer Avrupa’daki anarşistlerin içinde biraz olsun Marksizm olmasa, ellerindeki o sopaları da bırakıp, dünya onların kapısını çalana kadar kendi kendilerini, kendi Ben’lerini yaşamaktan başka hiçbir işte çalışmazlardı. Ama hayat bu işte. Kolay değil… Bugünkü dünya onların da kapısını tıpkı yaşayan diğer hepimiz gibi günde bir değil belki bin kere çalıyor. Bu dünyanın köleleri olarak haddimizi bilmemiz için. Ve anarşistler tekelci olduklarının da farkında değiller. Onlar İnsana yakışmayan hiyerarşiye, dayatmacı buyurganlığa karşı çıkmanın en iyi kendilerinde vuku bulduğunu düşünüyorlar. Başkalarının, bunu yaparken samimi olmadıklarını iddia ediyorlar. Sanki samimiyet bugünkü dünyada öyle herkesin çabucak ulaşacağı bir meyveymiş gibi. Ve yine sanki bu dünyanın bir tek atomunda dahi bir sistem, bir işleyiş yokmuş gibi insanlardan hiyerarşiye karşı, kendilerinin de henüz beceremediği saf, ütopik bir duruş bekliyorlar. Ve anarşistler kafalarındaki o ince psikolojiden de habersizler. Şunu iddia edecek kadar incelmiş o ince psikolojiden: “İleride cinsiyetler anlamında kadın-erkek diye bir ayrım kalmayacak! .” Hey hat! Bakara suresi, 18. ayet! Milyarlarca yıldır bu dünya üzerinde canlı olan her şey ve her güzel şey iki ayrı cinsin birbirlerini istemesiyle çoğalmıştır. Tam hatırlamıyorum ama sanırım Denizatlarıydı, Denizatlarının dişisi değil erkeği hamile kalıyor. Ama öncelikle, yine bir dişi var ve yukarıdaki “ayete” tam da uymasa da bu ve benzeri örnekler üzerinden bir genelleme yapmak dahi, bir tür totalitarizm ya da sosyal darwinizmdir. Ve kapitalizmin tam da bugünlerde ve bizim gibi coğrafyalarda anarşizmde en sevdiği yan işte bu cinsel içerikli ince psikoloji; anarşistler felsefe olduklarını iddia ettikleri felsefelerinin en ağır basan yanının, toplumsal yaşamın cinselliğe karşı yöneltmiş olduğu baskıcı tutumuna karşı, örneğin özellikle biz gibi coğrafyalarda, neredeyse sevişmek için bir bahane haline getirilmiş bir tepkiden ibaret olduğunun da farkında değiller. Sanki sevişmek için felsefe yapmak zorunluymuş gibi. Belki de bu yüzden bizde bolca bulunan koftileri şimdilerde hızla süre giden toplumsal çürümenin ilişkiler ayağını, kendilerini kapattıkları anarşist mekanlarda, sürdürüyorlar. İşte özellikle büyük şehirlerimizde kapitalizmin iştahını açan, egemenleri kendi kanlı imparatorlukları için umutlandıran bir nokta. Bir nokta da Anarşizmden! . Yakından tanımak zorunda kaldığım bir derin devlet sever Ankara’nın Kızılay’ına bakıp, çok iyi, bırakalım kendilerini bitirsinler, kafaları uyuşsun ki düşünemesinler diye söyleniyordu. Aslında söylenmek de değil, ellerini ovuşturuyordu. Ki, bırakalım lafı da yerine oturmuş bir laf değil, çünkü uyuşturucuyu bir mama gibi düzenli olarak gençlerin önlerine bırakan da yine bunu söyleyen zihniyetin kendisi. Oysa İnsan nihilizmden değil de, aşktan da sarhoş olabilir, erdemden de. Ama şimdi bu dünyanın kadınları yalnızlaştığı için biz erkekleri de yalnızlaştık. Ve bu dünyanın kadınları yalnızlaştığı için, bir kaosun içinde büyüyen çocukları da…
........... devamı >>
 
Savaş Aslan
    
    

259  

AKLETME ÜZERİNE SESLİ DÜŞÜNMELER

İnsan’ı zihinsel niteliklerini önceleyen bir varlık olarak düşünürsek,onu diğer yaratıklardan ayıran olgunun zihinsel(kalbi) altyapısı olduğu gerçeğini kabul etmek zorunluluğu da doğar. Bu gerçeği kabul etmek insan zihninin bomboş olarak oluşmadığını, ona bir takım programlar yüklendiğini(zihne kazınmış bilgi diyelim isterseniz) ve insan üst kimliği ile donanmasında bu programı işletebilir ve detaylandırabilir bir seviyeye getirmekle alakalı olduğunu da iddia edebiliriz. Bu iddiamıza örneklemeyi, konuşmaya yeni başlayan bir çocuğun çevreyi gözlemlerken sorduğu,bizlere yönelttiği çeşitli soruları düşünüp gözlemleyerek yapabiliriz.
Öyleyse nedir insandaki zihinsel yapının temel taşı? sorusu cevap arayışımızın ilk etabını teşkil eder. Günlük konuşma dilimize yerleşmiş bazı deyimler bizlere çeşitli ipuçları sunar niteliktedir. Misal; anlamayan, düşünmeyen ve zalimliği ilke edinmiş biri için ‘’ kalb gözü kapalı’’ tabirini rahatlıkla kullanırız. Bu kadar önemsediğimiz ve üzerinde düşünmekten kendimizi alamadığımız kalb, zihinsel yapılanmamızda ve hayata dair eylemlerimizde bu kadar yönlendirici oluyorsa, yürek diye adlandırılan bir et parçasıyla aynı şey olabilir mi? Bizler araştırma, sorgulama, analiz etme, şüpheye düşme, galib zann’a ulaşma, vehimlerimizi soruşturma, düşünüp fikir üretme, deneyip yanılma metoduyla bir sonuca (akletme) ulaşmaya çalışırken tüm bu işlemleri kanlı bir et parçasıyla yaptığımızı düşünürsek, yanlış bir yerden bakmış olmazmıyız? Burada bir Kızılderili Bilge’nin ünlü felsefeci Carl Jung’ a verdiği cevaptan bahsetmeden geçemeyeceğim;
‘’ Siz batılılar acaip şeyler söylüyorsunuz! İnsanın beyniyle düşündüğünü iddia ediyorsunuz. Halbuki; insan kalbiyle düşünür’’ mealinde bir serzenişti. Evet, insan kalbiyle düşünür,fikre ulaşır,iradesini kullanır ve eyleme geçer. Bütün bu fiillerinde yanılabilirde, isabette kaydedebilir. Ya da vardığı sonuç; o an için çözüm olabilecekken, başka bir zaman da fikir olarak dahi düşünülmez. Bütün bu eylemler akletmeye uzanan yolda bir km. taşıdır ve zann’ı ifade etmenin dışında bilimsel bir değeri yoktur. Aklediş; bir değerin veya kesinlik ifade eden bir gerçeğin,insan kalbiyle ulaşılan hüküm bildiren sonucun birebir örtüşmesidir. Hayatın binbir yüzünde var olan bu gerçek olguların tanımlanması ve açınımı için sürekli gösterilmesi gereken bir gayretin yaşama monte edilmesi çabasıdır da…
Burada yapılması gereken bir saptamada;
İnsanın bu gayreti bir veya birkaç konuda gösterebileceği,hayatın binbir yüzüne ilişkin gerçeklerin tümünde akledişe uzanamayacağını bilmektir. Öyleyse bize sorumluluk yükleyen akletme çabası nerelerde ‘’olmazsa olmazımız’’ olmalıdır? Sorusu cevaplarını aramak zorunda olduğumuz bir sorudur.
Hangi insan ‘’ ben kimim,neyim,nereden geldim,nereye gidiyorum,hayatın gayesi nedir? ’’ vs. gibi soruları sormadan durabilmiştir? Bu sorular bizlere yüklenmemiz gereken değerleri ve bu değerlerin yaşamsal açınımı üzerinde düşünmemizi beraberinde taşır. Bunları yaparken endişeler taşımak, vehimlerimizin cevaplarını bulmak,korkularımızı izah etmek,düşünüp ifade edebileceğimiz fikre ulaşmak ve hayata geçirilişinde kullanacağımız irade, kimliğimizin ve tarafımızın isimlendirilmesi olacaktır. Belirlediğimiz seçim kendi sınırlarımızla çevrelendiği için,geniş ve gözetici bir yol göstericilikle çakışan galib zanlarımızın bizi akıla götüreceği gibi, ona boyun eğmeyi ve sonsuz kuralın belirleyiciliğine hakkını teslim etmeyi de getirecektir. Nesnenin ve eylemin doğasına kazınmış bilgiye ulaşmak ve onu gerek insan ve gerek toplum için kullanılır ve işe yarar hale getirmeyi akletme olarak adlandırabiliriz. Bu sonuca ulaşmaya çalışırken gösterilen tüm eylemleri AKLEDİŞe giden yolda gösterilen çabalar ve ve varılan zann’lar olarak görebilir ve asla bu akıldır diye direkt irtibatlandırmayız. Aklediş kesin sonuçtur ve Akıl İLAHİ’dir. Tasavvurlarını yaptığımız,tahayyüllerini oluşturduğumuz,görmediğimiz ne varsa bilmeyi ve öğrenmeyi gerçekleştiren en önemli silahımız ve insan sayılma özelliğimizdir. Akletmeyen kalb; hastalıklı ve marazlı bir kalb’tir. Kesinlikle insan olma değerlerini anlamayan veya vehimlere saplanarak oluşturan,zanlara bilimsel kılıf uydurup,kendine yabancılaşan insanı tarif eden bir kalptir.
........... devamı >>
 
Ahmet Salı
    
    
    

260  

K-3 AD. AYDIN İNSAN…

Aydın düşüncesi
Akla gelince
Aydınlık düşüncesi
Aklıma geliyor

Aydınlık ise
Aydınlığın tersi karanlığın
Aydınlıkta olamayacağıdır
Aydınlıkta karanlık varsa
Aydınlığın bulanıklaşacağıdır

Aydın düşüncede
Aykırı tüm fikirler
Ayrılmaz değildir birbirinden
Aykırı düşünceler aykırılıklarıyla
Aydınlıkta, ayrılığı yaşarlar her zaman

Aykırı düşüncelere
Ayrı yasalar belirleyip
Aykırılığı cezalandıran
Adaleti cezada arayan düşünce
Aykırılığa kendi doğrusunu dayatandır
Aydınlık dayatmalar kabul edemez
Aydın düşüncede dayatmalar varsa
Asla aydın düşünce olamaz
........... devamı >>
 
Mehmet Çoban
    
    

261  

ATA’YA RAHMET

ATA'm toplumun her kesimini aynı sevgi ile kucaklamıştı, birini ötekinden ayırmamıştı.

Devrimler yapmıştı ama insanlarin İNANCİNA tek söz etmemişti. Kaldi ki, ATA'nın söylediği iddia edilen sayısızca sözlerin ATA'ya ait olduğuna, hem sosyoljik açıdan, hem tarih açısından, hemde ATA'yi en iyi anlayan insanlardan biri olarak, o sözlerin ATA'ya ait olmadığını biliyorum. ATA'nın karakterine asla uymayan sözler atıldı ortaya ve halen uydurulmakta, bu ülkede.
........... devamı >>
 
Muammer Çelik
    
    
    

262  

LÜTFEN,

Kendimize gelelim
Gerçekleri görelim

Filistin’de Lübnan’da
İnsanların kanı dökülüyor

Halklar isyan ediyor
Ülkeler susuyor
Ve savaş istemeyenler
Ve aydınlar çağırıyor

Birleşmiş millerler
........... devamı >>
 
Mehmet Çoban
    
    

263  

YÜRÜYÜŞ (039 - YUKARILARDAN…)

Bu gün içime gömüldüm
Düşüncelerimi düşündüm
Hayatın bir yerinden
Düşüncelerin bir yerinden
İdeallerin bir yerinden
Doğaya, insanlara bakıyordum
Baktığım yer ortalamaydı
Ne çok fakir, ne çok zengin
Ne çok güzlü, ne çok zayıf
Güzel ve rahat bir ülkede
Savaşsız barışın olduğu yerde
Yokluğu fazla yaşamayan
Ortalama, vasat bir yaşamdı

Dedim bu gün değiştireyim
Bakışlarımı çevireyim
Birde başka yerlerden
Hayatımı, ideallerimi
Düşüncelerimi seyredeyim.
........... devamı >>
 
Mehmet Çoban
    
    

264  

KÂSIM'LAR BİTMEZ! ..

KâSIM'LAR BİTMEZ! ..


Bir Kâsım var idi, Molla derlerdi,
'Yektâyım ilimde! ' diye ünlerdi,
Edebiyâttanda gayet anlardı(!)
Tâbi ki, kendince! .. Yanlıştı hükmü,
Çay'ın nizâsı bu, Deniz'le çok mu? !



Birgün bir Irmağın vardı yanına,
Çevirdi yüzünü suyun yönüne,
Nefsi kibr dağını dikti önüne
Aklınca mugayir Yunus şiiri
Şeriata uymaz yapar çeviri!



Atar, her sahife suda Balık'tır
Her şeyi var eden Yüce Halık'tır
Sebepler içinde sebebi ok'tur
Anlamadı Molla zanla iş tuttu,
Binlerce şiiri ırmağa attı!
........... devamı >>
 
İlhami Erdoğan
    

??
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız:


08.01.2009 09:49:27

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim